Hayalle Gerçeğin Buluşma Noktası

Hayalle Gerçeğin Buluşma Noktası

Aşk nedir sorusuna beni birkaç gün izlemen yeterli sonunda aşkın ne olduğunu göreceksin,  Allah’a kavuşmak için iki rekat namaz da yeter. Ancak böyle bir namaz için abdesti insanın kendi kanı ile almış olması gerekir dedi Hallac…

Ve bir ses yükseldi göklere Allahu Ekber.

Yatağında bir sağa bir sola dönerken aklına ayet geldi “Sabah namazı şahitlidir.” Tereddütsüz kalktı yatağından namaz için, gece okuduğu kitabın etkisinden kurtulamamış, hala Hallacı Mansuru düşünüyordu. Neydi bu kadar aşık olunası güzel olan şey? Neydi onu kendine çeken ve kanı ile abdest aldırabilecek kadar gözünü karartan şey? Ya da açan mı demeli?   Namazını kıldıktan sonra,  Aklındaki soruların cevabı için Mirim diye hitap ettiği Ali’nin yanına gitmeye karar verdi, verdi ama Ali’nin bundan haberi yoktu aradı Aliyi sabah kahvaltısı için sözleştiler. Her zaman ki gibi Üsküdarda, sahil kenarında buluştular. Kahvaltı faslı bittikten sonra Raci daha fazla dayanamayıp söze girdi.

Raci -  Mirim bugünkü konumuz Namaz kılmak olsun mu?  Soracağım birkaç soru var sana.

Ali – Tabii ki dostum olabilir ama ilk önce şu kelimeleri kaldıralım mı lügatımızdan? Namaz Kılmak mesela? onun yerine Salatı ikame etmek, Namazı ikame etmek desek?  Olur mu?

Raci – Kaldıralım, Kaldıralım ama aralarındaki farkı anlatırsan kaldıralım… :)

Ali – Namaz kılmak uzaktaki bir tanrının gözüne girme çabası gibi geliyor bana kuru kalıyor ikamenin yanında, Salat yani yöneliş hakikatin olan esmana yöneliş , ikame ise bunu yaşamak diye biliriz kısaca.

Raci – Bak bu daha güzel oldu … Peki bu hadisi biliyorsundur sen  “Namaz müminin miracıdır” ne diyorsun, ne anlıyorsun bu hadisten ?

Ali – Dur öyle hemen miracı bekleme , Mirac öncesi  hazırlıklar lazım :)

Raci – Nasıl bir hazırlık bu ?

Ali – Namazın Şartlarını bilirmisin ?

Raci – Senin ki de sorumu şimdi çocukluğu camii de geçmiş adama :)

Ali – Peki Sayar mısın namazın şartlarını?

Raci – Tabi ki, Namazın dışındaki şartlar  ve içindeki şartlar olarak iki ye ayrılır. Toplam on ikidir. Dışındakiler; Hadesten taheret, Necasetten taharet, Set-ri avret, İstikbal-i kıble , Vakit, Niyet, İçindekiler ise; İftitah tekbiri, Kıyam, Kıraat, Rükü, Secde, Kaade-i Ahire ‘dir

Ali – Yani namaza durmadan, namazın ikamesi olmadan önce bir ön hazırlık gerek değil mi?

Raci – Tabi ki, Necasetten taharet mesela, Pislikten arınmak elbisende, üstünde başında pislik olmayacak.

Ali – Kesinlikle doğru raci elbise mühim, ama miraç için yeterli mi bu sence? Daimi namaz için yeterli mi? Kuranda müşrikler pistir, Ona ancak temizlenenler dokunabilir diyor. Buradaki pislik ve temizlenmek, necasetten taharet nedir sence?

Raci – Sen olayı farkı bir yere çekiyorsun Ali… Daimi namazı ve miraç olayını birleştireceksin sanırım… Şuan aklıma bir şey gelmiyor açar mısın lütfen biraz daha.

Ali – Tabi ki dostum öncesinde iki çay alalım değil mi sanırım daha buradayız :) … Peki necasetten taharet, şirk ehli necistir- pistir, Şirkten arınmak olabilir mi? Miraca ulaşan bir namaz için, daimi bir salat için?

Raci – Hiç böyle düşünmemiştim Ali. Yani kişi açık ve gizli şirkten arınması, bilincini temizlemesi lazım miraca tırmanan bir namaz için… Ve daimi salat  yöneliş için bu ilk şart diyorsun… Necasetten taharete bu bakış açısı ile baktıysak diğerlerini çok merak ediyorum J Lütfen devam edelim hiç bölme Mirim…

Ali – Peki ya hadesten taharet ?

Raci – Yani o da şöyle geçiyor ilmihallerde, Kirlilikten temizlenmek, abdestsizlik durumu yani namaz abdestinin olmayışı.

Ali – Kaç çeşit abdest var ki?  iki değil mi? yani birisi su ile alınan abdest diğeri ise teyemmüm ile. Tek amaç vücudu temizlemek değil öyleyse, temizlik olsa toprağı neden yüzümüze sürelim değil mi dostum?

Raci – Doğru diyorsun, bir zahiri birde batını var demek ki abdestin…

Ali – Tabii ki öyle zahiri ve batını ayıramazsın birbirinden. Zahir ve batını ayırmak aynı anda hakikati reddetmek gibidir… Hiç duydun mu eskilerin ağzından abdest almak melek olmaktır, Melekler alemine dalmaktır, meleküt alemine çıkmaktır diye ?

Raci – ıı evet evet duymuştum annemden falan.

Ali – işte aslında melek olmak, Meleküt alemine çıkmak tabiri, hani sen hallacı mansuru okumuştun meşhur bir sözü vardı “Enel hakk” yani ben diye bir şey yok , sadece el esmanın açığa çıktığı bir sistem mevcut, Ben benliğimle değil Hakk oluşum ile mananın maddeye dönüşümü ile  hay ve kayyummum. Benden çıkan fiilerin faili ben değilim haktır demiştir  hallacı mansur… İşte böylesine bir idrak insana abdest aldırır var sandığı benliğini su ile Hakikat ilimi ile yıkar ve arındırır.

Raci – Mirim sen çay iç, çay içtikçe açılıyorsun :) eh ne demişler dervişin benzini çaydır.

Ali – İçelim güzelleşelim dostum ) Tabi bu arada devam edelim , Setr-i avret nedir peki ?

Raci – Yani oda insan vücudunda başkası tarafından görülmesi günah ve ayıp sayılan yerleri örtmek. Tabii ki senin düşüncelerinide merak etmiyor değilim mirim. Sen neler düşünüyorsun bu konuda?

Ali – Tabii ki zahiri manada bu dediğin doğru dostum birde batınını düşünelim… insan en büyük ayıbı kime yapar?

Raci – Aklıma şu ayet geldi  “Onlar ki kendi nefislerine zulmetmektedirler” zulmü ayıp olarak anlarsak tabii ki kendisine yapar insan en büyük ayıbı, Peki ama nasıl yapar en büyük ayıbı insan kendisine? Orasını anlayamadım

Ali – İnsanın en büyük ayıbı, benliği, şartlanmaları, tabiatı, ikinci beyinin hükmü altından çıkamayıp onun bedene dönük istek ve arzularını kendi istek ve arzuları sanması, duygularını susturamasan da üzerini akıl şalı ile örterek karşına çıkan olaylarda amigdalanı susturup prefrontal cortex ile konuşmandır avret yerini örtmen diyebilir miyiz acaba raci ?

Raci – Çay? :) karşılıklı gülüşürler… Ve raci devam eder,  Haklısın dostum katılıyorum sana, yani Karşımıza çıkan her olayda beşeri değer yargıları ile düşünürsek bu bizim ayıbımız olur, bu ayıbın üstünü örtmek, susturmak lazım diyorsun

Ali – Aynen öyle diyorum dostum

Raci – Sen sormadan ben söyleyeyim :) istikbal-i kıble namaz esnasında kıbleye yönelmek, dönmektir. Bunu içselliğimizde düşünürsek kendi hakikatimize yönelmek diyebilirmiyimiz mirim ?

Ali – Tabii ki dostum :)  tam 12 den vurdun… Özündeki teklik boyutu olan hüviyetine yönelmendir, yokluğunun farkındalığına varman ve tek var olanın HU oluşunu anlamandır kabene, kıbleye yönelmen…

Raci – Bu bakış açısı biraz daha oturttu kafamdakini sağol..

Ali – Ne demek dostum Eyvallah :) peki vakit ? vakitin girmesi ne düşündürür sana ?

Raci – Zahiri olarak bakarsak namaz vaktinin girmesi ama içselliğimize döndürecek olursak ımm… biraz düşüneyim…Biraz ip ucu versen ? :)

Ali – Birisinin vakiti dolunca, eceli gelince ne olur ?

Raci – Ölür… aa tamam şimdi buldum sanırım, ölmek, benliğini susturmak, dizginlemek vakitin girmesidir diyebiliriz sanırım

Ali – Süpersin dostum… Vakitin gelmesi, var sandığın benliğinin sönmesi ve öylece yönelmektir.. Namaza, Salata…

Raci – Tüm bunları algıladık, idrak ettik, hem 5 vakit namaz , hem de daimi namaz açısından.. Peki niyet ? niyet ne olmalı ?

Ali – Bak ne güzel söyledin niyet ne olmalı :) Bütün bunları neden yaptık.. Sen susta, Benliğin sussun da hak kelama gelsin diye değil mi?

Raci -Tabii ki niyetimiz en başından beri buydu. Demek yönelişimizde, namazdaki niyetimizde, daima böyle olacak. Kaldır kendini aradan, çıksın ortaya yaradan.

Ali -Evet dostum aynen öyle… Bu arada öğlen namazına Aziz mahmud hüdayi hazretlerini  ziyarete gidelim mi, Sıla-i rahim yapalım ! ne dersin ?

Raci – Aklımdan geçeni okudun,okudun da Sıla-i rahim mi ? Akraba mısın aziz mahmud hüdayi hazretleri ile

Ali – Hayır dostum hayır :) Akrabalık bağım yok, Gönül bağım var…

Raci – Şimdi anladım :) İstersen Namazın içindeki ilk şartlardan olan tekbir den, Allahu Ekberden başlayalım?

Ali – ALLAHU EKBER deyip, Allahın sonsuzluk denizine dalıyorsun… O zatın azametini, kibriyasını, ekberiyetini görüp, hissedip, yaşıyorsun… ve böylece namazın başlamış oluyor..

Raci – Yani ötelerdeki bir tanrının büyüklüğünden bahsetmiyoruz..

Ali – Aynen öyle dostum,Aynen öyle…

Raci – Peki ya Kıyam ? kıyam ne düşündürür sana ?

Ali – Hz Ali (k.v)’nin bir sözü vardır, “kuranın sırrı fatihada, fatihanın sırrı besmelede, besmelenin sırrı b harfinde, ben b nin altındaki noktayım “ der, kuranın sırrı olan sure Kıyamda okunur, Fatihasız namaz olmaz derler neden ? çünkü miracın basamaklarından birisidir fatiha. Hay ve Kayyum olan O dur, artık senin dilinden okuyan o olmuştur…bekabillahi Hakkel yakin müşahade halidir kıyam…

Raci – Dostum hiç hızını kesme :) Direk devam edelim biz

Ali – Olur tabii ki hay hay :) Sıradaki neydi peki ?

Raci – Kıraat yani okumak, bir miktar kuran okumak

Ali – Tabii ki, OKUmak ama nasıl OKUmak ? Kıraatten önce euzü emredilir değilmi ?

Raci – Evet ondan sonra başlar Fatiha ve Sureler.

Ali – Euzü ile sığınırsın uzaklaştırılmış şeytandan, taşlaşmış şartlanmalarından hakikatin olan Allaha ve öyle OKUmaya başlarsın.. ve görürsün ki okuyan kendisidir… peki ya sonra ? sonrasında ne vardır

Raci – Ruku gelir, oda Eller dizlere konularak eğilmek, Erkeklerde sırt düz olur, kadınların ise fazla eğilmesine gerek yoktur diye biliyorum.. Sen tamam edersin :)

Ali – Biliyorsun ki Ruku sadece Hz. Muhammed (s.a.s) ümmetine ihsan olmuştur.. Ruku belin kırıldığı yer… Dikkat et eller dizde, bacaklar hiç kırılmamış ve göğüs yere paralel, Göğüsün yere paralel olması şunun itirafıdır aslında: Biliyorum ki ben benliğim ile yokum, sen varsın…Bacakların hiç kırılmaması ise: Bu bilgiyi biliyorum fakat bilgiyi bilmek ile varlığımı ortadan kaldıramıyorum un itirafıdır…Ümmetin tamanının secde halini yaşayamayacağı bilinmekte olduğu için Bu yüzden secdeyi yaşayamayan en azından “rükü” yapabilsin, istenildiği için Muhammed ümmetine ihsan edilmiştir “Rükü”…

Raci – Yani insan normal hayatında şu bilinç ile yaşarsa “ben benliğim ile yokum, sadece sen varsın ama bu bilgiyi bilmek varsaydığım vehmi benliğimi ortadan kaldırmama yetmiyor” algısı ile yaşarsa daima rukü halindedir. Diyebiliriz sanırım..

Ali – Tabii ki dostum diyebiliriz, neden diyemeyelim.. Peki ya secde ?

 Raci – Zahiri bakımdan “Alnın, burnun, iki elin, iki dizin ve iki ayak parmaklarının uçlarının yere değmesi, yani yedi kemik üzerine secde edilmesi” devamını sen tamam ediver J

Ali – “İnsanların en kayıpta olanı salatta secde ve rukünun hakkını veremeyendir” hadisini duymuşsundur, Rukünun hakkını vermekten daha demin biraz bahsettik.. Secdenin hakkını vermek sadece 7 kemik üzerine secde etmek olmasa gerek ama tabii ki bu söylediğin haktır ve şarttır…”Allah”a secde etmek, O mutlak varlığı yanı sıra, ne senin nede bir başkasının varlığının, vücudunun olmayışını idrak etmek, müşahede edip yaşamaktır …Sadece bedenimle değil, şuurum, ruhum, algımla, sana secde ediyorum demektir ilk secde… İkinci secde ise bu farkediş için Allaha şükürdür…

Raci – Allah hazmını kolaylaştırsın cümlemize mirim.. 

Ali –Amin… Peki Kaade-i Ahire “Son oturuş” kaldı sadece,  o nedir ?

Raci – burada ettehiyyatü duası okuyacak kadar oturmak farzdır. Salli, barik ve rabbeba dualarını okurmuş resullah akabinde ve sonra selam verirmiş..

Ali – Son oturuşa şöyle diyebiliriz miyiz acaba; Aşk oturuşu… Et tahiyyatu de yaşar insan aşkı… Aşk dalga dalga yayılır… Kulluk görevinin farkındalığında yaşayan tüm Salihlere “benliğinden kurtulmak suretiyle tüm aşka ermişlere” Adı aşk olanı bulmuşlara… Aşk, üzerimize ve kulluk ifa etmekte olanların içindeki tüm salih’leredir..

Aşkımız ve yönelişimiz daim olsun.. Selam ve dua ile…

İbrahim TÜRKMEN