Değiniler- 51

Değiniler- 51

İLMİ, RİCALİN AĞZINDAN ALINIZ.  {Hz. Muhammed sav}

Bilgiyi; Ehlinin ağzından almak demek; ilmi, onun kavramları, onun metodu, onun düşünce biçimiyle değerlendirerek anlamak demektir…

Bir düşünürü anlamanın ilk ve temel şartı; onun hangi kavramlara hangi anlamları yükleyerek konuşup yazdığını tespit etmektir.

Okuyor, dinliyor ama anlatanın kavramları yerine sürekli kafandaki kavramlarla sorular soruyorsan kendine de ona da zulmediyorsun demektir.

Bugünün tasavvuf anlatımını, geçmiş tasavvufi kavramlarla anlamaya çalışıyor, üstelik o kavramları kutsuyorsan havanda su dövüyorsun demektir.

Her anlatanı, kendi kavramları ve felsefesi çerçevesinde değerlendirirsen; ondaki kapasite ve açılımı kolayca kendine kopyalamış olursun…

Sürekli biçimde “Bildiğini okuyan” a bilmediğini kavratmak mümkün değildir. Yeni bilgi ancak “Bilmiyorum” edebi ve duruşu ile alınabilir…

Veritabanındaki eski bilginin yeni bilgi girişine engel olduğunu fark etmen ve kabul etmen; kendine yapabileceğin en büyük iyiliktir…

Kimin veya kimlerin kitaplarını okuduğundan çok kimin kavramlarıyla düşündüğün, kimin metodolojisi ile ilme, hakikate yöneldiğin önemlidir.

Çağımızın en büyük bilinç aldatmacası; ne kadar çok bilirsen o kadar çok hakikate erersin anlayışıdır. Bilmek, Arınmak, Ermek farklı farklı konulardır.

Nice kitap devirenler var ki hayal peşinde ömür tüketmiştir. Nice sorgulayanlar var ki anlamı çözemediği için çareyi intiharda bulmuştur.

YATAĞI OLMAYAN SU DENİZE VARABİLİR Mİ?

Sorgulama melekesinin açılması; hakikat çağlayanının gayzer olup gönülden fışkırmasıdır. Açılması kadar, kulvarında, yatağında tutmak mühimdir.

Ehlinin İlim ve Hakikat Anlayışı; sorgulama melekesinin kulvarı, yatağı olmalıdır ki bilincin yönelişi denize; hiçliğe ulaşabilsin…

Akacak yatak bulamayan nice su, ovanın çukurlarında göl ve bataklık olarak kalmaktan kendini kurtaramamıştır. Denizi hayal bile edemeden!..

Kitleler için yeşilliklerle bezeli göllerde piknik yapmak cenneti yaşamaktır. Cesur, meraklı gönüller ise ırmakta raftinge çıkmışlar…

Çocukluğumda haritada gördüğüm, dünya çapındaki büyük göllerden niceleri kurumuş bugün. Göl kuruyabilir. Kuruyan deniz duyan var mı?

Suyu az da olsa ırmağa karışabilen bir dere olmak mı? Yoksa suyu;kuşu, yeşilli, piknikçisi bol bir göl olarak kalmak mı? İşte hayati soru!

Gönlünde sorgulama melekesi açılmışsa kendine benlik vererek yazık etme dostum. Denize akan ırmağa karışmaya bak. Irmak; Ehlullahtır…

EVRENSEL İNSAN MI, MEZHEBİ GENİŞ Mİ?

Kalıpları, yargıları, bağları güçlü olan nazarında kalıpsız, yargısız, bağsız, özgür düşünen ve yaşayan insan; tehlikeli görüle gelmiştir.

Evrensel normları hazmetmiş insanın halk kitlesi nezdinde yiyeceği en hafif damga “Mezhebi Geniş” olacaktır. Ucu küfürle ithama kadar gider.

Beşere, putunu göstermenin bir bedeli de “Sen, sana tapmamı istiyorsun” ithamıdır. Tapınmaya programlananı uyarmamak bazen daha iyidir…

GÜÇLÜ YENİLEBİLİR, KUDRETLİ?

Fıtratından aldığı kudretle tuttuğu yoldan emin olan; suçlanır, taşlanır, dışlanır ama mutlaka kitleleri yepyeni bir idrake er geç sıçratır.

Güç; çevreye, bilgiye, ilgiye, maddeye, etikete dayanabilir. Kudret; sadece Fıtrattan kaynaklanır. Güç yenilebilir, zayıflayabilir; Kudret asla!

Arınmış bilincin gösterişe, ispata ihtiyaç duymayan kudreti zaman- mekânı aşmıştır. Nice krallar unutulur da Ehlullah her dem gönülde kalır.

Gücün etki ettiği güç zayıflayınca uzaklaşabilir. Kudret öyle mi? Bir kere çekmeye, seçmeye görsün ebediyen bırakmaz, istesen de gidemezsin!

Beşer; güce, İnsan; kudrete doğru çekilir. Etkin, yetkin olana yakınlık beşere cazip gelirken İnsan; kitlelerin uzak düştüğü Kudrete çekilir.

Karga leşe, kelebek ateşe çekilir. Kargayı midesi alıp götürürken kelebek niye gittiğini de bilmez. Bi Kudrettir çeker, bi sevdadır tüter…

Gücün ego okşayan etiket, unvan ve avantajlarını reddedip Kudretin yakan, tüketen, eriten, dönüştüren ateşine sevdalanmaktır Hakikat. Aşk olsun.

Yazılı olarak neyi okursa okusun; sözlü olarak neyi işitirse işitsin bilinç, veritabanı doğrultusunda algılama ve anlama eğilimindedir.

NİÇİN SADECE BİLMEK YETMEZ?

Yazılı olarak neyi okursa okusun; sözlü olarak neyi işitirse işitsin bilinç, veritabanı doğrultusunda algılama ve anlama eğilimindedir.

Diken, haşarat, çer çöpten arınmamış bahçeden ne kadar sağlıklı meyve alınabilir ki? Arınmamış bilinç, Hakikati ne kadar değerlendirebilir ki?

Temiz, bakımlı bahçeye akan su; kaynaktan itibaren korunmamış; kanalda zehirlenmişse ne olur? Bilgi Kaynakların temiz mi? Ya kanallar?!

Şebeke suyuna, baraj kanalına bağlanmadan bahçesindeki artezyenden sulama yapanlar da vardır. Tutucu görülseler de meyveleri tadından yenmez.

Babadan kalma usullerle ekim-dikim yapanların, bir süre sonra ürünleri elinde kalırken; zirai danışman ve teknik kullananlar her dem ayakta!

Hiçbir şey yetişmez denen arazide; nice irade sahipleri ürün dererken verimli denen topraklarda niceleri sefilce yaşar! Toprak mı, Kafa mı?

Hakikatine Yönelen; mevsimlik işçi gibi değil ömürlük çiftçi hassasiyetiyle tarlasına bakmadıkça kaliteli, kazançlı bir hasat bekleyebilir mi?

KEYİF VERİCİ MADDE; EKMEK

Neden bir türlü vazgeçilemediği bilimsel olarak tespit edildi: Ekmekte mutluluk hormonu (melatonin) bulundu! http://www.milliyet.com.tr/ekmekte-mutluluk-hormonu-bulundu-ekonomi-2264628/

Keyif verenler; Sigara, toz, esrar, morfin, içki vb. Ve bilimin son tespiti: EKMEK KEYİF VEREN MADDE! Hala düşünmeyecek misiniz?!..

Nasıl kilo veririm dediğimde “Sulu yemeğe ekmek banmayı bırak yeter” demişti spor hocası. Kuru fasulyeye ekmek banmamak? Nasıl zor gelmişti Allah’ım nasıl zor. Kuru olacak da ekmek banmayacaksın?

İftara dakikalar kala fırında uzun kuyruklar. Sımsıcak pide ve halis tereyağı. Ezan beklemek, yarış startı bekleyen atlar gibi… Sonrası malum!

Kur’ana eş tutulan hatta avam arasında ondan daha üstün kabul edilen kutsal (?) Ekmek! Kim bilir insanlık bilincine nereden girdi bu virüs?!

Sümerle başlayan tarımı, Sümerin buğdaya verdiği önemi, Sümer öncesi buğday görülmeyişini araştırın, sorgulayın. Enki, Anunaki, İllümunati ?!..

Bağladılar… İnsanı toprağa, buğdaya, karnına bağladılar… Bağırsak Beyni, Üst Beyine musallat ettiler… Şeytanı, Rahmana…

Ehlileşen her şeyin mutlaka yabanisi var. Yabanisi olmayan ehlî yok! Doğa kuralı. İstisnası mı? Buğday. Tabiatta yabani buğday görülmedi!

Yabanisi olmayan, Sümer’de olduğu halde ondan önceye uzanan kazılarda görülmeyen,yerden biter gibi,gökten iner gibi lütfedilen (!) Buğday?!

Ekmeği öpüp alna koyanlar, kırıntı düşürmekten ödü kopanlar, sormayacak mısınız; Ekmeğin kutsiyeti niye? Buğday nimet de domates, biber değil mi?

Allah takdiri, Allah’ın işi, Allah lütfu vb ni vara yoğa öyle çok kullandık ki; sorgulamayı isyana eş saydık. Sorgula, korkma ekmek çarpmaz!

DOSTU TANIYABİLECEK MİSİN?

Sana, seni kırma endişesi duymaksızın çıplak gerçeğini söyleyen; seni herkesten çok seviyordur. Egon onu sevimsiz, soğuk, ukala bulsa da…

- Hakikatime set çeken esas perdeyi görmem mümkün mü?

- Tabi.

- Nasıl?

- Yüzüne vurulduğunda içini en çok yakan ne ise, esas perden odur!

Dostum, Kalbim, Gönlümün Sureti demişsen Ona, temcit pilavı gibi önüne koyduğu ne ise ona yoğunlaşıp halletmeye bak. Kilidi ancak öyle açarsın.

Hem dostum diyecek hem de perdeni gösterince “Yanlış anladın?” diye savunmaya geçeceksin! Ya anlayışı kıta dost deme ya da egonu dizginle!

Karşısında savunma-ispat ihtiyacı duymayacak kadar sevgi-yönelişinden eminsen seni senden arındıracak dostu bulmuşsun demektir. Değerlendir!

BEŞER; TOPTANCIDIR

Beşer; Toptancıdır. Bir kişiyi, bir görüşü, bir akımı benimsemişse gözü kapalı savunur. Bunları reddetmişse sorgulamaksızın düşman olur…

İnsan; sorgulayan, tetkik eden, akıl süzgecinden geçirendir. Bilgi, kişi veya görüşleri bir çırpıda çizmediği gibi körü körüne de benimsemez!

Beşerin reddiyeci, kınayıcı, eleştirel tutumunun altında din adına (!) hüküm verme; daha açık söylemek gerekirse “Allahlığa Soyunma” vardır.

İnsan; hüküm verenin hüküm giyeceği, kınayanın mekre uğrayacağı bilinciyle yaşar. Var olanın sadece Allah olduğunu bilen; Ona tavır alamaz.

Benimsediklerini sorgulayabilen, benimsemediklerini tolere edebilen insan; samimi ve bilinçli Allah Kulluğu kapısından girmiş insandır…

KUL; ABD; KAP…

Türkçeye “KUL- KULLUK” olarak çevrilen “abd”, bir Kur’an kavramıdır. Zahiren “köle” manasına gelen bu kelime KUL olarak benimsenmiştir.

Kul nedir, dendiğinde açıklamaya girişir, yorumlar getiririz. Oysa Arapça kelimelerde yoruma gerek duymayacak şekilde mana zaten yüklüdür.

Genel kullanımı itibarıyla KÖLE anlamına gelen “abd” İnsan- Rabbi arasında düşünülebilir mi? Kelimenin bundan öte anlamı olmalı değil mi?

Tanrısal din anlayışını benimsemiyorsak; birinin birine köleliliği; boyun eğmesi biçiminde bir abdlik; bir kulluk nasıl düşünülebilir?!

Kulluk diye çevrilen “abd” in şimdiye dek gündeme gelmeyen manasıyla bu sabah tanıştım. Açıklaması değil, sözlükte zaten olan manası ile.

İşte “abd”in sözlük anlamlarından şimdiye dek açık yazılmayan manalar: El-Abd= KAP, KOVA; İÇİNE ALAN, İÇİNDE TAŞIYAN; bardak, kavanoz vb.

“Abd” in “KAP” manası içimi titretti, gözümü yaşarttı. Ehlullahın pek açmadığı bu mana; ne dehşet bir manadır! Abd; “KAP” ise ABDULLAH?!

KİMSENİN YAPTIĞI YANINA KALMAZ

“Seriül Hisab” – “Zül İntikam” mekanizmaları; kişi, kurum ya da ülke bazında hiç kimsenin yaptığının yanına kâr kalmayacağının da ifadesidir.

İnsanları yerinden yurdundan edenlerin; dillerini, dinlerini, yaşamlarını zorla değiştiren, sömürenlerin yanına mı kalacaktı? Süreç başlamıştır.

Afrikalı hür insanı, köleleştirmenin; kendisi sürekli gelişirken bilinçli biçimde bir kısım ülkeleri geri bırakmanın bedeli olmayacak mıydı?

İngiltere’nin AB den ayrılışıyla başlayan süreç; basit bir ayrılık süreci değil; asırlarca ezen- sömüren gücün; Bedel Ödeme Sürecidir.

Somali çeşme bilmezken; kuyu suyunu lüks bilip çoklukla çamurlu su içerken; havuz yatağında buzlu viski yudumlayanın hesabı görülmeyecek miydi?

Hükümranlığın ne kadar şaşalı, debdebeli olmuşsa çözülme ve yıkılışın da bir o kadar gümbürtülü, hazin ibretlik olacak Beyaz Efendi…

Düşünmesin, sorgulamasın diye Hintli yavruya Logaritma Cetveli ezberlettiniz! Zenciyi ocağından koparıp köle ettiniz. Yanınıza mı kalacaktı?!

53 yıldır kapıda bekletilen Türkiye’nin gelinen noktada hala AB üyelik müzakeresine devam etmesi; yıkılmakta olan binaya girme ısrarıdır…

KİM KİMİ SEYİRDE?

“Allah kendini İnsan aynasında seyreder” bir görüş “İnsan kendini Allah aynasında seyreder” ikinci görüş. 1. anlatılır, 2. kelle kopartır…

Allah kendini İnsan aynasında seyreder’i anlatırken etrafın kalabalıktır. İnsan kendini Allah aynasında seyreder’i açınca 1 kişi kalırsa şükret!

Allah’ı anlatırken bilge, evliya, ulu kişi der; severler, hürmet ederler. İnsan’ı anlatmaya başladığında hayatta bırakırlarsa şükret!

İnsandan Allah’a bakan Ehli Beyt; Allah’tan insana bakan Ehli Sünnet kanalını oluşturdu. Hep Hizmettedir Ehli Sünnet. Hep Şehittir Ehli Beyt.

Kitap okuyanların dünyasından İnsan okuyanların evrenine açılmaktır Hakikat! Açılabilene Şahadeti mübarek olsun…

İKİLİ İLİŞKİLERDE YANMAK İSTEMEZSEN

Muhatabının gündeminde ne kadar önemlisin? İlişkilerinde bunu; onun hal, hareket, söz ve tutumlarından kestirmeye bak ki ileride üzülmeyesin!

Sen aramadıkça aramayan, sen harekete geçmedikçe harekete geçmeyen hal diliyle sana “Önceliklerim arasında değilsin” demektedir.

Önceliği olmadığın insana yaklaşma ısrarın yapışkanlıktır. Serbest bırak ki onu nankörlüğünü açığa vuracak söz ve tutumlara mecbur etme!

Yakın görüştüğün birden irtibatı kesmiş, arayıp neden sorunca da “Dünya telaşı, iş- güç vb” diyorsa “Sana vaktim yok” demektedir. Zorlama!

Nankörlük görenler; kimi yakın tutması gerektiğini bilemedikleri için bunu yaşarlar! Biliyorum, zor gelecek ama sindir bu realiteyi dostum!

Gelene, ölçü dâhilinde kapını aç. Gidenin niye gittiğiyle kendini yakma! Giden tekrar gelmek istediğinde ise kılı kırk yararcasına dikkat et!

Seninle konuşurken gözleri “Vel Fecir” okuyan; bil ki sana odaklı değil. Sen de bir “Fatiha” oku, usulca yol ver. Erken uyarı hayat kurtarır.

Seninle ilişkilerini daha fazla değer verdiği bir başkasının konumuna göre düzenleyen, her an seni yarı yolda bırakma adayıdır. Saf olma!

Gidene kin tutup kırılmayacak; Geleni de bulunmaz Hint kumaşıymış gibi havaya uçurmayacak bir dengeye gelmişsen korkma, kimse seni yakamaz!

Yalnız doğduk, yalnız öleceğiz, hakikatte yalnız yaşıyoruz. Ebedi seyrimiz de yalnız olacak. Bu realiteyi unutmayan ilişkilerde selamettedir.

Dün yanlış yaptığınla bugün yeni bir başlangıç yapmanın yolu; hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil; egoyu yere serip Helallik İstemektir.

Helallik- Özür mekanizmasını Allah için işletmek isteyen, birebirlik esasına uymalıdır. Yanlış, zarar hangi cinstense, özür de öyle olmalıdır.

İnsanların huzurunda yapılan yanlışın özrü-helalliği yine aynı insanların huzurunda olmalıdır. Bir cümlelik özürle, kimseler duymadan olmaz!

“Tek suçlu ben değildim, başkaları da vardı, hem o da hatalıydı” düşüncesi kafanda varsa özür ve helallik işine hiç girişme! Önce kafanı arıt!

Allah Sistemi Gerçeğini fark edenin kendisine yapacağı en büyük iyilik; hakkına girdikleri ile helalleşmektir. Başkası yok, Teksin unutma!

HALİFE, ALLAH HALİFESİ NE DEMEK?

“Kul” olarak çevrilen “Abd” kelimesinin sözlük manasının “Kap” olduğunu keşfetmiştik. Kap; kova; içine alan, içinde bulunduran demekti…

“Abd” kap olunca Abdullah; Allah Kulu kavramı da daha derinlikli, daha içsel, daha çarpıcı, daha sarsıcı bir anlam kazanıyordu.

Tasavvufi Kur’an kavramlarından HALİFE ye de bir bakalım istedik. “Birinden sonra, biri adına iş gören” Halife kelimesinin bilinen manası.

Allah Halifesi; Allah’tan sonra, onun adına iş gören, özelliklerini ortaya koyan diye anlaşıldı. Bu manadaki İkilik içimize hiç sinmedi!

“Halife”nin kökü “Ha-Le-Fe” fiilini Arapça sözlükten tetkik ettiğimizde hakiki manayı açıkça yansıtan bir ifade ile karşılaştık…

“Ha-Le-Fe” Kova sarkıtarak kuyudan su çıkarmak. “HALİFE” Kova sarkıtarak kuyudan su çıkartan!.. Aman Allah’ım, Allahu Ekber, Allahu Ekber!

Mi`râcim, beynimden derûnuma uzanan bir kuyu!.. {@AhmedHulusi} Kuyu, deruna uzanan!

O kuyuda derûna daldıkça; varlıklar, yaratılanlar kaybolur ve sonunda nefsim!.. Benden geride sadece bir HİÇ!.. {@AhmedHulusi}

YİNE DUA, TEKRAR DUA, HEP DUA

Anlaşılan o ki Duaya verilen “İstemek” anlamı da dua mekanizmasının hakikatini kavramaya perde çekiyor.

“Kimden, niye isteyeyim? Zaten takdirim belli, değişmeyecek, niye dua edeyim?”  “Haddimi bilip aç gözlülük etmeyeyim” vb söylemler gelişiyor.

Dua; istemek olunca zihin, birinden bir şey beklemek şeklinde; iki yapı arasında karşılıklı alış veriş hayal ediyor kaçınılmaz olarak.

Dua; birinden bir şey istemek değil; kendi derununda mevcut sonsuz sınırsız potansiyelden belli özellikleri açığa çıkarma çalışmasıdır.

Su için musluk, hava için pencere açmak, rızık için çalışmak normal. İş duaya geldi mi,takdir belli niye dua edeyim der, adamı hasta eder!..

“O izin vermezse dua bile edemem” süslü cümlesine sığınır. O kim? Bir O, bir sen. Başka kimler var? Kaç kişi? Şeytan diyor kapa dükkânı git.

Yemek oldu mu O dilemezse yiyemem demez, bi güzel götürür. Uyku geldi mi O dilemezse uyuyamam demez paso uyur. Dua dendi mi O aklına gelir!

Haklısın dostum. Ben anlatamadım, çünkü O bende anlatma dilemedi. Sen anlamadın, çünkü O sende anlama dilemedi. İyisi mi dönelim dünyamıza.

O dilediğinde görüşür,belki yeniden anlatırız dostum. Bekleyelim bakalım O ne zaman vahyeder (?!) de bende anlatmayı, sende anlamayı diler?!

Zaten sen de yoksun ben de yokum! Ohhh ne hoş tasavvuf lakırdıları. Kimsecikler yok. Twitter? O da yok! Hepten karıştı. Sabah olaa hayrolaa!

ALLAH ŞİMDİ NE YAPIYOR?

İmam-ı Azam (ks) ile münazara eden bir inkârcı, tüm sorularına tek tek akılcı cevaplar alınca son bi hamleyle sordu: Allah şu an ne yapıyor?

Tefekkürün, aklın, sorgulayan beynin numunesi İmamı Azam, bir kürsüde bulunan inkârcıya: “Oradan in, Allah’ın ne yaptığını söyleyeceğim” dedi.

Adam indi ve İmamı Azam kürsüye çıktı. Ve şöyle dedi: “Allah şu an bir inkarcıyı aşağı indirdi, bir mümini yukarı çıkardı!”

Allah anlayışımız ne zaman İ.Azamın ki kadar net,sade,berrak olacak? “Allah ve Ben” “Dileyen ve dilenen” ikileminden ne zaman kurtulacağız?

Âcizane görüşüm “Allah- Ben, Dileyen- Dilenen şirkinin kalktığı noktada yaşanan halin adıdır Kadir!” Talipsen, kolayından nasip olsun Kadir.

EGONUN İKİ UCU; HÜKMETMEK ve HÜKÜM ALTINA GİRMEK

İnsanlar iki sınıftır; 1- Başkalarına Hükmetmek isteyenler. 2- Başkalarının Hüküm ve Himayesi olmadan yapamayanlar.

Birilerine hükmetme veya birilerinin hükmü altında olma isteğinin senden düşmeye başladığı noktada; benliğinin eriyişine şahitliğin başlar.

Sadece hükmetmek mi hoşuna gider egonun? Hayır, Hükmedilmek de büyük haz verir. Filan abi, filan ablanın halkasında olmanın ulvi (!) hazzı.

Uçlarda gezinmeyi seven haşarı bir keçidir ego. Uç olsun da ister hükümranlık, ister kölelik olsun fark etmez. Ortada durmak ölümdür ona.

Yalakalıklarından millet utanırken kendisi utanmayan bunu nasıl başarıyor sanırsın? Ego, kutlu (!) köleliliği sever. Yalaka senin görüşün.

- Kime bağlısın?

- Hiç kimseye!

- Kimler sana bağlı?

- Hiç kimse!

Şaşırdı,tutunamadı; sessizce gitti. Yapabilirsen ego da böyle gider!

Hükmedenler hiç kendileri için istemezler (!) Allah rızasıdır gayeleri,hizmettir,insanlık içindir çabaları. İçtenliklerine gözün yaşarır…

Etrafında onlarca insan. Kim bunlar? “İlim dostlarım, sohbet ediyoruz.” Sen çıkarken iki geçeli sıra oldular ama? Müritlerin olmasın sakın?!

Kendi karışıklığını unutmanın kolay yolu başkalarına hükmetmektir. Haz verir. Bağlılar, uçurdukça da kendini karışık görmez olursun zaten!

Ve bu konuda son söz. İşte Korkunç Gerçek: HÜKMETME SEVDASI; BAĞLANMA DAVASI GÜTTÜĞÜN SÜRECE HAKİKATİNİ TANIYAMAYACAKSIN! Ölüm var ölüm!

ANADOLU RUHU

Haçlı Seferlerinden Timur istilasına; Çanakkale Savaşından Sevre dayalı Avrupa arsızlığına kadar bir dizi bunalımın üstesinden gelen Anadolu Ruhu; içinde olduğumuz zorlu süreci de aşacaktır.

Burası Anadoludur. Burası “Allah’ın Dinini Kemale Erdirmek Üzere Seçtiği” topraklardır. Korkuya, hüzne, karamsarlığa kapılmaya gerek yoktur!

Öncelikle, yaşananın kişisel veya politik hata olduğu şirkinden çıkıp her yaşananın “Allah Takdiri” olduğunu hatırlayarak İman tazeleyiniz!

Ölen iman ehli; Şehittir. Kestirmeden en yüksek makama sıçrayanlardır. Allah Resulüne ve Ehlullaha komşu olacaklardır. Beşerce bakmayınız!

Türkiye’nin, İsrail ve Rusya’yla yeni işbirliği; ülkemiz karşısında bloklaşan şer cephesini yarma harekâtıdır! Bu, onun hazımsızlığıdır!

Anadolu Ruhu; basit bir ırk, milliyet davası değil; her dönemde Evliyaullah öncülüğündeki saf, hakiki, öz İslam Anlayışıdır. O anlayış Bakidir!

“Hayatımın garantisi; ecelimdir.” diyerek engin bir imanı dile döker Hz. Ali (kv). O çizginin mensuplarına kaygı, endişe ve korku yakışmaz!

Fatih Sultan Mehmet’i, Mustafa Kemal’i, Turgut Özal’ı zehirleyen; Menderes’i ipe gönderen güç ile bugün ülkemizi kana bulamak isteyen güç; aynı güçtür. Uyanmalı!

Azami ölçüde tedbir; imanın gereği. Ama unutma ki “Hiç bir tedbir Takdirin önüne geçemez!” Takdirde varsa tedbir alabilirsin. İmanını sarsma!

Bizi birbirimize düşürmek isteyen cephenin; birbirine girerek parçalanması, zulmün mekrini yaşaması çok uzak değil… Sabır; İmanın gereğidir.