Kimlikle Hiçliğin Buluşma Noktası

Kimlikle Hiçliğin Buluşma Noktası

Namaza dururken eller avuç içi karşıya bakacak şekilde yukarı kaldırıp “Allahu Ekber” diyoruz.

Ellerin şekli “Tüm dünyevi konuları ve düşünceleri arkamda bıraktım’ demektir.

“Allahu Ekber; Allah öyle sınırsız, sonsuz, güç kuvvet sahibidir ki, Onun dışında bir varlık yok’ demektir.

Ondan sonra “Subhaneke”yi okuyarak; her zerrenin Allahı tespih ettiğini, ona kulluk etmekte olduğunu, onun bütün eksik kavramlardan münezzeh olduğunu dile getiriyoruz.

Ondan sonra, Euzübillahimineşşeytanirracim diyoruz. Yani, bizi hakikatimizden uzaklaştıran, tehlikelere, vehim ve vesveseye karşı, özümüzdeki Allaha ait kuvvelere sığınıyoruz.

Vehim ve vesvese şeytani boyutumuzdur. Bizi Allah’tan ayrı, ötedeki bir tanrıya yönlendirme durumudur.  Sahiplikler boyutudur. Yani benliktir.

Sonra,  Bismillahirrahmanirrahim diyoruz.Bir işe başlarken, onun namına, ‘Ona hilafeten, onu temsilen, onun bir aleti olarak yapıyorum’ demektir.

‘Rahman ve Rahim kuvvelerine dayanarak, adı Allah olan varlığın adına başlarım’ anlamına geliyor. Yani Kevser havuzumdaki Rahman (düşünme, planlama, hayal kurma) kuvvelerini kullanarak, Rahim (beş duyu alanında seyredilebilir)  hale getiriyorum diyoruz.

Besmele, ‘Kaldır benliğini aradan ortaya çıksın yaradan’ halidir.

Besmelenin ardından Fatiha okuyoruz.

1: (“B” işareti kapsamı itibarıyla) Esma’sıyla varlığımı yaratan ismi Allah olanın Rahmaniyeti ve Rahıymiyeti ile. . .)

2: “Hamd” (Esma’sıyla yarattığı âlemleri her an dilediğince değerlendirmek), âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. . .

3: Rahman ve Rahıym’dir. (Rahmani yetiyle Esma âlemini meydana getiren ve Rahıymiyetiyle Esma âlemindeki manalar ile her an âlemleri yaratandır. )

4: Din hükümlerinin (Sünnetullah) yaşanmakta olduğu sonsuz sürecin Mâlik – Melik’idir.

5: Sadece sana kulluk ederiz ve bunun farkındalığı için yardımını niyaz ederiz. (El Esma ül Hüsna anlamlarını açığa çıkarmak suretiyle tüm yaratılmışlar olarak sana kulluk etmekteyiz ve bunun farkındalığına ermemiz için yardımını isteriz. )

6: Bizi sırat-ı müstakime (Hakikate erdiren yola) hidayet et.

7: Ki o, in’amda bulunduklarının (nefeslerinin hakikati olan Allah Esma’sına iman edip, ondaki kuvvelerin farkındalığını yaşayanların) yoluna. . . Gazabına uğrayanların (âlemlerin ve nefsinin hakikatini göremeyip benlikleriyle kayıtlananların) Ve (Hakikatten – Vahid-ül AHAD üs Samed olan Allâh ismiyle işaret edilen, anlayışından) saparak şirk koşanların yoluna değil.

Besmele ve arkasından Fatiha’da hakikatimizi dillendiriyoruz.  Hakikatimizi fark edersek, yaşamakta olduğumuz sürecin faili olduğumuz hatırlatılıyor.  ‘Bizi hakikate giden yola hidayet et, bilinçli kulluk yapmayı başaranların yoluna,  besmelenin manasını anlamayanların yoluna değil’ diyoruz. Kendini ayrı bir birim ötede de tanrısı olanların yoluna değil.

Her gün, her namazda, her rekâtta bunun anlamını düşünmemiz isteniyor.  Günlük işler ile kendimizi, beden sahibi, makam sahibi, ayrı bir birey olarak düşünüyoruz. Bize birileri bir şeyler yaşatıyor sanıyoruz. Sonra namazda bu hakikat ile yüzleşiyoruz ki kayıp gitmeyelim. Bilgisayarımıza format atıp hakikatini hatırlatıyoruz.

Arkasından Kuran’da Allah’ı anlatan en önemli sure olan İhlâs suresini okuyarak kıyamı tamamlıyoruz.

Kıyamda, besmele ile dile getirdiğimiz hakikat gereği ‘Allah namına’ olan fiiller ve yaratım gereği dimdik ayakta duruyoruz.

Ondan sonra rükûya giderken de, “Allâhu Ekber” diyoruz.

Belden yukarısı yere paralel, bele kadar dik olacak şekilde.

“Subhane Rabbiyel aziym” diyoruz.

Her bir zerrede “O”nun hükmü yerine gelmektedir. Her bir zerre “O”nun var ediş gayesine uygun davranışlar ortaya koymak suretiyle; kulluğunu ifa edip fıtrî tespihini yapmaktadır.

Rüku, kişinin bedenden ibaret olmadığını, ötede de bir tanrı olmadığını anlamış, henüz benlikten geçememiş kişinin, kendi hakikatine olan boyun eğmesidir.

Allah var, tanrı yok buna iman ettim. Ama bende varım diyen kişinin sembolüdür.

Onun namına iken kıyamda idim. Rükü’da aslında onun bendeki hakikati önünde acizim diyoruz. Rüku, Onun bendeki hakikatinin önünde, ben diye varsaydığım benliğimin boyun eğmesidir.

‘Frekans okyanusu içinde birimselliğimin bir noktadan ibaret olduğumu kabul ediyorum’ demektir. (MD)

Bu duruşta beyne giden kan artar ve bu zikir ile beyinde bu manada gelişim sağlanır. Ondan sonra: “Semi Allahu limen hamide” diyoruz.

Yani, benim yaptığım her hareket, ilâhî kudretin tasarrufu neticesinde meydana çıkmaktadır ki, ALLÂH fiilimin gerçek fâili olarak ne yaptığımı bilmektedir; çünkü ilminde takdir eden “O”dur; anlamı var orada…(A.H)

Dik dururken, “Rabbena lekel hamd” diyoruz.

Bu tespih de tam dik dururken söyleniyor! Hemen rükûdan kalkarken ve dik hâlde iken… Anlamı ise yaklaşık şöyle:

“Kendi kemalini, azametini, hikmetini, idrak, değerlendirebilme Rabbime mahsustur ki O’nun kadrini ve kıymetini, sonsuzluğunu ve sınırsızlığını idrak etmek mümkün değildir”!(A.H)

Ondan sonra “Allâhuekber” deyip “secde”ye gidiyoruz.

Secde etmek, O mutlak varlık yanı sıra, ne senin ne de bir başka varlığın olmadığını idrak etmektir.

“Ben yokum, sadece ALLÂH var!” demektir.  Birimselliğimin hiç var olmadığımın farkındayım. Yani ‘iyyake na’budu’ ‘biz aslında yokuz, yalnız sana kulluk ediyoruz’ diyoruz. Secdede beyine maksimum kan gidiyor. Anlaşılması en zor olan zikir yapılırken beyin en üst düzeyde besleniyor.

Namaz bir tür zikirdir. Her zikirde olduğu gibi tekrar edildikçe beyinde bu zikirlerin anlamına göre beyinde değişimler oluyor. Bu değişimlere göre de o konudaki beyin kapasitesi artıyor. Her namazda, benliğimizin bir illüzyon olduğu, gerçekte var olmadığı, var olanın sadece Allah olduğunu, fiillerimizin ona kulluk gereği, onun namına olduğunu dillendiriyoruz. Bunları dillendirirken anlamlarını da düşünerek okumanın, hakikatimizi anlamak için beyinde gerekli gelişimi sağladığı biliniyor.

Bu zikirler ve hareketler yapılırken iki ana hedef olduğunu düşünüyorum.

1-) Beyin ruha gereken enerjiyi yüklüyor. Beden ölümü sonrası ruhun güçlenmesi ve o ortama uygun hale getirilmesi hedefleniyor.

2-) Dünyada iken anlaşılması gereken hakikat günde beş vakit dillendirilerek ve hatırlanıyor. Gün içerisinde, işim, oğlum, kızım, malım  derken hakikatten kopup sonsuz pişmanlık yaşamayalım  diye.  

Ünsal BÖKE

————————-

Yaklaşık 1 haftadır okuduklarımın, düşündüklerimin, paylaşılan bilgilerden edindiklerimin üzerine yazıyı yazmadan kıldığım öğle namazı sonrasında seccadeden ayrılmadan iyice bir tekrar düşündüm.

Aslında ne düşünmem gerektiğini de düşündüm tekrar.

Yöneliş, uygulama, okunan surelerin anlamı, bedensel hareketler, varlık ile yokluk arasındaki beden kaydının oluşturduğu çizgi ve algılama çabası ile bunu yaşamaya ulaşma isteği…

Hatta ve hatta namaz ile bir bütün olarak değerlendirilebilecek abdest konusu… Çünkü abdestin de farklı açılardan hem zahiri hem batıni yönden çok büyük faydaları mevcuttur.

Namaz kılmadan önce abdest alıyorsam bu uygulamayı ve faydalarını namazdan bağımsız düşünemem kanımca.

Dua yönüyle su molekülleri aracılığıyla hedefe dönük uygulama ve buna eşlik eden beynin sağlıklı çalışması için gerekli elektrik ihtiyacını karşılayıcı,statik elektriği dönüştürerek dengeleyici etkiler..

Bu bütünlüğü geçen haftaki yazışmalarımızdaki geçen bir sorunun cevabı şeklinde de açıklamak istiyorum.

Kırışıklık neden artar? Uzun süre namaz kılanlarda niye kırışıklık yoktur ya da azdır?

Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki vücutta biriken statik elektrik derinin altında yer alan küçük kas gruplarına olumsuz etki yapar ve bu kasların gerginleşmesine sebep olur ki sonuçta bu vücutta kırışıklıklara sebep olur.

Şimdi ben sadece bu vakitlere bağlı kalmadan fakat her namaz vaktinde de abdestli olarak namazımı kılıyorsam ve abdestin statik elektriği azaltma yönündeki etkisiyle – ki bu durum namazda da var – vücut sağlığını ve görünüşünü etkiliyorsa bu iki uygulamayı tamamen bağımsız şeklide değerlendiremem düşüncesindeyim.

Aslında namaz konusunda da en büyük tespit ve düşüncem de namazın zahiri ve batıni yönüyle, hazırlık ve eda etme aşamalarıyla birbirlerini aynı hedef doğrultusunda tamamlayan unsurlar olmasıdır.

Namazda;  neye, hangi amaçla yöneldiğimi bilmezsem beyin fonksiyonlarımdaki aktiviteler neye hizmet edecek? Ya da yönelişim var isteğim var ama beyin ve vücut sağlığım bir o kadar değersiz ve anlamsız benim için. Sonuca nasıl ve ne ile ulaşılacak?

Feveylun lil-musallin.  Ellezînehum. An-salâtihim sahûn. (Maun Suresi) Ayette de açıkça ifade olduğu gibi namaz sırasında okunanların anlamını bilmek, algılamak, tekrarlamak. Namazın aslını bilmemenin karşılığında oluşan gafil ithamı. Konunu özü burada başlıyor kanımca.

Mesela sohbetlerimizde nasıl oluyor? Bir konu, açılıyor. Diyelim ki konuya vakıf değiliz o ana kadar. Tefekkürler sonucu bir düşünce ve inanış oluşuyor. Yeni bir bilgi alıyoruz bir bakıma. Ne zamanki yaşantımızda o bilgiyi kullanıyor, uyguluyoruz aslında o zaman o bilginin gereğini yapmış ve hakikatini yaşamız oluyoruz değil mi?

Dolayısıyla namazdaki amaç da içinde yer alan bilginin yaşama geçirilmesidir aslında.

Konunun özü burada desem de belki de açılım da burada başlıyor. Konuya sadece düşünce bazında bakmak yeterli mi acaba? Yani sadece surelerin anlamı, rükunun, secdenin hissi, yaşanması diye açıklamak kadar basit olmamalı namazın açıklaması.

Namaz kılan kişinin yüzünün nurlanması, güzelleşmesi… Bu konunun açıklaması; Allah ismiyle işarete edilene imanım tam, ibadetimi yapıyorum, ağzımdan çıkan ya da düşündüklerimin anlamını biliyorum mu sadece?  Ya da   ‘’ 5 vakit namazını kılar, yüzüne nur inmiş.’’

İşte burada daha önce bahsettiğim bilimsel gerçeklikler, beyin fonksiyonları giriyor devreye ki oluşlar da buradan açığa çıkıyor.

Namaz öncesi abdest ve özellikle secdede statik elektriğin boşalması, dönüşmesi sonucu deri altı kaslarının esnek kalması ve yüzünde nur var, kırışıklık yok. Bu kadar basit.

Öyleyse bu mekanizma doğrultusunda yaklaşalım konuya. Namazı bilimsel tespit ve değerlendirmelerle ele alalım, değerlendirelim. Sonra da zahir ve batın nasıl birbirine bağlı,birbirini tamamlıyor net bir şeklide görelim. Bunu yaparken de anlatmak istediklerimiz özelinde konuya yaklaşalım.

Namaz kılan ve dua eden bir grup üzerinde ABD’de yapılan araştırma; huşu içinde yapılan duanın beynin ön bölgesinde karar alma mekanizmasının bulunduğu frontal lob kısmındaki kan miktarını arttırdığı bilgisini gözler önüne sermiş. Burası beyinde kararların alındığı bölümdür.

Rasûlullah ‘ın namazda rükû, secde ve kıyamda beklemeyi, namazı yavaş ve sükunetle kılmayı tavsiye etmesi: Secde esnasında kan yoğun şeklide beyne akıyor. Rükuda da bu etki mevcut. Dolayısıyla secde ve rükudan sonra otururken ve kalkarken beyine ulaşan kan tüm vücuda yayılıyor. Burada hareketlerin yavaş olması tüm kan akışının gerçekleşmesini sağlıyor.

Meyve ve bitkinin sağlıklı yetişmesi için nasıl düzenli olarak sulanması gerekiyorsa da vücudumuz için kan akışı çok önemlidir.

Namaz kılmayan bir kişiye göre namaz kılanın beynine ve vücuduna 80 kere fazla kan akışı ve pompalanması gerçekleşiyor. Yani günde 80 adet fazla beslenme. Alzheimer rahatsızlığının namaz kılanlarda daha az görülmesinin açıklamasının namazın zahiri yönüyle, bilimsel olarak açıklanması kanımca daha uygundur.

Yani ölüm ötesi yaşamı oluşturan beynin sağlıklı çalışması için gerekli elektrik dönüşümünü sağlıyor ve namaz öncesi abdestle atılan vücuttaki fazla elektrik yükü, secde ile topraklama yöntemiyle de statik enerji vücuttan atılıyor.

Rasûlullah‘ın , “Sabah namazının iki rekat sünneti dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.” aktarımı; gece boyunca vücutta biriken elektromanyetik yükün dışarı atılması ve güne bu şekilde başlamanın faydası ile mi ilgilidir acaba…

Rüku ve secdeler sonuçta bütün organları canlandıran kan dolaşımı için en mükemmel yöntemdir. Sindirim sisteminden, tansiyona kadar, bağırsaklardan mide aktivitelerine ve psikolojik rahatsızlıklara kadar inanılmaz büyük etkisi vardır. Yani beden ve ruhsal sağlığı, karar verme, sağlıklı düşünme yetisini güçlendirir.

‘’Bedenlerimiz ruhlarımız, ruhlarımız bedenlerimiz’’ öyle değil mi? Sanırım aşırı detaya girmeden aktarmaya çalışılanlar bile namazlı ve namazsız bir hayatı ve arasındaki farklı açıklar niteliktedir.

Mevcut bilgiler ışığında başta belirttiğim gibi her şey komplike bir sistem aslında.

Namazı, kendi özelinde değerlendirdiğimizde de mükemmel ve eşsiz bir sistem karşımıza çıkıyor.

Hakikatini algılamak, yaşamak amacın ve duan…

Duanın gerçekleşmesi için namaz bir araç…

Düşünmeden, sorgulamadan, algılamadan ve gereğini yaşamadan gerçeğe ulaşamazsın…

Tüm bunları gerçekleştiren, hakikate açılan kapı beynin…

Beyinin için en büyük gıda ise namaz…

Emrah BIYIK