Elveda Yoga, Merhaba Namaz

Elveda Yoga, Merhaba Namaz

Yüz yıllardır insanlar kendi hakikatini aramak veya arama yolun da ilerlemek amacı ile bir çok teknik uygulamışlardır.

Şu an günümüzde de hakikatine ermek! Amacıyla uygulanan, Uzak doğu ve Batı Ülkelerinden gelen şifa teknikleri çokça kullanılmaktadır. Bu tekniklerden en popüler olanları, Reiki,Yoga ve Transandaltan meditasyondur. Bu teknikler, zaman için de İslamın şartı olan Namaz ile eş tutulmaya başlanmış, hatta bazı kişiler de  bu çalışmalar namazın yerini tutmuştur.

Peki, nedir Uzak Doğu ve Batı Ülkelerinden gelen şifa teknikleriyle Namazı benzeştiren ve ayıran önemli noktalar?

Öncelikle şifa terapisi olarak bilinen Reiki nedir? Ona bakalım.

Reiki 

Yaklaşık olarak M.Ö 5000 yılların da Tibet uygarlığın da şifa vermek için kullanılan bir yöntemdir. Reiki uygulaması o dönem de gizli bir öğreti olarak yer almıştır. Reikinin daha sonra Hz. İsa tarafından kullanıldığına inanılmaktadır. Reikinin tekrar açığa çıkması 1900 yılların başların da Japon bir rahip olan Mikao Usui’nin uzun yıllar Tibet’te yaptığı araştırmalar sonucun da bir gün bir mağara da meditasyon yaparken yeniden reiki bilgisine ulaşmasıyla tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Usui Reiki günümüz de Batı kültürü tarafından benimsenmiş ve Ruhsal şifa yöntemi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Reiki, Evrensel yaşam enerjisi anlamına gelmektedir.

Ellerle şifa verme sanatı olan Reiki; Beden, zihin,ruh arasında iyi bir denge oluşturur. Özden alınan pozitif enerjiyle kişiyi doldurarak derin bir rahatlama ve huzur hissi verir. Kişinin blokajlarını çözer, negatif enerjiyi topraklar ve dengeye getirir. Bedeni hem enerjisel hem de fiziksel toksinlerden arındırır. Canlılığı, dayanıklılığı, sezgiyi, meditasyonu ve spiritüel tekamülü güçlendirir. Aydınlanma yolunda yardımcı araçtır. Bedenimizdeki enerji merkezleri olarak bilinen çakralar üzerinde çalışır. Çoğu otoriteler endokrin bezlerimizi çakralar ile birleştirir. Her bir çakra bedenimizde bir veya birkaç organın civarındadır. Çakralar fiziksel ve enerji bedenlerimize giren ve akan enerjiyi yöneten ve ayarlayan auradaki enerji merkezleri veya girdaplardır, bunlar fiziksel organlar değil enerjisel yapılardır. Çakralar yüksek frekanslı enerji ipliklerinden oluşur. Anılar kimyasal olarak nöronlarımıza nasıl kaydoluyorsa çakralarımıza da enerjiler öyle kaydolur. Çakralar endokrin sistemini yönetirler, dolayısıyla çakralarımızı dengelemek hormonları da dengeler, böylece duygularımız da dengeye gelir.  Reiki daima kök ”Neden” seviyesinde işler.

Yoga

M.Ö 3000- 2500 dolaylarında Hindistanda ortaya çıkmış bir felsefe yaşam bilimidir. Arınma, yogik çalışmada varılmak istenen amaçlardan biridir. Klasik yoganın patanjalinin yoga sutrasına göre 8 uygulaması vardır. 

1- Yama (5 etnik kural) : zarar vermeme, yalan söylememe,çalmama,yaşam enerjimizi doğru yönlendirme,aç gözlü olmama.
2- Niyama (5 etnik kural): temiz olma,halinden memnun olma,disiplin,içe bakış,kendimizi daha büyük bir kuvvete teslim etme.
3- Asana : vücut egzersizleri
4- Pranayama: nefes egzersizleri
5- Pratyahara: 5 duyuyu içe yönlendirme
6- Dharana (konsantrasyon): dikkatini tek bir nesne zerine odaklama 
7- Dhyana (meditasyon): zihnindeki faaliyetin yavaşlaması sonucu konsantrasyon.
8- Samadhi (özgürleşme): tam bütünleşme tüm ikiliklerin ,yani özne ve nesnenin ortadan kalkarak ‘bir’ olduğu an. 

Asanalar, pranayama,tapas ve shatkarma gibi yogik çalışmalar aklımızı temizler, sakinleştirir ve bu da ruhsal açıdan gelişmemizi destekler. Asnalar yani fiziksel postürler (duruşlar) bedende ki kan akımını arttırarak daha çok oksijen almamızı sağlar ve dokular da kaslar da ve iç organlar da ki prana ( yaşam enerjisi) akışını arttırır. Yoga duruşları kaslara ve iç organlara masaj etkisi yaparak orada bulunan durgun kanı temizler ve yerine oksijen ve besin yüklü taze kanın akmasını saglar. Hareketli asanalar da (duruşlar) beden ısısı artar terleme olur ve bu yolla toksinler deriden ve nefesle akciğerlerden atılır. 

Pranayama çalışması, bedeni ve aklı temizler dengeler ve enerjinin bedende toplanmasını sağlar. Aklı, bedeni,ruhu arıttıktan sonra, bedenimiz de prana akışı hızlanır, bu da bizim çalışma,düşünme,sindirim,tat alma,hissetme ve hayatı deneyimleme  kapasitemizi arttırır.

Meditasyon: 

Derin düşünme anlamına gelen bir terimdir. Kişinin iç huzuru,sükunet,değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren,zihnini denetleme teknik ve deneyimlere verilen addır.

Meditasyon, bir çok kültürde ve dinde uygulanan manevi bir arınma tekniğidir. Doğu kültürlerin de meditasyon köklü ve bilinç açıcı bir teknik olarak kabul edilir. 

Zihni sakinleştirip evrensel kaynağa bağlanmak meditasyonun temel amaçlarındandır. Tüm kültürlerde meditasyonun özü aynıdır, temeli tektir. Bir şeyi gözden geçirmek, üzerine düşünme anlamına gelen meditasyondaki düşünme, zihnen düşünme anlamına gelmemektedir. Yani hiçbir şey düşünmeksizin gerçekleşen derin düşünmedir.

Meditasyon da önce zihin boşaltılır. Zihin boşaldığın da, derin bir huzura ve farkındalığa ulaşılır. Bu Zihnin ötesinde ki hakikate temas etme işlemidir ki bu nokta da kişi, müdahale eden veya yargılayan değil, sadece ama sadece gözlemci yani ‘ÖZ’ olur.

Meditasyon yapmak, sol beyin ağırlıklı düşünmeye alıştığımız günlük rutinlerden çıkıp, sağ beynimizi kullandığımız iç alemimize dalmaktır.

Meditasyon sayesinde kendimizi tanıma yolculuğunda içimize ışık tutarız. Aslında dışarıda aradığımız cevapların bir çoğunun içeride olduğunu fark ederiz.

N A M A Z

Namaz ibadetini gençliğinden bu yana ifa eden, bir tanıdığımın, (O’nun da belki başka bir yerden duyduğu ya da okuduğu) anlattıklarını paylaşmak istiyorum. O’na namazı sorduğumda, yani neden namaz kıldığını ve neden namazın bu kadar önemli olduğunu…
   
Şöyle başladı;

Farz et ki,  biri sana her gün gelip 24 adet altın verecek ve diyecek ki,
“Sana her gün 24 adet altın veriyorum ama sen de bana her gün bunun sadece bir tanesini geri vereceksin.  Ve ben ayriyeten senin bana her gün verdiğin bu 1 adet altını, senin için biriktirip vakti zamanı gelince,  sana toplu olarak iade edeceğim.”

Tanıdığım amca bana şu soruyu yöneltti; Sana her gün birisi 24 adet altın verse, bunun bir tanesini senden geri istese, ve kaldı ki, bu verdiğin altınları sırf senin için biriktirip geri iade  edecek!!! Ne yaparsın?

Cevabım; Tabi ki veririm hem de sorgusuz sualsiz seve seve, böyle kârlı bir teklifi kabul etmemek ahmaklıktır dedim.

Konuyu biraz açarak şöyle dedi; kabul etmiyoruz bazen… Hâlbuki, Allah bize her gün 24 saat (altın) yaratıyor,  ve bunun sadece 1 saatini geri istiyor,  5 vakit namaza ayıracağımız sürelerin toplamı 1 saat ediyor.  Bizim için yarattığı 24 saatin sadece 1 saatini ona teşekkür etmemiz ve onunla konuşabilmemiz  için o fırsatı verdiği halde,  koca tam günü bize bahşedene o bir saati vermek işimize gelmiyor.

Bizi yoktan var eden, sayısız nimetler veren, bizi kendimizden bile çok seven yaradan, kendisine edilebilecek en güzel teşekkürün namaz olduğunu ve bu namazın bizi kötülüklerden alıkoyacağını, bildirdiği halde ve bu bir emir olduğu halde biz bunu yapmıyoruz.

Biz müslümanların Allah’a ve Peygamberine  inananların, yapması gereken en önemli ibadet namaz, müslüman olduğumuzun en büyük ispatı, kul olduğumuzun en büyük göstergesi namazdır, peygamber efendimiz ne demiş namaz dinin direğidir,  namaz tüm ibadetleri içinde barındırır,  içinde Allah’ı anmak var zikretmek var, tefekkür var, dua var, rahmet var,  af dilemek var.

Bu yüzden namaz en önemli ibadet şeklidir, ve önemi değeri Allah katında çok değerlidir,  onun bizim kılacağımız namaza ihtiyacı yok, namazı biz kendimiz için kılarız,  namaz bizi rahatlatır içimiz huzur dolar, dualarımızın kabulüne en büyük vesiledir, namaz insana sabır kazandırır,  namaz insanı merhametli yapar,  sağlık verir dinç tutar ferah tutar, daha sağlıklı düşünmemize sebep olur,  aklımız daha iyi çalışır..  insanları daha çok severiz,  her şeye sabırlı oluruz, niyetimiz hep iyi olur,   Bu yüzden  namaz bize çoook şeyler kazandırır hem dünya da hem ahirette..

Namaz bizim için en değerli ibadet peki neden?

Namaz kılmaya başlamadan önce kişinin abdest alması gereklidir. Abdest almanın insan sağlığı açısından önemi bugün bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Abdest alırken ağzı çalkalamak; diş eti hastalıklarından korunmak ve çürümeyi geciktirmekte etkili olup, yüz ve ağız kaslarını güçlendirirken nefes borusun da ki iltihaplanmaları önler. 

Burna su çekmek; akciğerlere geçiş yeri olan burnun temizliği nefes almayı kolaylaştırırken sinüslerin rahatlamasına yardımcı olur. Yüzü yıkamak; sinirleri harekete geçirerek cildi kuvvetlendirir ve yorgunluğu alır. Kolları yıkamak; suyun dokunmasıyla birlikte damarlar suyun sıcaklığına göre tepki göstererek genişler veya daralır, bu da dolaşım sistemine olumlu etki yapar. Başı ıslatmak; başın ön kısmını hafifçe ıslatmak lenf dolaşımına olumlu etki yapar ve lenfosit denen savaşçı hücre oluşumunu hızlandırır bu da vücut direncini arttırır. Kulakların yıkanması; kulaklar da oluşabilicek mikrobik rahatsızlıkları önlemede yardımcı olur. Ayrıca kulaklar da bulunan akapunktur noktalarına dokunmak, gevşeme ve rahatlamaya sebep olur. Enseyi yıkamak; el bilekleri,dirsek içleri,ve ayaklar gibi önemli enerji noktalarından biri olan ensenin de soğuk suya maruz kalması, anti-aging etkisi yaparak yaşlanmayı geciktirir. Ayakları yıkamak; gün için de kan ayaklar da toplanırken beyin de azalır. Eger ayaklar soğuk suyla yıkanırsa beyne daha çok kan gitmesi sağlanır.

Vücutta toplanan statik elektirik, suyun etkisiyle vücuttan atılırken,bir çeşit topraklamayla vücut rahatlar ve normale döner.

Abdest almayla bedene sağlanan bu faydalar, namaz hareketleriyle fazlalaştırılıp güçlendiriliyor.

Namaz hareketlerinin de bedene olan faydaları bilimsel olarak tespit edilmiştir.

Namaz da yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün belirli saatlerin de olduğu için insanı sürekli dinç tutar.  Namaz kılmakta ki izometrik hareketler mide de ki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesin de birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olduğu gibi kabızlığın giderilmesinde de önemli rol oynar. Ayrıca böbrek ve idrar yollarının görevini tam yapmasına sebebiyet verdiği için böbrek taşı oluşumunun önlenmesini sağlar. 
Günde 80 defa başını yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hafıza ve şahsiyet bozukluklarına namaz kılanlar da çok daha az rastlanır. Bugün tıp da demans olarak bilinen bunama hastalığına yakalanma olasılıkları çok düşüktür.

Namaz kılanların gözleri muntazam olarak eğilip doğrulmaktan dolayı daha kuvvetli kan dolaşımına sahip olurlar. Bu sebeple göz tansiyonun da artma olmaz ve gözün ön kısmın da ki sıvının devamlı değişmesi sağlanmış olur. Gözü katarakt hastalığından korur. Ayrıca göz merceklerinin kasılmadan görebildiği ve böylelikle rahatlayıp dinlendiği mesafe 1,5 metre civarıdır. Namaz kılan kişinin secde yaptığı yere olan uzaklığıdır. Bilindiği üzere namaz da secde yapılan yere bakılır ve böylelikle farkın da olmadan göz mercekleri dinlendirilir. Toplam namaz süresi günde yaklaşık 1 saate yakın olduğundan 1 saat gözleri dinlendirmek gözler için bulunmaz bir sağlık reçetesidir. Belli zamanlarda yapılan beden hareketleri çok önemlidir. Namaz vakitleri kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir. 

Namaz uyku düzenleme de çok önemli bir unsurdur. Vücutta biriken statik (durgun) enerjiyi secde yapmakla topraklamış oluruz. Beş vakit kılınan namazlar da ki ritmik hareketler,günlük hayatta çalıştırılmayan kas ve eklemleri çalıştırarak artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve kas tutulmalarını önler. Ve bütün eklemler namaz için de yıpranmışlıkları giderilerek sağlığına kavuşurlar. Namaz dışın da hiçbir hareket tarzı vücuda bu ölçüde fayda sağlamaz.

Namaz kılarken belli hareketler ve belli zikirlerin tekrarı, zikir ve dualardan hasıl olan enerjinin beyin tarafından ruha yüklenmesi içindir. Amacı ise ruhun pozitif enerjisinin kuvvetlenerek, kişinin ölüm ötesi yaşam da güçlü bir hale gelmesi, ölüm ötesi yaşamın, enerjisinin ve bilgisinin ruha yüklenmesidir.

Namaz: “Bilincimi, tanrı objesiz olarak üst beynim (sema) ve bağırsak beynim (ikinci beyin-arz),herşeyi yaratış amacına göre programlayarak Yaratan’a yönelttim.” Demektir.

Namaz: “Bedenden ibaret olduğum Zannını terk ediyorum” demektir.

Namaz: “Beynim sana yöneldim. Potansiyelimde var olan ilahi isim manalarını açığa (idrak boyutuma) çıkar” demektir.

Ayrıca namazda beyinde var olan epifiz bezi beslendiği için kişiyi taklitçi yaşamdan düşünsel ve sorgulayan yaşama geçirir.

Namaz, bir disiplindir. Günde beş defa namaz kılmak kişiyi olumsuz davranışlardan da uzak tutar.

Uzak Doğu ve Batı’nın şifa yöntemleriyle namaz’ın  belli noktalarının benzerlik gösterdiği görülmektedir. Benzerlik olması yanı sıra ciddi ayırım noktaları da vardır.

Bütün semavi dinler de ve dünyevi spiritüel akımlar da beş duyu girişlerini azaltmak ön şarttır. Kişi bu çalışmaları  uyguladığın da, kendi üzerin de ki bedensellik baskısını ve kontrolünü azalttığın da, ruhi Dünyaya, metafizik aleme açık hale gelir. Beden üzerinden ruha doğru açılan bağlantıları aktifleştiren bu egzersizler bütün mistik ve tasavvufi akımlar da ortaktır.

Uzak doğunun zihni ve bedeni kısmi arındırma metodlarından olan Reiki,Yoga ve Transdantal meditasyon manevi ve ruhi bir yolculuk olmasından ziyade bedenin ve nefsin kısmi arınma ve kontrolüne bağlı olarak metafizik alemlerle temasa açık hale gelme gayesindedir. Kişi uyguladığı bu tekniklerin faydalarını bedenin de ve psikolojisin de hisseder. Kişide rahatlama ve gevşeme halleri hissedilir. Bu noktada ise kişi tamamen negatif enerjilere ve frekanslarına da açık hale gelir. Kişinin, madde aleminde de iyi -kötü ayrımını yapmak için rehberliğe ve bilgiye ihtiyaç duyması gibi, manevi alemlerde de durum aynıdır.

Uygulanan bu teknikler, kendinde potansiyel olarak mevcut mana alemlerini algılayıcı reseptörleri aktifleştirir ve bu reseptörlerle iyi-kötü varlıkları kendine çekmeye ve onların mesajlarını algılamaya başlar.  Bu sebeple bu tarz riyazatlar ve egzersizler, Kur’an da belirtilen ibadetler ve dualarla desteklenmezse, kişi farkında olmadan negatif varlık frekansına girerek aldığı mesajları vahiy zannederek kendini bir şey sanmaya başlar.

Kendinde hissettiği bir takım ruhi kuvveleri ve güçleri kullanarak insanlara hükmetmeye ve kendini otorite olarak göremeye başlar. bu da kişi de firavunluk boyutunun açığa çıkıp yaşanmasına sebep olur.

Bu çalışmalar Dua, ibadet, istiğfar, tefekkür ve zikirle beslenilmezse, bu tecrübenin kişiyi nereye götüreceği bilinmez. Bu durum adeta kişinin bir hortumun veya çekim gücüne kendini kaptırmasına benzer.

Kişi hakikatini ne düzeyde fark ederse etsin, sonuç olarak son Nebi’nin bildirdiği sistem ve düzen gerçeklerine göre yaşantısına ve uygulamalarına yön vermek zorundadır ki, bunu bir adı da sünnetullahı (sistem işleyişini) anlayıp ona göre yaşamaktır.

nilüfergöleicfoto4kas(1)

Ne diyordu Ehli?

“BUDİZM; İSLAM’IN CENİN HALİDİR!” (Ahmed Hulusi)

Ortada doğmuş, büyümüş, gelişmiş ve kemaliyle açığa çıkmış bir “İNSAN”LIK DİNİ varken kim döner de, olgunluk bir yana henüz doğmamış cenin olarak kalandan medet umar?

Değil mi ama?

Gamze TANBAŞI