Değiniler- 45

Değiniler- 45

Her şey anlamsız geldiğinde gerçek anlamla; hiç bir şeyi değerli bulmadığında gerçek değerle tanışacaksın! Tanışan, sen olmaksızın!

DOĞAL HAYAT OKUMALARI

Irmak; yukarılara değil aşağılara sevdalandığı; derin vadilerde sürünmeyi, uçurumlarda düşmeyi göze aldığı için karışır denize.

Yeryüzünde boy veren her yeşillik; yer altında can veren bir tohumun eseridir. Her ölüm bazen bir, bazen bin diriliş getirir.

Yerin karanlıklarına kök salamayan; göğün maviliklerine dal yayamaz.

Can vermeyen, can veremez! Sürgün vermek; sürgün olanlara mahsus bir ustalık ve üretkenliktir.

Everest vadileri hedefe erişemeden buz kesmiş dağcı cesetleriyle dolu. Ya zirveye bayrak dikenler? Başları göğe erdi mi?..

Ateş gören su buhar; ateş gören odun duman olur. Buhar rahmet olup yeşertirken arzı; duman zehir olup boğar nefes alanı.

Bebek kadar aciz, savunmasız ve muhtaç var mı? Bebek kadar üzerine titrenen, ihtiyacı karşılanan, korunan var mı?

Hiçbir cenaze ilgi, saygı, özen beklemez. Ne var ki cenazeler özenle hazırlanır, ömür boyu görmediği ilgiyi, en büyük saygıyı görür.

Kimsenin bulamadığını bulmak isteyen; kimsenin gitmediği yoldan gitmelidir.

Okyanusa yakın yaşamayı tercih edenler; çatılar uçuran, ağaçlar savuran, kıyıda ne varsa okyanusa karıştıran kasırgaları göze alanlardır…

Yele savrulmak, sele karışmak, denize sürüklenmek; toprak kaydındaki için felakettir. Denizle deniz olmaya can atan için bundan âlâsı mı var?

Butona basınca tavanda yanan lamba; teknoloji görmemişe mucize, basanın müridine keramet, elektrik ustasına normal düzenek, bilene basit işlemdir.

KUVVET- KUDRET; ÇABA- SEYİR FARKI

Hayata, çevreye, insanlara hâkim olmak mıdır Kudret? Yoksa etkisiz eleman sıfır acziyetiyle akışı seyretmek mi?

Kılıcının önü arkası kesen mi güçlü? Bütün varlığı kalp olup sevgi saçan mı?

Çaba; hakikatte boşa sarf edilen enerjidir. Vahdet Ehlinde çaba görülmez. Onların işleri seyirdir. Çabalayanda henüz şirk kalkmamıştır…

Gafil, uğraş- çabasının meyvesini yiyeceğine inandığı için hayatı tırmalar durur. Fark eden ise “Bırakmışlığı”nın meyvesini dermektedir.

Elde etme tutkun, elden kaçırma korkun olduğu sürece huzur bekleme. Tutkuyu da korkuyu da salıver. Kendini salıveren ırmaklar karıştı denize.

Çabasızlık;  ”Ben rızkınıza kefilim, sizi sadece kulluk edesiniz diye yarattım” diyene MÜMİN olma farkındalığı ile yaşamaktır.

ÇABASIZLIK; “Seni en güzel surette yarattım” diyene iman edip aşağılar aşağısına atılsan da kendi öz değerini bir an bile unutmamaktır.

Çabasızlık; halkın “Gamsız”, “Vurdumduymaz”, “Dünya yansa yorganı yok içinde” tabir ettiği hali, iman teslimiyetiyle bilinçli yaşamaktır…

BİR ALGI VE HEDEF SAPMASI

Tarih boyunca cihana hâkim olma idealiyle yola çıkan siyasi önderler olmuş ne var ki ömürleri yetmemiş, hiçbiri bunu gerçekleştirememiştir.

Pan İslamizm, Pan Slavizm, Pan Türkizm vb. hayalden öte gitmemiştir. Kanuni, Fatih, B.İskender, Napolyon, Hitler vb bu yolda ömür tüketmiştir.

“Cihan hâkimiyeti”nden sonra “Birleşik Devletler”, “Tek Millet”, “Tek Ümmet” vb de çok fazla tutmamıştır. Tutar görünenlerde de sancı hiç dinmemiştir.

Niçin insan devletleri, milletleri birleştirmek; tüm dünyayı tek bir bütün haline getirmek ister? Nedir altında yatan? Hiç düşündük mü?!

İnsan; fıtratında mevcut olan Teklik- Vahdet- Halifetullah özelliği nedeniyle dış dünyasını da tek bir bütün görmek, öylece seyretmek ister.

Aslında insanın dış dünyayı birleştirme isteği; hakikatinden taşan açığa çıkışın beşer düzleminde algı sapmasından başka bir şey değildir.

İnsan; ruh-beden, şuur-bilinç, dünya-ahiret, akıl-duygu, düşünce-eylem birliği ararken hedefi şaşırmış, dış dünya birliğinde vahdet aramıştır.

Esas hayati hedef; milletler, ülkeler, kavimler birliği değil; insanın beşeriyet algısında oluşan sanal ikiliği; şirki Tekliğe dönüştürmesidir.

Milletleri, ülkeleri birleştirmek sosyolojik bir realite olarak imkânsıza yakınken insanın iç âleminde Tekliği yaşaması imkân dâhilindedir.

Rabbül Alemiynin insandan muradı dış dünyayı; millet ve devletleri birleştirmesi midir? Bakalım Kur’an bu konuda nasıl bir işaret veriyor?!.

Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şey? Allah ahdi? Ve işte Bakara- 27

Adsız

İnsan; bedenselliğine kandığı noktada birleştirilmesi gerekeni dış dünya sanmış; bu uğurda nice savaşlara, zulümlere, acılara imza atmıştır.

“Allah Ahdini tutmak” “Allah’ın Birleştirilmesini istediğini birleştirmek” Halife Şuurunca yaşamdır. Onun eşiği de Aşktır. Suret ötesi Aşk.

DİNİN GAYESİ TOPLUM MU?

Dinin gayesini “Toplumsal Huzur” olarak algılamak da bilinç sapmasıdır ki uğruna cihat (?!.) adıyla nice dışsal adanmışlıklar yaşanmıştır.

Tarih boyunca dinin toplum huzuru için olduğu algısı pompalanmış ama ne gariptir ki büyük katliam ve savaşlar din adına (!) yaşanmıştır.

Dini topluma; dünyaya dönük algılamak acı, kan, gözyaşı ve zulüm yaşattığı halde niçin hala uyanamaz insanoğlu?!

Dinin bireye dönük olduğunu kabulün getireceği sorumluluk beşeri korkutmuş olacak ki topu taca; topluma atmak egonun işine gelmiştir…

Rasülullah (sav) “Küçük Cihaddan Büyük Cihada dönüyoruz” uyarısı ile esas olanın ferdin değişimi olduğunu zikretmiştir.

Hakikati Yaşamak yerine birilerine hakikat anlatmak veya zorla yaşatmak (!?) beşer egosunun çok zevk aldığı bir dünyevi oyalanma biçimidir.

“Sürüden ayrılanı kurt kapar”, “Her kuş sürüsüyle uçar”, “Düğün elle, harman yelle” atasözleriyle düğümlenen bilinçlere Tekillik anlatmak?!

YALNIZLIK ve TEKİLLİK FARKI

Ego; Halife Tekilliğini yalnızlık gibi algılatarak beşeri kendine bağımlı kılar. Oysa Tekillik ile Yalnızlık çok farklı kavramlardır.

Yalnızlık; kalabalıklara nispetle yapılmış bir tanımdır, ürkütücüdür. Tekillik ise hiçbir şeye nispeti olmayan bütünsel yekpareliktir.

Tekilliği fark ediş gereğince “Bütünün Hayrına Hizmet”le; “Ötekileri” (?) eğitme- düzeltme çabası arasında mesafe İman ve Şirk kadar uzaktır.

Velinin, mahlukatı bedeni gibi gördüğü, bölgesel acı- sevinçleri organlarında hissettiği söylenir. Yalnızlık mıdır, Zenginlik midir bu?!..

Ağaç; millet nefes alsın diye oksijen saçmaz. Kuşla yuva yapsın diye dal yaymaz. Sadece ağaçlığının gereğini yaşar. Öyle bir Tekillik işte.

Vahdet, Tekillik ve Yalnızlık… Bir bütün olarak nasıl özetlenir? Nazım özetlemiş! Anlayan ve Yaşayana Aşk olsun.

Adsız2

MAĞLUPLARIN ZAFERİ, DEVRİLENLERİN DEVRİMİ

Aşkı tadamayacak fıtratlar; bu âleme başarmak, zafer kazanmak için gelmişlerdir. Âşıklar ise yenilmek için. Yenilerek Yenilenmek için…

Aşk komutanı benlik kalesini kuşattığında, akıllı direnmeksizin kale kapısını açar. Akılsız, kazanacakmış gibi direnir. Kazanan hep Aşktır.

Aşk komutanı ego hisarı önünde bilinç şehrini almak üzere seslenmişse güllerle karşıla onu. Bizans kızlarının Fatih’i karşıladığı bilinçle.

Yanar, yanarsın bitesiye. Kanar, kanarsın ölesiye. An gelir taşarsın:”Seni sensiz de yaşarım!” An işte o andır. Suretsiz Aşkın kutlu olsun!

GÖZDEN KAÇAN BİR MEKR, ALDANILAN BİR TUZAK

Layık olmayanlar göremesin, değerlendiremeyecekler eremesin diye Rahmani olanı Şeytani gibi göstermek de bir Allah Sistemi mekanizmasıdır.

Takdirlerinde hakikate ermek bulunmayanları; Rahmani maske takmış Şeytaniler peşinde sürü eylemek de Allah Sisteminin cilvelerindendir.

Çoğunluk görüntü kaydında olduğu içindir ki hazineyi viran, yıkık, baykuş tüneği mezbeleliklere gömerler. Layık olmayanlar bulamasın diye…

Allah, yüceltme görüntüsü altında bazısının perdesini kalınlaştırır, etrafa onu erdi gösterip. Gerçekte düşüş oluşunu iyice örterek…

Allah, indirme görüntüsü altında bazısının perdesini açar, etrafa onu saptı gösterip… Gerçekte yükseliş oluşunu iyice örterek…

Yüceltilen, sapkınlığını anlamadı, etraf erdi bilip alkışladıkça! İndirilen, kulluğuna doymadı, etraf sapkın bilip karaladıkça! Hayy Allah!

Etraf, hakikatini açığa çıkarmadan önce Ona “EMİN”; hakikatini açığa çıkardıktan sonra “SAPKIN” dediler. Bu, halen geçerli bir mekanizmadır.

Etraf ona “EMİN” derken Rabbi “DALALETTEYDİN” diyordu. Etraf ona “SAPKIN” derken Rabbi “HER SÖZÜ, HER HALİ VAHİY” buyurdu! Çok düşün bunu!

KORKU- KAYIP ve KAZANÇ

Kaybetmekten korktuğu en kıymetli şeyi kaybetmek;  bulabileceği en kıymetli şeyi bulmak demektir.

Kaybetmekten korktuğu en büyük değeri kaybeden; farkına varabilir de isyana düşmezse özündeki “Kudret Potansiyelini” patlatmış demektir…

Yüksek basınç; kabuğu, cürufu özden ayırırken cevherin gözle görülür olmasını sağlar. Sıkıştırıldığın kadar Genişleyeceğinden şüphe etme!

Nasıl ki altın asitte saflaşır ise Kudret de korku perdeleri yandıkça açığa çıkar.

Korktuğuyla hiç yüzleşmemiş ama zihninde korkuyu halletmiş. Korkmuyormuş artık. Direksiyona geçmeden, trafiğe katılmadan şoförlüğünden emin olmak ha? Tuhaf…

Korku; gerçeğe erişmene ne kadar perde ise Ümit de bir o kadar engeldir biliyor musun? Derin düşün bunu…

ARZU ve ÜMİT MASUM MU?

Arınma, hakikati fark etme konusunda tutkulusun. Hele bir de velayet açılsa bal kaymak olur… “Olma arzusu” da “arzu” değil mi? Öyleyse?!

Korku; geri çekilme ve mevcudu muhafaza doğurur. Ümit; ileri atılma ve talip olmayı. İkisi de BAĞ değil mi? Bağları çözecektik hani?!

“Dünyanın makam ve arzularından geçtim. Şimdi sadece nefis mertebelerinde ilerlemek istiyorum.” Mertebe? İlerleme? İstek? Geçmiş mi sahi?!

“Çocuklar, arkadaşlar, çevre her fırsatta beni yok sayıyor. Oysa onlara çok şey verdim” Verilenin meyvesidir YOKLUK. Büyük ziyafet, daha ne?!.

GÖRÜNENİN ARKASINA GEÇMEK

Cümleleri yüzlerce kişi okur. Onların ardında titreşen gönlü, onun kelimeyle sınırlanmayan esas muradını sadece biri hisseder. O sen misin?!

Ben muradımı yazmak gibi ilkel bir usulle yansıtsam da, sen engin gönlünü sınırlama dostum. Cümlelerim gönlüne tramplen olsun. Sıçra geç!

HAKİKATİ ARAYAN; DOYMAMALI, DURMAMALI

Bulduğuyla yetinen, bildiğiyle sevinen kilitlenmiştir. Hakikat; tamahkarlık ister. Dünyaya değil, İlme; Hakikate daima hırslı olmak gerek…

“Küplerle, şişelerle içtim ben sızmadım” diyen Mevlana; “Buldum ise ne oldu” diyen Yunus; Aşkın Ebedi Doyumsuzluk olduğunu ifşa etmişlerdir.

SURETTE SURETSİZİ GÖRMEK

“Öyle seviyorum ki içime sokasım, ekmek gibi yiyesim, su diye içesim geliyor. Hiç doyamıyorum” diyorsan uyan; surete değil Suretsize Aşıksın!

Sureti tanımadan, sevmeden Suretsize Aşk mı? Boş iddia! Beyin suretlerle çalışır. Nasipsiz surette kalır, nasipli suretten Suretsize açılır.

Surete tutulmuş, çöllere düşmüş. Suretten başı dönmüş, dağlara vurmuş. Surette Suretsizi görmüş, “Kendi”ne dönmüş. Aşkın daim olsun Ya Huuu.

“Sevilme arzusu” nu doyurma, “Sevilmeme korkusu”nu bastırma amaçlı sevgiler hiç bir zaman huzur getirmez. Beklenti ve Korku hep azaptır.

Sevgi ne derece arzu ve korkudan arınmışsa, seven o derece egosundan azat olmuş demektir. Böyle bi azatlık; sevgiyi suret kaydından çıkarır.

Beklenti ve tutku odaklı sevgi, seven aleyhine; samimiyet ve saygı odaklı sevgi seven lehine oluşumların tarlasıdır. Kim suçlu, kim mağdur?

Kimi sevdiğini biçimlendirmek, kimi sevdiğiyle biçimlenmek ister. Felaketi de selameti de çağırır insan. İstekten de geçen Gönül sen miydin?

Sevenin “Seviyorum” beyanına, Sevilenin “Seviyor musun?” sorusuna ihtiyaç duymadığı sevgiler de varmış. Dedenle ninen aşk sözleri etmiyor, şiir söylemiyor diye aşkları küçük mü sandın?..

KELİMELERİN ÖTESİ

Kelimeler kıyasa, kıyas ikiliğe, ikilik perdeye dönüşmeye mahkumdur. Harf silinir, ses kesilirse duyulurmuş gönlün hitabı. Duydun mu hiç?!.

Sükunetin çocuklarıdır kelimeler. Doğdukları anda ölmeye mahkum kayıtlı bildiriden öte geçmezler. Esas mana; doğmamış, doğurmamış olandadır.

Hem aşıklık iddiasında hem de maşukuyla cep, int, mesaj iletişimindeymiş. Gönül iletişimi açmayan aşkı sana vereyim on paraya! Hiç işim olmaz!

Konuşanların Alemlerine seslenir Fatihayla başlayan Kur’an. İhlas’a bak bir? Ne alem, ne yol, ne yöneliş kalmış. Sırf sükût, sırf dinginlik.

BİR EGO ALDATMACASI; “İNSANLIĞA HİZMET”

Büyük amaç, kutlu ideal, ömürlük hedef. Niye? İnsanlık- hakikat uğruna? Amaçsız, idealsiz, hedefsiz olsak mesela! Kaçma söyle, olmaz mı? Yoksa korkuyor musun boşluğa düşmekten?

Kendisi için hiç istemez ego. İnsanlık, hizmet, hakikat için ister! Önemlisin, hem sensiz ne yapar insanlar? Bozabilir misin ego oyununu?!

Tercih ihtiyacı duymayacak kadar bırakabilseydin, akla hayale gelmeyecek muhteşemliklerin önüne serildiğini görecektin. İş ki bırakmak?!

ALLAH’A İMAN- MUHAMMED’E İMAN

Allah’a iman kolay, Muhammed’e iman zordur. Allah görünmez, Muhammed görünür. Muhammed’ini görebilmeni, iman teslimiyetini yaşamanı dilerim.

Gördük Muhammedimizi çok şükür. Ne kadar iman ettik, ne kadar teslim olduk orasını Allah bilir. Bana dua et de Ona tam teslim olayım.

Uzağa, görünmeze, hayale iman da teslimiyet de kolay. Yakın, göz önünde, capcanlıya iman ve teslimiyet!? Egoya ateş bastırıp kaçırtan işte bu!

Müşrikler; uzak, aşkın, yüce Allah’a hiç itiraz etmediler. İtirazları “Aralarında yaşayanın kendini ilanı” idi. Bunu derin düşün. Aşk olsun…

DUANIN GÜCÜNÜ ANLAMAK

Dışarıda farz ettiğin dünyanla kayıtlanmış, potansiyelini kullanmak bir yana hayali bile kendine haram etmişsen sana kim, nasıl yardım etsin?

“Ayakkabılarınızın bağına kadar Allah’tan isteyin.” (Hadis) Allah Hazinesini kendi bütçesi gibi düşünme girdabından çıkabilirse isteyecek!

“Allah çalışana verir”i, “Sadece dua etmek yetmez” diye sınırlamış, duanın en değerli çalışma olduğunu gözden kaçırmışsan Allah napsın?!

“Gerçeği kavrayınca isteme, dua ayıp gibi geliyor. Rabbime yüzüm yok!” dedi. “Hiçbir şeyi kavrayamamışsın sen! Kavrasan bunu demezdin! Uyan, uyan!” dedim.

Duayı, uzak baraja kanal açıp tarlasına su getirmek sandı. Kendi tarlasının altındaki yer altı suyuna sondaj vurmak olduğunu AH bi anlasa!

Eskiden duman tüttüren şaklabanlara koşardı cahil yığınlar. Şimdi ekranda dalga gösteren “Şakra”banlara koşuyor modern sınıflar. Ne değişti?

Elimde “DUA VE ZİKİR” gibi hazine olacak da koçu, keçiyi yemleyip “Şakra”bana para kaptırıcam öyle mi? Aklımı peynir ekmekle yemedim!

Ne dini, ne de bilimsel açıdan bundan iyisi yazılmadı. Elinde varsa, korkma! Oku, korun, iste! Hazine bu hazine! http://ahmedhulusi.org/tr/kitap/dua-ve-zikir

“Dua = İstemek” diye bir bilgi atıldı zihnine. “İstemek” denince; bir isteyen, bir veren ikiliği doğdu haliyle. İkilik; şirk değil miydi?!

İstemek- Vermek ikiliğinden duanı kurtardığın gün; dua etmenin tadına doyamayacaksın. İşte o gün tanıyacaksın sende dua edeni. Geç kalma!

“Kul dua eder, Allah onunla yaratır.”{Ahmed Hulusi} Kim, ne yapınca, ne, nasıl start alıyormuş?! Dehşet bir gerçeğin ifşası bu…

“Dua “Öz”ündeki İsmi “Allah” olana ait kuvvet v Kudreti istenilenler istikametinde kanalize etmektir.” {Ahmed Hulusi} Sen kanal açtın da su akmadı mı?

“Duanın ısrarla devamına müsaade olunması, o duaya icâbet edileceğinin göstergesidir!” {Ahmed Hulusi} Hatırından çıkmıyorsa olacaktır müjdesi!

“Şüphesiz kabul olacağından emin olarak dua edin! Dua’nın tesirini kesen güç, vehim-vesvese kuvvesidir!” {Ahmed Hulusi}

“Duanız, hakikati itibariyle Allah’a ait olan bir istektir!” {Ahmed Hulusi} Bak bak bak! Ne muhteşem bir gerçek. Kendine vermez mi hiç Allah?!

HAKİKAT ve HÜZÜN

Veda Hutbesinde 124.000 kişiye seslenen Allah Resulünün (sav) vefat ettikten sonra cenazesinin 3 gün bekletildiğini ve cenazesinin sadece 17 kişiyle defnedildiğini biliyor muydun?!

Bir garip ölmüş diyeler/ Üç günden sonra duyalar

Soğuk suyla yuyalar/ Şküyle garip bencileyin. (Yunus)

Hakikat zirvesine ermek ve hüzün?!

Son gün olmasın dostum, çelengim,top arabam;

Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam. (NFK)

Kitleleri ayağa kaldıran dev şair ve hüzün?!