Değiniler- 43

Değiniler- 43

ALLAH GERÇEĞİ- TANRI HAYALİ

Hz. Muhammed (sav) “Allah” dedi diye Allah’a yönelmek istediler. Ne var ki hayal, ele geçirdi bilinçlerini de Tanrıyı Allah zannettiler…

Hayallerindeki tanrıyı Allah sanmanın bedelini, Hz. Muhammed’i (as) öteler elçisi zannederek ödediler. Ödedikleri bedelden de habersiz olarak.

Hayali tanrıyı Allah, önlerindeki Muhammed’i elçi sanınca Kelamı kutsal dogma edinerek benliklerine yapıştırmaları kaçınılmaz oldu…

Hayallerindeki Tanrıyı Allah zannedince Kelam adına sövdüler, Kelam adına dövdüler, Kelam adına yıktılar, Kelam adına yaktılar! Benlik kölesi olmayı Dinin Askeri olmak zannederek!

Oysa Kelam adına Gardaşlık, Kelamın ruhuyla Yoldaşlık, Kelamı için Pirdaşlık, Haldaşlık da vardı. Ve Kelam adına bilmek, görmek, sevmek…

Ya Hak diyerek adalet dağıtmak zordu, Ya Allah diyerek kılıç savurdular. Sevdam, diyerek aşka düşmek yoktu. Dâvam, diyerek ayrı düştüler…

Tanrı adına yaşadı; böldü, bölüştürdü. Allah adına yaşadı; gördü, görüştürdü.

Aşkın hakikati mi? Tanrısızlık bilincine erenin Özündeki Rahmanı göz önüne çıkarmasıdır kudretle! Ve çıkaran; gördüğünü Muhammed bilir!..

Ve her aşık; doğurur Muhammedini. Doğurur da kurtulur hayale tapınmaktan. Gördüğünden emin, iman eder; Zaten Kendi olan RasülAllah’a!

Hiç bir aşık; bir başkasına aşık olmaz. Her aşık, doğurur Kendini. Doğurur da seyreder, zevk eder Muhammedi. Niyet Aşksa, akıbet Hayırdır…

KİMLİK- HİÇLİK

“Kimliği” olan içindir Cennet- Cehennem. “Hiçliği” bulan içinse sadece Allah.

“Kendiyle barışık olmak” tabiri bile buram buram ego kokar. Var mısın ki barışacak bir kendin olsun?!

“İnsanlara sevgi dolu, hoşgörülü” imiş. İnsanlar, sen ve sana ait sevgi, senin gösterdiğin hoş görü. Boğazına kadar şirke batmış garibim.

Seviyor, sevgilerini tanımlıyor kendilerine ve ötekilere varlık verenler. Tanımsız değil miydi Aşk? Neyin olur dediler Aşıka. Sadece sustu.

Musa’dan yere atması istenen asa idi İlim. Atınca bozuldu Firavun’un tükenmez oyunları. Firavun benliği alt etmenin yolu neymiş o vakit?!.

BESMELE

Bir “Kudret Anahtarı” idi Besmele. Kimi çekti, kimi okudu, kimi derin tefekkürler yaptı. Anahtarı çevirip kapıyı açan? Üsküdar’ı çoktan geçti.

Suretsiz Rahman, Rahimle açığa çıkınca surete mi büründü yani? Yanılıyorsun. Fena halde yanılıyorsun. Hani Sameddi? Neyin açığa çıkışı?!..

“Rahman Rahimle suretlere bürünür” dediğinde böldün, ayırdın, paramparça ettin varlığı. Etmesen; kuşla, kapıyla, rüzgarla konuşacaktın…

“Her meyvenin lezizini seçiyorsun hep, nasıl oluyor?” dediler. “Lezzetlerini kendilerine sorarım. Söylerler, ben de alırım” dedi. Nasıl?!..

Baktığında suret görmeyen; Rahman Rahiyme dönüşse de Samedi hatırdan çıkarmayan; varlığı okur da, konuşur da, kullanır da. Hesap mı verecek?

YARGIYA DÜŞMEKSİZİN SORGULAMAK

Bir olayı, bir oluşu, bir durumu Sorgulamanız sizde bir Yargı oluşturmuşsa; olduğunuz yerde çamura saplanmışsınız demektir.

Sorgulamanın hakikati yaşandığında yargı da hüküm de karar da düşer insandan. Gerçek sorgulama Nötr Duruş ve Sistem Okuması getirir.

Olayları okumada en büyük zaafımız “Mağdur sen olsaydın da mı?” “Zulüm sana yapılsaydı da mı?” şeklinde Benlik Girdabına çeken sorulardır.

“Suçlunun suçu işlememesine, mağdurun mağdur olmamasına imkan yoktu. Takdir yaşanacaktı, yaşandı” demek BiHamdiHi idrakinin asgari tabanıdır.

Perdede zalim Erol Taş’a, kel kaynana Aliye Rona’ya öfke kusan; Kadir Savun babacanlığına, Diler Saraç anaçlığına öykünen Filmi OKUyamazzzz!

“Bosna’da binlerce müslüman öldü, acımasızlık bu, zulüm bu” dedi genç. “Allah, Bosna Müslümanlarını Şehadetle ödüllendirdi” dedi Ehli…

“Ne olacak memleketin hali, bir işaret buyurun” demiş mürid. “Memlekete bir şey olmaz, zikirlerin nasıl gidiyor” demiş duyarsız (!) Mürşid.

“Sokak hayvanlarına koşturuyorum” demiş Mürid. “İçindeki Beşer Hayvanını ıslaha da koşuruyor musun?” demiş hayvanlara duyarsız (!) Mürşid…

Zalim-Mazlum, Kârlı-Zararlı,Kazanan-Kaybeden,Haklı-Haksız vb ikilik kokan şirk perdelerinden soyunup BiHamdiHi idrakini kuşanmak niyazıyla…

BEYNİN DÜNYASI- KALBİN AHİRETİ

Yeniden çocuk safiyetine erişmeye duyulan özlemdir Aşk.

Dünya; Beyin, Ahiret; Kalptir.

Düşüncesinden, kelimelerinden, bilgilerinden kısacası Beyninden kurtulamayan Dünyasından çıkamaz.

Kelimeler, sözcükler, ince ince düşünülerek ortaya konmuş tefekkürler olduğu sürece Beyin devrededir. Beyin devrede oldukça da Aşk muhaldir.

Sözü, bilgiyi, sohbeti kaydetme, muhafaza, akılda tutma kaygısı olduğu sürece Beyin devrededir. Bunlardan da geçilmedikçe Aşk açılmayacak.

AŞK KİM, BEN KİM?

Bilgimi sahiplendim, kitaplarımı sahiplendim. Bilgime, görüşüme, kitaplarıma söz edene delirdim, kızdım, çıldırdım. Aşk kiiimmm ben kiiimmmm?

Sevemediklerim, kıskandıklarım var. “Gündemde ben olmalıyım o niye hala ortalıkta” diye hazmedemediklerim var. Aşk kiiimmm ben kiiimmmm?

Seneler sonra haklı çıkmaktan sevinç duyuyor; görüşlerimde yanlış, tespitlerimde haksız olduğumu anlayınca bunalıyorum. Aşk kiimm ben kiimm?

Beni aydınlatanda konuşan Allah. Güzellik dileyende konuşan Allah. Bana küfredende, hakaret edende kim peki? Gayrı mı? Aşk kiimm ben kiiimm?

Bilgime nispetle üst kabul ettiğime kulak kesiliyor; bilgime nispetle alt kabul ettiğime rol kesip kendimi kapatıyorum. Aşk kiimm ben kiimm?

“Deccaliyet Yayını”nı bütünüyle ortadan kaldıracak tek şey “Sevgi Yayını”dır. Bilginin, tefekkürün Deccali yenmeye gücü yetmez! Aşk olsun…

Mağluptu, yenikti, tükenmişti. Havaya kalkan sağ elin;esas kendi olduğunu bildi. Ve mağlupların zaferiydi Aşk; Cennetti.

Muhakkak ki Allâh iman edenlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini ve mallarını satın almıştır. (Tevbe-111)

Aşk; yönelişi vehimsiz olanlardan; karşılığında onlara kayıtsızlık, korkusuzluk yaşamı vermek üzere Kimlikleri ve Sahipliklerini satın alır.

SIRLARIN SIRRI AŞK

Kaşların Bismillah, Vechin Beytullah

Seni Öz Nurundan yaratmış Allah

Sevmişem ben seni vazgeçmem billah

http://youtube.com/watch?v=5ZATtB_Au5Y

“Kabe Kavseyn” sırrı diye öyle çok konuştuk, öyle çok işi sırra büründürdük ki Maşukun iki kaşının arası hiç aklımıza gelmedi.

“Fetih” dedik, milyarda bir insana nasip olur dedik. Asıl ömürlük Fethin Aşk olduğu aklımıza dahi gelmedi. Gelse de ezberlerimiz izin vermedi.

“Göz gördü, kalp görüneni yalanlamadı” Miraçta. “İşte bu,işte ömürlük arayışımın canlı sureti” dediğin hiç kimsen olmadı mı senin?!

“Ya Musa âsânı yere at” Ey aklına, bilgisine olmazsa olmazı gibi tutunan, onları bırak!

“Asayı yere atınca Firavun sihirbazlarının sihirleri bozuldu” Bıraktı kayıtları, attı tutunduklarını. Benliğin tüm oyunları o an bozuluverdi.

“Elini koynuna sok Musa. Bembeyaz, sağlıklı çıksın!” Tutunduğun ana değeri Kalbine; Aşkına feda et. Arınmış, kamil bi Kudret senindir artık.

“Musa, ahalisini alıp yürüdü, deniz yarıldı, Firavun boğuldu.” Aşık, aşka odaklanıp çıktı yola, engeller kalktı, Bilgiç Benlik bilgide boğuldu!

Musa KELİMULLAH; İsa RUHULLAH, Muhammed HABİYBULLAH…  Bu sırayı “Aşkın kişide açığa çıkış aşamaları”, diye düşündün mü hiç?!..

Allah’ın Kelimelerini; Allah Sistemini Okumayı öğrenmelisin önce. Ki Zahirin hakkını; Alemlerin Rabbince Yaşamayı hayata geçirebilesin.

Ruhullah’ı; Sistemin Ruhunu, Hikmeti, Kudreti ve her an kayıtsız hükmünü yürüteni fark etmelisin ki Alemlerden Ganiy Oluşu sindirebilesin…

Yerin, Bedenin; Dünyanın hakkını verdin KELİMULLAH. Semanın, Şuurun; Hakikatin Sırrına erdin RUHULLAH. Hepsini Gönülde Aşk eyledin HABİYBULLAH.

KÖRÜ KÖRÜNE TAKLİT VE EHLİNE UYUMLANMA FARKI

Taklidin kılıfı; itaat, edep, ehline saygı, büyüğe hürmet, alime vefa,arife muhabbet olmuşsa sahibine taklitçiliğini fark ettirmek çok zordur…

Taklidi reddi; henüz sana açılmayanı ehlinden öğrenerek kendini tanımayı da reddetmek olarak anlıyorsan yandı gülüm keten helva…

Usta- çırak, Öğretmen- öğrenci, Mürşid- mürid vb potansiyel açmaya dönük ilişkiler taklit kapsamı dışındadır. Ta ki kendini tanıyana kadar.

Her tür taklidi kişiden düşüren, her noktada bütünüyle insanı orijin gerçekle yüzleştiren tek olgu Aşktır. Tadamayan; ebedi mukallit kalır.

İlmin yoğun paylaşıldığı süreçte İlim Mukallidi niceleri arzı endam etti. Şimdi Aşk vakti. Onun da mukallidi çıkar mı? Hiç şüphen olmasın…

Açığa çıkan kıymetli ürünün taklidi, imitasyonu, çakması, oyuncağı elbette olacaktır. Biz kendimize bakalım. Allah, Aşkın âlâsını nasip etsin.

DÜNYAN; VERİTABANIN

Allah, her birimin dünyasını o birimin beyninden onun veritabanı kayıtlarına göre açığa çıkarır.

Dünyandaki suretlerin senin beyninde; veritabanındaki bir bilginin, bir kaydın karşılığı olduğu hem bilimsel hem tasavvufi bir realitedir.

Dostların, arkadaşların, çevren ve ilişkilerin beynine göre oluşan dünyandan başkası değildirler.

Beyninde tohumu olmayan hiçbir şey dünyanda yeşermez. Karşına çıkan diken de gül de, kasırga da meltem de dünyandan filizlenmiştir.

Yaşama geçen her bilgi; dünyanın manzarasını değiştirir. Bilgi ve idrak sıçramalarına paralel olarak hayat sahnenin oyuncuları değişecektir.

Seneler geçmiş ama hayatında; dost, iş, arkadaş çevrende, yaşam ortamında hiçbir değişiklik olmamışsa açık söyleyeyim yerinde sayıyorsun!

Rasüllerin, Nebilerin, Velilerin, Salihlerin ve de bazı Âlim ve Ariflerin hayatlarında HİCRET kaçınılmaz bir olgudur. Neden acaba?

Sorgulayan beyin sürekli biçimde veritabanını yeniler. Bu da dünyasını değiştirir. Hicret edenler; sorgulamalarının meyvesini almıştır.

Uzun süredir arkadaş ve sohbet çevren değişmemişse kendini gözden geçir. İdrak yükseldikçe, bilgi yaşama geçtikçe bunlar değişir dostum…

Yenilenen beyin, eski bilgileri nasıl atarsa eski çevreyi de öylece atıyor, değiştiriyor. Sadece Yenilenmeye odaklan! Eski gider Yeni gelir.

Dostlara vefa, emektarlara sadakat ne yazık ki çoklarını Yenilenmekten alı koyan kutlu kadife perdelerdir. Yapma, yazık etme kendine…

Beynin veritabanına göre dünyanı oluştururken sende hangi organ ve duygu hakimse yaratımı o istikamette biçimlendirecektir.

Hangi güdü ve dürtü sana hâkimse beynin onun hükümranlığı altında, ona göre dünyanı yaratır. Korku, şehvet, tutku, hırs, sevgi. Hangisi?..

Dünyanı yaratan beyin, aşkının suretini de yaratacaktır kuşkusuz. Neye göre? Yenilenmiş veya köhnemiş veritabanına göre elbette…

Aşkı tadınca her şeyde devrim yapacağını düşünüyorsan aldanırsın güzelim. Aşkın dahi senin veritabanına göre oluşacak. Arınmamışsan?!…

Aklı, bacak arasından yukarı çıkmamış olanın Aşkı nasıl mı çıkar karşısına?! Bacak arası vadilerinde gezinmeyi cennet göstererek!!!!

İlimle düşüncen değişmedi, zikirle bilincin arınmadı, ibadetle ruhun beslenmedi ama bir aşık oldun kuşu vurdun öyle mi? Avucunu yalarsın!..

Arınma ve aydınlanma yolunda istikrarlı çalışmalar yapan bilinç için Aşk; zirve sıçrama noktasıdır ki kişiyi Hakikatine taşır.

Her beyin, aşkının suretini de yaratarak çeker hayatına. Karşına çıkan maşuk ne kadar düzgün veya yamuksa kendini canlı canlı gör diyedir…

Beynin; kendini kurban ederek devreden çıkarması;bilinci Kalbe teslim edişidir Aşk! Öyle temiz Aşkların maşuk suretleri nasibimiz olsun! AMİN

KARŞILARINDAYDI; GÖREMEDİLER, DEĞERLENDİREMEDİLER

Karşılarındaydı. Allah. Görmediler, göremediler, görmek istemediler. Programları görmeme üzerineydi. Görünmek istememişse kime söz düşerdi?!

Dilediğini yapar! Kim? Dileyen! El Müriyd! İlk Esma zikri Müriyd.Dileyeni gör, bil,tanı,yaşa diye.”Dileyeni yaşamak” ne?! Cıssss! Sussss!

“Delidir ne yapsa yeridir.” Dilediğini yapan ve ona bakış! Delinin de çok umurunda nasıl baktığımız. Dilediğini yapıyor Allah’ın delisi!..

Karşımdakilerde Dilediğini yapanı görmeye, okumaya öyle odaklandım ki bende kimin ne yaptığını görecek mecalim kalmadı! Tamam, kızma, sustum.

Sevdiğine kul olmamış ama Allah’a kulluğunda çok istikrarlı imiş… Ne güzel uyuşturucudur kutsalla kendini kandırmak!

Aşkını bildin, gördün, tanıdın, değerlendirdin, bi hakkın yaşayarak arındın, benliğinden geçtin mi ki “Dilediğimi yaparım” diyebilesin?!

Allah’ın emrine karşı gelinir mi? Hâşâ ve kellâ… Düşünemem bile… Aşkım dediğine itirazların var ama….  ….?!?……

Hep “Ama” lı cümlelerle direndiğine Aşkım deme. Hep “Pekâlâ” dediğinin Aşkından da şüphe etme.

“Sizi çok seviyorum, nolur perdemi gösterin” dedi. Ufak bir perdesini söyleyince Dost “Yanlış anlamışsınız, kastım o değildi” demez mi?

Seni Yanlış anlayacak kadar basiretsiz birine seni seviyorum diyorsun, Dost bilip perdeni göstermesini istiyorsun? Kafan iyi mi senin?!

Sevdiğinin, aynam dediğinin bazen seni yanlış anladığını düşünüyorsan; onu değil kendini sorgula. “Yanlış anlıyor” feryadının hakikati mi?

Sevilen Dost kaçtığımız, görmek istemediğimiz ana kilidimizi gösterir de esas şirk damarımıza basarsa benlik “Yanlış anlıyorsun” der.

Keskin nişancı, kalbi nişan alır. O yüzden Ehlullah, varlık sebebin saydığın ana değerine ateş eder. İster şahadet getir, ister ciyakla…

DOST; SENİ SENDEN SOYANDIR

Zat demiş ki “Beni ziyaret edenin amigdaladan bir elbisesi olur. Önce onu gösterir, onu soyarım.” Görmeye, ziyaret etmeye cesaretin var mı?

Herkesin içinde ve ilan ederek amigdala elbiseni soyar, gözünün yaşına bakmadan, senin bile habersiz olduğunu sana gösterirse ne yaparsın?!

Aşkım dediğinden Terzilik bekliyor. Güzel cicilerle giyindirsin, süslesin egosunu. Hakikatte Aşkım dediğinin işlevi nedir biliyor musun?!

Aşkın; hamam kesecindir başlangıçta. Soyar, ovalar, yuvak yuvak kir çıkarır benliğinden. Acıyor, demene aldırmadan. Arada bir şaplak vura vura!

Bir dönem benliğinin idam fermanını imzalar aşkın. Kalemi kırar, celladın olur sehpanı tekmeler, ipini çeker. Dünyandan geçip Ölesin diye…

Benliğini idam etti, yetinir mi? Asla! Otopsi operatörün de odur. Alır eline bağırsaklarını,içini gösterir de sokar gözünün içine. Var mısın?

Kesecime, benliğimin idam fermanını imzalayana, ipimi çekene, otopsi operatörüme şükran doluyum. Aşkımın ömrü uzun, feyzi daim olsun.

BENLİKSİZLİĞE EVET, KENDİNİ REDDE HAYIR

Karşındakini gayrı- öteki görmen ne kadar gaflet- şirkse bir esma grubu; bir bilinç yapı olan kendi kimliğini yok sayman da o kadar şirktir.

Seyrin açığa çıkması; âlemlerin tanınabilmesi, sistemin okunabilmesi için kimlik ve kimlik grupları şarttır. Ben yok, sen yok, o yok. Eeee?!

Benliğe düşmeyeceğim diye kendi hakikatime sırt dönemem. Senlik, ötekilik olmasın diye de seni sırtımda gezdiremem. Kimse kusura bakmasın…

Suret yok. Suretli seyir de kayıt. Kimlik, benlik hepsini sildik. Salat da suretsiz; öze dönük. Tamam da oraya niye Kâbe yapmışlar? O ne?!

Suret yok ama kalp yolluyor sevenler. Suret yok ama seven- sevilen var. Ne garip? Hadi kalpsiz, suretsiz yazısız resimsiz aşkını bildir bana.

“Hedef suretsizlik algısına sıçramak” amenna! Ama bu suret inkârını getirmişse işte ona hayır. Çünkü ZAHİR de O, BATIN da. Sureti çizen kim?

Suret; Haktır. Suretle kayıtlanmak; zulümdür. Suret kaydına girmeme adına sureti inkâr; ondan daha beter zulümdür. Ne zulmet, ne zulme uğra!

Suyun sureti yok. İçmeye sürahi, bardak sureti lazım. Daha önemlisi içen bir ağız sureti şart. Hadi, suretsiz suyu suretsiz iç de görelim!

Suret çizen EL MUSAVVİR olmasa suretsizliğe taşıyan EL MÜHEYMİNi tanıyabilir miydin? “Resim” olmasa “Resim Sanatı” olur muydu dersin?!..

İçinizde Leyla-Mecnun, Yunus-Taptuk, Mevlana-Şems, Kalp-Beyin, Âşık-Maşuk vb suretler çizmeden aşk anlatabilecek varsa ona Mürid olmaya hazırım!

“Ben gizli bir hazine idim. Bilineyim istedim de âlemleri yarattım” Hakikatim suretsiz. “Suretsizliğimi seyir için suretler oluşturdum.”

“Allah, Âdemi kendi sureti üzere halk etti.”  Aşk, kendini insan suretinde gösterdi.

Suret, suretsizlik üzerine son söz: Suretsiz Allah; Rasülullah as suretiyle kendini bildirmiş, tanıtmıştır. “Suretsiz dahi Suretle algılanır.”

Yazan suret olarak okuyan suretleri çok ama çok seviyorum. Beraberce; suretimi ve suretlerinizi inkâr etmeden “Suretsizin Aşkı”nı diliyorum.

SURETSİZİN SURETİDİR HAYAT

La ilahe illa Allah! Suretler yok; sadece Suretsizlik! Muhammedün Rasülullah; Suretsizliğin en güzel Suretidir Aşkım!

Salâvat nedir? Aşkıma iltifatım, Dostumla irtibatımdır.

Aşkını kıblesi yapmamış ama salât ikame edecekmiş. Salatın farzı; olmazsa olmazı değil miydi Kıble?!

Kıble dedim özüme dönerim dedi. İbrahim (as) da Hanifti ama gitti Kabe yaptı değil mi? O senin kadar bilmiyor muydu?!

Kimi “Âşık”, kimi “Aşklı”, kimi “Aşk”tır, dediler. Nefsin olduğu gibi Aşkın da boyutları var imiş. Nasılsa anlatır Aşkın sahibi…

KORKU PERDESİ

Korku, bedene aittir. Henüz bedenselliğinden kurtulamayanda görülür. Korkutma ise bedenselliğinden kurtulup kurtulmadığının sağlamasıdır.

Korkutma bir eğitim ve öğretme metodudur aynı zamanda. Henüz âkil- baliğ olmamış, rüşdünü ispat etmemişlere uygulanır genellikle.

Sevdiğini ne kadar sevdiğinin de testidir Korkutma. Sevilen; korkutmak ister seveni. Bakalım ne kadar sevmiş, görsün ve ortaya koysun diye.

Sevgin zaman- mekân kaydında ise ayrılık ve hasret, beden ve tutku kaydında ise elden kaçırmak ve gözden düşmek hep korkutacaktır seni.

Beden ve bedensellik kaynaklı korkuyu aşan; her hücresiyle aşka gark olan, bir elinde meşale, diğerinde bir kova su ile fırlar meydana… Nereye denince şöyle der: “Meş’aleyle Cenneti yakmaya; Suyla Cehennemi söndürmeye gidiyorum. Ta ki beklenti ve korkuyla kulluk edilmesin!”

Gözümle sevseydim, gözden düşme; Kimliğimle sevseydim çizilme, dışlanma korkusu duyabilirdim. Ey Yâaar seni ben Gönlümle sevdim, Gönlümle…

“Buyur Gel” demeni beklemedim ki “Çek Git” demenden korkayım! Ayrı- gayrı kaydında olanların gel-git sevdalarından bize ne ey Yâr!

Seni sensiz sevmeyi, beni bensiz sevmenle öğreten de, ruhuma işleyen de sendin ey Yâr! “Aramız” var mı ki, korkumuz olsun!?

Seni; senle temsil olunanı, seninle; suretinle dahi kayıtlamaksızın sevdik biz ey Yâr. Böylesi Bi Sevmek değil miydi Zaten istediğin?!

SURETSİZ AŞK

Gerçeği beş duyudan ibaret sayanın suretsizliği kavraması mümkün olmadığı gibi suret verip kilitlenmesi de cabası…

Sonsuz Dalga Okyanusunda bir dalga, kendine ayna dalga ile girişip bütünleşmiş akış gereği. Bizimki de tutup “Ben aşık oldum” demez mi?!..

“Ali ile Fatıma’nın nikâhı, arzda kıyılmadan önce semâda kıyıldı.” <Suretsiz Aşk> yayını çerçevesinde bu ifade size neler düşündürür?!..

Melek meleği sevmiş, melek meleği bilmiş, melek melekle bütünleşmiş de bedenler kendi kendilerine gelin- güvey olup âşık- maşuk uydurmuş.

Kimi akla, kimi duyguya, kimi mantığa, kimi zihne, kimi nefse dokunur sözlerin. Sen, kalbine dokunacak sözü ve kalbin sahibini bulmaya bak.

Yer susayıp yanmış, buharlaşmış hasretten. Gök coşmuş, gürül gürül akmış yerin sinesine. Görenler, gök yere öfkelendi sanmışlar. Aşk olsun!

“Allah” de bakayım dedi ihtiyar genç adamın elini tutarak. “Allah” dedi genç. “Yok, hissedemiyorum, sende aşk yok” dedi ihtiyar. Ve kendisi Allah dedi gencin elini sıkarak. O an gencin koluna akan cereyan, elektrik çarpmış gibi sarstı genci. Aşk ile Allah demek öyle bir şeydi.

İçindekini açık edip zata; “Biliyorum sevgiye etiket konmaz. Ne var ki babamı erken kaybettim. Sizi babam gibi seviyorum. Yanlış mı?” dedi. Beşeri bağlar ötesi zat “Öyle sevince ne hissediyorsun?” dedi. “Huzur, sırf cennet” dedi genç. Zat “Öyleyse öyle sev, hem de çok sev” dedi.

AİT OLMAK MI? ŞAHİT OLMAK MI?

“Ait olma” duygusu ilim fistanı giymişse çakma bir şahitlik zihni kaplar ki bunun taklidin âlâsı olduğunu fark etmek neredeyse imkânsızdır.

“Aitlik” yere düşmedikçe “Şahitlik” ayağa kalkmaz. İman; Kelime-i Şehadeti söylemek miydi, yaşamak mıydı?!

“Aitlik” ler dünyasının cehennem vadilerinden “Şahitlik” ler evreninin cennet yaylalarına uzanan köprüdür Aşk. Geçebilirsen!

Uzaya çıkıp yörüngeye oturanı; yer çekimi de pasaportlar da bağlamaz artık. Özgürlüğe taşıyan Aşk, Ehlullah yörüngesinde yaşanır. Aşk olsun!

“BİLİYORUM” KİLİDİ

Herhangi bir konuda “Biliyorum” iddiası muhataba meydan okumaktan öte kişinin kendi bilincine “Tüm alıcılarımı kapat” komutu vermesidir…

“Cahilin teslimiyeti kolay, terbiyesi zordur; Âlimin teslimiyeti zor, eğitimi kolaydır” tespiti ‘Biliyorum’la gelen blokaja işarettir.

“Ben bilmem o bilir” diyen nicesi teslimiyet maskesi takarken, ukala görünen nicesi biliyorum derken dahi teslimiyet samimiyeti içindedir…

“Dolu bardak su almaz.” (Atasözü) Biliyorum iddiası; mevcut üzerine yeni bilgi kabul etmez!

Pet sular marka marka. Çeşmeler, sebiller, musluklar markaya ihtiyaç duymaz nedense? Şişe suyunun raf ömrü belli. Ya çeşmelerin?!

HİÇE SAYILMA, HİÇE KARIŞMA ARASINDA İNSAN

Hiçe sayılmayı reddeden Egosuyla; Hiçliğe karışmayı özleyen Şuuru arasındaki sıkışmışlık hissinin azabından ne zaman kurtulur ki insan?!

Fedakârlık, müsamahakârlık, sevgi saçmak vb tutumları Hiçlik gayreti sanmak da bir aldanıştır. Ego bunlardan bir güzel beslenir, devleşir…

Cahilleri “Hizmet”, Âlimleri “Himmet” arzusu Hiçliğe karışmaktan alıkoymuştur. İkisinde de “Ben”in, ötekilere lütufkâr (!) kibri saklıdır!

Sevdiğinin nezdinde özel olma talebin dahi benliğinin diri olduğunun işaretidir. Sana düşen sadece sevmek, nezdinde ne olduğundan sana ne?!

Sevdim, hem de çok sevdim ama haberi yoktu. Olmasın, ben onu sevdim ya, o bana yetti” diye anlatmış şair iddiasız seveni. Yapabilir miyiz?!

“Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular” demiş Atilla İlhan. “Suretsiz Bir Aşk” da mümkünmüş demek! Olmasa, şiiri bu kadar kalbe dokunur muydu?!

Hiçe sayılmayı reddeden Egoyla; Hiçliğe karışmayı özleyen Şuur arasındaki sıkışmışlıktan kişiyi, sadece ama sadece Aşkın Kudreti çıkarır!

HAYAT; FREKANSLARIN DANSI

Aynaya bakınca gördüğüme “Ben” dediğim gün başladı cehennem azabım.

Tasavvuf “Âlemlerin aslı hayaldir” ile açığa çıkanın sadece Frekans olduğunu zikrederken Bilim, madde bataklığında çırpındıkça dibe gidiyor.

“Çocuk Masumiyeti” adıyla hepimizin yeniden ve bilinçli yaşamak isteğimiz; aslında “Bensiz- Benzersiz Frekans” oluşumuzun farkındalığıdır.

Muhatabına “O kadar masum, o kadar samimi, o kadar saf ki; melek mübarek melek” dediğinde sen adı altında gören de dillenen de Frekanstır…

Seven; benzer veya bir üst frekansın vorteksine kapılmış; nefret eden ve öteleyen beş duyu/ kimlik girdabında frekansı okuyamamıştır.

Bilincin değiştiren, dönüştüren, yenileyen frekans alanına çekilerek hakikatini tanıma süreci yaşamasına, beşer âlemi Aşk adını takmıştır.

ALLAH SİSTEMİNİN ERKEN UYARI MEKANİZMALARI

Dostun Seslenişi; mekre uğrayarak yanacağınız konularda erken uyarı sistemidir. Önce nefse ağır gelir ama hazmedildikçe ilaçtır, şifadır…

Allah, Kuluna nice kullardan, nice dillerden seslenir, nice gözlerden görünür de çoğu zaman nefsimize yenilir; sağır ve kör kesiliriz.

Başlarına gelecek bela- felaket öncesinde uyarılmamış kişi, uyarılmamış toplum neredeyse yok gibidir. Ne var ki duymak; er kişiye nasiptir.

Tehlikeyi göremeyen çocuk aniden yola fırlayınca bir hamlede alan baba, sevinç ve korku karışımı bir hisle biraz hırpalamış yumurcağı. Etraftakiler, adam çocuğu dövüyor sanmaz mı?!

Toplumsal bazda “Rahmet Tokadı”, kişisel bazda “Şefkat Tokadı” diye anlatılan da bir sünnetullah sigortasıdır. Mesajı alan; kurtulur.