Değiniler- 46

Değiniler- 46

DEVRİMLERİN RUHU

Devrim; hâkimiyet kurana dek eskinin tutuculuk ve köhneliğini işler. İktidarını kurduğu gün koruma güdüsü bu defa devrimi tutucu yapar!

Devrim kendi evladını yer! Devrimci yola çıktıklarından bazısını harcamadan rahat edemez. Harcananlar; devrim potansiyeli yüksek olanlardır.

Hedefe ulaşan bütün devrimciler; aksiyon kabiliyetlerini kullanacakları yeni alan bulamamanın suskun ıstırabına düşerler. Deniz bitmiştir…

Devrim; idealist kuralları ile kendini kilitlemek gibi bir handikaba düşer. “Bunlar da eskidi” demek devrimciye hakaret, davaya ihanettir…

Öne çıkan, kitleye mal olan, iktidarını kuran her ideoloji, fikir ve grup hareketi; yenilenme talepleri ve eleştirilere kapılarını kilitler.

Bu kitabı okuyorum şimdilerde. Kitle hareketleri ve önderlerin psk üzerine. Öneririm. Tıkla, PC ne indir, oku. http://kitap-tr.blogspot.com/2014/07/eric-hoffer-kesin-inancllar.html?m=1

TESLİMİYETİN RUHU

Dünya biraz düşünmüş, hesap etmiş, en güzeli Güneşe teslim olmak demiş de Güneş yaşam alanına, yörüngesine öyle mi tabi olmuştur? Yoksa?!

Işık gören kelebek; akıl mantık ve hesap ölçüsüne vurup en iyisi ateşe atlamak, pervane olmak diyerek mi alevlerin yörüngesine girmiştir?!

Güneşin dünyayı; Ateşin kelebeği teslim almak gibi bir derdi var mıdır? Yoksa Güneşin güneşliğinin, ateşin ateşliğinin doğal işlevi midir bu?

Demir tozu yakındaki mıknatısı görünce “Koşayım, irademi teslim edeyim” mi der? Yoksa mıknatısın çekim kudreti mi demir tozunun aklını alır?!

Her birim, hakikatte ait olduğu, parçası olduğu bütüne doğru mu çekilir doğası gereği, yoksa kimin kime gücü yeterse o onu teslim mi alır?!

Astroloji burç uyumu anlatır inceden inceye. Astroloğa sorup sana uygun burç arayışıyla mı seçtin eşini? Yoksa “Göz gördü, gönül sevdi” mi?

Açık alınlı, ak saçlı, güzel konuşan,dini bilimle yoğuran zatı ekranda görünce içim ılıdı. Çok sonra okudum eserlerini. “İçimin ılıması” O ne?

Nice mürşidler, nice şeyhler,nice zatlar gezdim. Kaçtım hatta Ondan. Olmadı! O iç ılıması hiç peşimi bırakmadı. Hadi izah et akılla, teknikle!

Bebek daha ınga demeden uyanırmış anneler. Minik, acıktığı anda süt kanalları coşarmış. Bebek mi anneye, anne mi bebeğe teslim? Akıl, duygu?

Şems Konya’ya gelince “Celaleddin’de iş var onu işlemeliyim” mi dedi? Celaleddin “Beni ancak bu yabancı arıtır” diye mi Şems’e teslim oldu?!

Biz sevdik be dostum, sadece sevdik. Oradan bakınca duygusal mı görünüyor, masal mı geliyor bilemem, o senin sorunun. Sevdik, var mı ötesi?

* * *

Kalmasın senden eser asla, Kemâl budur ancak.

Varını yok eyle Vahdette, Visâl budur ancak. {Hâce Alaaddin Attar ks}

HASAN LÜTFİ HAZRETLERİNDEN

- Günahlarımız; doğduğumuz çevreye ve dedelerimizden miras kalan ahlaka (genetik) göre açığa çıkar!.. 

- Buğday tohumu çürümeden başak filizlenir mi? Bedenselliğin deforme olmadan İnsanlığın açığa çıkar mı? 

- “Allah şah damarından yakın” demiş. Daha nasıl desin? Denemez ötesi. Anladın sen o yakınlığı! Anladığın gibi, sus… 

- Tasavvuf; davet edemeyeceğin ilimdir. Alacak istidadı olan gelir bulur verecek olanı. Tebliğle anlatılmaz tasavvuf. 

- “İlim bir nokta idi cahiller çoğalttı” (Hz. Ali) Ben de şöyle derim: “Hakikat çok kolay, çok basitti, onu Arifler zorlaştırdı.

- Şeriate uymak lazımdır. Hakikati ne kadar bilirsen bil, uyacaksın. Uymazsan bela yağmuruna hazır ol. 

- Allah, Kur’an, Resulullah denince gözleri yaşaran dostların oldu mu? Onlar Sıddikiyetten nasip almıştır. Dikkat et. 

- Hakikati kavrama noktasına geldinse elimden kim tutar diye dert etme. O an Ehli, Mıknatıs toplu iğne misali çeker seni!

- “Ölmeden evvel ölen”lerden bahsedilir de “Doğmadan evvel ölen”lerden bahsedilmez. Öyleleri de var alemde! Nasiplisine… 

- İslam’ın doğumu için HİCAZı Altın Çağı için ANADOLU’yu seçmiştir Allah. Ben görmem ama siz göreceksiniz o günleri {H.L.Şuşud ks- 1903/1988}

İNSAN İLİŞKİLERİ İÇİN ÖNERİLER

En yüksek enerji insan kalbindedir. Daralmışsan birinin darlığını, huzursuzsan birinin huzursuzluğunu gider. Kalp kalbin şarj dinamosudur.

Dertliysen daha dertliyi dinle. Sıkıntılıysan daha büyük sıkıntısı olanla söyleş. Göreceksin, ferahlayacaksın. Çivi çiviyi söker, acı acıyı.

Fikrini değiştirdiğinde yakındakine tuhaf, uzaktakine dönek görünmen kaçınılmaz. Kendini onların kelimeleriyle ifade edersen rahat edersin.

Mevcut yoldan 180 derece dönmen gerekirse geri vitese takma. İleri git, geridekilerin gözünden kaybolunca pararel caddeden devam et. Emniyetin için.

Kablumbağa ile tavşanın, atlı süvariyle ralli pilotunun yoldaşlığı başlasa da bitmeye mahkumdur doğası gereği. Kızma, kendince seç yoldaşını.

Hem kendi dengeni korumak, hem de yaşam dengelerine uyumlanmak istiyorsan denginle yürü! Özenme, yerinme! Aslolan sensin, başkası değil…

Dost; birinci önceliği sen olandır. Önceliği başkası olanı dost edinirsen yanlış yapılan, yolda bırakılan sen olursun. Kimseyi suçlama!

Sözlerini “Ama”-”Fakat” lı cümlelerle karşılayana konuşmaya devam eden boşa kürek çeker. Çünkü o aslında “Sana Katılmıyorum” demektedir.

İnandığın hakikati birine yansıtmak istersen; ortak noktalarla başla. Bolca evet diyeceği cümleler kur ona. Evet’e alışan Hayır’a zorlanır.

Güncel Siyaset ve Piyasa Ekonomisi sohbete hâkimse Evrensel Tasavvuf Hakikatini sakın dillendirme! Süt çocuğuna kebap ikramı zulümdür…

Çoğunluk bilgi yayanı değil, sevgi saçanı benimseme ve yüceltme eğilimindedir. Sevgini bolca ver, esirgeme. Nasiplisi bilgi de alır zaten.

HOCA AHMED YESEVİ ve HORASAN ERENLERİ

2016 Unesco tarafından “HOCA AHMED YESEVİ YILI” ilan edildi. H. Ahmed Yesevi ks ve Horasan Erenlerine selam olsun…

Bugün müslüman bir coğrafyanın ve müslüman neslin evlatlarıysak bunda Hoca Ahmed Yesevi ks ve “Horasan Erenleri” nin payı çok büyüktür…

Anadolu’nun askeri fatih’i Alparslan; manevi fatih’i Yesevi Ocağından gönüllere sefer eden “Horasan Erenleri”dir. Ruhları şad olsun…

Nalbantlık, Değirmencilik, Saraçlık vb meslekler icar eden Horasan Erenleri, Anadolu Rumlarına KARŞILIKSIZ VERME nin canlı örneği olmuşlardır.

Harman yerde mi kaldı H.Erenleri koşar; çocuğun hasta mı H.Erenleri koşar; ekme biçmeye yardım mı lazım H.Erenleri koşar. Mümince, insanca!

Adam gibi adam, mümin gibi mümindi Horasan Erenleri. Bizim gibi iki lafı iki cümleyi paylaşım sanan kolaycılar değil KENDİNİ VERENLERdi onlar

Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Pir Sultan Abdal vb. Horasan Erenlerinin; Yesevi Ocağının “Gönül Silsilesi”nden gelirler…

DİVAN-I HİKMET’TEN (Hoca Ahmed Yesevi Divanı)

“Gönlüme koyup aşk sevdasını Allah’ım

Eyle beni sen aşık-ı yekta-ı Muhammed”

*

Nerde görsen gönlü kırık merhem ol/ Öyle mazlum yolda kalsa yoldaş ol

Mahşer günü dergâhına yakın ol/Ben-benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.

*

Ümmet olsan gariplere uyar ol/ Ayet-hadis her kim dese duyar ol

Rızık nasip her ne verse tok göz ol/ Tok göz olup zevk şarabın içtim ben işte

*

Aşk kapısın Mevlâm açtı bana değdi/ Toprak eyledi Hazrol deyip boynum eğdi

Yağmur gibi melâmet oku değdi/Ok saplanp yürek, bağrım deştim ben işte

*

Aşk padişah, âşık fakir, nefes alamaz/ Hak’tan izin olmadıkça konuşamaz

Hak öğüdün alan dünya arayamaz/ Lâmekânda Haktan dersler aldım ben işte

*

Muhabbet kadehin içen divane/ Kıyamette ağzından ateş saçar a dostlar.

Kudretle yaratılmış yedi cehennem/ Âşık narasından kaçar a dostlar.

*

Meydan İçinde https://www.youtube.com/watch?v=BZWMdIu8QL8

73′ünde vefat eden H.A.Yesevinin 63′ünde “Resulullaha karşı haddi aşamam” deyip 10 yıl yer altı çilehanesinde yaşadığını biliyor muydun?!

SAHAYA İNMEDEN OLUR MU?

Mindere çıkmadan güreşin, pazara girmeden ticaretin, okula gitmeden eğitimin yanlış ve doğrularını konuşmak; entelektüel ego tatminidir…

Protokole ayrılan vip tribünden hakeme, futbolcuya, antrenöre, klüp yönetimine neler söylenmez ki?!.. Rasul ve Nebiler; sahaya inenlerdi…

Çocukken Tercüman Gazetesi spor sayfasına hastaydım. Nice sonra gazeteden emekli yakınım şöyle dedi “Spor yazarlarının hiçbiri maça gitmezdi. Radyodan dinleyerek yorum yazarlardı!”

Mülteciler üzerine beş yıldızlı otelin konferans salonunda çözüm önerileri getiren akademisyenleri; Kilis, Antep, Hatay kamplarında bir hafta misafir etsek nasıl olur? Neler hissederler acaba?

KİM YAŞAR, KİM BİLİR?

Ayağındaki nasırın acısını aynı yolda yürüyenler değil, aynı ayakkabıyı giyenler anlar! Doymayacağın yerde açlığını belli etme! Oruca say!

Hakikat İlmini biraz öğrenince herkesin egosunu öyle net görüyorum ki sorma gitsin. Benim egom mu? Ağzını açma, buz gibi soğurum senden.

Dünyasında yaşayanın dünyanı anlamasını bekleme. Ve unutma ki herkes aynı dünyada yaşar görünse de herkes dünyasındadır ve sadece onu anlar.

Kulak duyduğundan, göz gördüğünden sorumludur. Destek isteyene “Allah yardımcın olsun” öyle mi?! İsteyen ve istenen kim? Tanrı var mıydı?!

Hakikat; öyle zengin açılar gösterir ki isteyen istediği yerde dilediği gibi 180° çark, 360° sema edebilir. Peki ya Vicdan? Peki ya Sistem?!

İyi ki boyutların ortak dengesi, insanlık numunesi Hz.Muhammed (sav) öğretisi var. Bize kalsa çamuru da boylar, havaya da zıplarız. Aşk olsun!

KİTAP OKUMADAN, SİSTEMİ OKUMAK MI?

Size özel yemek vaktiniz, size özel dinlenme vaktiniz var. Size özel Okuma vaktiniz var mı? Kitap okumadan Yenilenmek-Sistemi Okumak? Hayal…

Konuşurken hem akışkan anlatan ama hem de kitap gibi konuşanlar tanırım. Kaydet, çözümle, baskıya ver. Sohbet olduğu anlaşılmaz, kitap diye okunur.

Girdiği ortamın düşük sohbetlerini ustalıkla konulu anlatıma çevirenler tanırım. Kırmadan, incitmeden, ortamın seviyesini yükseltirler.

Duruşu kudret, hali sükûnet insanlar gördüm. Her an dingin, her an sakin, çalkantısız seyirdeler. Telaş yok, kaygı yok, renk yok…

Görüşünü riyasız ortaya seren ama savunma veya atak derdinde olmayanlar da tanıdım. Etkiye tepki, baskıya direnç ihtiyaçları dahi yoktu.

Gıpta edilesi o kişilerin ortak paydası sırrı öğrendim: “Günlük kitap okuma saatleri” vardı hepsinin, bir ömür harfiyen uyguladıkları…

BİR EGO NUMARASI; HASTALIK

Ego öyle kurnaz bir cambaz ki bilinci esaret altına alamazsa bedeni hasta eder. Kendini beden sanan sen, “Hastayım” diyerek zokayı yutarsın!

Egonun hastalık numarasını yememek epey bir uyanıklık ve kudret ister. Çoğumuz bu tufaya gelir, numarayı yer, ilaçlara saldırırız.

 *

- Hastayım. (Yanlış)

- Bedenim Hasta (O da yanlış)

- Egonun oyunu düşüncemi tıkadı, bedenim de bunu hastalık diye algıladı.  (Doğru)

SİHİRBAZLAR KRALI; EGO

“Tacı tahtı Belh’te bıraktık” demiş İbrahim b. Edhem. “Bıraksan ne tacı ne tahtı ne de Belhi hatırlardın” demiş (ego oyununu gören) bir zat.

Acıyla kıvranıyordu. “Allah, belayı sevdiğine verir” diye fısıldadı ego. Sevindi. Nereden bilsindi ki ego ayet- hadisle de gol atar!!!

Zavallı beden. Ne dersek yapan bir hizmetkâr aslında. Namaz da kılar, öfke de kusar. Ona hayvan dedik. Kenardan kıs kıs gülen ego değil mi?

Dertliymiş, gözleri yumup rastgele açmış mushafı; ayet “Ne mutlu onlara!” Oohh miss. Ne sorgulama, ne tefekkür. At topu mushafa! Ne egoymuş!

“Doğdun” dedi ego. Yuttu mu bizim ki, gelsin hayat denen film perdesi. Doğumu kabulün bonusuydu Ölüm. Eee nerde kaldı İhlas Suresi? Allah?!.

- Neredesin?

- Biraz uzlete çekildim.

- “Millete kızdım, oynamıyorum” demez de ego, uzlet kılıfına sokar. Kutlu bi inziva öyle mi? Hayy Allah!

 *

- Son günlerde yoğunluğum arttı, zikirlerim, okumalarım aksıyor, ne yapsam?

- “Yoğunluk Filmi” gösteren egona bir tekme vur, her şey düzelir!

DERİN FARK

Biz, bilgi yansıtan cümlelerden yaşam kurmaya çalışıyoruz. Öncü büyükler ise yaşadıklarından yansıyan cümleler kurarlardı. Fark basit mi?

Nebi ve Resullere ait duaların hepsi yaşam sahnelerinde onların gönüllerinden doğaçlama taşanlardı. Senin hiç, gönlünden taşan duan oldu mu?

Kitaplardan okuyup altını çizdiğin cümleler mi yoksa onların tetiklemesiyle kendi kitabından okuduğun cümleler mi seni kurtarır?!..

“Kendi kitabı”nı okuyabilenin “Kendi Defteri”ni hem yazma, hem silme, hem eski sayfayı yırtma, hem de yeni sayfa ekleme hakkı vardır! Kader?!..

Deneyimlediklerinden doğanı yansıtanın bir cümlesini; ezberlediklerini nakledenin bin cümlesine değişmem. O cümle ayet hükmündedir bilene!

ÜÇ SÜNNET

- Atıcılık, Binicilik, Yüzme sünnettir. Nasıl anlıyorsun?

- Silah talimim var, ehliyetim de. Yüzmede de iyiyim.

- Öyle mi anladın?… Yazık… Çok yazık!

- ..!?..

 

- “Dua müminin silahıdır” (Hadis). Bu bilinçle dua edebiliyor musun?

- Maalesef.

- Atıcılık sünnet. Sen de bunu silah anladın ha? Dua?!

 

- Uyananlar “Beden Hayvanı”na binerler. Gafillerse kendini beden sanır.

- Beden Hayvanı?

- Tünaydın!

- Bincilik Sünnet. At, Araba sandın ha?

 

- Evren; frekans denizi. Hiçlik bilinci yüzmede, kimlik bilinci boğulmada her an.

- Frekans Denizi?

- Yüzmek Sünnet! Frekans Denizi ya?!..

Mİ’RÂC

“Olmazsa olmaz” larının “Olmasa da olur” a dönüştüğü noktada mi’râcın başlamıştır.

Allah Resulü (as)nün Mi’râcı ona özeldir, biriciktir, tekrarı ebediyen mümkün değildir! Biz ancak onun mi’racı üzerinden kendi seyrimizi konuşuruz ancak.

Veliler, salih zatlar, erenlerden kendi mi’râclarını anlatanlar vardır. Doğrudur. Yine de Allah Resulü (as) nün mi’râcı gibi değildir bunlar.

“Şimdiye kadar yaşadığım hayat, hayat değilmiş; yeni bir bakış açısıyla yeni bir yaşam seyrine geçmem lazım” kararlılığıyla başlar Mi’râc…

Kurtarıcı birilerini bekleme gafletinden uyanmış; birilerini kurtarma şehvetinden arınmışsan, mi’râcın mübarek olsun.

Önden gidenin izini sürme; arkadan gelenin yönünü çizme kaygısı olmaksızın yola çıkmış, yürüme cesareti göstermişsen mi’râcın mübarek olsun.

ŞÜKÜR; DEĞERLENDİRMEKTİR, LAF DEĞİL

Yürüyene direnen yol; ışık yakana kafa tutan karanlık; rota alana açılmayan deniz mi var?! “Şükredene (değerlendirene) arttırırım!” Öyleyse?

Nimeti, yerli yerince değerlendirilebilecek basirete sahip değilsen seni kim kurtarabilir ki?!

Sanatı harika, çabası olağanüstü. Parmakla gösterilen bir usta. Sanatı onu dünyasından çıkarmamışsa kıymeti var mı?!

Sahip olduklarını sadece bildiği gibi kullanıyor, üstelik en doğrusunu yaptığına inanıyorsa kim yardım edebilir ki?!

Hakikat adına “Uçmak” da mümkün, millete “Sevgi”,”Barış” elçisi olmak da. Benlik kafesi kırılmamışsa var mı kıymeti?

FRAGMAN ve DUA

Fragman;vizyona girmemiş filmin,filmden karelerle tanıtımı. Filmi olmayan fragman yok! Duan; senin hayat filminin fragmanı desem?

Düşleyebildiğinin, hayat fragmanından kareler olduğunu bilen, karamsarlığa düşmek yerine düşünün peşine düşer. Dua; iman edilmiş düştür…

Bedensellik kaydı sebebiyle hayalini de sınırlayan; kendi hakikatine ihanet etmiştir. “Alemlerin aslı hayal”,”Kulunun zannı üzere” değil mi?

Dışarıdaki bir dünyanın koşullarına göre yaşamak zorunda olduğunu sanmakla hükmen mağlup oldun dostum. Dünyan; içeriden projekte olmakta!

Senaristin düşüydü perdeye yansıyan film. Algına hayat diye düşen film kimin düşü? Bilinçli ya da bilinçsiz senin düşlediklerinden başkası değil.

“Acısız, belasız Hakka erilmez” dedikçe başıma gelmeyen kalmadı. Şimdi, kitaplarımın o sayfalarını yakasım gelir! Kısıtlama düşünü ki yanma!

“Çile, acı, imtihan, bir lokma- bir hırka, fakirlik, paraya- makama el sürmeme” kodlamasıyla hakikat anlatanlar; hayal kuvvemizi doğmadan öldürdüler.

“Kaderimde olanı mı hayal edebilirim; hayal edebildiğim kaderim mi olur?” dedi. Yorma güzel kafacığını, rahat ol, gıdıklama şeytanı, dedim…

İnsana “Dünyanı” terk et diye hitap edildi. İnsan bunu “Dünyayı” terk et, diye anladı. Ve her insan, anlayışının yansıması bir hayat yaşardı.

Fragman düş,düş dua olarak gönlüne gelmişse; fragman da bitmiş film demekse, bunca korku ve arzu niye?! Seyret be güzelim seyret. Aşk olsun.

EYLEMSİZ, İSTEKSİZ

En gerçek ve en güçlü eylem; hiç bir şey yapmamaktır… En kesin ve en verimli istek; hiç bir şey istememektir.

YALNIZLIK- TEKİLLİK

Oyunun, oyun olduğunu bir kez fark ettin mi artık onun parçası olamazsın. Korkunç bir Yalnızlık değil Kudretli bir Tekilliktir o an tattığın.

İDARE; İKİLİK KABUL ETMEZ

Şu üçü kesinlikle ortaklık; ikilik kabul etmez ve kaldırmaz: 1- İman 2- Aşk 3- Makam

Aynı kervan iki kervanbaşını, aynı ordu iki komutanı taşıyamaz. Vizyoner önder, vizyonu parlayan ikinciyi mutlak surette elimine eder…

“Irmak geçilirken at değiştirilmez” reel bir sistem tespiti olduğu gibi “Devrim kendi çocuklarını yer” de önemli bir sistem kuralıdır…

“Bilgelik” ve “İyimserlik” insani açıdan önemli değerler ise de İdare Mekanizması; “Kesin İtaat” ve “Kararlı Duruş” ister.

Beşeri bakış, liderin çaplı-bilge-akıllı yardımcı edinmesinden yana olsa da Lider için İtaat; çap, bilgi, aklın önündedir, öyle olmalıdır…

- Bizi idareden niye dışladın da onu yanına aldın paşam? (Kazım Karabekir)

- Ben avcıydım. Ava arslanla değil tazıyla çıkılır! (Kemal Paşa)

Kitle hareketlerinde “Önemli olan kişi değil, dava!” söylemi mantıklı görünse de hareketlerin kişilerle yürüdüğü, kalite kazandığı yadsınamaz.

Dolmabahçe’de hastayken küskün dava arkadaşlarını çağırır Kemal Paşa. Bir tek Kazım Paşa gelir; selamlar, hakkım helaldir paşam der, kucaklaşırlar…

- İlk üç halifede ortam iyiydi. Senin döneminde her şey karıştı, dediler.

- O üçünün yrd bendim. Benim yardımcımsa sizin gibiler! (Hz. Ali)

Olgunluk; makamdayken, etraf yüceltirken değil; makamdan inip de eleştiriler artınca  belli olur. Vakar; olgunluğu makamsız da yaşatmaktır…

GERÇEK; GÖRÜNEN Mİ?

Varlık skalasında Fiiller Alemi en düşük boyut olduğu halde fiilî olana, görünene realite adı vermek; insanı asıl hakikatten perdelemiştir.

Fiiller Alemi; Beş duyu ile algılanan alem. Beş duyu; kesitsel, kayıtlı, kısır bir algı ise onu realite kabul etmek nasıl bir aldanıştır?!..

Ehlinin misaliyle “Ufka örülmüş çelik duvardaki jilet çiziğinden görünen”i, nasıl olur da gerçeğin esası, tabanı, değişmez ölçütü sayarız?!.

Gördüğünü, duyduğunu, dokunduğunu, kokladığını, tattığını biricik gerçek kabul edenden daha kör, daha sağır, daha cahil var mıdır?!

TEPKİSİZLİĞİN KUDRETİ

Tepkisizlik; teslimiyetin doğal getirisi acziyette saklı, kudret potansiyelidir. Ne var ki çokları bunu bilmiyor, bilenin de içine sinmiyor.

Geliş şiddeti, etki dozu ne olursa olsun eylem ve de düşünce planında tepki vermemeyi başarmışsan; egonun iplerini eline almışsın demektir.

“Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi” deyişi, tepkisiz duruşun rahmet, bereket, kudret kaynağı oluşuna toprak üzerinden ince bir işarettir.

“Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” mısraı vb anlatımları; uyuşukluk, pasiflik,  onursuzluk diye anlayan, ne kaybettiğini bir bilse!

Tepkisizlik; en ağır etkiyi, en korkunç eylemi, en arsız söylemi dahi absorbe eder. “Mağlupların zaferi”, “Masumların kısmeti” niye denmiştir?

Tepkisizliğin hakikati; eylemi-söylemi durdurmakla beraber zihni de susturmaktır. El, dil tepki vermedi ama zihin kin kusuyor! Oldu mu yani?

Sessiz Protesto veya Bilinçli Kayıtsızlık vb tutumlar Tepkisizlik değildir! Gerçek Tepkisizlik; özünde “İçsel Rıza”, “Koşulsuz Sevgi” taşır.

Hayvan; etkiye tepki verir! İnsan; etki edenin gerçeğini sezdiği için tepkinin hakikatte kime olacağını görendir. Allah’a savaş açılmaz!

Olanı, olduğu gibi seyretme tepkisizliğini zulme baş eğme diye anlar basiret yoksunu. Mevlanaya, Moğol ajanı diyen kafa ne acınası bir kafa!

Güçsüzlüğün gücü, Sözsüzlüğün sözü, Sessizliğin sesi gibi garip görülen hallerin engin ve dingin iklimine açılan bir limandır Tepkisizlik.

ANNE- ANNELİK ve EHLULLAH

İçinde ayrı gayrıya; şirke yer olmayan bakış; annenin evlada bakışıdır. Çünkü anne, evladını parçası gibi değil, kendisi olarak hisseder.

Bilim, anne beyni ile evlat beyni arasındaki bağın, göbek kordonu kesmekle kopmadığını, ömürlük olduğunu ispat etmiştir…

- Anne olarak evladıma hakikati nasıl anlatırım?

- Niye anlatasın ki? Sen kendi hakikatini iyi anla ve yaşa; evladının beyni zaten senin!

 *

- Annem 70′ ini geçti. Ona Allah İlmini nasıl anlatsam?

- Anlaşılan bilgi seni epey ukalalaştırmış. Edepli ol, annene hürmet et, elini öp.

 *

Allah Ehli Zatlar; Annedirler.  Nasıl ki Anneler evlatlarını kendisi olarak görürse onlar da yollarına gönül verenleri öyle görürler.

Her daim “Rahmetleri gazaplarını geçenler”dir anneler. Cellanirler, ceza da verirler ama kesinlikle evlatlarını silmez, çizmez, vazgeçmezler.

Birbirine hiç benzemeyen zıt kardeşlerin hepsi de bir anne gönlüne sığmıştır. “Âlemlere sığmadım mümin kulun kalbi geniş geldi.”