Değiniler- 39

Değiniler- 39

YAKAR Kİ YAKARASIN!

Gaflete bürür ki Yanasın. Yakar ki Yakarasın. Yakartır ki Arınasın. Arıtır ki Anlayasın. Anladın mı bittin sen, sırf Kendidir seyreden!

BEYİN VE SİSTEMİ; TOPRAK MİSALİ

Toprak ve İklim kendi özelliklerince beslemiş tohumu. Tohum yeşermiş, büyümüş, meyve vermiş. Çiftçi etrafa anlatıyormuş:”Ben”im eserim! (.?!.)

Çalışmış çabalamış çiftçi. Tam ürün derecek, dolu vurmaz mı tarlayı? Yıkılmış. “Takdir-i ilahi” demiş garip. Ürün alırken kimin takdiriydi?!

Egede Zeytinliğe, Akdenizde Portakal bahçesine gıpta etmiş. Fide almış ikisinden de. Köyünde yetiştirecek. Yetişmemiş tabii. Köyü Çorum’a bağlıymış…

Kıraç arazide su istemeyen sadece yağmurla beslenen tohumlar; sulak arazide ise her tür ürün yetişirmiş. Arazi ve su mühimmiş ürün almada.

Sadece tohumu ekmek, sulamak da yetmezmiş ürün için. Her bitkinin, her meyvenin zararlısı varmış. Arada bir haşere zehirleme de elzemmiş…

Mısıra dadanmış domuzlar. Eskiden gece nöbet tutarmış. Şimdilerde tarlayı hoparlörle donatmış. 20 dk.da bir teypten kurşun sesleri. Rahatlamış.

Babadan görme usullerle devam ediyormuş çiftçimiz. Ülke dünyaya açılınca hayvansal gıda, tarım ürünleri ithal edilir olmuş. İsyanlardaymış!

Tarımsal teknoloji gelişse de Çorum’da zeytin, Antalya’da çay yetişmemiş. Sadece toprak, sadece teknik yetmezmiş. İlla iklim, illa iklim…

Çölde sebze-meyve tohumu üretmiş, dünyaya satarmış İsrail. Konya kadar toprağı olmayan Hollanda, hayvansal ürünlerle dalmış pazarımıza. İş bileninmiş!

Sana çiftçi, tarla, iklim, tohum, ürün üzerinden anlattım Dünyanı. Belki de beynini, işlevlerini. Oku, geriye doğru. Haydi Mübarek olsun!

BİLDİĞİNİ OKUMAK- BİLDİRİLENİ OKUMAK

Bildiğini okuyan; Bildirileni OKUyamaz!

Bildiğini okuyan; Sistemi OKUyamaz.

Bildirileni okumadan bildiğini okumak; Deccaliyete, Bildirileni okuyarak bildiklerini sıfırlamak Mehdiyete götürür.

“Bildirirse bilirim, sevdirirse severim” dedi. Hem bildirdiler, hem sevdirdiler. Çok bilen ukalaya ne mi oldu? Kaydını defterden pardon gönülden sildiler…

BİLDİRİCİ VE SÜRÜLEŞME EĞİLİMİ

Evrensel Bildirinin özünü Allah Sistemi ekseninde öğrenmemişti. Her bildiriciyi O zannedip düştü peşine. Uçuruma koşan koyun sürüsü gibi…

Evrensel Bildirinin özünü bilmediği gibi duygusal yorumu gerçek saydı zihni. “Bu yolda nice başlar kesilir hiç soran olmaz”a kervanına dâhil oldu, kurban gitti dediler.

Bilgilerini yoklayanın değil, ilgilerini okşayanın yoluna yöneldi. Pek bir mutlu imiş gerçeğe gözlerini yumanlar ağılında…

Hakikatin ölçütlerini bilmeyen; eskiden İstidracı Mucize, Sihri Keramet sanıyordu. Şimdi mi? Astral Seyahati Miraç, Terapiyi Tezkiye sanıyorlar!..

Diyelim ölçüleri bilmiyorsun. Şunu bilmen ve uyman da yeter: Hakikatini göstermek, bilincini arıtmak için para alandan kaçabildiğin kadar kaç! Kaç ki aldanmayasın, yanmayasın!

Meydan okuyan, meydanı OKUyamaz!..

Meydanı OKUyanda meydan okuma tavrı kesinlikle görülmez.

Nice kılavuzlar Hakkın yolunda. Kimi Bildirir, kimi Buldurur, kimi Oldurur, kimi Öldürür. Öldürene sevdalanan âşık “Ben”i verir de KURB-ÂN olur…

“ALLAH” ESMASI ZİKREDİLİR Mİ?

- “Allah” esmasını zikretsem mi?

- Hayır.

- Ama tüm esmaları birden tetikler, çoğaltır dendi.

- Hayır. Neden zikretme dedim, iyi düşün…

Ehli, çeşitli esmaları çeşitli sayılar, gruplar halinde önerir DUA VE ZİKİR de. “ALLAH” esması zikredin dememiştir. http://ahmedhulusi.org/tr/kitap/dua-ve-zikir

“ALLAH” dendiğinde toplumsal bilinç, beşerin genetik bilinci bunu “TANRI” olarak suretlendirme ve anlama eğilimindedir. Bir de zikredersen ne olur?!

“Hazreti Allah” diyen hocalar, böyle hitap eden vaizler vardır hala. “Hazreti Ali” derken aklına bir insan geliyor… “Hazreti Allah” dersen aklın neyi hayal eder?!..

Ona sormuştum “Ehlullah genelde Allah yerine Rabbimiz, Rabbül Alemin diyor neden?” “Yaşın küçük, öğrenirsin daha” demişti. Konu sandığımdan da ciddi imiş gerçekten.

Ehli, “Hazreti Allah” demediği gibi din âlimlerinin çoğunun eserlerinde kullandığı “CELLE CELALUHU” ekini (Allah c.c) de kullanmaz. Nedense?!

Rabbimiz, Rabbül Alemin olarak Allah ismiyle işaret edilenden bahsetmek; beynin “Allah” duyar duymaz Tanrıyı canlandırmasının önünü keser.

Celle Celal; Celali Şiddetli. Celalli diyorsun bazılarına değil mi? Her Allah deyişinde “Celali Şiddetli” dersen; talebin,davetin neye olur?!

NEDİR ŞU AŞKIN GERÇEĞİ?

Senelerce dirsek çürütüp kapı gibi diplomalar, yaldızlı sertifikalar aldıktan sonra “Cahilsin” hitabına “Öyleyim, Öğret” diyebilmektir Aşk.

Teslim alanın alma, teslim olanın olma derdine düşmeksizin Teslimiyetin zirvesini yaşadığı; ikilik suretindeki Tekilliğin adıdır Aşk.

“Şimdiye kadar bütün bildiklerin boş, Rahmanî zannıyla Şeytanî İlim almışsın” diyenin sapladığı hançerin acısında inşirah bulmaktır Aşk.

Kişinin derûnunda mevcut Özün, BEYİN tahtını ele geçirerek HALİFEyi hapseden BEŞERi tasfiye ve tahtı asıl sahibine iade sürecine AŞK denir.

İsmi Aşk olan, kendini seyretmeyi dilemiş. Biri aşık, biri maşuk giyinip koşmuş meydana. Oysa ismi Aşk olanın gayrısı hiç bir zaman olmamış.

Özdekini gayrı sanma özürlü Beynin, bilinci beşer köleliğinden kurtaracak olanı kendi önüne çıkarması, sonra dışarıda MAŞUK sanması yok mu?!

Hakikat-i Muhammedi; Rahman- Rahim aynasında Besmele yaşamak istemiş, bizim kafadarlar da kendilerine pay çıkarıp âşık-maşuk olduk demişler!

SERİÜL HİSABIN GÖZDEN KAÇAN BOYUTU

İsrail’e “Özür dile” baskısı yaparsın; gün gelir, akış döner, Rusya sana “Özür dile” baskısına başlar. Seriül Hisabın bu boyutu da var mı?!

İsrail’le köprüleri atarsın, yalvarırlar; Hayır illa özür dersin. Rusya köprüleri atar, rica edersin hayır illa özür derler. Hay Allah’ım Hay!

Rusya karşısında gaza sıkışırsın, İsrail der ki gelin görüşelim size doğal gaz verelim. Masaya oturur görüşmeye başlarsın. Hay Allah’ım Hay!

Bir konuda % 100 haklı olsan bile kimseye zulmetme! Unutma ki Seriül Hisab-Zülintikam haklılığa göre işlemez! Müslümanlığa göre hiç işlemez!

“Öldürürken bile güzel öldürün” tavsiyesi vardır Allah Rasülünün savaşa çıkan sahabesine. Savaş hali bile zulmetme hakkı vermez kimseye!

“Dinde zorlama yoktur” (Ayet)  Muhatabı zorlamak sadece ego tatmini ve alkış getirir.  Ehlullah zorlamaz; teklif eder, seyreder. Ve Yanmaz!

Haklı bile olsan birinin, karşında kedi önündeki fare gibi ezilmesinden tuhaf bir haz alıyorsan bil ki aynı ezikliği yaşamadan ölmeyeceksin!

Zorladığın konunun arınması aynı yerden zorlanmakla yaşanır Seriül Hisab-Zül İntikam gereği. Sen sen ol, hiç kimseyi, hiç bir şeye zorlama!

Biri senden özür diledi ve helallik istedi. İçinde tuhaf bir haklılık gururu hissediyorsan henüz “Hayvanlık”tan çıkamadığının işaretidir bu!

EHLULLAHA HÜRMET; EBEDİ MUHABBET

Henüz 14 yaşında tahta çıktı, 14 yıl hükümranlık sürdü ve 28 yaşında vefat etti genç padişah. Mahzundu. Fetihler, gazalar yapamamıştı.

Aziz Mahmud Hüdai Hz.ne çok özel hürmeti vardı. Hastalıklı halinde hocasına “Unutulup gideceğim, seferlere çıkamadım” dedi. Hocası gülerek; “Padişahım, senin adın âlemde öyle bir yaşayacak ve anılacak ki, sefer eden atalarının da önüne geçecek. Sen ki Ehlullaha hürmet ettin” dedi.

Yaptırdığı Camiyi Hüdai Hazretleri açtı. Evet, sefer yapmamıştı. Evet, güçlü icraatları da yoktu. Adı asırlardır dillerde ve gönüllerde…

Denizle göğün kucaklaştığı mavilikte yükseldi Camii. Batılılar “Blue Mosque” dediler. Biz “SULTANAHMET” dedik.

*

Ehlullaha hürmetsizlik- muhalefet edenlerin iflah olduğunu hiç görmedim. Ehlüllaha hürmet- muhabbeti olanların da yıkıldığını hiç görmedim.

Hayalindeki Tanrıya “Allah”, hayalindeki büyük postacıya “Peygamber” etiketi vuranlar nereden bilsin, Ehlullahın Sistemdeki yerini, işlevini?

BİR KORUNMA KALKANI; ÖZÜR DİLEME

Yeterince anlaşılamamış, değerlendirilememişseniz; tezinizde haklı, doğrultunuzda gerçekçi olsanız bile özür dilemeniz faydalı olacaktır.

Bilinç seviyesi itibarıyla anlayamayanlar; yanlış anlamayı doğru algılama gibi yaymaya başlamışsa; haklılığınız korunmanıza yetmeyecektir.

Anlaşılamadığınız, yanlış algılara mahkûm edilmek istendiğiniz noktada en güzel korunma “Haklısınız, ben özür dilerim” deyip çekilmektir.

Mimar Sinan, Selimiye minarelerini kalem zarafetiyle inşa etmiş ama “Minare yamuk” diye çarşıda bağıran bir veledi itibara alıp halkı toplamış, yamuk denen minareye urgan bağlatıp çocuk “Düzeldi” diyene kadar çektirtmişti. Maksat, yayılacak yanlış algı ve dedikoduyu önlemekti…

Geceleyin zevcesi Safiye ile sokağa çıkan Allah Rasülü, köşe başında laflayan gençlerin yanına varır: “Bu nikahlım Safiyedir, bilesiniz” der.

“Aman Ya Rasulallah bu açıklamaya ne gerek var” diyen gençlere Allah Rasülü “Olsun, ben yine de söylemiş olayım” demiştir.

BAKIŞ AÇISI- VERİTABANI

Veritabanına “bağlı” olarak kişinin bilincine egemen olan hayatı, bilgiyi algılama, değerlendirme tarzına “Bakış Açısı” denmiştir.

Kişi istediği kadar hoş görülü, relaks, sevecen, objektif olduğunu söylesin her birimin bilincine postu sermiş bir bakış açısı vardır.

Bakış Açısı dünün, önceki yılın değil; insanlık tarihi kadar eski DNA birikiminin, gelişim aşamasında alınmış kayıt ve bilgilerin meyvesidir.

Açı kavramı nasıl ki bütünün bir bölümüne ait aralığı ifade ediyorsa, Bakış Açısı kavramı da öylece bir algı aralığı ve kesitsellik içerir.

Bakış açısını genişletenler, bunu 90 dereceye çıkaranlar olabilir, hayatının bir aşamasında 180 derece dönüşle açı değiştiren de olabilir…

360 derecelik bakış açısı her kişiye nasip değildir. Böylesi bir sürekli dönüş olsa olsa Aşkın Pahasını Ödemiş, Benlikten Geçmişlerin işidir.

Şeyhi Ekber Muhyiddin Arabi ks nin zahir ehli tarafından küfürle ithamına neden olan “ARİF İÇİN DİN YOKTUR” sözü acaba hangi gerçeğe işaret?

“Bir kimse hakikaten Arif olursa; belli bir inançla kayıtlanmaz, belli görüşlere bağlı kalmaz.” {Şeyhi Ekber Muhyiddin Arabi ks}

Şeyhi Ekberin inançla kayıtlanmama, görüşlere bağlanmama sözü; kesitsel algıların; bakış açılarının düştüğü 360 derecelik seyre işaret eder.

Ehlullahın, bilgi ne kadar yüksek olursa olsun “İLLE DE AŞK” demesi; kayıtsız, bağsız Tek- Bir- Bütün seyrine sadece Aşkla geçilmesindendir.

GENLERİNDE ALLAH DÜŞMANLIĞI OLANLAR

Şunu çok iyi biliyoruz ki bu ülkede Allah, Din, İman dendiği zaman kırmızı görmüş boğaya dönenler hep olmuştur, olmaya da devam edeceklerdir.

Bazen insan hakları, bazen adalet, bazen özgürlükler, çoğunlukla çağdaşlık üzerinden kinlerini kusarlar Dine ve Dine dair olanlara…

Dine öfkelerini – akılları sıra – en iyi sakladıkları ambalajlardan biri de “Sanat ve sanatsal olana değer verme” argümanıdır.

CECELİ; AŞK İÇİN GELMİŞİZ

Neymiş; Sevgili Mustafa Ceceli müzikalite, parçaların ruhu konusunda uygun davranmamışmış! Neymiş, bazı mısralar yanlış okunmuşmuş!

Mızrak çuvala sığmıyor efendiler. Derdiniz müzikalite veya deyişin mısraları değil! Bunu herkes biliyor artık. Derdiniz Dinle, Allah’la.

Çatlasanız da patlasanız da AŞK İÇİN GELMİŞİZ; bu yılın hit albümü olacak. Çıldırsanız da kudursanız da gönüller Allah ve Aşkla coşacak!

Mustafa Ceceli bu albüme yepyeni bir ruhla engin gönül titreşimleri yüklemiştir. Bu albüm, gelecek nesiller için büyük bir çığır açmadır.

Mustafa Ceceli büyük bir çalışmaya imza atmıştır. Müzik alanında AŞK İÇİN GELMİŞİZ, bir milat, bir dönüşüm eşiği olarak tarihe geçecektir.

Müzik ruha dokunur, duygulara dokunur, gönle dokunur. Mustafa Ceceli doğrudan “İnsanların Hakikatine”; “Özüne” dokunmaktadır bu albümle.

‘Sevmek, sevdiğinle yok olmaktır.’ İnşallah 2016 AŞK YILI olsun, insanların üzerindeki kir pas kalksın.

AŞK İÇİN GELMİŞİZ albümünü dikkatle dinleyenler görecektir ki hem yeni hem de klasik eserlerde çok özel tonlamalar, vurgular seziliyor.

Belli ki AŞK İÇİN GELMİŞİZ albümünde Ehlullahtan dillenen Hakikat gönüllerde titreşsin diye çok özel bir gayret ve hassasiyet gösterilmiş.

Deccaliyet, İlluminati kodlarıyla görsel-işitsel yayınları etkileyedursun; Mehdiyet tınısını AŞK İÇİN GELMİŞİZde işitmekten çok mesut oldum.

AŞK İÇİN GELMİŞİZ, Erz.İbrahim Hakkı,Y.Emre, Anonim Ehli Beyt Gönlü ve Ahmed Hulusi’nin Öz İslam adına Deccaliyete “Siz Bittiniz” mesajıdır.

HANGİ AŞK İKİLİK; HANGİ AŞK SIRF VAHDET?

Mülhimede tadılan Aşk ile Allah Sistemi bilgisi oturduktan sonra yaşanan Aşk arasında kavanoz yalamakla bal yemek kadar derin fark vardır.

Aşka “En güzel ikilik yaşamı” diyen de “Yüksek frekansa ancak aşkla çıkılır” diyen de aynı zat ise, aşkın boyutları daha derin düşünülmeli…

Sünnetullah gerçekleri oturtulmadan yaşanan duygu patlamasına aşk etiketi vuranların yaşadığı avuntuya işaretle “Aşk; ikilik, şirk” denmiştir.

“En güzel ikilik yaşamı” olan aşk, nasibi olanı Vahdet Yaşamına da taşır. Tabii ikiliği vahdet, avuntuyu hizmet sanmayacak kadar uyanmışsak.

Hızlandırılmış lütuflar sürecindeyiz. Ehlullahın dizeleriyle parlayan Aşk nağmeleri; ikilikten vahdete gidişi kolaylaştıracak göreceksiniz.

AŞK İÇİN GELMİŞİZ gerçeği âleme en güzel yolla ilan edilmişse; emin olun aşkın, muhabbetin, vahdetin yaşamı kolaylaşacaktır samimi yönelenlere.

Sevebilen Görebilir. Görebilen Ölebilir. Ölebilen Erebilir.  Beşer dünyasından İnsan Uzayına çıkmayı niyete alana fırlatma rampasıdır Aşk!

Önüne gelen binemez uzay aracına. Uzay üssünde eğitimler alınır,arınmalar yaşanır uzun uzadıya. Sonra işin başındaki dilediğini çeker, seçer.

Sevemedi ki Çeksinler, Göremedi ki Seçsinler! Dağ gibi ego,dünyevi bağlar sırtında, beni de alın füzeye diyor. Bor’dan Niğde’ye yol gider  :-) 

“O gün nice yüzler pırıl pırıl parlayarak Rablerine bakar” ayet miydi? Kıyamet günü cennetlikler mi onlar? Yoksa kıyameti kopan Aşıklar mı?!

Rabbül Alemiyne adanmış “B”ir bilinçti Meryem. Kulluğunda hiç falso vermedi. Aşkının meyvesiydi İsa. Düşünenlere ne çok şey söyler Meryem!

Aşkı tattırarak seni beşeriyetinden soyan, İnsanlığa taşıyan; “OYUNCAK DÜŞMANI”dır. Ben onu sembol diliyle anlattım: http://tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/mehmet-dogramaci/oyuncak-dusmani/

Sevebilmişsen; sevildiğindendir. Sevdirmişse; sende sevgi seyretmek istediğindendir. Sever, bildirir; seçer, öldürür ve de oldurur.

Bildi, sordu, sorguladı. Hiç fark edemedi ki bildikçe robota, kompütere dönüşmüş! Bir gün benzersiz bir nurla parladı yüzü. “Aşıktır” dediler.

Beden- bedensellik kafesinde hapsolanın; İnsan eliyle parmaklıklar kesilerek özgürleştirilmesidir Aşk. Milletin Nur dediği “O”dur, “İnsan”dır…

Hiç kimse kendi kitaplarını [değerlerini, yargılarını, kayıtlarını] kendisi suya [Aşka] atamaz! Samimi ise, bir gün gelir BİRisi O atar!

En çok neye gülerim? Sorarlar; “Benliğimden nasıl geçebilirim?” Sen benliğinden geçemezsin yavrum. Nasipliysen; gelirler, elinden tutarlar ve geçirtirler!..

Bilgileri yığacak, kitapları yutacak, düşüncelerini geliştirecekmiş de Allah’a erecekmiş! Ne güzeldir çocukluk hayalleri! Büyürler inşallah…

- Ben kendim, benliğimden geçebilirim, zorlaştırmayın geçerim işte…

- Sen kendi boynuna bıçak çalabilen koyun gördün mü? Otur yerine, edepli ol…

- Hemen anlat, ne varsa bildir, ben de hemen ereyim Allah’a.

- 1 yaşını bitirmeyen koyun, 2 yi bitirmeyen dana Kurban olmuyor çocuk. Ağır ol.

Bilgi çoğaltmakla olsa kompüter de aşık olurdu. Hünerle olsa robot da aşık olurdu. Ne bilgi, ne hünerdir Aşk! “SÂDE”ce “İNSAN”a özgüdür…

“Biz Kur’an’ı bir dağa inzal etseydik paramparça olurdu” BİZ AŞKI BENLİKTE AÇIĞA ÇIKARSAYDIK; HİÇLİĞİ YAŞAR YOK OLURDU!

“Biz Ateşe, Ibrahim’e serin ve selamet ol dedik.” DIŞARIDAN BAKANA GÖRE YAKICI ATEŞ; TADINI ALANA, YAŞAYANA SIRF HUZUR VE CENNETTİR AŞK.