Değiniler- 40

Değiniler- 40

DERTSİZ KİM, DERTLİ KİM?

“Firavunun hiç başı ağrımadı.” Allah Sistemini BENine göre okuyanın “Gerçek bildiğim mi yoksa yanılıyor muyum?” sorgulaması hiç olmadı.

“Firavunun hiç başı ağrımadı.” Gerçeği bildiğinden ibaret görenin ne yeni arayışı olur, ne de bu arayışın getirisi bir sınav yaşar.

“Firavunun hiç başı ağrımadı.” Bedenselliğini, İnsani Hakikat zannederek Şeytaniyetin kölesi olana hakikati, Özünden hiç seslenmedi !!!!

Mevleviler karşılaşınca selamdan sonra “Belân Bol Olsun Kardeşim” derlerdi. “İlminin Stajı Sahneler Yaşa ki İlim Kökleşsin Sende” niyazıdır bu!

Yunus Emre; şiirlerinde DERT kavramını çok kullanır.  “Derdim Vardır İnilerim”, “Dert Şarabın İçtim Bostanım Yağma Olsun.” Anladığın DERT mi o?!

Yunus’un “DERT” dediği “Hakikatini arama amacıyla daimi bir sorgulama hali içinde olmak” demekti. Senin gibi sızlanma, mızıklanma hiç değil.

“Dert şarabı içtim bostanım yağma olsun” (Yunus Emre) Hakikatimi sorgulayarak eriştiğim gerçekle öyle hoşum ki benliğimi yele verdim gitti.

Yunus’un küçük yaşta başlayan “Dertli Dolap” aşkı; Evrensel Sistemin sonsuz-sınırsız bir döngü, bir devinim olduğu farkındalığına aşkıdır!

AŞK İÇİN GELMİŞİZ BİZ BU CİHANA

Aşkın Hakikati yaşandığında yangın alevleri değil; İlim nurunun su gibi berrak idrakleri taşar gönülden…

Korunma ve korunarak hızlı idrak sıçramaları yaşamanın en kolay, en etkin, en kestirme yolu; Ehlullah Gündemine Odaklanmaktır.

“Madem ki ben bir insanım” ile Ehli Beytin müzik ve medya gündemi  üzerinden bilinçlere el koyduğunu nasıl fark etmez İnsan!?..

“Aşk için gelmişiz biz bu cihana”; insana yaratılış gayesini hatırlatma noktasında ne dehşet bir uyandırma v silkelemedir görebiliyor musun?

EVET, AŞK AMA NE, AMA KİME?

Cinsiyet üstü bir açığa çıkış olarak insanı Halifeliğiyle yüzleştiren aşkı; beşerce, beş duyu değerlerine hapsetmekten Aşk’a sığınırım.

İnsanın belli olgunluk süreçlerinden sonra kendi Rabbini Bi-İnsan suretinde ayan beyan karşısında görmesiyle oluşan Vedud alanına Aşk denir.

“Kibir”den arınmış samimiyet sahiplerine Allah Hibesi; hazineler hazinesi, lütuflar lütfudur Aşk.

Bilgiyle gelen kibir, takva sahibi olmakla gelen kibir, makam- itibarla gelen kibir, şöhretten doğan kibir atılamadan Aşkı tatmak mı? Hayal.

Yaşadığın seni yakıyorsa bil ki o asıl Aşk değil. Nar yakar, Nur yakar mı? Güneşin harareti var; Ayın var mı?

“Ben Ay’ımı yerde buldum ne işim var gökyüzünde / Benim gözüm yerde gerek bana rahmet yerden yağar” demiş Aşık Yunus.

Okuduğun İlim, seyrettiğin Vecih,İşittiğin Kelam,Sezdiğin Mana “Hepsinden farklı, bu başka!” dedirtmişse sana, Mi’racın; Aşkın mübarek olsun.

Vechinden veche bakarak Vechullah Seyridir hedef. Vechinden veche bakış sade Aşıka nasipse Vechullah Seyrinin olmazsa olmazı neymiş o vakit?

“Aynalı olmadan anlatıveresim gelmez!” Aşkla benliği eriyen biri olmadan sohbetin de ilmin de hayatın da tadı olmaz! http://youtube.com/watch?v=PmXHaw39-dw

OKYANUSUN HALİ

Okyanusa çöp atanlar olmuş. Anma günlerinde çiçek bırakanlar da. Okyanus çöpe de çiçeğe de aldırmamış. O her an sadece “Kendi”ni yaşarmış…

Okyanusun birini boğmak veya tepesinde taşımak derdi de olmamış hiç. Yolunu bilen tonlarca gemi yüzdürmüş. Bilmeyen dalgalarda kaybolmuş…

BÜLUĞA ERDİN Mİ?

Bedenin bülûğu Şehvetin,Şuurun bülûğu Haşyetin açığa çıkışıyladır. Hakikatte, Aşkı tatmayan bülûğa ermemiştir. Çokları sabi gider dünyadan.

Meyvesi Haşyet olan aşk ile meyvesi Şehvet olan aşk aynı mı? İkisi de Veduddan ama biri Beşer Vadisinde, biri Halife Yaylasında görülür…

SÜNNETULLAHI OKUMAK AŞKLA!

“İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı.” Nur; sadece Aşk idi, onu bilginler kararttı!..

“Aşk var idi ve onunla beraber hiç bir şey yok idi.” Hala da öyledir; sadece Aşk var, gayrısı hiç var olmadı.

“Arınmamışlar ona dokunamaz” Bilgiden arınmamışlar, çok bilenler Aşkın kıyısına bile yaklaşamaz.

“Canı çıkasıca; nasıl da ölçtü biçti!?”  Ölmeden evvel ölesice, nasıl da bilgi ve düşüncelerle bir ağ, bir koza ördü kendine!..

“Kısmetsiz köpeği kurban bayramında uyku basar!” Nasipsiz beşer, Aşk yayını patlamışken ilim çözümlemelerine dalar.

“ANda yaşamak” diye ne çok lakırdılar edildi, ediliyor. Uzun lafın kısası mı? “AŞKta yaşam; ANda yaşamdır” Yok daha ötesi. Konu kapanmıştır!

HAKİKAT EHLİNİN GARİP HALLERİ

Hakikat Ehlinin insanlara tuhaf gelen, yardırganan bir tavrı da etrafında olanların büyük kısmını kendini özel hissettirecek övgülerle sürekli uçurmasına rağmen bazısını sürekli yere vurmasıdır.

Hakikat Ehlinin, şahsıma; Aferin, iyi bir noktadasın, işte budur, görmüşsün gerçeği vb demesinden hep korkmuşumdur…

Hakikat Ehli, gerçekleri kaldıramayıp devresi yanacak, trafosu patlayacak belki de imanı sakatlanacak olana hep örtünmüş, onu hep pışpışlamıştır…

HAKİKATE TALİP MİSİN?

Gelin; duvağını sadece damada, yüz görümlüğü pahalı takıyı almak kaydıyla açar. Ne damat olacak kudreti var ne de verecek takısı? Erecekmiş!

Kalabalıktır düğünler. Nice erkekler nice kadınlar raks eder pistte. Düğün ne kadar kalabalık olursa olsun şu hiç değişmez; Tek damat, Tek gelin.

Dahasını isteyen Pahasına hazır olmalıdır. Pahası biçilemeyen yegane sermaye Samimiyettir. Samimi; cihanı satın alır tek bir Kalp pahasına.

Sıradan yüzlerce insanın alkışından, göğe çıkarması yerine bir tek Allah Ehlinin azarını ve yere çalmasını tercih edemeyen mi erecek?!..

“Duvarlarımı yıkma, Temellerimi sarsma, Oyuncağımı alma ama beni hakikatime taşı” Olur, kahven nasıl olsun? Çikolata, lokum, şekerleme?!..

İhtiyar mürşid şöyle demişti: “Allah olmak isteyen pek çok evladım. Kul olmak isteyen nerede?” Böyle demiş, uzaklara dalmıştı. Ne demekse?

CEHENNEMDEN ÇIKIŞ

Bilge sohbet ederken “Bize çok ey açtınız” demişler. “Senelerdir “CEHENNEMDEN ÇIKIŞ” anlatıyorum size. Daha “CENNET” i hiç açmadım” demiş…

Ve bir gün Bilge “AŞK” demiş. Aşk deyişiyle bir start vermiş ki âlemlere gönüller coşmuş, kalpler titremiş. Sevgi sarmış âlemleri. Aşk ile…

Cehennemden Çıkış sürecinde Aşkı ikilik hatta şirk olarak öğrenenlerin bazısı anlayamamış. Hani şirkti, hani ikilikti, bu ne şimdi demişler.

Bilgenin ömürlük Allah İlmi, Sünnetullah yayını birden bire AŞKa dönüşünce bir depremdir başlamış bilinçlerde. İyi de bu ne şimdi, demişler.

Sessiz garip, eski sözleri hatırlamış “CENNET’i anlatmadım. Cehennemden Çıkış anlattım” demesi bi gün CENNETi açacağının işaretiydi demiş…

Aşık-Maşuk anlatmıyor Bilge, sırf Aşk diyor. Öyleyse? Birden sevinç,hayret,haşyetle sıçramış haykırmış garip; CENNET AÇILDI CENNNEEETTTT!…

Seni senden daha iyi bilenin seni senden daha çok sevdiğini bilseydin dünyan değişirdi. İşte bunu fark etmektir Aşkın hakikati.

Önce sırtındaki yükleri alır sonra üstünde durduğun halıyı ayaklarının altından çeker Aşk. Düştüm, dediğinde düşlediğin evrensindir artık.

Düşünür, düşler; özler ve bekler arayan. Ve Aşk hepsini düşürür zihinden, hepsini kaldırır aradan. Kendini seyreder sadece Yaratan…

En çok savunduğunun en büyük avuntun olduğunu fark ettirir Aşk. Onu elinden aldığında çırılçıplak kalırsın. İnsan da çıplak doğmaz mı zaten?

“Kâbemi yıktın sen” dedi. Şoktaydı. Şok olunca Hoş olurdu insan. Vechini Kâbeye dönenin yönsüz Vechullah seyridir Aşk dedim. Ağır mı oldu?!

Güçsüzlüğün gücü, yönsüzlüğün yönü, sessizliğin sesi, dilsizliğin dilidir Aşk.

Değerleri olana önce değersizliğini hissettirir Aşk. Sonra da değersizlikten daha büyük değer olmadığını…

“Bir aşık oldu, her şeyini ona verdi, yoluna serdi” dediler. Aşıka sordum “Öyle mi yaptın?” Şöyle dedi: “Ne verdimse sadece Kendime verdim!”

Yüzü projektör gibi ışık saçıyordu. Kızan, küsen, geren, alınan gitmiş; nur topu bir sima gelmişti. Ne olmuş sana kuzum böyle, dediler. Âşıktı.

Bedene ruh üflenince dünyana; Şuura Aşk üflenince evrenine doğarsın. “İki kez doğmadıkça semanın krallığına yükselemezsin” mi diyordu Hz. İsa (as) ?!

Kişide hakikatini yaşamak isteyen beynin; bireyi sanal kimliğinden kurtararak asıl fıtratına iade etme süreçlerini başlatmasına Aşk denir.

Dağlara adanmış eşkıya başlarından biri itirafçı olup hapsi göze aldı. Gazeteci neden, dedi. “Her şey bir kadına âşık olmamla başladı” dedi…

Selimiye kubbesine bakan İtalyan mimar, hesaba aklı ermeyince “Kul yapısı değil bu!” demekten kendini alamadı. Değil tabii, Aşk yapısı!..

Mimar Sinan, gönlünde coşanı kimselere açamamış ama aşkı cihana taşmış; camiler, köprüler, kervansaraylarla her yere aşk imzası atılmıştı.

Ünlü düşünüre soruldu:”Bu kitap ötekilerden farklı, sebebi?” Düşünür “Ötekileri ben yazdım, bu ise bana yazdırıldı” dedi. Aşk, yazdırırdı…

Aşkın kişiyi “NE OLMADIĞI”yla yüzleştirdiği sürece İMTİHAN (İLMİN STAJI) “NE OLDUĞU”nu gösterdiği sürece İTMİNAN (HUZUR EMİNLİĞİ) denmiştir.

Arayışın arayanı, sorunun sorgulayanı, özlemin özleyeni bütünüyle ele geçirmesidir Aşk. Dışarıdan sanılsa da içeriden, taa özdendir bu Fetih.

“Birisi kalbini çalmış, kapılmışın” der beşer gözüyle bakan. İnsan basireti bilir ki ne çalan var ne çalınan. TEKİN SEYRİdir AŞK ile açılan.

“Yaratılış Gayem ne?” sorusunun peşine ilim, samimiyet ve sevgiyle düşenin; cevabı canlı bi İnsan suretinde görüp sadece Onu  OKUmasıdır Aşk.

İnsanda hakikati okumaya başlayan; kitaba, deftere, kaleme, kâğıda veda eder. Hangi ırmak denize karıştıktan sonra geriye çıkmak, tersine akmak ister ki?!..