Mekânda mekânsızın, zamanda zamansızın deneyimi Namaz

Mekânda mekânsızın, zamanda zamansızın deneyimi Namaz

Namazın bendeki seyri:

Namazla tanışmam ortaokul zamanında ailemle oldu. Ailemde özellikle düzenli namazın kılındığı zaman Ramazanda oluyordu. Karşı dairemizde her akşam teravih namazı kılınıyor hoca kapımızın önünde ezan okuyordu. Ortaokuldan üniversiteye kadar sadece Ramazan ayında o da ara sıra teravih namazlarına katılmakla namaz kılmaya başladım. Üniversite birinci sınıfta kapalı arkadaşlarla aynı evde kalıyordum. Arkadaşlarım makyaj yapıp şeyhlerinin karşısında namaz kılıyordu. Onların bu şekildeki davranışları namaz ve din algıma kilit vurmamı sağlamıştı. Burada başlayan soğukluk ve perdelilik ne yazık ki 2012 yılına kadar devam etti.

2012 yılında namaz kılmaya başladım. Eşim ise düzenli namazlarını kılıyordu. Namaz kılmayı eşimden öğrendim. İlk başladığım zamanlarda benim için yapılması zorunlu ve yapmazsam cezalandırılacağım bir ibadet algısı ile namazları kılıyordum. Gün içinde yetiştiğim vakitleri kılıyor yetişemediklerimin kazasını kılıyordum. Benim için zorunlu yapılması gereken bir ibadetti ve namaz kılarken de aklımdan binlerce şey geçiyordu. Namaz kıldığımı ailemden ve çevremden duyanlar bile şaşırıyordu: Sevil ve namaz olacak şey değil. Kılıyordum kılmam gerektiğini biliyordum ancak canımı sıkan bir olay olsa hemen namazdan vazgeçiyordum. Ya da çoğu zaman kalkıp ta namaz kılmak o kadar zor geliyordu ki. Bu gidiş gelişleri iniş çıkışları yaşıyordum. 2014 ramazanında arkadaşlarımızla birlikte iftar yemeğinde parktaydık. Baktım ki arkadaşımın eşi parkta namazını kıldı. Onun için nerede olduğunun önemi yoktu mühim olan namazını kılmasıydı. Nereye gitsek mutlaka namazını kaçırmıyordu. Onun bu hali beni etkilemişti. Bende namaz kılıyordum ama böyle bir sadakatim yoktu ya da böyle bir bilincim yoktu.

Açıkça söylemek gerekirse Ağustos 2015 den beri vakitlere sadık kalarak namaz kılmaya başladım. Önce namazımı kılıyor sonra diğer yapmam gerekenleri yapıyordum artık. Ve tefekkürlerle birlikte başlayan süreçle birlikte aslında namaza durmak benim için yük olmaktan çıkmaya başlamıştı. Secdeye zorla değil zevkle gidiyordum. Artık namaz parçam olmaya başlamıştı sonunda. Namaz parçam olmaya başladığı andan beri iç huzurum artmıştı. Ama dosdoğru kıldığımdan, namazın ruhunu hakikatini yaşayıp yaşamadığımdan, namazın olmazsa olamazlarını yapıp yapmadığımdan açıkçası çok da emin değildim. Namazın zahiri ve batini boyutu hakkında tam değildim. Bu durumu da sürekli sorguluyordum. Bildiğim kesin bir şey vardı ki namazı MD hocam’dan dinlersem namazla ilgili bilgilerim tam olacaktı…

Namaza dair algıladıklarım: 

Namaz hem bedene hem de ruha hitap ve etki etmektedir. Namaz hem bedenin hem de ruhun ilacı ve olmazsa olmazıdır. Namaz kılarak kişi bedeni için gerekli olan mekanizmayı çalıştırırken, belirli enerjileri üreterek de ruhuna yüklemeler yapmaktadır. Namaz bedenin ve ruhun şarz olması yenilenmesidir. Namazda niyet ile başlayıp secde ve dua ile biten döngü de her hareketin bir anlamı ve hem bedene hem de ruha kattıkları, tetiklediği mekanizmaları söz konusudur. Böylece bedenin ve ruhun enerji kaynağı namazla sağlanmaktadır. Bu döngüde gecen zikirler ve okunan dualar ile de beyin tetiklenip kodlanmakta ve var olan enerji beyin ile ruha yüklenmektedir. Namaz birimin özüne yönelişidir. Namaz birimin TEK’liği hissediş anıdır. Namaz birimin kendinden kendine olan yolculuğundaki samimiyetinin göstergesidir. Namaz ile birim kendi hakikatine ulaşma yolunu elde etmektedir: “Allahu Ekber” diyerek, O’nun dışında bir varlık olmadığını ifade ederek Allah’ın tekliğini yüceliğini her varlıkta her zerrede var olanın O olduğunu söyleriz. Secdede ise O mutlak varlığın yanı sıra bir başka varlığın var olamadığını, Ben yokum sadece Allah varı, bu frekans okyanusunda bir hiç olduğumuzu, bedenimizle değil tüm bilinç ve ruhumuzla secde ettiğimizi kendimizden kendimize secdemizi ortaya koyuyoruz.

Namaz vehmi benlikle başlar, secdedeki yoklukla tamam olur diyor Üstad. Bu yolculukta bizde namaz bilinci uyanmadığı zamanlarda A.şimal yanımızı yaşıyoruz. Namaz kılmaya ilk başladığımız zamanlar da işin hakikatini bilemediğimiz için A.Yemin yanımızla başlıyoruz: namaz kılmanın taklit boyutunu yaşıyoruz hala ikilik de seyrediyoruz. Namazı kılıyoruz, duaları okuyoruz ama manasını bizde açtıklarını ruh ve bedendeki etkilerini müşahede edemiyoruz. Yapılması gereken bir ibadet olduğu için namazı kılıyoruz. Beden boyutundaki namazı kılıyoruz. Bu sırada da okuduğumuz duaların ve yaptığımız tesbihlerin enerjisi ruhumuza yükleniyor. Bu haliyle biz namaz kılanlardan oluruz. Ancak namaz’dan gaye namaz kılmak değil namazı tefekkür etmek namazın Mi’rac yönünü yaşamak bilinç deki sıçramayı sağlamak ve bunu hayatın her noktasına taşımaktır. Ne zamanki kılanın içinde olmadığı namaza, bilinç sıçramasına, bilinç boyutunda kıyametin kopuşuna ölmeden önce ölme haline gelirsek o zamanda Mukarreb’lerin namaz halini yani daimi namaz halini yaşamış oluruz.

Namaz kılan bir yakınımızdan namaza dair sözler:

  • Namazın kendisinin üstünden sanki bir yükü alıp gittiğini fark etmiş
  • Namaz kılmadığında suçluluk hissetmeye başlamış
  • Kılmaya başladığında kendisini kuş gibi hissetmeye başlamış
  • Allah’la konuştuğunu kendisine çok yakın olduğunu hissetmiş
  • Bugüne kadar kimsenin kimseyi sonsuz dinleyip anlayamadığı bu hayatta gerçek yardımcısı olduğunu fark etmiş
  • İşte tam isteğim buydu. Benim için olabilecek arkadaşım, dostum, anam, babamdan, evladımdan daha öte bir şey.
  • Anlatılmaz yaşanır.
  • Benim gerçek Aşkım O.

 Sevil DELİGÖZ

NAMAZ, SALÂT
     
Namaz kurandaki adıyla salat;  yöneliş, odaklanma ise kime, nasıl yöneleceğiz neden dinin direği, hangi sıklıkla ve ne zaman yapmamız gerekiyor bunda amaçlanan ne ve benzeri  sorularını kendime sorduğumda cevaplarını bilebildiğim dilimin döndüğü kadarıyla yazmaya gayret  edeceğim          

Kuran Çözümünde:
Bakara suresinin 3.ayetinde “Elleziyne yu’minune Bil ğaybiyukiymunas salâte ve mimma rezaknahum yünfikun.” “İşte onlar gayblarındaki(algılayamadıkları) hakikate (nefslerinin Allah Esmâ’sının anlamlarının bir terkip -birleşimi şeklinde meydana geldiğine) iman ederler, salâtı ikame (fiilen edâ yanı sıra anlamını yaşarlar) ve kendilerine verdiğimiz maddi ve manevi yaşam gıdasından Allah adına karşılıksız paylaşırlar.”
 
Burda anlayabildiğim Kurandaki adıyla Salatın yukardaki bir tanrıya değil; kendi özümüze halife boyutumuzun kuvvelerine, gücüne, yönelmek onların açığa çıkması için tam bir teslimiyetle DUA etmek.

Salata hazırlık safhasındaki abdestin alınmasındaki gaye ise maddi anlamda sudaki oksijenin hücreler vasıtasıyla vücuda alınıp canlanıp yenilenmesi, manevi anlamdada hadiselerden, şirk düşüncesinden arınmak olmalı diye anlıyorum.
   
Salatın rükunlarına gelince; 
KIYAM da ayakta durmak kudretin göstergesi.
TEKBİR Salatın başında kıblenin Kâbe olması, ordan gelen yararlı ışınlar eşliğinde,  bütün dünya işlerini de arkaya atıp ZATının yüceliğini EKBER iyetini hissedebildiğimiz kadarıyla O’na yönelmek.

Subhaneke de yaratılışın sonsuz sınırsızlığı Bi- Hamdi olarak gayrinin olmadığını dillendirip yeniden vehimden vesveseden korunup sığınıp (euzu)  varlığımdaki Rahman ve Rahim adına namına, diyerek besmeleyi okuyup fatihayı okumaya başlıyınca,nefesi tutup değerlendirmenin Allaha ait olduğunu Rahmandaki kuvvelerin rahimiyetiyle her yaratılmışta açığa çıkışını,din gününün sahibi ve meliki olmasıylada, kimden her ne fiil çıkarsa çıksın sahibinin O olduğunu Bi ZATihi dilendirip, yaratılış amacımıza göre herbirimiz Allah Esmalarının anlamlarını açığa çıkarmak için kulluğumuzu yapıyoruz ve bunun devamı içinde yardımını istiyoruz , coşkuyla dedikten sonra, bizi hidayete erdiklerinden olmak için kolaylaşması için  ve gaflette delalette olmamak içinde  dua ve niyaz ediyoruz.

RÜKU da O’nun subhan oluşuyla azameti karşısında bunu tam olarak idrak edemediğim benliğimden arınamadığım için kendi  acziyetimi eğilerek hissetmeye…
ayağa doğrulurken algılayanın işitenin Hamd edenin Celal ve Azim olan Sultana ait oluşunu dillendirmeye…

Ve SECDE de…hiç bir zaman var olmadığımı var olanın subhan olan ÂLâ OL AN  VAR OLAN sın deyip hiçliğimi vehimden var sayımdan volduğumu anlayıp, beni her an bunu yaşayamadığım için affet,bağışla bana merhamet et,ve hidayete erdir deyip  tekrar  secdeye kapanıp göz yaşlarıyla arınıp..  hafifleyerek tahiyyatı ve selavatları okuyup sizin deyiminizle fabrika ayarlarına yeniden dönmek… 

“AMAÇ MİRACIN YAŞANMASI” “KALDIR KENDİNİ ARADAN ORTAYA ÇIKSIN YARADAN”

Neden dinin direği oluşuna gelince; yukarda anlatabildiğim kadarıyla  her gün beş defa bu farkındalığı yaşayabilirsek sünnetullahı kavrayıp, gereğince korunup felahı  yaşayabilmemiz istenmiş olmalı.

salatın  zamanın güneşin dönüşüyle bir bağlantısı olmalı diye düşündüğümde de yazın ve kışın değişiklik göstermesi sabah, öğle, ikindi,akşam ve yatsı hepside güneşin konumuna göre ayarlanmış, bir süre önce namazla ilgili resimlerde güneşden çıkan zararlı ışınlardan olabildiğince korunmanın salatla en asgariye indirgenmesi olarak anlıyorum.                      

Bilhasa orta salat (ikindi namazı) olarak Kuranda önemi vurgulanıyor, bize en büyük  örnek Rasulullah s.a.v.  olduğuna göre hastalıkta ve savaşta bile salatı bırakmayıp devam ettiğini göz ününe alırsak zamanım yok gibi bahane ne kadar gerçekçi ?..
    
Sonuç olarak salatın hem sağlık açısından hem manevi faydalarını yazmakla bitiremeyiz.
Sağlık açısından gözlemlediğim bir örnek: Eşim namaza ilk başladığında dizlerinin üstüne oturamıyordu ama şimdi rahatlıkla oturuyor eklemlerin esneklik kazanmasına faydası.Salatı tam olarak nasıl anlatırım ki…. bilemiyorum…

SELAM MUHABBET VE  DUALARIMLA

Hatun SEVİM