“İçinde Yaşadığım Deri” üzerine -2

“İçinde Yaşadığım Deri” üzerine -2

Yapay deri üzerinde çalışmalar yapan bir doktorun aşık olduğu karısının erkek kardeşiyle kaçması ve bu kaçma sonucunda geçirdikleri kaza ile kadının yüzünün yanması sonucu bu durumun etkisinden çıkamayıp intihar etmesi…

Doktorun kızına tecavüz eden Genci kaçırıp cinsiyet değiştirme ameliyatı yapması ve yüzünü ölen karısının yüzüne çevirmesi…

*** Aşkın  sadece bedensel bir şey olduğu zannıyla hareket edip tüm sürecin çöküşü.

Tek birim olarak baktığımızda filme ;

Doktor: Entelektüel bilgi/ bilgi / yetenek

Ölen Eş Gal :  Tutku..

Ölen Kız Norma ;  Saflık Masumiyet..

Anne:  Bilgiyi ve şehveti kendinden çıkaran yapı, zihin..

İntiharlar:  Bedenselliğin ve kendini beden sanmanın bilince galibiyeti. .Bedenin yerçekimine mağlubiyeti, .Beden sanma yüzünden yoldan çıkma..

Zecca;  Bedenin hayvaniyet boyutu Şehvet , Hormonlar..

Vincente /Vera ; Cinsiyetin  Bedene ve Bilince galibiyeti..

Doktorun Zecayı vurması;  Bilgi şehveti öldürür, kontrol altına alır.

Vera’nın hem doktoru hem de Anneyi vurması; Bedensellik Algısı / Beden kaydından çıkamamak, hem bilgiyi hem de bilgiyi ve şehveti ortaya çıkaran yapıyı öldürür/ üstün gelir…

Beden kaydından çıkma işaretleri verirken gazetede eski resmini görmesiyle tetiklenen süreç; Zihnin anılarla çalışması ve geçmişin anılarının yeni bilginin ortaya çıkmasına izin vermeyişi

Sonuç ;

Beden hayvandır kendini beden sanma hali devam ettiği sürece üretilen ortaya konan ne olursa olsun  ki buna  bilgi de dahi  nefse hizmettir.

Derya BALKAN

———————————-

Öncelikle belirtmek isterim ki, bu filmi izledikten sonra dedim ki “hiçbirşey anlamadım,daha birçok film seçeneği var onlardan izlerim” Ama yeni film izleyemediğim gibi bu izlediğimin de üstünde düşünüyordum sürekli…en sonunda “ben heralde bu hafta hazırlayamayacağım” dedim.Daha sonra herzaman olduğu gibi kalemi kağıdı aldım başladım kişilere bir anlam giydirmeye…Önce Roberte “beşer yanım” diyerek devam ettim ama filmin sonunu oturtamadım.Sonra Roberte şuur boyutu dedim bu sefer filmin sonuna kadar tahlil yaptım ama pek de içime sinmedi.Sonra Roberte “akıl”boyutu dedim ve öylece devam ettim.Velhasıl elimde şu an üç ayrı tahlil var.İşin ilginç tarafı üçü de birbirine zıt gibi görünüyor!!! İnşallah dostlardan izleyenler olmuştur, yardımcı olmuş olurlar bana da. (son tahlil)

Filmdeki Dr. Robert toplantıda konuşuyor. “ŞEKİLSİZ BİR KAS KÜTLESİNE YÜZ İFADESİ ÖZELLİĞİ VERMEK İÇİN, KASLARA İSTENİLEN ŞEKİLDE HÜKMEDECEK SİNİR UÇLARI AYARLAMAK GEREKİR. BUNUN İÇİN DE SİNİR UÇLARINI İYİ TANIMAK VE ONA GÖRE HAREKET ETMEK ŞARTTIR”!!!

DR. Robert yanarak ölen eşinin yerine bir yenisini yaratma çabasında.bu bir anlamda ölümü kabullenememek ve çözüm arayışında olmak. Galiba Dr.Robert bizim “aklî” yanımız. Neydi akıl???”Birşeyi birşeye bağlayarak, aralarında bağlantı kurarak bir sonuç çıkarma özelliği.Şuurun algılama aracı.Hakikatin hizmetlisi!..”(AH de kavramlar)Yani beynin bedene hakimiyeti için ikisi arasındaki bağ,haberleşme ağı olan sinir uçlarını tanımak gerekir…Robert de bunu yapıyor,kas(somut) ve sinir sistemindeki elektriksel akımı(soyutu) birbirine bağlıyor.

Bütün etik kuralları hiçe sayıp araştırmalar yapıyor. Bu da sorgulama mekanizmasının işlediğini gösteriyor bize. Robert evinde kâhya olarak çalışan kadının annesi olduğunu bilmiyor… Yani dr.(akıl) duyguları tanımıyor. onlara göre hareket etmiyor.

Robert ve Zika … Aynı anneden farklı babadan olan iki kardeş.küçükken hep birbirlerini öldurmece oynayan iki çocuk!!! Aynı anne:aynı duygusal köken. Ayrı baba:Farklı düşünce ve algılar…Demek kardeşlerin duygusal kökeni aynı ama algıları farklı.çünkü genleri farklı.Robert evin beyinden olan,Zika evin hizmetlisinden olan çocuk.Beşerî boyutun duygusal kısmı genelden insanlarda aynı ama algı fonksiyonları farklı.bir prof da olsan bir kanun kaçağı da duyguların seni yönetmesi hususunda kocaman bir ortak noktan var.

Dr.Robertın kardeşi ve eşi birbirinden hoşlanır. beraber kaçarken trafik kazası geçirir eşi ağır bir şekilde yanar, kardeşi kaçar… burada eş ve kardeş beden ve kötü olan tüm duygular(kıskançlık,şartlanma,hased vs)  birbirinden destek alır.kötülük bedene hakim olup her istediğini yaptırırsa acı çeken (yanan,kavrulan)bedensel,beşerî yanım olacak.

Robert yanan eşini eve getirir. ona iyi bakar.Akıllı davranmak lazım.duygusal davransa senin kardeşimle ne işin vardı diyecekti.ama bedene davranışı bir çocuğa davranış gibi… Hakimiyet aklın elinde ve dozunda bir şefkat…

Beden veya beşer kötuluğe uymanın cezasını yana yana öder. Akıllı olan bekleme zamanın geldiğini bilir. Gall yatağında yatarken uzaktan kızının söylediği şarkıyı duyar bu onu duygulandırır ve ayağa kalkar. pencereye doğru yürür”cam”da aksini görür,yanmış kömür gibi olan halini görünce dayanamaz  pencereden atlar ve ölür. Yana yana arınan bilinç sonunda uzaktan da olsa vicdanın sesini duyar(kızının şarkısı) ve kendindeki bu boyutun üstün olduğunu hissedip artık tek çarenin “kendinden” vazgeçmek olduğunu anlar ve ölümü tadar.

Robertin kızı annesinin intiharıyla sarsılır.. Sinir hastalıkları hastanesinde yatar.bir partide bir gençle birlikte olur veya tecavüze uğrar. Robert bu genci bulur, kaçırır ve çeşitli operasyonlarla onun cinsiyetini değiştirir. Robert akıl boyutumuzsa ve akıl beşeriyetten bağımsız kalınca  başka biryere bağlı olmalı?!? O da şuur,hilafet boyutumuz. Benim için buradan sonra iş daha da çetrefilleşiyor!

Akıl boyutu, eşi (beden) ölünce onun yerine bir şey koymak yada oluşturmak zorunda.”oluşturduğu ” şey yada “bağlantıda” olduğu şey olmalı. Bu aynı zamanda hapsettiği birşey. Belki de filmdeki  “Vera” şuur boyutu… İçinde erkek barındıran kadın!!!Aslında Roberta da ait değil.ne erkek ne kadın!!!Vera nın yogaya başlaması ve hocanın şu sözleri manidar.””İnsanın sığınabileceği tek bir yer var, içimizde biryer. başka kimsenin ulaşamayacağı, tahrip edemeyeceği bir yer. orası farklı. huzur, sessizlik özgürlük var. ve ona ulaşmak usanmadan çalışmakla olur””

Dünyada birçok insan var… Erdemi ve iyi insan olmayı önceleyenler akıllarını kullanmışlardır. Peki ya şuur, hilafet? Sanıyorum burada o anlatılmak isteniyor.

Arzu BEYAZ

———————-

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

NFK

İçinde yaşadığım deri, yıllarca fark etmeden, aynalara bakıp bakıp saçımı taradığım, “bir zarar gelmesin” deyip sakındığım, iç sesime hep kulak tıkayıp, günlük telaşların içinde kaybolduğum bu beden. Şimdi aynı aynalar bana farklı bir şey fısıldıyor. Gördüğüm ben değilim, nasıl da değişmişim böyle.

Hiç yaşlanmaz dediğin beden, hiç kırışmaz dediğin yüzün. En sevdiğim gözlerim bile artık öyle bakmıyor bana. Aynı gözler nasıl böyle farklı görebilir kendini? Bedelini ödemeden değişim olur mu? Olmaz elbet. Gözlerim konuşuyor sanki benimle, “sen bu beden değilsin, hiç değişmedin aslında, sadece dönüştün. Bakma öyle bedeninin çöktüğüne. Bunu sen istemedin mi? Yıllarca güzel görüneyim, şu diyeti de yapayım, bu diyeti de yapayım dedin, işte sonuç, mutlu musun? Her sıkıntıya düştüğünde öcünü saçlarından aldın, sandın ki aynadaki görüntün değişirse sen de değişirsin. Yok öyle yağma. Derin yanmadan bedavadan deri nakli isteyemezsin. Bak ikiz kardeşin Nisa suresi 56. Ayet de ne diyor, dinle : “Muhakkak ki (Esmâ’nın açığa çıkışı olan hakikatlerindeki) işaretlerimizi inkâr edenleri, ateşte yakacağız. Azabı daha fazla hissetmeleri için derileri (dışsal bağlılıkları dolayısıyla) yandıkça yerine yeni deriler (dışsallıklar) oluşturacağız. Muhakkak ki Allâh Aziyz’dir, Hakiym’dir”. Kendi hakikatine sırt çevirdin, aynada gördüğüne “ben” dedin, sahiplendin, duygusal yanlarını ve zaaflarını bir güzel süsledin, kendine kalkan yaptın. Cinsiyetinle kendini etiketledin. Aynada gördüğüne önce yetim bir kız çocuğu dedin, sonra güzeller güzeli bir genç kız, sonra iş kadını, anne, eş, ev kadını, kız kardeş, kimine dost, kimine düşman bir sürü kimlik arasında sıkıştın kaldın değil mi? Bir kimliği bırakırken öbürü geldi yapıştı benliğine. Benliğinden geçenin yâridir Allah, geçebildin mi benliğinden ki yar istiyorsun? Bana bir adım gelene ben on adım giderim diyen Rasulunu ne kadar hatırladın, şu da bitsin sonra, bu da hallolsun sonra, sonra sonra diye diye yandın. Bildiğin halde, hissettiğin halde etiketlerinden sıyrılamadın, teslim olamadıkça yandın. Yeni derin geldikçe sevindin, yandıkça yandın, yeniden-yeniden.

Herkes kendi elleriyle yaptıklarının sonuçlarını yaşamıyor mu? Önce çektin kendi hayatına sınavlarını, sonra saldırdın, eleştirdin, ah ettin. Şimdilerde “iyi ki yaşamışım” dediğin olaylar kişiler seni nasıl yaktı, değiştirdi, dönüştürdü farkında mısın? “Allâh kime hidâyet ederse, kimse onu saptıramaz! Allâh (Bi-) Aziyz (kullarından bu isminin işaret ettiği özelliği açığa çıkaran), Züntikam (araya duygu katmaksızın yaptığının sonucunu kesinlikle yaşatan) değil midir? (Zümer 37)”                                                                 

Halife? Halifesin sen. Ve bu dönüşümler, değişimler için şükretmelisin, hamd etmelisin.

“(Allâh’ın düşmanları bilinçler) oraya geldiklerinde, onların sem’leri (işitme hassaları), basarları (görme hassaları) ve derileri (altındaki tüm bedenleri), tüm yaptıklarıyla onların aleyhine olarak şahitlik etti”(Fussilet 20). Bak şimdi aynaya, şahitlerine, yüzleş, korkma. Bak zümer suresi 23. Ayet ne diyor sana “Allâh, sözün en güzelini; müteşabih (benzetme yollu), mesanî (aynı cümlede veya kelimede iki ayrı işareti vererek ikili anlatımla) bir bilgiyi (tafsilâtlı) indirdi… Rablerinden haşyet eden kimselerin Ondan derileri (tüyleri) ürperir… Sonra bedeni ve şuuru Allâh zikrine yumuşar (kabule müsait hâle gelir)… İşte bu Allâh’ın hidâyetidir ki onunla dilediğini hakikate erdirir! Allâh kimi saptırırsa ona hidâyet edecek yoktur”

“Ey Âdemoğulları! Şeytan (bedeniniz), sizin ceddinizi, bedenselliği kendilerine göstermek suretiyle libaslarını (melekî kuvvelerini) onlardan soyarak cennet yaşamından çıkardığı gibi, sizi de fitneye düşürmesin! Çünkü o ve onun işlevini paylaşanlar, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler… Biz, şeytanları (şaşırtıp saptırıcı kuvveleri – beş duyuya dayanan kabulleri), iman etmeyenler için velîler kıldık” (Araf 27).

“İnsan öyle yaşamalı ki, yüreğini avucuna alıp insanlar arasında gezintiye çıktığında yüzü kızarmasın.” (Yusuf Has Hacib). Hazır mısın şimdi yeni bedeninle, yeni şuurunla insan içine çıkmaya? “Evet” diyebiliyorsan “mübarek olsun”. “Hayır, henüz değil” diyorsan, “yeni yangınların mübarek olsun” dostum. Kulak ver Rasullullah’a bak ne diyor “Birbirinizle alâkayı kesmeyin! Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset etmeyin! Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” Yapabilecek misin?

“Eğer kalbinde hiçbir kimseye karşı kin taşımadan sabahlayıp akşamlamaya gücün yeterse bunu yap. Bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihya ederse, beni ihya etmiş olur. Beni ihya eden ise, benimle birlikte cennettedir.” Yapabilecek misin? Yeni dünyan mübarek olsun dostum.

“Uyumadan uyandım,
Yine aynı dünyaya.
Karar verdim kalmaya,
Baktım dedim ki aynaya,
“Acelen ne?”
Olacaklar olacak,
Bir gün nasılsa.
Yaşa yaşa yaşa yaşa
Seni sevenler var burada
Yaşa yaşa yaşa yaşa
Sevdiklerin var burada hala”

Kıvanç GÜRSU