“Predestination” (Kader) filmi üzerine- 2

“Predestination” (Kader) filmi üzerine- 2

- Yarın yapabileceğin bir şeyi dünden yapma! Eninde sonunda başarmış isen, bir daha deneme!

Filmin Konusu:

Güzel bir bilimkurgu filmi olan Predestination, zamanda yolculuk etmeye çalışan bir ajanın hikâyesi anlatılmaktadır. Çünkü yaşanmamış kötü olayları önceden haber alırsa suçluları yakalamak için değerli bir zamana sahip olacaktır. Gizli bir kuruluşa bağlı olarak görev yapan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York’ta yaşanan bir patlamada 11.000 insanın yaşamını yitirmesinde sorumlu olan Fiyasko Bombacısı isimli adamı bulup bu facianın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır.

İnsan bir söz bir ikrar verdi, DOĞDU DÜNYASINA. Neydi bu söz peki? Verdiği sözü tutamamanın bedelini ağır ödeyecekti. Attı imzasını altına, kendini önce kaybedip, sonra bulacaktı. Bir ajan oldu kendi kendine. Arayan da bulan da kendi olacaktı. Oyunun adı SAKLAMBAÇTI. Yaşanmamış kötü olayları önceden bulup, kahraman olacaktı. Öyle ya, kahraman olması için kendine bir de suç ve suçlular yaratacaktı. Ha, bir de GİZLİ KURULUŞLAR adıyla, oyunun gizemi abartılacaktı. Ahhh ahh şu kahramanlık unvanı bir yem olarak sunulmasaydı, bu dünyaya acaba kim adım atacaktı!

- Zaman hepimize birden yetişir diyor kahraman ajanımız. Zamanda hapsolanı zaman yer de bitirir. Zamanın hükmü, zamana köle olanlar için geçerlidir. Ama kibir beşere şunu dedirttirir: ‘’Biz bu işin içine doğmuşuz!’’ Kibriya sahibi ise der ki, “Biz gaybı bildiğimizden, sadece kendi kendimizle konuşuruz!”

Sorular sordurtur beşeriyetine, arattırır, buldurtur. Bilmemezlikten gelir, görmemezlikten gelir de BİLEREK, gönül bağının bülbülünü, gül dalına kondurtur. Dermanısın derdimin, yarasısın kalbimin; gözyaşımı dindirensin, yankılanan TEK sesimsin; uzakların uzağısın yakından da ta berisin. KİMSİN SEN HADİ SÖYLE? ANLAT BANA SEN KİMSİN!

İşte böyle olur karşılaşmalar, insanın ilk kendisiyle. Dünyayı kurtarmaya gönderilmiş kahraman bir ajan iken, kendini kurtarması gerektiği ile yüzleşmesi birdenbire. Anlatır sana kendini ya da anlatırsın ne hikmetse kendini, hiç tanımadığın birine.  Yoksa tüm bu kahraman ajan oyunundaki gaye yarısını kendinde unutmuş bir ruhun şahit olması mıdır KENDİNE OLAN ÖZLEMİNE.

Yalnızlık, Tek Başına Aramaktır Kendini. Tek Olduğunu Bilmek Yakar İnsanı!

İşte bundandır kahraman ajan adı altında oynanan tüm bu gaflet oyunları.’’GAFLET, RAHMETTİR’’ demiş ya bu yüzden, bütün âlemlerin RASULALLAHI. Köksüz bağsız olarak başlarsın bu oyuna. Çeşit çeşit bağlar icat etmek istersin kendine yine de. Aile dersin, arkadaş dersin, eş dersin, dost dersin ama susuzluğun aslında değildir hiçbirine. Öyle ise ey gafil, ne aramaktasın yana yakıla sen, hiç dinmeyen bu susuzluk kime ki böyle!

İlmen Yakin Aynel Yakin Hakkel Yakin

’Turist olarak mı geldin yoksa katılımcı olarak mı?’’ diye sorarlar ilk önce. ‘’Turist sadece teknesinin yanındakilerin fotoğrafını çekmek için okyanusu aşanlardır, kesinlikle turist olmaya niyetim yok’’ dersin; kendindeki bu akıl ve ilimle evrenin sırlarına, kendi hakikatine ermeyi murat edersin. Oysa tek bir amacı vardır zamanın efendilerinin seni seçmesinde. Dünya denilen bu alçaltılmış frekans ile yürümeyi, dans etmeyi ve sürekli onun arzularını dinleyip onu memnun etmeyi öğretmek var niyetlerinde. Kendindeki halifeliğe olan sadakatini ölçmek için pusulan olan aşkı katletmeye.

‘’Sadece acelesi olanlar geride bir şey bırakır’’

İki yarım olarak bölünürsün böylece. Verirler eline bir anda yüzlerce yıl peşinde koşacağın bir bilmece. İşte o zaman fark edersin tam da yani bütünlüğün elinden gidince. Geride hep bir şeyin kalmışçasına, daima acelen varmışçasına tüketeceksin nefeslerini, her biriyle. Bir de bakmışsın ki, sen imişsin o her an zulüm eden kendi kendine. Ellerin ile yaptıklarını çekersin. Tüm hesabı kapatırsın böylece.

Önce SEÇİLMİŞ BİR KAHRAMAN diye uyuturlar seni; uyandığında bir de bakmışsındır ki, SEÇEN SEN İMİŞSİN meğerse seni kendinden eden tüm gölgelerini.

Kim olduğunu hatırladığında geçmiş ve gelecek tüm günahların affolur,

Tüm kimlik ve kişilik denen kahramanlık oyunların, aşkı tattığında son bulur.

Zamanda Kayboluş

Bir ilüzyondu yaşadıklarım,

Ben sandıklarım,

Zaman denen efendinin koynunda

Aradıklarım…

 

Oysa bir andı, rüyaydı.

Kovalamaktan yorulduğum,

Kendimce var olduğum,

Kaçarken tutulduğum

Bir ağdı…

 

Zamanın pençesinde,

Karanlık gölgesinde,

Kendimden korkmuştum.

Kaybolmuştum.

 

Bir başka Ben mi vardı,

Benden saklandı?

Nereden bilecektim?

Sabır mı edecektim?

Kapalı kapılardan ,

Kime seslenecektim?

 

Zaman olmamalıydı.

Artık durmalıydı.

Ondan mı kaçacaktım?

Savaş mı açacaktım?

Sırrına ermek için,

YAŞAYACAKTIM…

Meryem VERÂ

————————

EuzüBillahimineşşeytanirracim BismillahirRahmanirRahim

‘Sonra o nutfeyi bir alaka (genetik yapılı embriyo) yarattık, sonra o alakayı bir mudga (bir çiğnemlik et) yarattık, sonra o mudgaya kemikler yarattık, nihayet o kemiklere de et giydirdik… Sonra onu bir başka (ruhun oluşumu) ile inşa ettik. . . Yaratıcıların en güzeli Allâh, ne yücedir!’ Mu’minun – 14

Üstad’ın okumuş ve bizlere açmış olduğu kadarının idraki ile biliyoruz ki, İnsan 120. Günde beyinden gelen elektromanyetik dalgalarla Ruh’u meydana getirmekte. Beyin bir yandan ruhu meydana getirirken, diğer bir yandan da gerek hormonal, gerek burçlardan aldığı verileri ruha kaydetmekte. Vücuttan gelen hormonal verilerle birlikte bilinçte cinsiyet bilgisi oluşmakta. Kaderimin yazgısında beniM; cinsiyetim, annem, babam belli. Seçim hakkıM yok. (BEN dediğin var mı ki senin bir ‘seçim hakkın’ ola)

Dünya’ya gözlerimi açtığımda sanırım hemşireler  nur topu gibi bir OĞLUNUZ oldu dedi, AİLEME. Evet cinsiyetim ERKEKTİ, erkek bir bende izafi varlığım hayat bulmuştu. Bedenimden salgılanan aşırı testosteron hormonuyla birlikte, vücuduMda bir takım gelişmeler oluyor, çevreninde bana haliyle erkek olarak bakmasıyla, kişiliğimde erkeksi tavırlar ağır basıyor. Hele bir de; ‘aslanın’, ‘paşam’ gibisinden sözlerle de şahlanıyordum, hayvansı bedeniMin içinde.

Empati kurmaya gayret gösteririm. Hayatın içinde gördüğüm, bir kimseyle yer değiştirir ‘ya o bedende ben olsaydım.’ gibi tefekkürlerde bulunurdum. Bu tefekkürlerimin hepsi de hem cinslerim için yapılmaktaydı. Sonra düşündüm, bu bedeni ben seçmemiştim. Erkek ya da dişi olmak arasında bir seçimde bulunmamıştım, sadece bu hayvani bedenin cinsiyeti erkekti ve bende bu erkek bedenin içinde hayat bulmuştum. Pekala bayan da olabilirdim. Kaderim işte… DNA’Mda yazılı olan KaderiM… Bu seçim beniM değilse İlahi bir Kudret Tarafından bahşedilen bir durumsa; o halde beniM bir cinsiyetim olamaz. Cinsiyet sadece hayvan bedeniMe ait olan bir özellikten ibaret. Fakat bu özellik beniM tüm karakterimi ve hayat rolümü etkileyen bir özellik. Bana düşen bedeniMin içinde rolümü hakkını vermek.

Sonra bir hayvan ile empatide bulundum. Yüce Mevla beni bir insan olarak değil de bir hayvan olarakta yaratabilirdi. Gökyüzünde süzülen bir kartal olmak beniM elimde olan bir şey değil.

İnsan bedeninde erkek olarak dünyaya gelmiştim beniM seçimiM değil, anneM, babaM beniM seçimiM değil… Ne beniM seçimiM?! Ben neyim?

Varlık Deryasında ki bilgiden ibaretim sadece. Varlığım Yüce Mevlanın Esma’sından oluşmuş, şuurum ise; yaşadığım, deneyimlediğim, anı ve bilgilerden başka bir şey değil!

Sunnetullah’ta her şey yerli yerince ve sistem muazzam bir şekilde işlemekte. Bedenler (eşler) çiftleşerek yeni bedenler meydana getiriyor, bölünüyor ve çoğalıyor. Şeyh Maşuki’nin de söylediği gibi, toprak toprağa giriyor… Bu bölünme ve çoğalmalar neticesinde izafi benlikler meydana geliyor. Aslında beniM dediğim bedenim hiç olmamıştı, benliğim zorunlu bir sahiplenmişlik yapmıştı. Hiç beniM olmayan beden içerisinde yaşadığım için öyle sanmıştım. Pekala başka bir beyin tarafından yaratılabilirdim. Mesela bir Yunus Balığının beyninde. Yok yok bu da olmadı. Varlık Ahad değil miydi? Bölünmez Tek olan bir yapıda kendiMe başka bedenler mi arayacağım? Kabul et artık, sen diye bir şey yok! Var sandığın, algıladığın vehmi varlığının Aslı, Vücudu O! Sadece O! Başka yok! Gördüğün göreceğin hep O. İmamı Rabbani Hazlerinin de bildirmiş olduğu gibi ‘Dışarıda Allah’tan başkası yok’. Ehli Zatlarında ‘Cübbemin altında Allah’tan başkası yok.’ Dediği de bu durumdan ibaret. Sadece, sınırlı olan duyu organları sebebiyle kesret aleminde benlik iddiasında bulunuyoruz.

Mu’minun Suresi 14. Ayeti Kerimesinde Yüce Mevla insanın yaratılışını aşama aşama bizlere bildirmiş. Bu yaratılış aleminde kişisel benliğimiz frekanstan ibaret. Bunun idraki içerisinde cinsiyetten beri bir varlık olduğumu Biiznillah algıladım ve kayıtlanmıyorum. Çevremin bana; beyefendi, hanımefendi, ağabey, abla, oğlum, kızım gibi söylemlerini sadece kesret aleminde ki yansıma olarak kabul edip, bahşedilen rolü şuurum ile icra ediyorum. Bir de hatırama gelmişken söylemek istedim, TRT Yunus Emre Dizisinde Taptuk Emre’nin söylemiş olduğu bir replik vardı; sohbet esnasında Aşçı Ali’nin Taptuk Emre’ye (K.S) şeyhim diye hitap etmişti ve Taptuk Emre: ‘Ben şeyh miyim?’ diye yanıt vermişti. Orada vurgulanmak istenen yüksek şuur mesajını algılar gibiyim…

Rabbül Alemin bizleri bu şirkten arındırsın, şuurlarımıza genişlik ihsan etsin, hazmını kolaylaştırsın.

Sevgi, saygı ve en içten selamlarım ile sürç-i lisan etti isek affola, sevgi ve hoşgörülerinize sığınırım…

Sefa NALBANT