Değiniler- 49

Değiniler- 49

BEŞERİN RAMAZANI

Pide, Kompostoluk, Kahvaltılık, Eğlence Çadırı, İftar Gösterişi ve bol paralar alarak ağlatan TV Hocaları. Böyle olur “Beşerin Ramazanı”…

TV Hocalarından birini yardım derneği açılışına çağırmış dostum. Gelir diye beklerken hocanın sekreteri aramış; ödeme yapmamışsınız! Ne ödemesi, diye sorduklarında “Hocamız bu tip ekstralar için 4.000 Dolara gidiyor.” Şaşırmışlar. Hoca ve Ekstra?! Sanatçı mı bunlar?!

Meşhur, uluslararası bir yardım kuruluşu yurt dışında Gazze ile dayanışma gecesi düzenleyecek. Televiyonlarda yeni palazlanan İlahiyatçı çağrılmış, Çağıran talebesi olunca söz vermiş Hoca. Seyahat günü yaklaşırken aramışlar; “Hocamızın yurt dışı konferans bedeli 10 bin dolar!” Gazze’ye yardım ve paralı konferans!..?.

Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun (Yasin- 21)

MEKRE UĞRAMAK

İnsana hakikatini unutturarak onu bütünüyle dünyaya odaklayan bütün korkular ve gayeler Mekr kapsamı içindedir. Mekr; pahası ağır aldanıştır.

Hangi gaye, hangi korku, hangi beklenti bilinci İnsan Gerçeğine kapatıyor ve sizi Beşer düzeyinde yaşatıyorsa Mekr odur.

Günümüzün en güçlü Mekri; “Ekmek Davası” adıyla “Geçim Kaygısı” olarak öne çıkmaktadır. Oysa her yarattığının rızkına kefildir Razzak!

Kimi çocukları, kimi işi, kimi ülkesi, kimi eşi dostu, kimisi de insanlık için yaşıyor. Bunları yüce erdemler olarak görüyor. Hepsi de Mekr!

“Ülkeye, Dünyaya Adalet Getirmek” şeklinde sloganlaşan gaye ilk bakışta ne kadar sevimli değil mi? Nice genç canlar aldı bu kutlu (!) Mekr!

Gençliğim ülkeye; dünyaya İslam’ı hakim kılmak davasıyla geçti. Umarım şimdiki gençler, benden daha erken fark eder bunun Mekr olduğunu!

Allah Adaletini ve onun sistemini kavrayan; olanın zaten adil ve yerli yerince olduğunu fark eder, “Gidişatı düzeltme mekri”ne düşmez…

Yemekte bile sohbet edemeyenler; SİBER BAĞIMLILIK MEKRİni çeşitli psk hastalıklar başlamadan fark eder mi dersiniz?!

- Neler beni mekre düşürür?

- “Olmalı” ve “Olmamalı” şeklindeki değerlendirmelerin!

- Çare?

- Bunları kafandan at. Sadece “Olan”ı zevk et…

Mekre dair son söz: Kendini tek-bir-bütün olan yanında ayrı, özel birim ve isim kabul etmenden daha büyük mekr yok!

BEYNİNİ GÖREMEYEN İNSAN

Robot, Füze, Bilgisayar geliştiren insan; bunları beyniyle yapmışken beyin potansiyelini beşduyu zincirine vurmakla nasıl da kendine zulmeder!

Uzaklara erişim, ulaşım ve iletişimde sınırlar aşan insanın Şah damarından daha yakın Rabbiyle iletişim ve erişim sorunu yaşaması ne garip!

Bir tuşla her bilgiye erişimi deneyimlediği halde içten bi yönelişle üst idrak ehlinden feyz, himmet, ilim çekebileceğini niye akletmez insan?

Bilgisayarın güncelleme- antivirüsle korunup yenilendiğini bilen; her vakit namazın önceki vaktin kirini temizleyip yenilediğini nasıl da göremiyor?!

“Ramazanda şeytan zincire vurulur” hadisi ortadayken bedenine, egona, arzularına hükmetmede en etkin yolun Oruç olduğunu akıl edemedin mi?

“BEN AYRICALIKLIYIM” MEKRİ VEYA DECCALİYET

Bilinç- değerlendirme düzeyi, ilim- yaşam seyri ne olursa olsun her insan, her birim, Sistemin Seriül Hisab- Zülintikam mekanizmasına tâbidir.

Her kim ki özel bazı hallerini öne sürerek, sistemin bazı mekanizmalarının kendinde işlemeyeceğini savunuyorsa, başka bir frekansa kaymıştır…

Özel güçleri, kendine has yetenekleri, bazı işlevleri durdurma- başlatma gücü olduğunu iddia edenlere biz, “Allah Şifa versin” duası ederiz.

“Yağmur beni ıslatmaz” diyen şemsiye-yağmurluk kullanmaksızın bunu söylüyorsa; ıslanmadığını gözünle görsen de ondan kaçabildiğin kadar kaç!

Gözün ve Beş Duyunun kesitsel algılama olduğunu biliyorsam; gözümün önünde havada dursan, suda yürüsen ne olur ki? Var mı kıymeti?

“Görüntü; düşük frekansa aittir”, “İlim suretsiz, Aşk suretsiz, Hakikat suretsizdir” diyenin hakkı ödenmez. Bunu kavramak bile başlı başına Korunmaktır…

AKIL VE MANEVİYAT

Saatin, alarmın olmadığı dönemlerin uyarı aracı Ramazan Davulu, 21.yy da hala kullanılıyor ve onay görüyorsa o toplumun aklından zoru yok mudur?

Hoparlör olmayan dönemde geliştirilen minareden amaç ezanı daha uzağa yaymaktı. Şimdi sesi yayma sorunu yok. Hala yüksek minare düşkünlüğü niye peki?!

- Sokaklarda oruç yiyenler arttı, üzülüyorum…

- Oruç sokağa, topluma değil kişiye tekliftir. Başka derdin yok mu senin?!

10 km uzunlukla en uzun; 100 bin katılımla en kalabalık iftar sofraları rekorları İst. Belediyelerine ait. Güinnes Rekorlar kitabına da girdi. Ramazanın ruhu da bu zaten (.!?.)

Asırlar öncesini minyatürize ederek Sultanahmette kurulan Ramazan Çarşıları nasıl da nefsini arıtıyor insanın (..!?..) Mangal Sucuk enfes!

Resulullah (as) dönemi M.Nebevi.4 duvar. Şehir evleriyle aynı hizada. Çok şükür şimdi devasa cami ve minareler var (!)

İnsan, kendi derununda saklı muhteşemliği özünde aramayı akledemezse; ihtişamı binada, maneviyatı çarşıda aramaya başlar.

DECCALIN GİZEM OLTASI

Gizem, Sır, İşaret anlatımlarına; Sis Perdesi açma, Ötelerden Haber alma vb konulara ne kadar meraklıysan, o kadar risk altındasın demektir.

Uzaylı, Ufo, Galaktik hayat, Kozmik mahlûk formları… Arka Plan ve Fizik ötesi diye başlayan anlatımlar… Ne çok ilgi buluyor değil mi?!

Dünyanın sonuna dair komplo teorileri… Nasa’nın sakladıkları… Gizli Servislerin arşiv belgeleri… Kayıp Kutsal Sandık… Şifreler… Deşifreler… Çok cazip çok…

Yürüdüğün bir ana kulvar, aktığın bir ana kanal,tuttuğun bir ana güzergah yoksa çeşitli şeytan kancaları ile sömürülmeye açıksındır dostum…

Sen kendini toplamazsan birileri mutlaka toplar, çıkarır,böler,çarpar seni dostum. Ebced, Cifir, Numeroloji, falan fıstık Dizilimi vb adına.

Apaçık ortada olanı çözdün, kavradın, hallettin mi ki sır- gizem- işaret peşindesin? Kendi yaratılışını tanıdın da sıra uzay formuna mı geldi?

- Hakikatin için nasıl bir okuma- çalışma metodu izliyorsun?

- Allah, Din, Bilim adına her şeyi okur, yararlanırım.

- Yerinde olmak istemezdim!

İnsanlığın en büyük hatası; gerçeği uzayda aramak! Uzaya dökülen para Beynin, Kalbin işlevlerine harcansa Hakikatin yolu çok daha kısalacak.

“İşe yaramayan bilgiden sana sığınırım” diye meşhur bir dua var değil mi?! Meşgul olduğun bilgiler; seni senle yüzleştirmeye yarıyor mu?..

Kur’an dahi MÜBİYN; APAÇIK iken; içeride vehim-egonun, dışarıda uyanık tüccarların gizem, sır, işaret oltasına gelme dostum! Yazık olmasın sana!

ONLAR KENDİ HALLERİNİ DEĞİŞTİRMEDİKÇE

Yerden zehir buharlaşırken gökten rahmet mi yağar afet mi? Beyinler nefret, ayrılık, kin saçarken toplum huzur mu yaşar kaos mu? Kim yaptı?!

Muhakkak ki Allâh,bir toplumun yaşam biçimini; onlar kendi nefslerini (anlayışlarını-değer yargılarını) değiştirmedikçe, değiştirmez! (Ra’d 11)

Her birey, her toplum bulutunu başının üstünde taşır! Kiminin bulutu dolu, kimininki sağanak yağdırır. Kimine serin bir gölgelik, kimine zehir saçan bir dumandır bulut.

Anlayışımla oluşan atmosferi soluyor; anlayışımla biçimlenen arazide yürüyorum. Ne Suçlayacak, ne de Minnet duyacak hiç kimse bulamıyorum…

Her bireyin anlayış biçimi onun Dini; yaşam felsefesi onun Kitabı; yaşam ortamınca davranış modu onun Nebisidir! Munker Nekir sualleri?!

KALBİN SALÂTI

Hiç aklından çıkmıyorsa, aranızda zaman- mekân, yakınlık- uzaklık kavramlarına yer olmayan birlik, bütünlük, aynılık oluşmuş demektir.

Düşündüğün anında ondan dillendi. Konuştuğun anında ona ilham verdi öyle mi? Harikuladelik değil bu; birlik, aynılık, aynalık. Tadını çıkar.

Ben hayalimdeki Rabbe yönelirken o “Biz aklımızdan çıkmayandan isteriz” demişti. O günlerde bana şirk gelen; meğer işin aslı, özü, ruhu, derin hakikati imiş.

Zat “Geciktin evladım, nerede kaldın?” deyince “Siz isteseydiniz, mutlaka vaktinde gelirdik. Demek böyle istediniz” demiş. Nasıl bir bakışsa?!

Sen hala e-mail, whatsapp, face- twit mesaj, telefonla hiç aklından çıkmayana erişmeye mi çabalıyorsun? İmandan sonra küfür ne kötüdür! Kalbinin Salâtına teknolojiyle şirk koşma!

Sesi kulağa, lezzeti dile, görüntüyü göze, kokuyu buruna, bilgiyi kitaba, sevgiyi dokunmaya kilitleyeli ne çok şey kaybettik farkında mısın?

“Trafik yoğun bu saatte, nasıl gideriz?” dedi. “Şom ağızlılık yapma, yol Ona ise, elbet açılır” diye çıkıştı. Nasıl gittiler o da anlamadı.

“Herkesin dünyasında” yanarken çokları; “İmanın Evreninde” coşar bazıları. Evrende sınır, son, kısıtlama, kayıtlama var mı?!

Beş duyu yaşamı; hayvanî yaşamdır. Beynin sınırsız duyuları ve Kalbin engin fonksiyonlarına açılmaksa insanın nasibi. İnsanı,”İnsan” açar…

Yaratılışın, alışkanlıkların ve bildiklerine ters gelse de vazgeçemediğin; aklından çıkaramadığındadır “İnsan”lığının anahtarı. Değerlendir!

KİMDEN DUA İSTEMELİ?

İnsanların elbiselerini isteyip giyer misin? Her pişen yemeği yer misin? Yoksa yeni giysi tercih eder, nezih mutfaklarda yemeyi mi seçersin?

Dua isteme furyaya dönüşmüş. Zikir organizeleri gırla gidiyor. “Topluca dua ediyoruz, katılır mısın?” “Bana dua eder misin?” Atlanan nokta?!

Başkasının elbisesini giymez, giymemeli de… Rast gele yerden yemez, yememeli de… Dua gibi hayati bir mekanizmada bu rastgelelik ne peki?!

Dua; yönlendirilmiş beyin dalgası. Her beyin; hali, ilmi, duruşunun yayınında. Dua istediğin beynin arınmışlığı, takvası hiç mi önemli değil?

Benim içtiğim su, seni kandırır mı? Benim yediğim yemek, seni doyurur mu? Benim duam; senin duan olur mu peki?

Her yöneliş ve ona katılım beraberinde yönelenin halini de getireceği için, dua isteyeceğiniz kişiler hususunda lütfen seçici olunuz.

Dua isteyecekseniz, egodan; beşeri tutumlardan arınmış; iç-dış dengelerini İman ekseninde sağlamlaştırmış olandan isteyiniz ki korunasınız.

ALLAH’TAN UZAK DÜŞMEK ve ALLAH’A YAKİYN ELDE ETMEK

“Allah’tan uzak düşmek” kavramının bir manası da, Hakikati sana açan zatın gönlünden düşmek; herhangi bir sebeple sevgisini kaybetmektir.

“Allah’a yakiyn elde etmek” kavramının bir manası da, Hakikati sana açan zatın gönlüne girmek; onun sevgisini üzerinde hissetmektir.

HÜKÜMLÜ- HÜKÜMSÜZ

Hüküm; düğümdür. Hüküm veren; hüküm giyer. Hükümsüz yaşam; düğümsüz yaşamdır. Hükümlerinden kurtulan; düğümlerinden azat olmuştur…

Hüküm verdiğin konu veya kişi hakkında evrene yaydığın mesaj; “Allah’ın bu yüzüne, bu haline karşıyım” beyanıdır. Bu, ne korkunç biR isyandır!

“Her şey çok açıktı ama olan bu idi” mi dedin? Neye göre? Göze, bireysel bakışa göre. Eyvah ki ne eyvah! Yargıladığın kadar yargılanacaksın!

Hangi ilkeye, hangi ilahi hükme yaslanırsan yaslan Kalp kırmak; Kâbe yıkmaktan ağır bi cürümdür. Kırana yaşatacağı kaybı hayal bile demezsin!

Bu çeşme ne güzelmiş, Su içecek tası yok

Kırma insan kalbini, Yapacak ustası yok

https://www.youtube.com/watch?v=lzwOY6cwUII&feature=youtu.be

TASAVVUFUN ÖZÜ

Tasavvuf; bir hobi, bir merak tatmini, bir farklılık deneyimi değil; ömürlük bir Yaşam Biçimidir…

Kişisel düşünce biçimi ve özgün bakış açısı olarak kalan; aile, iş, ilişkilere davranış modeli olarak yansımayan tasavvuf; ego tatminidir…

Etkin, yetkin olmak için seminer alabilir, hayatla başa çıkma yolları öğrenebilirsin. Etkisiz,yetkisiz,dirençsiz bir yaşam desem ne dersin?!

Aklına yatmayanı, içine sinmeyeni, mantıksız görüneni, desteksiz geleni; sırf “O dedi” diye yapabilir misin? İşte öyle bir şeydir tasavvuf.

Yok sayıldığında varlık gösterisine girişmeyecek dinginlik; varsın dendiğinde tevazu pozuna yatmayacak etkinliktir tasavvuf. Yapabilir miyiz?

Rolünün hakkını verirken gelen çılgın alkışları değil, kulise geçince ustanın “Olmuyor, olmuyor, olmuyor!” sitemini esas almaktır tasavvuf…

Verilemezin verilebilir; Geçilemezin geçilebilir; Aşılamazın aşılabilir; Yaşanamazın yaşanabilir olduğunu deneyimlemektir tasavvuf…

Nankörlük edilince yerinmeyecek, Şükran gösterilince sevinmeyecek bir dinginlik ve kayıtsızlığı gönül hoşluğu ile zevk etmektir tasavvuf…

Başta en yakınların olmak üzere tüm insanlık ailesine “Varlığım, varlığınıza armağan olsun” diyecek infak ruhunun numunesi olmaktır tasavvuf.

ÇOCUK TERBİYESİ

Terbiye verme adına çocuklarımızın elinden “Hata Yapma Hakkı”nı almaya çalıştığımızın farkında mıyız? Oysa Allah, kuluna bu hakkı vermiştir.

“Hatadan münezzeh çocuk” yetiştirmek gibi bir iddia içinde değil miyiz ebeveynler olarak? Allah’ın tanıdığı hakkı alma çabası, nedir dinde?!

Hatasız, başarılı, atılgan, çalışkan çocuk yetiştirme çabamız, çocuğumuz için mi? Yoksa anne-babaların çocuk üstünden ego tatmini midir bu?

Allah’ın tanıdığı bir hakkı evladına tanımamak; dini anlamda Zulüm;fiili anlamda Zorbalık, düşünsel bazda Sünnetullaha İsyan/ Şirk değil mi?

Yanlışa, hataya imkan vermeyecek ölçüde değerler kuşatması altında verilen çocuk terbiyesi; özgün ve özgür bireyler çıkarır mı dersiniz?!

“Okusun, adam olsun, ekmeğini eline alsın” diye özetlenen “Vatana millete yararlı olsun”la süslenen yaklaşım; ırgat mı üretir, girişimci mi?

Kendisiyle aramda 30 yıllık kuşak farkı olan çocuğum; fikrimi, bilgimi eleştiremiyor; saygı adına usûlen onaylıyorsa, iyi mi yetişiyor acaba?!

Her konuyu aile meclisine açan, liseli abilerimin yanı sıra henüz 7 yaşındaki benden de görüş alan, eleştiri isteyen babamı rahmetle anıyorum.

Çocukların cesur eleştirilerle bana ayar çekmeleri doğrusu biraz nefsime dokundu. Ne var ki bu sorgulamayı yapabilmelerine şükürde acizim…

Çocuklarınızı içinde bulunduğunuz çağa göre değil, onların yaşayacağı çağa göre eğitiniz. {Hz. Ali kv}