Değiniler- 52

Değiniler- 52

ELEŞTİRİ- MUHALEFET VE BİLİNÇALTI

Kişinin diğerini eleştirmesi, karşı çıkması, bir takım değer- inanç ölçüleriyle yere vurmasının altında tuhaf bir bilinçaltı verisi saklıdır.

Şayet biri diğerini şiddetle eleştiriyorsa, eleştirenin bilinçaltında “Yapmak isteyip yapamadığını ötekinin yapmasına duyduğu tepki” vardır.

Biri “Memleket soyuluyor” diye bağırıyorsa muhtemelen bilinçaltı, soygundan pay alamamasına veya az pay almasına öfkelidir!

Biri “Namussuzluk aldı yürüdü, ahlak çöktü” diye yırtınıyorsa muhtemelen bilinçaltı “Ahlaken kısıtlanmışlığına öfke” kusmaktadır.

Biri “Alt kesimlere sırt dönüldü; elitist yaşam arttı” diye bağırıyorsa derdi halk değil; elitizmi yaşayamamanın bilinçaltı tepkisidir…

Yakın tarihimizden bugüne Bilinçaltı, esas tepkisini saklamada en çok “Din elden gidiyor”, “Devlet elden gidiyor” söylemini kullanır…

Bilinçaltı, psikoloji laboratuvarında incelense Din elden gidiyor diyenin din, devlet elden gidiyor diyenin devlet derdi olmadığı açıkça görülür.

Eleştirinin bilinçaltı gerçeğine delil? İktidarı eleştiren, iktidar olduğu an aynı şeyi yapar! Çarlık Rusya’sı zulmünü eleştirenler örnektir.

Çarlık Rusyasını eleştiren bolşeviklerin öldürdüğü, sürgün ettiği insan sayısı; Çarlığı sollamıştır. Oysa eşitlik ve adalet diye gelmişlerdi.

Ve bilinçaltının tepkisel gerçeği hakkında son söz; BANA EN ÇOK NEYE TEPKİ DUYDUĞUNU SÖYLE, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

STATÜ VEYA ŞEYTANLAŞAN KİMLİK

Halimiz, dış görünüşümüz, tavrımızla bilinçli veya bilinçsiz olarak mevkimizi, bilgimizi, kültürümüzü, sosyal statümüzü göstermek isteriz.

Bir kurumda amir olup da amirliği sokağa, başkalarına taşımaya çalışanlarımız da yok değildir. Statü; kendimizi özel hissetmemizi sağlar.

Statü şablonu kafamızda öyle oturmuştur ki insanlara o gözlükle bakarız. Kültürlü öğretmen normaldir de kültürlü temizlik görevlisini nedense yadırgarız.

Şık giyinen, bakımlı bir odacı, memurlar arasında yadırganmış “Bu da ne yapmaya çalışıyor, alt tarafı odacı, önlüğünü giyse ya!” dendiğini hatırlıyorum.

Emekli olduğu halde kravatlı, fötrlü gezmek de bir başka statü koruma tavrıdır. Kendini hayattan itilmiş hisseden emekli kravata tutunur.

Statü koruma güdüsü bazen mekânı sahiplenir. Sakallı bir grupla Uludağ’dayken atılan “Gericiler buraya da mı geldi?” lafını unutamam…

Marmaris’te cumaya gelen etekli hanıma cemaatten bazısının “Bu kılıkla, töbe töbeee” demesi dindarın camiyi statü aracı sayması değil mi?

Emekli bile olsa askeri, imamı, öğretmeni, doktoru az çok yüz hatlarından kestirebilmemiz; benliklere yapışmış statüdür. Bu iyi bir şey mi?!

Zatın biri dostumuzun yüzünde ‘din görevlisine benzer bi ışık’ görünce halini değiştir, saçı uzat sakalı kes demiş. Niye ki? Nur kötü mü?

Kurumda bir süre amirlik yaptım. “Müdürüm” hitabını benliğimin ne kadar benimsediğini günün birinde “Memeett” diye seslenilince anladım.

“Sıbğatullah; Allah Boyası” bir boya, bir kimlik, bir işaret veya bir statü müdür, yoksa boyasızlık, renksizlik, işaretsizlik midir?!

Dün okuduğum eserde “Gerçek arınmış olanı toplumun aptal veya mecnun görmesi hiç etkilemez” yazıyordu. Arındık mı? Hazmedebilir miyiz?

Günlük hayatta Asker “Kumandanım” Din görevlisi, Dr, Öğrt. “Hocam” Polis “Amirim” Sanatkâr “Ustam” hitabını kabul etmekle iyi mi ediyor?

Kimliklerimizin Şeytanımız, Unvanlarımızın İfritimiz, buna dayalı hitapların Zebanilerimiz olduğunu ne zaman fark edeceğiz?!

Cuma ve Kadri birlikte yaşadığımız bu güzel günde, bu yazıyı dingin bir gönülle okuyunuz: “HANGİNİZ MUHAMMED?” http://www.ihsaneliacik.com/2009/08/12/hanginiz-muhammed/

Ne birilerine paye verin, ne de size verilen payeleri kabul edin! Biliniz ki Şuurlu İnsan, payelerin üstündedir!.. {@AhmedHulusi}

KANMAYIN

“Mümin bir delikten iki kere ısırılmaz!” buyurmuşsa Allah Resulü; sıkıntılara çile, bela, imtihan adı vermek yerine OKUmak İmanın gereğidir!

Acıya, sıkıntıya, zorluğa kutlu anlam giydirmek; şeytanın inançlı bireyi hükmü altına almada kullandığı, en çok gaflete düştüğümüz konudur.

Neden ve nasıl yaşadığımı OKUyamadığım sıkıntılarda “Allah belayı sevdiğine verir”e sığınarak şeytanımı sevindiremem, kendimi kandıramam!

OKUyamadığı gelişme hakkında bir şekilde “Duygusala bağlamak”, böylece çıkış ve kaçış yolu bulmak; bilinçli insanın yapacağı şey değildir…

Bedensel rahatsızlıkta dr.a; düşünsel rahatsızlıkta psk.-psikiyatra gitmeden esma zikriyle işi çözmek isteyen bir nesil türedi. Aldanmayın!

“Zikir ehline sorun/talep edin” ayetinin bi anlamı da HER KONUYU UZMANINA GÖTÜRÜN önerisidir. Sağlıkta önceliğimiz modern tıptır. Aldanmayın!

HATADAN, YANLIŞTAN DÖNEBİLMEK

Yanlıştan rücû etmek; içeriden egonun “Yenildin, teslim oldun” dışarıdan çevrenin “Tükürdüğünü yalıyorsun” aşağılamalarını göze almaktır.

Gerçek manada yanlış veya hatasını fark eden için egonun yakıcı isyanının da etrafın aşağılayıcı bakışının da zerre kadar önemi yoktur.

Yanlış, hata veya veballe yaşamak; prangalı yürümeye çalışmak gibidir. Prangaları kırmak, özgürce koşmak için gururu yere sermeye değmez mi?

“Düne sadık kalma”yı doğrultu tutarlığı kabul eden için yanlıştan rücû etmek; “Kendini inkar”dır. Bilinçli insan için dün, dünde kalmıştır.

Yanlışı düzelterek yarını pürüzsüz inşa etme insani erdemlere aykırı olsaydı Allah Sisteminde Tövbe, İstiğfar, Helallik mekanizmaları olmazdı.

Dününe ve Sözüne sadık kalarak egosuna köle olanlar ile Özüne ve Gönlüne sadık kalarak egosunu hükmü altına alanların farkıdır İstiğfar…

Her yanlış, her hata, her vebal kendi geleceğimiz aleyhine Mekr isimli saatli bombayı kurmamızdır. Özür ve İstiğfar mı? O Bombanın kablosunu kesmek!

ZAVALLI “BEN”

Sonsuz-Sınırsızı hissetmek, fark etmek, yaşamak üzere yaratılan insanın; kendi kendini bu enginlikten geri çekip kayıtlamasına “BEN” denir.

Benlik; altında paha biçilmez hazine gömülü iken, kazmayı akıl etmeksizin üstündeki gecekonduyu saray sanma zavallılığından başka nedir ki?!

Nefret ettiklerin kadar Sevdiklerinle de Benlik sınırlamasına düştüğünün, etrafına bir hisar inşa ettiğinin farkında mısın? Sevgi ve sınır?!

Canım anne-babam, Canım arkadaşlarım, Canım memleketim, Canım evlatlarım, Canım evim, Canım ülkem. Can kelimesi CİN kökünden! Ne demek istedimse?

Nefretle oluşan sınırı görmek de aşmak da zor değil. Sevgiyle oluşan sınırı görmek?! Sevdiklerinin çektiği perdeyi açmak! İşte bütün mesele!

Sevgi kaynaklı bağları gösterdiği için Allah Resulüne Mekke’liler “Evlatla anne babayı ayıran, milleti birbirine düşürensin” demişlerdi!

Sahi sen, bugün ellerini öptüğün veya mezarına gittiğin ana-babanın seni eğitirken çizdiği sınırları görebildin mi? Yoksa hiç mi sorgulamadın?

Resulullahın (sav) -zahiren oğlundan dolayı- aldığı isme bak! EBU’L KASIM. Ne mi demek? AYIRANLARIN, BÖLENLERİN ŞAHI!.. Neyi neyden ayırdı?!

Benliğe, bağlarını tanıtan Hakikat, benliğinde yaşayan için bölünme ve ayrım görünür. Yeniye açık olana ise bir-bütün olmanın ta kendisidir.

Hakikati kendi anlayışına kilitleyen Molla Kasımlar malum. Asıl mesele; seni benliğinden ayıracak Ebul Kasım’ı tanımak! Gördün, Tanıdın mı?!

Sana “Ne olduğunu” anlatan, sadece yatay bilgi genişlemesi kazandırır. Sana dikey sıçrama yaptıracak olansa “Ne olmadığını” anlatandır!..

Müslümanız, Türküz,Çağdaşız vb… Yatay anlatım, yatay genişlik… Beden değiliz, Kimlik değiliz, Benlik değiliz vb… Dikey anlatım, Dikey Sıçrama!

HAYVAN OKUMAZ Kİ

Yemek saatin belli, vakti şaşırmıyorsun. İbadet saatine de hassassın. Peki ya Okuma Saatin? İnsanın Okuma saati vardır. Hayvan okumaz ki!

Yemek saati geçse miden zil çalar. İbadet saati geçse sıkılır mısın? Okuma Saati? Diğerlerine yemek kadar hassas olmadıkça değişim bekleme!

Siber alışkanlıklar bize kitap okumayı unutturmuşsa hakikatimize karşı büyük bir mekre uğramışız demektir. E-book filan deme Kitap başkadır.

Okuyanı dinlemek; okuyanı okumak da güzeldir ama bizzat okumak başkadır. Kişi endeksli düşünmekten, yönlenmekten kurtuluşun ilacı Kitaptır.

“Türklerin Faziletleri” adlı eseri de olan ünlü bilge Câhızın, kütüphanesine yatak serdiğini, hep kitap üstünde uyuyakaldığını biliyor muydun?

İslam Bilgesi Ibn Teymiye’nin uyku okumaya mani olmasın diye kitap okurken uzun saçlarını başının üstündeki çiviye bağladığını biliyor muydun?

Günde sadece 50 sayfa okumayı kendime farz kıldığımdan beri dünyam değişti. Bayram ziyareti dahi buna mani olamadı. Sana da öneririm dostum.

“Benim için dua eder misiniz?” diyen ne çok insan var. “Bana kilitlerimi, perdelerimi gösterir misiniz?” diyecekler de çıkar mı bir gün?!

KORKUSUNDAN EMİN, KORKUSUZLUKTAN ŞÜPHELİ

Dikkat ettin mi, Korkularımızdan şüphemiz yok; Korkusuzluğumuzdan şüphemiz çok! Olumsuza iman ettiğimizin % 1′ i kadar Olumluya inanmıyoruz!

Bir işi niyete aldığında ne kadar olumsuz ihtimal varsa bilince boca eder zihin. Zihin kaydındaki beynin “doğal duası; olumsuzluk”tur artık!

Vehim mi? Şom ağızlı zihnin fısıltılarına teslim olmak! Karamsarlık mı? Zihnin dünyasında yaşayanın olumsuz odaklı bir yaşama iman etmesi!

“Ben şeytanımı müslüman ettim.” Ben zihnimin bana oynadığı oyunları fark ettim ve ona hadi ordan, yutmuyorum, kanmıyorum, aklımda dedim…

BİR, İKİ, ÜÇ

“Bana bir ve iki olanlar gelsin!” {Hz. İsa as} Bir olan? İki olan? Niye üç olanı çağırmadı? Düşünülesi…

Halletmiştir “Sadece Allah” diyen. Halletmeye taliptir “Rabbim ve ben” diyen. Kim bilir nasıl halleder ” Allah, Ben ve Ötekiler” diyen…

Beynin işleyiş mekanizmasını İnsanın Hakikati ekseninde bilen ve değerlendirenden “Ama elimde değil” türünden kaçış cümleleri duyamazsınız!

VELİ; BENİ BENDEN ALANDIR

Seni benliğinden arındıracak olan aynı zamanda seni canevinden vuracak olandır.  Bunun için nefsin sevmez onu, hatta nefret bile edebilir!

Veli; birinde Halife potansiyeli görmüşse nefretini çekme pahasına onu benliğinden arındırmayı göze alan üst bilinçtir, cesur yürektir…

Benliğin sürekli kızarken gönlün yine de sevmekten vazgeçemiyorsa işte o seni senden alacak olandır. Buna celladına aşık olmak da derler…

Pışpışlanarak benliğinden arınacağını sanan zavallılar; Rahmanî mesajı Şeytanî algılayarak nasiplerini teperler! Takdir, ne denebilir ki?!

Kelebek ateşe çekilmekten kendini alamazken kuş dumandan, kurt alevden uzağa kaçar. Veli; arıtan bir ateş, Hakikat ateşin ardındaki İlimdir.

Veli, yaşadığı dönemde genelin değer ve ölçülerini alt üst eden söylemler ve eylemlerde bulunur. Normal beyin değil ki normal davransın?!

İsra- Miraç sonrası “Beni gören Hakkı gördü” deyince çoğu dinden döndü. Biliyor musun Veli de öyle der! Benlik mi sandın? Eyvah ki ne Eyvah!..

Veliyi Kur’an- Hadis bilgisine yaslanarak eleştirir nasipsiz! Veliyi canlı Kur’an, canlı Resul bilir nasipli. Nasip işte, diyecek bir şey yok.

Sadece Velinin hakikatini gören “Görmediğim Allah’a inanmam” diyebilir. Diğerleri mi? Her zihinde binlerce, milyonlarca Tanrı! Zanları üzere!

Mucize, keramet dinlediğimde “Hakkın hikmeti, Allah’ın işi akıl sır ermez” derdim eskiden. Şimdi? “Ne beyinler varmış ne beyinler!” diyorum.

ZİHNÎ TAKİP

Bilinçli bir okur, bilinçli bir dinleyici ZİHNÎ TAKİP fonksiyonunu işleterek düşünen ve yaşayan insandır. Nedir Zihnî Takip? Nasıl olmalıdır?

Bir avcı düşünün ki avlanmak istediği alana göz ve kulak kesilir. Bir iz sürücü düşünün ki tüm hücreleriyle takip ettiği ize odaklanmıştır.

Okuduğu Kitaba, dinlediği Hitaba, gözlediği alana, ilgi duyduğu konuya bir avcı hassasiyeti, bir iz sürücü titizliğiyle yönelmektir ZİHNÎ TAKİP.

Okuduğun araştırmaya, dinlediğin tefekküre, izlediğin onunla bağlantılı konulara seni taşıyorsa; sende Zihni Takip fonksiyonu devreye girmiştir.

Zihnî Takip yapabilmenin olmazsa olmazı; okunana, dinlenene, izlenene ön yargı, şartlanma, alışkanlık, gelenek kalıpları üstünden bakmaktır.

Film önermiştim. “Çıplak sahneler var, nasıl önerirsin?” demez mi? Oysa filmin bütünündeki mana derindi. Anladım, o Zihnî Takip yapamazdı…

Homa Sapiens’in süreçlerine dair bilimsel eseri önermiştim. “Âdemden geldik, ne homosu, ne evrimi?” dedi. Anladım, o da Zihnî Takip yapamazdı…

Sümer, Akad, İnka, Aztek, Maya medeniyetlerini konuşuyorduk. Patladı; “Ramazan günü bu ne ya, Allah deyin be!”. Anladım, Zihnî Takibe çok uzaktı…

Sorgulayan Beynin nasibidir Zihnî Takip. Öyle zor da değildir. Hatta samimi sorgulayana doğal, akışkan olarak kendiliğinden açılır. Nasıl mı?

Okuduğum kitapta altını çizdiğim cümle gelecek ay okuyacağım kitaba; izlediğim film, benzer filmlere götürüyor beni. İşte doğal Zihnî Takip!

SÖZ DİNLEME- BİLDİĞİNİ OKUMA- MEKR

Üst Bilincin; Dostun öneri- ikazlarını dinleyen, bireysel aklı, mantığı devreye sokmadan gereğini yerine getirenler; Mekrden güvende olurlar.

Zikir, okuma, tefekkür, ibadet adına ne varsa yapıyorum ama sıkıntım bitmiyor diyen; kendi algısıyla sistem işleyişini barıştıramamıştır.

“Çok Bilenler” in sıkıntısı hiç bitmez. “Sen bilirsin” diyen de sıkıntı çekmez.

“Danışan dağlar aşmış; danışmayan düz yolda şaşmış”. (Atasözü) Boşlukta ve şaşkın mısın? Atasözünü bir daha oku.

Gelecekte nasıl bir mekr yaşayacağını merak ediyor musun? Kimleri yargıladığını, neleri eleştirdiğini, ölürüm dediğin korkunu bir kâğıda yaz!

“Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda/ Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” (Akif) Korkusu; vatandan uzak düşmekti. Mısır sürgünü! Korkunu dillendirme, yok say gitsin.

“Ama kınamıyorum ki durum tespiti yapıyorum, olanı söylüyorum, ne zararı var, niyetim temiz…” Ne güzel kandırıyor kendini Mekrini hazırlayan!

Yeterince empati kuramadığın kişiye nasihat etmen de bi tür kınamadır. Zorda olanın sana içsel sitemi üstüne eklenirse. Düşünemiyorum bile…

Her yüzde, her işte kendini seyreden O ise kınadığın, eleştirdiğin, yadırgadığın kim hakikatte? Onu kınayacak kadar cesursun öyle mi?!..

Hayatî bir sorunu olana kitabî bir bilgi ile cevap vererek ona yardım ettiğimi sanmaktan Allah’a sığınırım. “Yerinde olsaydım” demekten de…

SONUÇ ODAKLI- SÜREÇ ODAKLI

Bağırsak Beyin sonuç odaklı, Üst Beyin süreç odaklıdır.

Sonuç odaklı yaşayanların idelalleri, arzuları, hedefleri, ömürlük gayeleri vardır. Başarırlarsa çılgınlaşır, başaramazlarsa yıkılırlar…

Süreç odaklı yaşayanlar ideal, arzu, hedef, yaşamsal gaye vb basitliklerden uzaktır! Akışa uyumla başarı-başarısızlık girdabından korunurlar.

Dünü dünde bırakamayan sonuç odaklı beyin; yarını da yarına bırakmaya razı değildir. Dünün kahrı, yarının kaygısıyla preslenmiştir yaşamı…

“Dünyada sanki bir garip ve yolcu gibi ol” buyuran Hz. Muhammed (sav); yolcu kavramı ile ‘Süreç Odaklı Yaşam’ önermiştir.

Akşama ulaştığında sabahı bekleme; sabaha kavuştuğunda akşamı gözleme!” {İbni Ömer} Süreç Odaklı Yaşamın en sade ifadesi.

“Benimle dünyanın misali ancak bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip de bırakıp giden binekli yolcu gibidir.” {Hadis}

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin. Ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın” ayeti; Süreç Odaklı mı Sonuç Odaklı mı bir yaşam önerir bize?

Sonuç odaklı beşer:  Seni kimselere yar etmem!

Süreç odaklı insan: Birini sevdim ama o beni sevmedi, olsun ben onu sevdim ya o bana yeter!

Sonuç odaklılar kuyuya atar Yusuf’u. Sonuç odaklı kadın zindana yollar. Süreç odaklı Yusuf “Bugün size kınama yok, yiyin için, dinlenin” diyecektir…