Ömürlük Devrân; Ebedî Seyrân

Ömürlük Devrân; Ebedî Seyrân

“Bana, (dünyanızdan)  güzel koku ve kadın sevdirildi. Gözümün nuru ise namazda kılındı.” H.Ş

Bana Dünyanızdan

Neredeyim ben, burası neresi, sizler kimsiniz? Neden duymuyor kimse beni? Yoksa ben mi anlayamıyorum sizleri? Fakat ben ağlarken, sizdeki bu sevinç, bu coşku çığlıkları da nedir böyle?

Beni buraya çekecek kadar mı çok sevdiniz? Aksi takdirde ne işim olabilir benim aşağıların aşağısı olan bu kapkaranlık dünyanızda! Yok yok, ben de istememiş olsam olmazdım burada. Mıknatıs hiç çekebilir mi demirden gayrısını kendine! Demir olmayanın mıknatısla işi ne? Birbirleri için yaratılmış olanlar sonsuza kadar çekilirler birbirlerine ve birbirleriyle olan vuslatlarından doğan çocuklarının adıdır Dünya.

İlk varıldığında farkına yani gözünü ilk açtığında bu dünyaya, yabancı imiş gibi alışılamaz bir süre. Dışlar kendi çocuğunu bile dışladığı gibi. Ama sever de hiç nedensiz, elinde olmaksızın. Kendinden bile öncedir sanki bu sevgisi. DÜNYANIZDAN der ama değildir aslında kendinden bir başkası. Aklı ermese de olup bitene, bir şeyleri hisseder ve neden olduğunu bilmese de kendi varlığına iman eder.  Yoksa dillerini dahi anlamadığı, ilk defa karşılaştığını sandığı bu Ümmet, neden göstersin ki böyle sevinç ve coşkusunu!? Üstelik de bunca sıkıntı ve zorlukları göze alıp da.

Ey tüm bu sıkıntı ve zorlukları göze alan gafil yanım, siz olmasaydınız nereden bilecektim ben kendimi? Ebedi uykuda, tüm güzelliğim karanlıkta kendimden habersiz bir ölü gibi bitkisel bir hayatın koynunda var olmanın anlamını yitirecektim.

DÜNYANIZ benim kendi NURUMU parlattığım, kendime olan aşkımı görmek için yarattığım karanlığımdır. Kendi kendimi saklayıp daha sonra da ‘’RABBİM BANA EŞYANIN HAKİKATİNİ GÖSTER’’ diye aradığım bir oyundur sadece programladığım. DÜNYANIZ dediğime bakmayın öyle; hatta aldanmayın; oyunun kuralı böyle olsun diledim. SEVDİRİLDİ dedim çünkü saklambaç olmazdı eğer SEVDİM deseydim!

Sevdirildi

‘’HABİBİM! Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım!’’ Sevenden taşanın adıdır Sevilen. Seven taşıp da, taşan olup yolculuk ettiğinde kendisini sevdirilen olarak yolcu eder arkasından. Unutturur da kendini bir an, bildirmez neden sevdiğini her bir zerresini; sevdirildi der öylesine.

SEVDİRİLDİ; yani seven, sevilene kendini hatırlatmak için mührünü vurur her AN’a. Emir âleminden emretme fiili ile ebedi unutma ihtimaline karşı kendini fark ettirmek için, sevdiğini alnından tutup da sürükler merhametinden. Öyle bir cezbe oluşturur ki böylece,  AŞK ile döndüğü her yön ayna olur kendine. Var olmak unutulabilir mi hiç oysa!?

Bu, dans ederken kaybolmak gibidir müziğin içinde veyahut da bir çiçeğe bakarken çiçek olmak gibi mesela. Bağıra çağıra şarkı söylemektir hiç kimsenin duymayacağını BİLE BİLE. Kendini ilk kez fark etmektir aynada. Ve ‘’HABİBİM!’’ diye seslenmektir kendine. Sonrasında türlü türlü giysilerle âlemleri yaratmaktır baktığın AYNADA. Artık NURUN yansımıştır aynaya. RABBİN olanın cemali ile tanışırsın böylece. Aynadan kimin hükmettiğini fark edersin. Seyir edenden, seyir edilene TASARRUF EDERSİN. ‘’Kendi dünyanın biricik hükümranının yine kendin olduğunu anladığın gün, dışarıda farz ettiğin dünyanın, önünde diz çökeceğine yemin ederim.’’ M.D.  diyeni işte o an anlarsın.

Ayna- Kadın

Tutulursun anında Cemal denilen aynadaki RABBİNİN SURETİNE. Sureti olmayan, aynadan göz kırpar ‘’Hadi kendine gel!’’ diye.

‘’Safa geldin son ihtimalim, bir sana kalmış halim, hoş geldin, seyirlik değil ömürlük olsun, dilerim bu defa bu son olsun, seyirlik değil ömürlük olsun’’ Sezen Aksu şarkısını dolamış diline. Sonsuz kere geçmişsindir belki bu sonsuzluk okyanusunun derelerinden. Fakat ‘’ Gerçekten biz “İnsanı en güzel bir sûrette yarattık.’’TİN SURESİ 4. AYET i ilk kez tecelli etmiştir bilincinde.

İşte artık seyirlik değilsindir kendine. Okyanus olarak başlattığın bu yolculuk, dere olarak avare avare dolaşıp bir süreliğine, hasret ateşiyle kavrulduğunu anladıktan sonra tekrar dilersin kavuşabilmeyi o okyanusuna. RAHIYM olup görünen sana, artık yaymıştır EN GÜZEL KOKUNU, en güzel suret olarak tüm âlemlerine. RAHMAN RAHİMİ İLE OLMUŞTUR ARTIK BİR BESMELE.

Güzel Koku

- Üstada sormuşlar kırılan kalp yine sever mi?
Üstat da; Evet demiş. Adam peki demiş,
– Üstadım siz hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?
Üstat da cevap vermiş;

- Peki, sen hiç bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtin mi?’’ (Necip Fazıl)

Aynanın kırılması varlığını yok eder mi hiç? Kim olduğunu anlayan, türlü türlü aynalar icat eder kendine artık. Dilerse seyreder dilerse zevk eder. Dilerse KIRIP TÜM SURETLERİ, alır da kendini, bir TEK kendine pay eder. Bir beşer gibi görünüp dilerse VAHY EDER. VAHY denilen o suretsiz kokuyu, KUR’AN diye ZİKREDER. Ötesi olmayan bu mucizeyi, alır da karşısına SEYREDER. Bu kokuyu GÜL edip ötesine cezbeder. GÜL den terazisiyle, gönülleri fetheder. SURETSİZLİK içkisini sunarak, beşeriyetini sarhoş, BİR-HOŞ eder.

Ötelerin en ötesi, Berilerin en berisi; Salât

 “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.” H.Ş.

Güzelliğin On Par’etmez

Bu Bendeki Aşk Olmasa

Eğlenecek Yer Bulamaz

Gönlümdeki Köşk Olmasa

 

Tabirin Sığmaz Kaleme

Derdin Dermandır Yareme

İsmin Yayılmaz Aleme

Aşklarda Meşk Olmasa

 

Kim Okurdu Kim Yazardı

Bu Düğümü Kim Çözerdi

Koyun Kurt İle Gezerdi

Fikri Başka başka  olmasa

 

Güzel Yüzün Görülmezdi

Bu Aşk Bende Dirilmezdi

Güle Kıymet Verilmezdi

Asık Ve Maşuk Olmasa

 

Senden Aldım Bu Feryadı

Bu İmiş Dünyanın Tadı

Anılmazdı Veysel Adı

O Sana Asık Olmasa

 Asık Veysel Şatıroğlu

Güzel bir Koku duydum, takip ettim Kadında buldum, Salât eyleyip kendözüme,  döndüm de döndüm,  döndüm de döndüm…

Simsiyah olan NURUM, kendi karanlığını ayna yapıp, yine kendini parlattı aynı şiddette. Oysa ne karanlığım gayrıydı kendimden ne de nurum bihaber bu karanlığımdan. Karanlık olarak görünen o sonsuz hazineyi, basiret nurum ile seyretmemdi kendimden. Bu öyle bir göz idi ki, ne şaştı ne de kaydı hedefinden. TEK olan o noktamdan, sonsuz bir ümmet yaptı kendinden.  Olmadı bir daha hiç böyle bir haşyet hali, ümmetim dediğimden kendimi TAVAF ederken.

Salât denen gözümün nuru, ötelerin ötesinden haber getirirken. Ötelerin ötesi yakın oldu birden. Öyle bir yakınlık ki bu, bilemedim asla KİMDİ bu ‘’ DUR! RABBİN NAMAZDA!’’ diyen! Artık ne DÜNYAM kaldı, ne de o dünyanız diye seslenen. Bedenim bildiğim karanlıkta ışıldamaya başladı çoktan, HAZİNEYİM deyip, o bilinmek istenen. SEVİLENDE ASİKAR OLDU ARTIK SEVEN! Sevdim dese de olur, sevdirildim dese de; BUNDAN ÖTE NE FARK EDER; ha seven olmuş ha da sevilen!

SONUÇ OLARAK;“Ben Rahman’ın kokusunu Yemen’den alıyorum.”

KOKU; SURETSİZİN kendisi olan RAHMAN ise,

     KADIN; SURETSİZİN SURETİ olan RAHİMdir.

           SALÂT İSE; İKİSİNİN BİR ARADALIĞI OLAN BESMELEDİR.

Potansiyelindeki ancak besmele olan salât ile açığa çıkar ve seyredilir.

SALÂT, FATİHASIZ; FATİHA BESMELESİZ OLMAZ.  ÇÜNKÜ, BESMELE OLMAYANDAN GÜZEL KOKU (ilham- vahiy) DUYULMAZ, GÜZEL KOKMAYAN İSE RAHİME ALINMAZ. RAHİME ALINMAYAN, KENDİNE DÖNEMEZ. KENDİNE DÖNEMEYENİN TÜM HAZİNESİ İSRAF OLUR VESSELAM.

Mukaddes ÖZTÜRK ODACI