Değiniler- 41

Değiniler- 41

AŞKIN HAKİKATİ

Kendini Prenses veya İmparator hissettirecek olana duyduğun yoğunluk Beğenidir. Aşk ise sadece kendini İNSAN hissettirecek olanla yaşanır.

Onu tanımalısın dedi. Gittik. Salt Aşk bir gönül. Umman gibi geniş, ırmak gibi coşkun. Çıkışta nasıl, dedi. “Aşkı taşmış” diyebildim sadece.

“Aşkın pazarında canlar satılır/ Satarım canımı alan bulunmaz” demiş Yunus. Can vermeye hazırsın, alacak kimse bulamıyorsun. Nasıl bir hal bu?

Aşkın hakikati suretsizdir. Bu, kişiye açıldığında yaşanan suretsiz gerçeği hiç bir maşuk sureti kaldıramaz! (Satarım canımı alan bulunmaz.)

Piyasada bolca Aşık-Maşuk var. Bir de aşık maşuk ikiliğinin ötesinde salt Aşk olanlar varmış, ender görülen. Rastlamak bile lütuftur, bilene!

Sevmeyi özledi Aşık dediler. Sevilmeyi bekledi Maşuk bildiler. Özlemden geçti, beklentisi bitti, dünyayı yele verdi. Aşkın ta kendisi şimdi.

“Ona aşıksın” demişler. “Hayır, ona değil ben onun aşkına aşığım” demiş. Aşka aşık olmak! Hangi boyuttan ve nasıl bir haldir, kim bilir?!..

İlim, kayıtlarını görme fırsatı verir. Ne var ki ilimle onları perçinleme, kutlu anlam yükleme riski de vardır. Kayıtları sadece Aşk siler.

“Aşk imiş her ne var alemde/ İlim bir kıyl ü kal imiş ancak” diyen aşkla kayıtlarından kurtulunca kayıt silmeyen ilme dedikodu demiştir…

Nerede kalbe dokunan bir kitap, ruhu okşayan bir hitap, gönlü coşturan bir sanat varsa altında mutlaka büyük bir Aşkın titreşimleri vardır.

Kitabı okumaya başlamış. Okudukça coşmuş, coştukça okumuş. Bitirmiş. Bitince tutamamış ağlamış. Neden acaba demiş. “Aşk okumuşsun” demişler.

Yaşadığına aşk adı verdiğin halde nefret, dışlama, öteleme, büyüklenme, beğenmeme, ayırma vb senden düşmemişse; kendine yalan söylüyorsun!

Aşkı tatmayan; mazluma, ezilene, kenara itilene merhamet eder. Aşkı tadanın merhameti; zalimi, ezeni, kenara iteni de kuşatır. Anlaması güç mü?!

Allah ismi yerine “Cenab-ı Aşk” diyen Gönül Ehli vardır. Buna itirazla “Kur’an ve Esmaül Hüsnada aşk yok” diyen Kitap Ehli de. Aşk olsun!

“Kitapları suya atmak” engin bir gönülde erimektir. Gönül veren gönle girer. Gönle giren; er geç erir. Verebildin mi? Şüphe etme eriyeceksin de ereceksin de!

Arayan, bulana kadar aramayı bırakmasın! Bulunca şaşıracak ve şaşkınlıkta kalarak hayran olacak. Ve her şey üstünde hüküm sürecek. (İsa as)

Aşkın kapısına gelene, aşktan başka her şey anlamsız ve boş gelir. Aşkın kapısından girene; her şey anlamlı, dolu dolu ve her şey çok özel.

Kimse “Karşıdaki”ne teslim olamaz. Aşık sadece “Kendi”ne teslim olandır. Dua et, Rabbin “Kendi”ni göstersin ki Teslimiyet Cennetine giresin!

“Ben”i seviyor musun demiş Aşık. “Kendim’den başkasını hiç sevmedim” demiş Maşuk.

Kimi öteye koşarak kimi beriye batarak kaybetti yarışı. “Kendi”ne gelerek ipi göğüsleyen sadece Aşıktı.

VELAYET ve ALLAH AHLAKI

Şeyhliğin, Mürşidliğin, Hocalığın, Üstadlığın ölçüsü- şartları olabilir. Velayet ve Velinin buna ihtiyacı yoktur ki tescil ölçüleri olsun?!

Allah’ın sonsuz esma ve sıfatını ifade sadedinde “Allah’ta yok yoktur” demiştir. Bilesin ki “Velide de yok yoktur!..”

Mürşidlik, Şeyhlik silsile takip edebilir. Müderrislik, Hocalık bir dizi onay ve tescil isteyebilir. Velayet ve Veli hiçbiri ile kayda girmez.

Veli “Allah ahlakınca” yaşar. Toplum ahlakı, Din ahlakı, Tarikat ahlakı ile veliyi değerlendirmeye kalkışmak güneşe gözlerini yummaktır…

“Allah ahlakı” nedir, dediğimde “Ahlak-sızlıktır” demişti. İlk duyduğumda şok yaşadığım bu sözün altına kısa süre sonra ben de imza attım.

Yaşadığı toplumun ahlak anlayışının dahi kendi hakikatine perde çektiğini fark etmek,çok büyük bir aşamadır. Ki sadece aşıklara nasiptir bu.

“Allah Ahlakı” nı “Müslümanlık Ahlakı” olarak anladığın sürece yerinde sayacak ve kör kuyulardan çıkamadan ebediyete geçeceksin. Etme!

“Dost yüzünü görücek şirk yağmalandı/ Onun için kapıda kaldı şeriat” demiş Yunus. Dost yüzü? Şirkin yağmalanması? Şeriatin kapıda kalması?..

Aşık; Rabbini maşuk vechinde görendir. Bu görüş; şirki, ikiliği düşürür! Bunlar düşünce beşeri değerler, bağlar, kayıtlar kapı dışarı edilir!

Biz kimse dinine hilaf demeziz/ Din tamam olucak doğar muhabbet (Yunus) Kimsenin yolunu yanlış görmezsen dinin tamamlanır. O an aşk doğar.

Çinliler böcek, Tayvanlılar köpek, Komboçyalılar örümcek yiyor. İğrendin mi? “Allah ahlakı”na sahip olan iğrenmez “Razzakın kuluna ikramı” der sadece.

ATASÖZLERİNDE HAKİKAT

Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz. (Atasözü) Hakikatine yönelme arayış ve niyeti olmayanın; hakikat çağrısına da ilgisi olmaz.

Gönülsüz namaz, göklere ağmaz. (Atasözü) İçten gelerek, kalbe değerek yapılmayan uygulama ibadet bile olsa, kişiyi hakikatine taşımaz.

Abdestsiz sofuya namaz dayanmaz. (Atasözü) Uygulamanın hakikatine, ruhuna dair ön bilgi- mana donanımı olmayan onu alışkanlık- rutin edinir.

BİR BAŞKA AÇIDAN HADİSLER

“Cimri cennete giremez. Cennet; cömertler yurdudur.” (Hadis) Varlığından veremeyen Aşkı tadamaz. Aşk; sınırsız verebilenlerin yaşamıdır.

Cennete önce fakirler girer. (Hadis) Aşkın şarabını önce benliğinden geçenler içer.

TAKLİTTEN AŞKA SIĞINIRIM

- Bir aşk yaşıyorum ama bu gerçek aşk mıdır, nasıl bilirim?

- Gerçek Aşkı yaşıyor olsan bu soruyu sormayacak kadar kendinden emin olurdun!

Aşkın dışında hiçbir şey kişiyi Taklitten Tahkike geçiremez.

Taklidi kınadığı, taklit ehline avam dediği halde üst bilgi sahibini taklit ettiğinden bihaber olanlar ne zaman kendi cümlelerini kuracaklar?

En orijinal, en yeni olanı taklit edince, taklit taklit olmaktan çıkıyor mu? Vay bize vaylar bize? Kendi cümlesini kuran kaç kişi var?

Soru sordu. Cevabı onun kitabından, onun sözleriyle verdim. Şefkat yüklü Celalle seslendi: “O benim cümlem, MD nin cümlesini istiyorum ben!”

O gün bugün kendi cümlemi kurarım ben, sen ister yanlış de, ister kafandaki ilim kalıbına ters geldiği için üstünü çiz. Hiç umurum olmaz!

SADECE AŞIKLAR “İNSAN”DIR

“Helâl kıldı maşuka, Âşık kendi kanını/ Maşuk nakşından okur, Aşk eri Kur’anını.” buyurmuş Yunus Emre. Düşün bakalım ne demek istemiş?!

Vechi gördün mü? Her şeyini helal kılacak ölçüde ona verdin mi varını yokunu? Hah, işte o zaman gördüğün vecihten “Kendi Kur’anını” okursun.

Celaleddin Hoca, kitaplar devirdi, Mushafı yüzüne okur, ezbere bilirdi çoğu sureyi. Hadisleri yutmuştu. “Kendi Kur’anını” okumayamıştı ama!

Celaleddin Hoca “Kendi Kur’anını” Şemsi Tebrizi vechinden okudu. Ve o gün bugün Mevlana’dır O! Aşkın değişmez ve ebedi “Alem Sureti”dir O!..

Ehlullahın cümlesini hazmetmeden kendi cümleni kurmak? Kitapları anlayıp idrak etmeden kendi kitabını okumak mı? Firavunlarda inecek var!

ARINMA; SOYUNMA; KUŞANMA

İnsanoğlu algı alanına düşen her şeyi gayri ihtiyari beşeri- bedeni hissetmek gibi bir zaafa sahiptir. Aşk; bedende, beden üstü yaşamdır…

Yolun başındakilere Arınma, ortasındakilere Soyunma, sonundakilere Kuşanmadır Aşk…

Veritabanı çöplüğünden arınan,benlik elbisesinden soyunan,kulluk edebini kuşanan; Aşkın lütfu ihsanıyla Suret-i Rahman,Halife-i Sübhandır!..

Biz sana öyle bir Aşk lütfettik ki bu açıkça gerçekle tek-bir-bütün olmaktır. İşte böylece geçmiş ve gelecek günahların bağışlanmıştır…

Bu aşkla; derunundaki Hakikatin; özünden sana açılacak olan tüm nimeti tamamlamıştır. Bunun getirisi olarak hakikatin üzere yürürsün artık.

İşte bu Aşk; sanal benliğe, kilitleyen kimliğe, vehim ve korkularına karşı kazanılmış en büyük zaferdir. Benzersizdir, sadece sana özeldir.

Zahidler; beden ölümü sonrası mahşerde Rablerinin Vechini görür. Aşıklar; yaşarken canlı canlı ölür de Maşukta görürler Rablerinin Vechini.

Sidretül Müntehada; son sınırda görülürmüş vechi. Her şey bitti, artık ne korku ne ümit demiş de biri, dolunay gibi çıkıvermiş Maşuk Vechi.

Gönül verebilenden can verme korkusu düşer.

Gönül verebilen için verilemeyecek hiçbir şey kalmamıştır.

Veremediklerin olduğu sürece göremediklerin hep olacaktır.

Aşk; bütün kırmızı çizgileri yeşile boyar.

BEDENSİZ; BEDEN ÜSTÜ YAŞAMDIR AŞK

Çokları hayalindeki tanrıya -güya- iman eder, teslim olur. “Rabbini” apaçık görüp imandan özge yakînle teslimiyetin hasını sadece Aşık yaşar.

“Görmediğim Allah’a inanmam” sözünü Hz Ali’ye söyleten Aşktır. Aşıklar dışında hiç kimse anlamamıştır bunun sırrını. İyi ki de anlamadılar.

Hallac-ı Mansur’un (ks) infaz edilirken kahkaha attığı rivayet edilir. Oysa feryat etmesi beklenirdi. Aşkın hakikati; beden üstüdür dostum.

Şablon alanından Takyon alanına açılmaktır Aşk.

Bir ışık hızını biliyor millet, bir de düşünce hızını. Ya, Muhabbet hızı? Anlatır mısın aşkın hangi hızla, hangi fazda aktığını? Otur, sıfır!

Çoğunluk, “Başlangıç sonu programlar” diye inanıp buna göre yaşarken Aşık; “Sonun başlangıcı programlayıp inşa ettiğini” fark etmiştir.

1- Çektiğim çileler, verdiğim emekler, sınavlar beni sana getirdi. (Baş sonu programlar bakışı)

2- Sana gelmem içinmiş tüm süreçler. (Son başı programlar bakışı)

MÜHEYMİN MELEKLERİ? SİDRE? SİDRE-İ MÜNTEHA?

“Adem’in yaratılışından bile haberi olmayan Melekler” diye ezber bir tasavvuf lakırdısı ediyorsun ya sen? Uzayda mıydı onlar? Neredeydiler?!

“Müheymin Melekleri varlığın en üst yapıları” diye bir lakırdıyı da ederdin hani?! Hangi varlığın? Kimin varlığının en üst yapısı Müheymin?

“Adem’e secde etmeyen melekler de var” derlerdi de ne hayaller kurardık. Kim bilir nerede, o nurlu yapılar? Abiler bu bilgiyle hava basardı.

“Cebrail’in geçemem dediği Sidre-i Münteha” neydi? Güneş Sisteminin dışı mı? Marsa kadar olan yer mi? Galaksi dışı mı? Daha neler neler?!

Sende ama seninle kayıtlanmayan, seni hiçbir zaman takmayan, senin tasarrufuna girmeyen kuvvelerdi; “Adem’in yaratılışından habersiz melekler”

“Varlığın üst yapıları; Müheymin Melekleri” de senin şu alemde varabileceğin en yüksek algı, bilinç, yaşam halini sana bahşedecek kuvveler.

“Adem’e secde etmeyen melekler” diye süslü bir lakırdı? Sen hiç “Gönlüme söz geçiremiyorum” dedin mi?! Hah, sana onu dedirten kuvve işte o.

“Cebrail’in geçemeyip yanmaktan korktuğu Sidre?” İlmine, aklına, mantığına, töre- görene en zıt, en ters açığa çıkış! Geçebilene Aşk Olsun!

Eczacıya dedim ki “Şifacıdan, Otçudan kendine ilaç al desem, uyar mısın?” Uyamam, işin ilmini yaptım ben” dedi… Geçemedi Sidreyi!

Uzmanmış, ilmini yapmışmış, din ve ahlak anlayışına tersmiş, kendini inkar edemezmiş, hem illa bu şart mıymış? Geçemedi Sidreyi!

Balıkçıya çağırdı. Ahçı “Bakalım Kalamar yiyecek mi? Yerse zayıf, yemezse takvalı hocadır” demiş. Afiyetle indirdim, bana ne ahçının Sidresinden!

Kitabım hediye edilmiş. Az okumuş, bırakmış. Niye dedim? “Siz imlaya, dil bilgisine hiç uymuyorsunuz” dedi Sidresini sevdiğim Türkçe Öğretmeni!

Sidrelerin olduğu sürece bitmeyecek Streslerin. Sınırların olduğu sürece gerilecek sinirlerin. Geçiver be güzelim, geçiver. Aşk olsun!

MÜHEYMİN Arapça “He-Ye-Me” kökünden bir abartma kalıbıdır. H-Y-M nin kök anlamı mı? ŞİDDETLİ AŞK, YANARCASINA SUSAMAK, KARŞI KONMAZ EGEMENLİK!

Müheymin isminde mevcut susama harareti, şiddetli aşk, karşı konmaz hükümranlık anlamları maalesef tefsir ve meallerde örtülmüştür.

Müheymini meal- tefsirlerde sadece tek hükümran, çok koruyan,gözeten,devamlı kollayan anlamında okursunuz. “Aşk” ve “Susama” ise örtülmüştür.

Şiddetli Sevgi, Yanarcasına Susama, Kesin Hükümranlık. Ve Ehlinin Müheymini Aşkı açığa  çıkaran melaike kuvvesi olarak takdimi! Şükredilesi…

NASIL BİR TEK? NASIL BİR ODAKLANMA?

“Kalbimde bir Allah, bir Muhammed, bir de Siz varsınız” demiş Mürşidine. Mürşid “Çok kalabalık evladım, o kalple nasıl yaşıyorsun?” demiş.

“Rabbime, Rasülüme beni ulaştırmak için iyi ki varsınız” demiş. Mürşid ses etmemiş. O gidince “Köprüye saydı bizi, yazık, çok yazık” demiş.

“Efendim sizden ve bazı zatlardan çok istifade ediyoruz.” demiş. Mürşid: “Dükkan dükkan çarşı gezmek de iyidir, temiz hava alırsınız” demiş.

Kalabalık bir grup zatı ziyarete etmiş. Yorulmuş. Kimse de kalkmıyor. Bir bahaneyle en samimi müridine patlamış: Defooool, çık dışarııııı!

Bağırma ama ne bağırma. Mürid baş eğip usulca çıkmış evden… Aradan bir saat geçip herkes gidince birini yollamış “Git bak kapıda mı?”

Kapıdaymış. İçeri gelsin demiş. Gelince, herkesin içinde haşladığı müride: “Eğer kapıda durmayıp gideydin bir daha yüzüne bakmazdım” demiş.

Mürid; “Hiç gider miyim efendim, kapım da, evim de, kıblem de sizsiniz. Gayrı kalmadı ki. Hiç gider miyim?!” demiş. Nokta… Anlayana!..