Değiniler-53

Değiniler-53

EZBER BOZAN DUA ANLAYIŞIMIZ

Duanı “İstek”, oluşumunu “Allah’ın Kabulü”, neticesini de “Onun Vermesi” diye anlaman, belki de en büyük perden ve kilidin biliyor musun?!

Duana “İstek” adını verirsen bir isteyen bir de isteği veren ikiliği başlar ki; bu zaten dua sahasına çıkmadan hükmen mağlup olman demek…

“Ademe esmanın tümünü talim etti”,”Ona ruhundan üfledi” beyanlarının “Vereceği her şeyi verdi insana” demek olduğunu niye düşünemiyoruz?!

Ticarete girecek, piyasa iyi giderse güzel kazanç elde edeceksin. Kötü gitmesi de muhtemel. İşte Dua böyle değil, dua alışveriş değil dostum!

Tarlaya tohum attın. Sulama, bakım ve iklim koşulları uygunsa meyve verir, değilse vermeyebilir de. İnan, Dua ekim dikim gibi bir şey de değil.

“Vereceği her şeyi verdi” açıklamasını duydun. Hepsini vermişse Duaya nasıl İstemek diye bakarsın? Görülmüş şey mi, Zengin dilenir mi Ya Hu?

Dilenci misali istek değil dua! Değiştir bakışın! Zaten vermişse; senin olan madeni işletmeye açman, senin olan parayı çalıştırman diye bak!

Bak bi daha söylüyorum; sipariş etmen, siparişinin bi gün kargoyla gelmesi filan değil dua. Elinin altındaki hazinenin anahtarını çevirmen!

Bir çalışmanın karşılığını almak değil dua! Üretimi pazarlayıp kazanç elde etmek de değil. Ya ne? Patronun; parasını dilediğince harcaması!

Dua hakkında yazdıklarıma ilham olan müjdedir bu! Bu müjde lambalar yakar, flashlar patlatır, insanı yerinden sıçratır! “Özünüm, orijininim, hakikatinim, diyor; O, gözüyle bakıp, Sen, diye dua edip, Verir elbet, diyorsun. Vereceği kalmamış! Hepsini vermiş! {Ahmed Hulusi}

Dua; talep değildir, borçlanma değildir, alış-veriş değildir, bağışçıdan bağış alma değildir. DUA; tek-bir-bütün olandan bilinçli bir SEÇİMDİR.

Gönlüne dua isteğini verenle, dilinde dua edenin aynı olduğunu fark ettiğin an “Allah dilemedikçe biz dileyemeyiz” işaretini çözdüğün andır.

Gaza basınca hızlanacağından emin olduğu kadar duasından emin değil insan… Aracındaki mekanizmadan emin, kendindeki mekanizmadan şüpheli?!

Butona basınca ışık yanacağından emin. Dua edince nimet açığa çıkmasından şüpheli. Elektrikçi butonundan emin, Allah butonundan şüpheli?!

DUA, insanın varlığındaki ilâhî gücün ortaya çıkartılması tekniğinden başka bir şey değildir! {Ahmed Hulusi}

“DUA, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allâh’ın kulları, DUAYA SIMSIKI SARILINIZ!..” {Hz. Muhammed sav}

EVDEKİ ÖLÜ FARE

Evdeki kesif koku herkesi rahatsız edince kapıyı pencereyi açmışlar havalandırmak için. Saatler geçse de pek bir şey değişmemiş.

Havalandırma çözüm olmayınca koku spreyleriyle tüm odaları çiçek aroması buğulu bahar iklimine çevirmişler. Ama kötü koku hala etkinmiş.

Halı, kilim ne varsa yıkamaya vermişler. Döşemeler bir güzel silinmiş. Perdeler kar beyazı temizlenmiş. Ama nafile. Kötü koku hala etkin.

Havalandırma ve Temizlik seferberliği çare olmayınca derinlemesine bir tetkike girişilmiş. Kenar, köşe, bucak ne varsa aralanıp silinmiş.

Artık tamam diye geceyi temizliğin doğal kokusu ile geçirmişler. Sabah uyandıklarında iyice ekşimsi bir koku burun direklerini sızlatmış.

Tesadüf bu ya evin hanımı kışlık gıda stoklarını gözden geçirmek için kilerdeki kavanozlara el atınca çığlığı basmış! Bir fare ölüsü!

Meğer tüm evi çöplüğe çeviren gözden ırak bir fare ölüsüymüş. O bulunup atılmadıkça temizlik de havalandırma da parfüm de fayda vermemiş…

Zikir, dua, nafile, sadaka ne yaptımsa olmadı. Her şey tersine gidiyor, hiç huzurum yok, demiştin. Fare hikâyesi bir şeyler söyler mi sana?

Benliğin, kuytu zihin köşelerine sakladığı miras korkular, betonlaşan nefretler, kopmaz takıntılar, doyurulmamış arzularla yüzleştin mi?!

Zikir, dua, nafile ibadet, tefekkür uzun vadeli arınma- okumalar. Daha kısa yoldan ve hızlandırılmış şekli de var mı bunun? Olmaz mı?

İlim de, metot da, yol da, hakikat de, aşk da İNSAN’dan aynalanır. Bunu, Ehlinden öğrendik. Hakikatin kestirme yoludur İNSAN. Nasıl mı?

Arınmış, benliksiz; yaşayan (ölen olmaz) bir hakikat ehli buldun? Tüm hücrelerinle yönel ilmine, kalbine! Gelişim hızına sen de şaşıracaksın!

BENİM KÂBEM; “İNSAN”DIR!  

Zihnin, Şuura attığı kemendi çözmenin yolu; tek noktaya odaklanmaktır. Kâbeye yönelircesine Muhammedî Zata yoğunlaşırsan çözülür o kement…

Kâbe; kendi ziyaretçilerinde hangi potansiyel yüksekse onu hızla açığa çıkarır. İnan, Muhammedî Zatlar da öyledir. Yönel, ne olduğunu anla!

Hani geçenlerde “Onun eserleriyle bir tanıştım, içimden sökün eden çirkefliğe, şeytanlığa ben de şaşırdım” demiştin. Kâbe; seni sana gösterir.

Ehlinin eserlerini okuyan biri “Pisliğin tekiymişim, kendimden iğrendim” demişti. Dehşet bir farkındalıktır bu! Pislik çıkmadan, temizlik gelir mi?!

“Tasavvufa bir yöneldim, başıma gelmeyen kalmadı” dedi. “Feleğim şaştı” diye de ekledi. Feleğin şaşmasa Rabbine zaten odaklanamazdın!..

Dini, kayıtlı öğreti; Allah’ı, hayali tanrı sanan; İNSAN’A YÖNEL önerisine şirk diyecek… Aldırma; onların şirk dediği imanın ta kendisi!..

İNSANı Kâbe, İNSANa yönelişi Salât bilene selam olsun. Hızlandırılmış arınma- aydınlanma süreci mübarek olsun. Hazmıyla kolaylaşsın her şey!

ARAR DURURUZ HİÇ KAYBETMEDİĞİMİZİ

Gözlüğü gözünde olanın anlık bir dalgınlıkla “Gözlüğüm nerede?” demesi ne ise senin Hakikatini aramaya, Gerçeğe erişmeye çalışman aynen odur!

Balıklar “Denizle bütünleşmeli, birliği hissetmeli, öz gerçeği yaşamalıyız” diye aralarında konuşurken insanlar da Allah sohbeti ederlermiş.

Kirpi, düşmandan korunmak için hemen top olur, kendi dikenlerine sığınırmış. “Allah’a sığın” demişler. Boş boş bakmış kirpi. Kirpi işte…

Bilge gönlü konuşturmak daha etkin olur diye Vahdet Beye söylettim bazı şeyleri. Hala ona selam yollayan var iyi mi? Oysa sadece Cebrailimdi.

Cankurtaran Kahvesine gitmesem Erol Taş; alçak, zalim kalacaktı zihnimde. Ne babacan adammış. Sen insanları rollerine mahkûm etmiyorsun değil mi?

Ağaca duadan bahsedip “Hep Allah’tan iste” demişler. “Yere kök salmak, göğe dal yaymaktan ötesini bilmem” demiş ağaç. Odun ne bilsin duayı?

Kedi korkusuyla hayatını zindan eden fare var mı? Kedi sebebiyle gezinmeyi haram eden fare? Korkudan intihar eden? Hiç yok! İnsan, ah insan…

Şu hayvanlar ne garip. Kulluklarını yaşamak için Mabet yapmamışlar hiç! Ritüele dönüşen özel uygulamalı ibadetleri de yok. Sefil hayvanlar!

Irmaklar; engellere kahırlanma, zıtlaşma yerine hep etrafını dolanırlar. Yüksekten düşmeyi gurur meselesi etmezler. O yüzden mi deniz oldular?

Tavukların önceliği; civcivlere asil soylarını, kahraman horozları mı anlatmak yoksa yeme, suya, börtü böceğe ulaşım yolunu mu göstermek?!

ALLAH İSMİ; İNSAN GERÇEĞİ

Allah ismiyle işaret edilen bilgisi; İnsan ismiyle işaret edilen gerçeği yaşamam içindi. Birinciyi kavrayamadığım için ikinciye sıra gelmedi.

Allah demeye bir alıştı ki zihnim, İnsan Gerçeğini unutuvermişim. Oysa Allah zikri; İnsan Gerçeğini açmak içindi. Ararken kayboldum iyi mi?

Allah anahtarı verildi elime; İnsan hazinesini açayım diye. Anahtarı Bi sevdim Bi sevdim ki kilit açmak bi yana hazine de aklımdan uçup gitti.

Uzayı; havsala zorlayan büyüklüğü düşünmekten sonsuzu içine sığdıran 1,5 kg beyni düşünmeye vakit kalmadı. Uzaya gitmekten Beyne gelemedim ki!

“Âlemlere Sığmam, Âlemlerden Ganiyim”e mest ü hayran olmaktan “Mümin kulun kalbi geniş geldi” ye eğilemedim. Tam eğildim ki tutuldu dilim…

ALLAH’I HATIRLATAN

Gördüğünde sana Allah’ı hatırlatanın açık bir özelliği; iletişime geçmeden önce planladığını bozması; iletişimi kendi planıyla yürütmesidir.

Üst Beyin, iletişime geçtiği beynin planlarını alt üst ederek kendi akışına onu dâhil eder. Mıknatısa yaklaşan demir tozunda irade mi kalır?

“Görüşmeye gitmeden önce notlar alıyorum, sorular hazırlıyorum ama gördüğüm anda hepsi uçuyor zihnimden” dediğindir sana Allah’ı hatırlatan!

“Yakınlarıma açmayacaklarımı ona açtım. Bana ne oldu, niye açıldım o kadar?” dersin. Allah’a gizli- açık birdir. Allah’ı hatırlatana da öyle!

İstediğin kadar plan ve metoduna uyumlanmaya; istediğin kadar hitap ve ikazını karşılamaya çalış, hep ters köşeye yatırır Allah’ı hatırlatan!

Çalışmana, üretimine; aferin, oluyor, çözdün, anlıyorsun vb taltif bekleme Allah’ı hatırlatandan. İlerlemeni kesmek ister mi ki bunları desin?!

“Bilirim” dediklerinde Cehaletini, “Uzmanım” dediklerinde Acemiliğini sana kabul ve itiraf ettirene kadar üstüne gelir Allah’ı hatırlatan!

Ortopedi uzmanına “Mahalle kırıkçısına git de iş öğren” derse Allah’ı hatırlatan, kızmadan gideceksin! İşi budur; Ego yıkmak, Benlik sarsmak!

“Ben bilmem” zikrini lafla vermez Allah’ı hatırlatan, dibine kadar yaşatır! “İlahiyat okudum” demekten utandırana kadar üstüme gelmiştir…

“Ben bilmem” zikri çektirmez; gerçekten bilmediğine seni ikna eder. Cahilliğini gönüllü kabul edersin. Kabul edince de yeniden inşa eder seni!

Ciltler dolusu okur, tahlil eder, çıkarım yaparsın. Dinler, beklersin oluyor desin. Tek cümleyle hepsini boşa çıkarır. Sen kadar okumasa da…

Kırılırsın bazen. Gitmek istersin. Başka yüzlerde Allah’ı hatırlamak istersin. Hiç yorma kendini, bırakmaz ki! Döner, dolaşır gene gelirsin.

Allah’a şirk koşulmaz. Allah’ı hatırlatanla da araya başkası sokulmaz. Gazaba uğrarsın. Cehennem olur hayatın. Kitap bilgisi değil tecrübe!

En büyük hatayı etsen de şefkatlerine sınır yoktur. Kırıldıysan, yanlış yaptıysan çabuk dönmeye bak. Rahmeti; gazabını geçmiştir onların…

Şahadetin hakikati mi? Allah’ı hatırlatanı görmek, görünce de can evinden vurulmaktır. Cuma saati buna dua et. Haydi, Şahadetin mübarek olsun!

Sana Allah’ı hatırlatan; seni yok sayarak yokluğu, hiç itibar etmeyerek hiçliği yaşatır. Yokluk, Hiçlik edebiyatı değildir iş, bizzat yaşatır.

“Değersizlik” hissiyle “Hiçlik” aynı şey değil. Egoya ait değersizlik hissi. Şuur talip Hiçliğe. Ego, Hiçliği Değersizlik gibi mi gösterdi?!

Yunus, Taptuk’un kendisini taşımak istediği Hiçliği, egosunun Değersizlik gibi göstermesi üzerine dağa kaçtı. Anlayınca geri döndü, el öptü.

Ehlullahın; Allah’ı Hatırlatanın, sana takındığı tavrı Değersizlik gibi anlarsan aldanırsın. Bu sadece Hiçliğe taşıma gayretidir.

BENi yok saydı, BENi yere çaldı, BANA kendimi kötü hissettirdi. Böyle mi olmalı? Evet, hep böyle olmalıdır. Arınma Sistemi böyle çalışır…

SEVDİĞİNE ŞEFKAT SEVMEDİĞİNE TOKAT ÖYLE Mİ?

Fanatizm; Aklın buz tutmasıdır. Buz; Hakikat Güneşi doğmadan erimez. “İlim Fanatizmi” de en az siyaset ve spor fanatizmi kadar tehlikelidir.

Yakındakilerin yanlışını örtmek için kırk takla atarken uzaktakileri en ufak hatada çizip yere çalmak Hak mıdır!? Sistem, Vicdan ne der buna?

Çokları, sevdiğinin hatasını görmek istememe; sevemediğinin bin türlü açığını arama gibi bir hastalıktan kendini kurtaramamıştır.

Mızrağın çuvala sığmaz olduğu durumlarda apaçık ortada olan hatayı saklama çabası hem gülünç olma hem de akıl tutulması sebebidir.

Sorgulayan Objektif Akıl; aleyhine olsa da, işine gelmese de gerçeğin ölçülerinden şaşmayan, taviz vermeyen akıldır. Dileriz, bize de kolaylaşır.

Büyük tehlikeyi, ağırlığına rağmen atlatabilen; ders almaksızın o tehlike öncesindeki tutumuna devam ederse; belanın daha büyüğünü davet eder.

GÜVENDİĞİN DAĞA YAĞAN KAR    

İnsan egosuna en ağır gelen aldanış; yıllarca peşinden gittiği, doğaüstü anlamlar yüklediği kişinin sahtekâr çıkmasıdır. Sindirimi zordur.

Egonun aldanış hazımsızlığını aşabilen radikal dönüş, tövbe yapabilir. Ne yazık ki benlik; manevi anlam yüklenenin boşa çıkmasını zor hazmeder.

Güvendiği dağa kar yağması; en büyük beşeri moral yıkımıdır. Ne var ki kar; safiyettir, arınmadır. Benlik dağına yağan kar; sırf rahmettir.

Sırf egosal aldanış çöküntüsü yaşamamak adına bile bile kendini aldanmadığına ikna etmek; çoklarının sığınağıdır. Bu, kendine zulümdür…

“Onun manevi gücü var, nasılsa beni kurtarır” diye iman edenler; bunun içi boş bir inanç olduğunu bizzat gördüklerinde, imanı da kaybederler.

İnsan; gittiği yolun yanlış ve boş olduğunu görmeme adına kendi kendini kandırmaktansa “Ben Yanılmışım” yanışı ile arınmayı tercih edendir.

Dünyevi çöküş yaşayan; egoya prim vermeden vicdanını dinlerse, bunun kendisine ilahi bir fırsat olduğunu anlar.  Ya ölüm ötesine kalsaydı?!.

Dünyevi rütbe, makam ve unvanların Allah Sistemi nezdinde sivrisinek kanadı kadar bile değeri olmadığını bizzat deneyimlemek ne büyük lütuf!

Hiç kimse bugünkü üstünlüğüne güvenmemeli, hiç kimse bugünkü düşüklüğüyle tükenmemelidir. Yarın Allah’ın. Takdir Onun; Hüküm sadece Onundur!

GALEYAN MI? BASİRET Mİ?

Galeyan, Heyecan, Hezeyan insana beklenmeyen hatalar yaptırır. Kitle Psikolojisini zapt etmek zordur. Aklı Selim sahibi birbirini uyarmalıdır.

Hukuk, SUÇLARIN KİŞİSELLİĞİni esas alır. Suçluya tepki duyarken aileleri, çocukları, yakınları, sevenleri olduğu gözden kaçırılmamalıdır!

Ordu; bizim ordumuzdur. Asker; bizim askerimizdir. Medarı İftiharımız; güven kaynağımızdır. Birkaç çürük çıktı diye genelleme yapmak yanlıştır.

İbret Almak da İbret Olmak da Allah takdiri. Bugünden ibret alanın, ibret aldığı konuda, yarınını ibret olmayacak şekilde inşa imkânı vardır.

“Geçmeyen Tehlike” uyarıları dikkatli yapılmalıdır. Herkes gerildi. Zayıf akıllıların bu ortamda neler yapacağını düşünebiliyor musunuz?!

Yükselten de Alçaltan da Allah’tır. Oluşu sebebe bağlama, sebepten bilme cehalettir! Olan; olacaktı. Olmamasına imkân yoktu! Buna iman huzurdur.

SEN Mİ BULDUN, SEN Mİ İNANDIN?

Veritabanı temelinde işleyen Beyin; “Bulmak istediğini aramak; İnanmak istediğine inanmak” özelliğine sahiptir. Hem hayır, hem şerdir bu.

İnanmak istediğine inanmak; veritabanında yüklü bilgi- değerler istikametinde bir yöneliş getirir ki bu, sorgulamayı kapatır.

Karşına gelen bilgi; inanmak istediğin mi yoksa sorgulayarak, gerçeğine erdiğin bilgi mi? İnanan sen misin, veritabanından beslenen benlik mi?

Beşer; “İşte bu bana uyan” dediğine inanır. İnsan; “İşte bu BENi soyan ve yıkan” dediğine inanır. Sende nasıl çalışıyor bu mekanizma?!

“İnanıyorummm”, “Buldummm” dediğinde bunu diyen hangi sen?! Hakikati; Halife olan sen mi, yoksa sanal kimlik şaklabanı benliğin mi?!

Gündem sıcak. Sol cenahtaki dostum “Mehmetçik öldürüldü” haberine, sağ cenahtaki “Hainlik Planı”na odaklı. Okudukları Haber mi, Zihinleri mi?

“Vatan elden gidecekti” diyen de var “Tiyatro muhteşemdi” diyen de. Veritabanına dayalı zihin ne güzel de seçer inanmak istediğini!

Kimi, aradığını bulur, kimi bulması gerekeni arar… Kimi, inanmak istediğine yönelir; kimi yönelmesi gerektiği inancındadır…

“Terkibimi; Veirtabanı mı değiştirebilir miyim?” dedi kardeşim. Durdum, düşündüm. “Keşfedebilirsin de değiştirmeye aklım ermez” diyebildim.

Gerçeği veritabanından % 100 bağımsız keşfeden var mı? Bütünüyle yenilenen var mı? “Allah’ın mülkünden kimse çıkamaz” derler. Ne demekse?!

ASLINDA NE OLDU?

Bakışımız ne olursa olsun şunu bilelim ki; olan bir darbe, kalkışma, isyandan da öte bir durumdur. Şimdiye kadarkilerin hepsinden farklıdır.

Olana bir isim vermek gerekirse ben <TÜRKİYEYİ YOK ETME HAREKÂTI> diyorum. Bu vatanı, bu milleti, bu ülkeyi, bu devleti seven bunu görmeli.

Her şeyi hesaplayarak, planlayarak yola çıkmışlardır. “Beş milyon kişi ölse ne olur ki?” düşüncesinde olduklarını duyduğumda kanım dondu!

Dini, imanı, milliyeti olmayan bir güruhun maşa olarak kullanıldığı; İngiltere merkezli, Amerika organizeli bir “YOK ETME HAREKATI” dır bu!

İş yerindeki arkadaşınızın, apartmanda mülayim yan komşunuzun, saygın örnek bulduğunuz birilerinin onlardan çıkacağını görmeye hazır olunuz!

“Bunca yıl, yakınlığımıza rağmen nasıl da kendini saklamış” diye hayret edeceğiniz “Olamaz, o da mı yani?” diyeceğiniz günlere hazır olunuz!

Suçlu iadesi yapmayan USA, Pensilvanya Kardinalini hemen iade ederse ona da şaşırmayınız. CIA deki raf ömrü dolmuştur çünkü.

Son 15-20 yılın değil en az 45 yıllık yapılanma,100 yıllık projenin son raundlarıdır bu. Kafayı RTE düşmanlığı ile bozan da anlar inşallah!

BÜYÜK OYUN VE BİRLİK GÜNÜ

Osmanlının dağılma aşamasında Mısır’da 25 sene imamlık yapan birinin, “Namazları iade edin, Vatikan’dan görevliydim” dediğini duymuş muydunuz?

Gün siyasi öfke ve kırgınlıkları konuşturacak gün değildir. YOK ETME HAREKATI kontrol altına alınmış ama bitmemiştir. Gün, birleşme günüdür.

İnsanların mahrem hayatını kaydedip şantaj yapmaktan utanmayan bir yapının dini, imanı, milliyeti olamaz! Öyleyse vakit bir olma vaktidir…

Dün gece 03.30 da Kısıklı’da Başkomutanın evi civarındaydık. İğne atsan yere düşmezdi o saatte. Ve toplumun her kesiminden insanlar vardı.

Darbeyi bir parti önlemedi.Darbeyi bir kesim önlemedi.Darbeyi UYANAN BİLİNÇLENEN BİR MİLLET ÖNLEDİ !!! Yetsin, ayrılık gayrılık yetsin artık!

Ülkücü camiada Asena olarak bilinen kişiye yakın olanların, “Bu iş temmuzda biter, Asena başbakan” demeleri; hangi güvenin eseriydi?!

Sözde din adına oluşturulan yapılanmalarda niçin önder kişinin keramet ve harikuladeliği hep gündemde tutulur, hiç düşündünüz mü?!

FEM dersanesine kaydolan 12 yaşında sabiye “Feth. Hocamızı her gece Resulullah sabah namazına kaldırır” telkini verildiğini biliyor muydun?

Bir bankanın (Bank Asya) kurtulması için GEREKİRSE BÖBREĞİNİZİ SATIN demek? Din adına parasal kurumsallaşmaya gitmek?! Din mi bu?

Mason Localarının zengin ve kariyer sahibi olmayanı üye aldığını hiç görmedim. İlkokul mezunu bir imamı hangi niyetle almışlardı acaba?!

Kişinin uğrayabileceği en büyük mekr; (tuzak, aldanış) ulvi (?) bir kişinin, bir şekilde kendi imanını, ahiretini kurtaracağına inanmasıdır!

İdam kanunlaşırsa, Türkiye yüklerinden arınması için verilmiş büyük ve tarihi fırsatı kaybeder. 3m2 lik hücrede müebbet hapis idamdan beter bir cezadır.

Türkiye iyi değerlendirebilirse bu süreç, sadece darbenin değil yakın tarihimizin hatta tüm T.C. tarihinin ihanetlerini ortaya serecektir…

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

{M. Akif Ersoy}

Görevi tamamlamış veya erken deşifre olmuşsa kiralık katilin öldürülmesi; saf dışı edilmesi mafya raconu. Üst Akıl, FETÖye TRde bunu uyguladı!

Bu badire de atlatılacak biiznillah. Kazanımlardan biri de “Dinin cemaat işi olmadığı, bireye hitap ettiği” gerçeğinin pekişmesi olacaktır!