Hadis-i Kudsi Tahlilleri- 5

Hadis-i Kudsi Tahlilleri- 5

Allah-ü Teala Şöyle Buyurdu: Ey Ademoğlu, Seni Kendim İçin Yarattım. Eşyayı da Senin İçin Yarattım. O Halde Kendim İçin Yarattığımı, Senin İçin Yarattığımın Ayarına Düşürme. (Hadis-i Kudsi)

Değersiz insan yoktur, değerini düşüren insan vardır. (Kahraman Tazeoğlu)

Karlı bir İstanbul akşamıydı, şirket genel müdürünün her il temsilcisini her ayın ilk pazartesi günü İstanbul’a çağırdığı ve saatlerce süren iş toplantısından, yine kaygılı, öfke dolu çıkmıştım. Etrafımdaki insanlar beni hiç anlamıyor, hep üzerime geliyorlardı. Oysa ben işimi düzgün yapıyor, her ay şirkete milyarlarca para kazandırıyor, yine de yaranamıyordum. İnsanlar ne kadar aşağılık, ne kadar kendini bilmezdiler. Herkes bana karşıydı sanki. Saate baktım, toplantı uzadığı için, uçak kalkalı neredeyse 1 saat olmuştu, evde beni bekleyen bir bebeğim vardı ve Ankara’ya mutlaka dönmeliydim. Beni havaalanına bırakacak arkadaş, Kadıköy’e otele doğru yol alırken, dedim ki “Hayır bu gece kalmayacağım, beni havaalanına bırak, ben bu gece döneceğim, öyle ya da böyle bir uçak bulurum elbet”. Havaalanına geldiğimde saat 21.30 olmuştu bile ve benim bineceğim uçak çoktaaan Ankara’ya varmıştı. Ahhh hiç sevmiyordum İstanbul’u da, insanlarını da, her ay buraya gelmeye ne gerek vardı, şimdi ne yapacaktım. Havaalanına girerken bir anons duydum, benim bineceğim uçak rötar yapmıştı ve yolcu alımına yeni başlıyorlardı. Bu bir mucizeydi, evvettt dönüyordum işte Ankara’ya, bebeğime sarılabilecektim, ben İstanbul’un en çok Ankara dönüşlerini seviyordum.

Uçağa binerken bir kadın dikkatimi çekti, şöyle bir baktım, oldukça kilolu, yüzü gözü solmuş ve elinde kocaman bir sandwiç. İçimden dedim ki “Şuna bak, o kadar kilosuna bakmıyor, hala yemek peşinde, saç baş darmadağın”. Uçağa yerleşirken bir baktım o kadın benim yanımda oturuyor. Sessizce müsaade istedim, koltuğuma oturdum, kitabımı ve kulaklıklarımı çıkardım. Amacım çok fazla muhatap olmadan Ankara’ya varmaktı. İsmini sonradan öğrendiğim Merve’de müthiş bir tedirginlik vardı, yerinde bir türlü oturamıyor, bir yandan sandwiç yemeye devam diyor, bir yandan da cep telefonunu kapatmaya çalışıyor ama başaramıyordu. Dikkatimi çekti, yüzüne baktım, “Telefonunu kapatmamı ister misin” dedim, “Olur abla, ben uçaktan çok korkarım, yükseklik korkum var benim” dedi. Benden en az 10 yaş büyük görünen bir kadın bana abla demişti, şaşırdım, telefonunu kapattım ve sakin olmasını, derin nefes alıp uyumasını önerdim. Uçak havalandı ama Merve hala tedirgindi, üstelik beni de rahatsız ediyordu, sakinleşmek için okumaya çalıştığım kitabımı okuyamıyordum, sürekli dikkatimi dağıtıyordu.

Konuyu değiştirmek ve biraz olsun sakinleştirmek için, “Bana abla diyorsun ama benden büyüksün sanırım sen” dedim, gülümseyerek. “23 yaşındayım ben” dedi. Şok olmuştum, dışarıdan baktığında en az 40 yaşında dediğim Merve 23 yaşındaydı. Gülümsedim, “Merve daha çok gençsin bu ne hal, dikkat et kendine” dedim. “Ben 1 yaşındaki bebeğimi öldürdüm abla, 2 çocuğumdan koparıldım” dedi. “Nasıl yani Merve, sen 23 yaşındasın, 3 çocuğun var, biri öldü, diğerlerinden koparıldın, nasıl yani Merve dalga mı geçiyorsun benimle” dedim. Çantasından bir fotoğraf çıkardı. Yaş aralığı 6 ile 1 yaş arası 3 tane çocuk. İşte dedi, bu en küçük oğlum, onu ben öldürdüm. Merve dur hele, sakin ol, anlat bakalım neler oldu deyince Merve anlatmaya başladı.

Merve Ankara’lı, hemşire. Alevi bir gence tutuluyor lise yıllarında, ailesi “Biz seni alevi biri ile evlendirmeyiz” deyip, daha hemşire okulunu bitirmeden Kayseri’li birisine zorla veriyorlar. Ailesine karşı gelemiyor, sevdiği genci kalbine gömüp Kayseri’ye gelin gidiyor. Evlendiği kişi ona sürekli eziyet ediyor, dövüyor, kovuyor, hepsine katlanıyor. Tek dert ortağı annesi, son hamileliğinde de diyor ki içinden, “Allah’ım annem olsun hayatımda başka kimse olmasın, bu bebeği de istemiyorum, al benden”. Üçüncü bebeği doğuyor, oldukça sağlıklı, topaç gibi bir erkek evlat. Eşinden hala dayak, şiddet tehdit, maaşına el koyma, parasız bırakma, anlattığına göre ne kadar eziyet varsa devam ediyor. Ve bir gün eşi Merve’yi ciddi bir şekilde dövüp evden çıkıp gidiyor. O gece 1 yaşında olan bebeği ateşleniyor, ateşini düşüremeyince çalıştığı hastaneyi arıyor, hastanedeki nöbetçi doktor bir ilaç ismi veriyor, “Buraya getirmene gerek yok, hemşiresin, sen yap iğnesini, bir sıkıntı olursa ambulans göndeririz” diyor. İçi rahat etmiyor, diğer çocukları komşuya emanet edip hastaneye gidiyor. Doktor iğneyi hazırlayıp veriyor Merve’nin eline, Merve bebeğinin iğnesini yapıyor ve bebeği, ilacın içinde bulunan bir maddeye alerjisi olduğu için komaya giriyor. Günlerce komada kaldıktan sonra bebeği vefat ediyor. Eşi de bebeğin ölümünden Merve’yi sorumlu tutuyor ve Merve’yi 2 çocuğundan ayırıp Ankara’ya baba evine gönderiyor. Merve’nin diğer çocukları ile de iletişimi tamamen kesiliyor. Boşanırsan çocuklarını bir daha hiç göremezsin diye de sürekli tehdit ediliyor.

Merve İstanbul’a niye gelmiş, gençken sevdiği alevi genç, Merve ile evlenemeyince hiç kimse ile evlenmemiş ve Merve’nin başına gelenleri öğrenince Merve’ye kol kanat geriyor, genç İstanbul’da, Merve’nin babası hala o gençle görüşmesini istemiyor, Merve gizlice İstanbul’a gelip eski sevdiği ile buluşuyor. Ve bana diyor ki “Abla, yüz tane annem ölseydi de bir tane bebeğim ölmeseydi, ona iğneyi ben yaptım, ben öldürdüm, artık eski sevdiğim de gözümde yok, annem de, ölsem de kurtulsam abla”.

Evde beni bekleyen bebeğimi de unutuyorum, eşimi, işimi, evimi de unutuyorum. Yolculuk boyunca ve uçaktan indikten sonra, saatlerce Merve ile konuşuyorum. Bebeğinin ölümüne sebep o olmadığını, hayattan vazgeçmemesi gerektiğini, önünde daha çok yollar olduğunu, herkesin ölüm saatinin belli olduğunu, her yaşadığı şeyden ders çıkartıp anne baba kaydından çıkıp, bundan sonra yolunu kendisi çizmesi gerektiğini. Ayrılırken sarılıyoruz, havaalanında Merve’yi ilk gördüğüm an ve aklımdan geçenleri düşünüyorum, utanıyorum. Birbirimize telefonlarımızı veriyoruz, “Ne zaman istersen ara Merve, saat kaç olursa olsun lütfen” diyorum. Çantamda taşıdığım kitabı ona hediye ediyorum. Oku diyorum sürekli oku.”Ben bunun üstesinden gelemem” dediğimiz şeylerin üstesinden tek başımıza geldiğimizde, acının insanı ne denli büyüttüğünü anlarız.

“Derdine sevin Ey Can, Sana Allah’ı hatırlatan, seni inciten, seni gizlice Allah’a yalvartan dert, bütün dünya nimetinden, saltanatından daha iyidir.

Senin başına gelen cefalar, belalar sana değildir. Sende bulunan kötü huylaradır. Sende bulunan kötülük sıfatlarının gidebilmesi içindir.

Ne olursa olsun kötü ve istenmeyen bir şey olsa bile değil mi ki sana kılavuzluk etti, Sevgiline ulaştırdı, sevimlidir, dosttur.”

Merve’nin yüzünde güller açtı, evet abla dedi, “Ben yanlış dua etmişim, benim suçum yok, bebeğime iğneyi diğer hemşire arkadaşım da yapabilirdi. 2 çocuğum daha var, onlara sahip çıkmalıyım, ama nasıl olacak abla”. Dua et dedim, Merve dua et.

Merve şimdi nerde, ne yapar bilmiyorum, aradan onca sene geçti. Bir daha birbirimizi hiç aramadık. Duam odur ki Merve inşallah hayatını bir düzene koyabilmiştir, çocuklarına kavuşmuştur ve bir halife gibi yaşamaya başlamıştır.

Allah seni seçti, seni en güzel surette yarattı, ruhundan üfledi, esmasıyla donattı ve dünyaya aşağıların aşağısına atıverdi. Orada yaşa, Allah’ı tanı, bil, Rasulünü tanı, sünnetullaha uy diye. Dünyaya gelirken bir sözün vardı hani, Rabbim sensin demiştin. O sözü unuttuğun her an, başka Rablere sığındığın, başka yerlerde gezindiğin her an sana azaptı. Dünyaya geldin ama şaşkındın. Yıllarca içinde bir boşlukla yaşadın, bir eksiklik vardı, çözemedin. Sevgi eksikliği sandın önce, herkesi seversem, herkes beni severse o boşluk dolar dedin, olmadı. Para eksikliği sandın, çalıştın didindin, herkesin her derdine, sıkışıklığına yetişmeye çalıştın, olmadı. O kadar dışarılarda gezdin ki, içine döndüğünde, aynaya bakıp kendinle yüzleştiğinde bir harabe buldun. Kendi halife tarafına ihanet ettin. Kendini beden kaydından, şartlanmalarından, etiketlerinden sıyıramadığın her an, senin için yaratılmış eşya ayarında yaşadığın her an ihanet ettin. Allah seni kendi için yaratmıştı, eşyayı da senin için. Ama sen eşyanın ayarına düşüp kendi hakikatini göremedin, kendi hakikatine iman edemedin. Halife tarafına yatırım yap, ibadetinle, tavrınla, yaşam şeklinle. Beşer kimliklerin olacak, ama hakikatini unutma, ne için yaratıldığını unutma.

Hz. Ali Efendimiz savaş sırasında karşısındaki müşrike hücum ettiğinde müşrik ona hakaret edip tükürünce, Hz. Ali efendimiz kılıcını geri çekiyor ya. Çünkü bir anda içinde bulunduğu hâlin değiştiğini fark ediyor. “Az önce seni Allah rızası için öldürecektim ama şimdi kızdım. Vurursam kendim için vurmuş olurum” deyip vazgeçiyor. Bu olayı fark eden kişi sonra İslâm’ı seçiyor. Yaptığın şeylerin Allah için mi, kendi beşer tarafın için mi yaptığına dikkat ederek yaşa.

Bana kulluk edin, Sırât-ı Müstakıym budur.”(Ya-Siyn; 61)

Eşya kaydından çıkıp, Allah’a kulluk etmek. İyi insan değil, iyi kul olmak. Herkes iyi insan olabilir, ama iyi kul olmak, Allah’ın kendi için yarattığını, eşya ayarına düşürmemek demektir. Beşer elbisesi değil, Takva elbisesi giyinmek. Rabbimize kul olabilirsek, takva elbisesini de giymiş oluruz. Takva elbisesi Allah’ın boyası ile boyanmıştır.“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinlerdiye yarattım.” (Zâriyat-56)

“Ey, Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecekgiysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâelbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ınayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar.”(A’râf-26) “De ki: Bana, dini Allah’a halis kılarak O’nakulluk etmem emrolundu.” (Zümer-11)

Allah adına, Allah’ın verdiği yetkiyle Halife olarak “BEN” demek çook başka bir şey. Kul olmak bizim için bir mecburiyettir,başka bir alternatifimiz yok. Tüm yaratılanlar kuldur.Ama Allah’a kulluk etmek tercihle ilgilidir.Kuranı ötelersem beni de ötelerler.

Gerçek buysa bil ki, Lâ ilâhe illAllâh (Tanrı yoktur; sadece Allâh); kendi zenbin (beşer yanının getirdiği perdelilikten kaynaklanan kusurlar), iman eden erkekler ve iman eden kadınlar için mağfiret dile (bağışlanmaları için Hakikati kavramalarına çalış)! Allâh dönüp dolaştığınız yeri (hâllerinizi) de, varıp sonsuz yaşayacağınız yeri de bilir! (Muhammed 19)

Ey maneviyatı kendine uyduran
Sen önce kendini benlik tahtından aşağı at
Söz kuşunun boynunu kes,heva kuşunun kanatlarını kopar
İlahi kimlikte resim olmaz
Terki terk değil, kendini terk et
Ama hatırası vardır adını unutma.

( Hz. Mevlânâ (k.s) / Mesnevi )

Kıvanç

Dış dünya diye görünen ve dışarıda diye görülen bu dünyadakilerle birimin kurduğu ilişki kişinin kendi Hakikatini tanıması içindir. Kişi bu gerçeği fark edemediğinde Hakikati tanımak yerine dışarıda diye gördükleriyle ilişkisine Hakikat demeye başlar bu da İnsan denilen sonsuz yapının yaradılış gayesinden sapması demektir. Tüm izafi görüntüler Hakikat tanınsın diye vardır.

Güven