Üç Yârenle Hakikat Seferi

Üç Yârenle Hakikat Seferi

Etten-kemikten sıyrıldım, Uhud Dağı’nın tepesine oturdum. Uhud‘da AHADı düşünüp hissetmeye çalışırken Sen geldin yanıma Ya Resulallah…  Bilmem kaç bin kere terk ettim Seni. Kaç bin kere dünyalık derdiyle terk ettim Okçular Tepesini… Gezdim dolaştım, döndüm dolandım, bak yine Sana geldim… Ey bendeki Hakikat i Muhammedî. Sana geldim…

Gönlümde bir pencere açıldı ve Mavera Habercisi bir şeyler fısıldadı. Ve gürül gürül akmaya başladı nurun… Şimdiye dek üzerinde düşünmeden okuyup es geçtiğim inci-mercan sözlerinden biriyle hemhâl oldum bu hafta. Demişsin ki ‘Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi; güzel koku, gözümün nuru namaz ve kadın.’ Sen güzelliklerle yoğrulup hakikatini seyrederken bu cümlenle, ben ruhundan bî haber salavatlar yollamışım sana ölü çiçekler misali.

Okudum, dinledim, izledim. Gönlümün çamurunu sıyırdım. Ve gördüm ki hiçbir şey benim ZAN ettiğim gibi değil. Mânâ içre mânâlar var bu sözlerinde. Saatler, günler yetmedi araştırma yaparken. Araştırmayla da bitmedi. Neyi idrak edemediysem hakikatime dair, onunla ilgili eksik ve yanlışlarım çıktı karşıma yenmem gereken canavarlar misali. ‘Önce bunları bir çöz bakalım. Öyle kurusıkı cümlelerle tefekkür olmaz… Yaşamadan, idrakine varamadan tefekkür olmaz !’ dedi Halıkım sanki…

Önce diri diri gömdüğüm kız çocuğunu çıkardım topraktan. Ne kadar da derine gömmüşüm Halife boyutumu… Çok zor oldu çıkarması… Tozlarını silkeledim, bağrıma bastım, öptüm kokladım… Bana miracımı yaşatacak olan bu kız çocuğuydu. Ve ben yıllardır beni sabırla toprağın derinliklerinde bekleyen,  bana halifeliğimi yaşatacak boyutumu yeni fark edip anlıyordum… Olsun… Çiçek bile zamanı gelmeden açmaz. Vakit bu vakit, dem bu demmiş demek ki…

Senin sözünü sana anlatmak, tereciye tere satmaya çalışmak gibi geliyor… Kendi düşük frekansımdan, esfeli safilînden senin âli boyutuna sunacağım her sözcük, her duygu yetersiz ve sığ olacaktır, biliyorum. Sen bu boyuta ait değilsin. Bense bedensellik ve beş duyu girdaplarından sıyrılıp sana kavuşmaya çalışan, hakikatini anlamaya talip bir yolcuyum. Hakikatimi görüp, anlayıp, bilincine vararak yaşamaya başladığımda, senin arkanda namaz kılıyor olacağımı da biliyorum… Nasibimde olmasını tüm kalbimle diliyorum…

‘Dünyanızdan ‘ demişsin Ya Resulallah. Sen ki bir okyanus… Biz ise bulanık sularda yolunu arayan gerçeğe susamışlar, ahsen i takvim ile yaratılıp en düşük boyuta fırlatılanlar… Biz düşük boyuttaki hakikat yolcularına hitap edebilmen için üç yaren almışsın yanına… Ve sanki bu sözünle demişsin ki ‘Bu üç yareni  kendinize yoldaş edinirseniz, bana vasıl olursunuz.’   Hocamın suretine bürünüp tatlı tatlı, tane tane anlattın bize söylemek istediklerini… 

An itibariyle DÜNYAMIZ dayım. Ama kendimi bir beden, bir birim kabullenişlerimden azat etmeyi başardığım an, bende ‘M’ kabullenişi bitecek, ‘N’ seyri başlayacak, DÜNYANIZDAN sözünü idrak gerçekleşecek Bi- İznillah… DÜNYAM: bitmez-tükenmez telaş, yanma, ateş; DÜNYANIZ: selamet.

Bize anlattığın üç yaren, sahiplenip yük edilecek şeyler değil şüphesiz.  Yol arkadaşlarımız. Visale erdiğimizde artık gerek duymayacağımız binekler gibi…

GÜZEL KOKU demişsin. Koku değil; güzel koku. Beş duyumuzdan biridir koku. Görme duyusu için ışık, işitme duyusu için ses dalgalarına ihtiyaç varken; kokuda ışık ya da dalga tarzı bir durum yok. Bir algı durumu… Kötü koku bir insanın bütün metabolizmasının dengesini bozmaya yetebilir. Hatırlıyorum da; ortanca oğlumla Bedesten’e bir gidişimizde naftalin, zift,  kına, baharat gibi keskin kokulardan sebep rahatsızlanarak baygınlık geçirmişti yavrum… Pis bir durum…  Kötü koku kilitliyor algıları…

Her insanın kendine has bir kokusu olurmuş. Alternatif tıp kitaplarının birinde okumuştum: sürekli sinirli ve kızgın kişilerin ağzı çok kötü kokarmış mesela… Psikoloji ile bağlantılı demek ki koku… Bunu biraz daha genişletip tümevarım yaptığımda; kişinin bilinç seviyesi, ruh hali, durumu kokusunu etkiler sonucuna vardım.

Kişi heyecanlandığında vücudundan yayılan koku, şehvet hissi yoğunlaştığındaki kokusu, dingin ve mutlu olduğundaki kokusu hep farklı. Bir insan eğer hiç parfüm vb kokular sürünmemişse, teninin kokusundan durumunu az çok anlayabiliyorum.

Fiziksel olarak erkeklerin kokuları ile kadınların kokusu farklı. Erkeklerin ter kokusu ekşi, kadınlarınki acı ve keskin… Bu benim kendi tespitim. Yanılıyor da olabilirim… Velhasılı kötü kokunun itici ve nahoş bir durumu var.

Bir de güzel koku var… İnsanı halden hale sokar güzel koku. Türlü türlü kokular var… Kimi iştah hissini kamçılar, kimi sakinleştirip huzur verir, kimi coşku, kimi de sanki lâhutî âleme açılan bir kapı misali ötelerden bir his taşır. Senin mübarek tenin de mis gibi gül kokarmış Ya Resulallah…

Güzel koku dediğimiz şey biraz göreceli bir durum bence. Her koku herkese güzel gelmez. Ben gül kokusunu çok severim mesela. Pembe gül kokusunu… Ve üzerine yağmur taneleri düşerken etrafa yayılan beyaz gülün kokusunu. Lavanta veya iğde kokusunu sevmem ama. Sakinleştirici etkisi var denen lavanta kokusu pis bir baş ağrısı yapar bende. Ve sinirlerimi hoplatır. İğde kokusu uykumu getirir.

Menekşe kokusu ikinci en sevdiğim kokudur. Tenime de yakıştığını düşünürüm… Sahi, birisinin teninde çok güzel kokan bir koku, başka bir insanda kötü kokabiliyor… Yol yine bilinç seviyesi, karakter ve ruh halinin kokuyu etkilemesine çıktı bence.

Güzel koku demekle sadece beş duyu organımızdan biri olan burnumuzla algıladığımız kokuyu kastetmediğini biliyorum Ya Resulallah…

Senin güzel koku ile ilmi ve algılamayı vurgulamak istediğini öğrendim. Hakikat ilmi, hakikati algılama, Hak görme… Tek başına Celâl… Başka şeylerle desteklenmesi lâzım… Lâzım ki Celâl Cemâl’e dönüşerek dengeyle yol aldırsın, Sırat-ı Müstakime iletsin.

Ömrüm boyunca okudum, araştırdım, öğrendim, kırıntılar toplayıp derledim. Notlar aldım sayfalar ve defterlerce. Muhteşem kişiliklerden muhteşem sözler ezberledim. Kitaplığım okuyup güzelce sıraya dizdiğim kitaplarla dolu. Ve bu yaşıma kadar geldim… Hep bir şeyler yarım, hep bir şeyler eksik. Topal… Çolak…

Tek başına ilim Allah muhafaza Firavun eder insanı. Benlikten çıkamayanın hali hal değildir. Benlik koca kaya kütleleri gibi durursa, aldığın ilim taşlaşır, cehennem ateşine yakıt olur. O halde nedir benlikten kurtularak  ilmi en güzel haliyle yaşamanın yolu?

Senin hadis i şerifindeki sıralamaya baktığımda: KADIN… Şuurun eşi… Rahîm esmasının tecelligâhı… Kudret sıfatının yansıması… Bireysellikten bağımsız algılananın açığa çıkmasını sağlayan unsur… Dişil enerji… Ve AŞK…

Bir duygu mudur aşk? Hayır… Fıtratta olan bir şeydir. Haydi, ben âşık oldum, hayırlı mübarek olsun demeyle olunacak bir durum değildir aşk… Bir yönüyle ‘bela’ dır . Anlatılası değil; yaşanılası bir  durumdur. Aşkta cinsiyet olmaz. Dişilik-erillik olmaz. Sadece Rahman ve Rahîm… Bütünleşmek, yok olmak şart. Olgunlaşmanın, Beşerden çıkıp insan olabilmenin şartıdır. Teslim olmak lazım.

Edindiğimiz idrakleri, potansiyelimizi açığa çıkarabilmek önemli. Nasıl olacak bu? Bu yoldan geçmiş, edindiği idrakleri yaşama geçirebilmiş ve bizim de potansiyelimizi açığa çıkarıp yaşayabilmemizi sağlayacak biriyle bütünleşerek. Bütünleşmek, yok olmak şart. Olgunlaşmanın, Beşerden çıkıp insan olabilmenin şartıdır. Teslim olmak lazım. Rahman ile Rahîm in kavuşması, BİR olması. İşte Besmele…

Evet, fıtratta olan bir şeydir dedim; ama aynı zamanda sadece hak edene lütfedilen bir haldir. Öyle boş beleşe aşkı yaşamak yok. O kadar ucuz, kolay ve basit bir şey değildir aşk. Samimi olmak lazım, Sünnetullah kurallarına uymak lazım, Allah’ın emir ve yasaklarında hassasiyet gösterebilmiş olmak ve daha fazlasını istemiş olmak lazım. Bu anlattıklarım Hocamın sözleri. 

Aşk da bir nevi Vakıa ’ dır . Geri dönüşsüz bir dönüşümdür. Zaten yok olmuşsun, birlenmişsin, nereye dönüyorsun? Dönüş Allah’a demişsin zaten. O’nun veçhini, Cemalini seyre başlamışsın, nereye dönüyorsun? Öteki diye bir şey kalmamış, dönecek bir yer kalmamış. Sadece HU !…

Koku ve kadın… Hızlı yol aldıran unsurlar. Celal işlevli. Maksat Mirac ise, bir denge unsuru lazım. Madem niyete aldık, yolumuzu çizdik; yönelişin hakkını tam olarak vermek lazım.

Salât yani namaz, yöneliştir. Bu aşamaya kadar yapılan ise visale doğru atılan adımlar. Hazineye açılan yol (MD).

Madem Halifeliğimi idrak etmek istiyorum, madem hakikatimi bilmek ve yaşamak istiyorum; işte yol haritası… Hakikate talip oldum, algılamaya başladım, ilim ile yoğruldum, aşk aynasında kendimi seyrettim. Artık bilfiil odaklanmalı ve yönelmeliyim ki Miracımı yaşayabileyim, visale ereyim. Tüm unsurlarımı kullanarak yönelmeliyim hem de: bedenim, aklım, ruhum, her şeyimle… Öyle bir odaklanma olsun ki bu, başka hiçbir şey olmasın. Allah’a visalse amaç, gözümün nuru olsun namaz.

Allah’a en yakın olunan haldir namaz. Maksat zaten HU ise, işte en güzel yol… Robot gibi eğilip kalkmak, papağan gibi ezbere bir şeyler okumak değildir namaz. Eğer koku ve kadın; yani ilim ve aşk yollarından geçerek gelmediysen; hakikatindeki nuru zaten göremezsin.

Işığın nesneleri görünebilir kılması gibi, namaz da hakikatimi görmemi sağlıyor. Huzurdasın işte! Onunlasın! De diyeceğini… Tesbih et, yakar, naz et… Aç kendini tüm samimiyetinle. Acziyetini hisset iliklerine kadar. İLLALLAH ı hisset… Hissettiğin an zaten halife oluşunu da hissedersin. Ve namaz o zaman MİRAC olur.

Her AN yeni Şen’ de olan yeniler seni namazla. Madem amaç seyir, madem amaç visal, madem amaç Mirac; gayrı diye etiketlendiğin nelerin varsa at arkana, AN da O nunla OL. Yenilen. Tazelen. Bu herkesin harcı değil, biliyorum Ya Resulallah. Seçilmişler, öncüler, yaklaştırılanların namazı bu. Nasibimde olsun inşallah…

Ey özümdeki Hakikat i Muhammedî, bir daha Okçular Tepesini terketmeme izin verme! Uhud la BİR et beni! Ya Mukallibel Kulub; Sebbit Kalbiy Alâ Diynike! Rabbim, nefsimin hakkını veremedim. Bu suçumu Senden gayrı bağışlayacak yoktur. İndinden gelen bir bağışlayıcılıkla beni bağışla. Merhamet et. Şüphesiz ki Sen Bağışlayıcı ve Rahîm’sin…

Çiğdem ERKADAM