Değiniler-55

Değiniler-55

BİR SEVMEK, PİR SEVMEK

- ‘Seni seviyorum, hep çok sevdim, bu hiç bir an değişmedi’ demek istiyorum ama sana yanlışlarım oldu. Bilmem sevgime inanır mısın? Bilmem inandırıcı olabilir miyim?

- Seni doğruların üzerinden sevmedim ki yanlışların yüzünden senden geçeyim. Ben seni sen olduğun için sevmesem, sen beni ben olduğum için sevemezdin ki zaten…

TEHLİKE UYARISI VE KORKU POMPALAMA

Kriz süreçlerinde iki yayın birbirine çok karıştırılır. “Tehlike Uyarısı ve Tedbir Önerisi” ile “Korku Pompalama ve Algı Operasyonu”

Hakkın safından yansıyan Tehlike uyarısı ve Tedbir Önerisi ile Şer odaklarından çıkan Korku Pompalama ve Algı Operasyonu basiretle ayırt edilmeli…

Ağustos Astrolojik verileri sıkıntı işaret etmektedir. Tedbiri elden bırakmamak, basiretli hareket etmek lazımdır. Bu, korku yayını değildir.

Unutulmamalıdır ki Anadolu ve Milletimiz için Ağustos “ZAFERLER AYI” dır. Dileriz ki, “Milletin Büyük Zaferi” yine bu ayda kazanılır. (AMİN)

BİR KİBİR ÇEŞİDİ; HAKLI ÇIKMAK!

Yaşanan acı olaydan sonra “Söylemiştim”,”Uyardım dinlemediler”,”Haklı çıktım yine” türünden sözlerin Takdiri İlahi cihetinden durumu nedir?!

Söylediğinde kulak verseler, uyarını dikkate alsalar yaşanan yaşanmayacak mıydı? İma etmeye çalıştığın bu değil mi? Nasıl bir İman seninki?!

Takdiri İlahi olarak açığa çıkan bir konuda “Beni dinleseler olmazdı” diyecek kadar cesur, “Yine haklı çıktım” diyecek kadar ukala değilim.

Yaşanan hakkında “Şöyle şöyle olsa böyle olmazdı” diyerek Allah’a kafa tutmaktan, Allah’a sığınırım. Birileri ya çok cesur ya da çok cahil.

“Akacak kan damarda durmaz.” “Olacak ile Öleceğe çare bulunmaz.” Atasözlerini söyleyen ecdat nasıl da yüce bir iman ve tevekküle sahipmiş!..

Sebepleri sonuca bağlayarak veya sonuçlardan sebeplere giderek yapılan değerlendirmelerin hepsi Takdir planında boş ve yok hükmündedir.

“Olan; olması gerekendi. Olması gerekenin olmamasına, olmaması gerekenin olmasına imkan yoktu.” Bu imanla başlayan okuma en isabetli okumadır.

KANDIRILMA ARZUSU VE KANDIRAN

Kandırılmaya hazır bilinçler olmasa; kandıranlar taraftar bulabilir miydi? Arz- Talep ticari realiteden öte bir Sünnetullah mekanizmasıdır.

Birilerini ayrıcalıklı saymak da bir yerleri özel tutup birilerini dışlamak da kandırıcılara taraftar hazırlamaktır. Suç sadece kananda mı?!

Askeri okula gireceklerin dizleri eski mi, ayak bileğinde yağ çıkıntısı var mı diye bakıldığını unutmadık Paşam! Namaza, mesafeniz nedendi?!

Sakallı baba- başörtülü annenin ordu evine çocuğun düğününe, kışlaya yemin törenine girememesi? Bugünlere gelmede kusurunuz yok di mi Paşam?

Paşam anlatıyor; uyardık, mağdur olduk. Reitingler patlıyor. Yaşa, var ol. Dini ve dindarı dışlamanız; Dincinin ekmeğine yağ sürmedi mi Paşam?

Bilir misiniz Anadolu köylerinde hala “Hükümet adamı geldi, dikkat edelim, yanında din konuşmayalım” ürkekliği vardır. Bu korkuyu kim saldı?!

Baskı ve dışlama kılıfı “Kamusal Alan” kavramını kime karşı kullandınız? Maşallah, Kamusal Alan öyle korunmuş ki sızılmadık yeri kalmamış?!

50 yıldır planlı yapılanma yürümüşse son 15 yıla yıkarak kimse kurtulamaz. Geriye doğru tüm CB ları, Başbakanlar, Amirler hesap vermelidir!

Müsteşar tayininde sokağına adam yollayıp karısı başörtülü mü diye baktıran 10.CB Sn. Sezer! Bu hassasiyeti FETÖ konusunda da gösterdiniz mi?

Şapka düşmüş, kel görünmüştür. Vazonun sırı çatlamıştır artık.  Allah, bu arınma sürecinde idarecilerimize firaset, milletimize basiret versin.

YILKI ATI

Binilecek atlar vardır, çifte koşulacak beygirler de vardır. Yabanî at “sürü”lerini terbiye edebilirsen bol miktarda bunlardan bulabilirsin.

Binilecek atlara kumanda edebilirsin; dizginleri çekmen yeter durdurmak için. Böğürlerini mahmuzlaman yeter, dörtnala kaldırmak için.

Çift sürdüğün, faytona koştuğun atlara kumanda etmen daha kolaydır. Bir kamçıya, sert bir ıslığa bakar her şey.

“At Gözlüğü” tabiri çok kullanılır, işlevini bilir misin? Sağını solunu kapatır atların. Bütünü görmesin, sadece kamçılanan yere gitsin diye!

Arabaya, çifte koşulan atlara eğer vurulmaz, binilmez. Binilen atlar da çifte koşulmaz, arabaya bağlanmaz. Hükmedilenler sınıf sınıftır…

Hiç bir zaman hükmedilemeyecek; hiçbir zaman eyer vurulamayacak, ağzına gem takılamayacak, arabaya- çifte koşulamayacak atlar da vardır…

Gıdasını doğadan, kudretini doğasından, özgürlüğünü doğallığından alan atlara Yılkı Atı denir. Ne eyer vurabilirsin, ne çifte koşabilirsin.

Bir avuç arpa,bir kova su,bir kaşağıya tav olan atlara ahır ve hara sıcak yuva; Gem, At Gözlüğü ve Mahmuz da Güvenlikli Korunma Sistemidir.

Ahır- Hara atları nezdinde Yılkı Atları terbiyesiz, isyankar, serseri, talihsiz zavallılardır. Yılkı Atları nezdinde diğerleri zavallı köle!

Fıtrat işi bu. Köle yaratılan köle; Özgür yaratılan özgür olacak, eli mecbur. Sen yine de “At Gözlüğünle” Yılkı Atına sataşmasan iyi olur!..

VATAN GÜNDEMİ- TASAVVUF GÜNDEMİ

“Fazla siyasi oldunuz, biraz Tasavvuf Gündemine dönsek” demiş saf kalpli kardeşim. Madem talep etmiş, açıklamak gerek…

Önce şunu söyleyelim Siyasi olmakla; Milli olmak, Vatansever olmak birbirine çorba edilmemeli. Söz konusu olan vatandır şu an.

Siyaseten Sn. RTE’nin şahsına kızma, sevmeme hakkınız vardır. Ancaaaakkk söz konusu olan vatansa Başkomutana, Cumhurbaşkanına tavır alma hakkınız olamaz! Öyle bir anda ona tavrınız; ihanet odağına hizmet eder.

Tasavvuf sadece düşünce veya sadece beden değildir. Muhammedî insan; bu ikisini birleyen insandır. Vatan; Şuurun bedenidir. Saldırı varsa savunma farzdır!..

Tarih, tasavvuf ehlinin saldırı anında ön safta savaşına şahittir. İlim ve İman bunu gerektirir. Vatana saldırılmışsa tek gündem vatan olmak durumundadır…

Her birim mayasının gereğini yaşar ve yapar. Eskişehirliyim; Yunus’un, Seyyid Battal Gazi’nin, Nasreddin Hocanın, Edebali ve Osman Beylerin coğrafyasından. Anladın?

Hemşehricilik yapmak hiç sevmediğim bir şeydir. Madem mayanın gereğinden fıtrattan bahsettik, bu çerçevede tarihi bir Eskişehir’li duruşunu anlatmam gerekiyor…

İşgal yılları İstanbul’u… Sultanahmet Camiinde cuma vaazı veren hoca “Ahlak, Edep” anlatıyor. Biri bağırarak kürsüye doğru fırlar…

“Hoca, hocaaaa! Memleket elden gidiyor! Ne ahlakı, ne edebi! Cihat anlat cihaaattt!…”

Cemaat şoktadır. Bağıran; İstanbul Medreselerinde okumuş, Eskişehirli Çiftçi Hacı Abdurrahman Ağanın oğlu Emin (Sazak) Beydir…

Emin Bey, milli mücadele yıllarından başlayarak 1960 lara kadar milletvekilliği yapmış, istiklal savaşında Gazinin yanında yer almıştır. İşte ben Sultanahmette “Cihat anlat” diye bağıran o zatın köyündenim, orada doğdum.

Gündem; Ehlinin gündemidir dostum. O, bugünlerde hep vatan, vatan savunması ve ülkemiz üstündeki oyunlara dikkat çekiyorsa; O bu gündemi bırakmadıkça ben bırakamam dostum!

Gün, vatan savunması günüdür, tasavvuf sohbeti günü değil canım kardeşim…

HER ZAMAN GÜÇLÜ ZAYIFI YER / YENER

Sistem; güçlünün zayıfa galebesiyle işler. O halde silah- küresel lobi niçin galip gelemedi? Bu soru sistemin başka bir boyutunu bize açar.

Sistemde her zaman güçlü zayıfı yer. Bu hiç değişmez. Öyleyse bazı güçlülerin hiç de güç sahibi görünmeyenlerce yenilmesi nasıl açıklanır?!

Gücü, beş duyuya göre algılayan zihin, güçlü görünenin yenilgisini, zayıf görünenin zaferini “Güçlü zayıfı yer” kuralıyla örtüştüremez.

Güç kadar onu kullananın kalbî enerjisi de sonuca %100 etkindir. Hatta gözle görülen güçten daha etkindir sahibinden taşan niyet enerjisi…

Kalleş, münafık, ikircikli, menfaatçi sadece dışarıya mı öyle? Hayır, kendine de öyledir. Kalleş de olsa birimin vicdanı ona halini söyler.

Bir düşün şimdi; kalleş ve münafık en iyi silahları da ele alsa da kendine ve dışa ne enerjisi yayıyor? Negatiflik, zayıflık yayıyor di mi?

Negatif, zayıf, vicdanına nankör saldırı ve çıkış, nasıl bir çıkış? Baştan bitik, baştan yenik, baştan tükenmiş bir çıkış! Mümkün mü başarsın?

Tankı, uçağı var, lobisi var ama? İç bütünlüğü yok! Kalbiyle barışmamış! Vicdanı biliyor hıyanetini! Nasıl başarsın? Start anında yenik zaten!

Silahı, lobisi yok. Kalbiyle barışık, imanıyla bileşik olarak yürüdü. Nasıl yendi? Güçlü çünkü! Samimiyet enerjisi; hıyanet enerjisinden güçlü!

Allah Sisteminde hep güçlü zayıfı yener dostum. Bu hiç değişmez. Ve unutma ki samimiyet, iman, sahici duruş; bütün maddi güçlere baskındır…

“Yunan adasına gitsek” denince “Duymamış olayım, milletime gideceğim” diyenle “Beni vermeyin” diye Batıya yalvaranın güç farkını anladın mı?

Dostum “TRT de CB nını ağlarken izledim. Niye çok sevildi, o an anladım. Çünkü o sahici, çünkü o samimi. Bu çok büyük Kudret!” diye yazmış.

Allah Sisteminde güçlülerindir nihai zafer. İkircikli, hesapçı, sinsi olmayan samimi- hasbi gönül her daim güçlüdür. Şüphen olmasın dostum.

Sahiciliğiniz ve samimiyetiniz de, sahteliğiniz ve samimiyetsizliğiniz de “çarpan etkisi” yaparak halka ulaşır. http://m.ensonhaber.com/ahmet-hakan-bir-sahicilik-abidesi-tayyip-erdogan-2011-10-10.html

NEYE GÖRE İYİ?

Millet, dış görünüşe göre iyimser bakışın bedelini ödemiştir. “Nurlu sima”, “Namazlı abdestli olma”, “Din hizmeti” ile kanmayacaktır artık.

Allah Resulü (sav) insan tanıma ölçüsünü net, açık vermiştir de halk, gelenek bakışının kurbanı olmuştur.Bir musibet bin nasihatten yeğdir.

“Biz, neyi OKUyamanın bedelini ödedik?” diye soranlara cevaptır.

hadis2

Dost, arkadaş, muhatap seçerken önceliğimiz ne olmalı, neye dikkat edelim Ya Resulallah? İşte cevap, işte şaşmaz ölçü.

hadis1

YERİMİZ NERESİ OLMALI?

NATO ve AB nin bizzat planlama ve icraatıyla ortaya konan “Türkiyeyi İşgal Girişimi”nden sonra ülkemizin bu oluşumlarda kalması düşünülemez!

Başta ŞANGAY BEŞLİSİ olmak üzere yeni işbirliği ve dayanışma organizasyonları süratle değerlendirilmelidir. 

http://www.bilgiustam.com/sangay-isbirligi-rgt-sangay-beslisi-nedir/

Başbakanlığa bağlı çalışan “YURT DIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI” yeni oluşumun hazır alt yapısıdır. https://www.ytb.gov.tr/

GAZİNİN VASİYETİ

Vefatından 50 yıl sonra 88de açılması gereken Atatürk’ün Vasiyeti, K.Evren haini eliyle kamuoyundan saklanmıştır. Vasiyet, değerlendirilmeli!

88′de açılacakken Evren hainince 25 yıl açılma süresi uzatılan Gazinin Vasiyetinin uzatma süresi 2013 te doldu. Yıl 2016, niye hala saklı?!

Gazinin Vasiyetini Vatikan biliyor da Milletimiz niçin hala bilmiyor? İşte Vasiyetle ilgili Gerçekler. http://www.hakanyilmazcebi.com/detay.asp?haberID=318

Gazi’nin Akraba Toplumlar-Ümmeti Birleştirme Projesi; adını da koyduğu TÜRKİYE DEMOKRATİK OSMANLI CUMHURİYETLER BİRLİĞİ ne hala uzak mıyız?!

SORULAR, SORULAR, SORULAR

Baykal’ı kasetle uzaklaştıran güç, yerine atanacak olana hiç mi karışmamıştır? Yenikapıda Dombıra istemeyen, o gün geldiğinde ne cevap verir?

Muhsin Başkanı şehit eden, partinin dizaynına karışmamış mıdır? Bunların cevabı hainlerin itiraflarıyla çorap söküğü gibi gelecek! Bekliyoruz.

Ekmeleddini Reis karşısına çıkaran, MHP ve CHP gibi zıt kutuplara kabul ettiren kimdir? Bu da cevaplanır inşallah… https://www.youtube.com/watch?v=dnNEtivMQ94

RİCALİ GAYB NASIL TASARRUF EDER?

O gece tanka, silaha karşı koşanlar aynı şeyi söylüyor:”Biri bize seslendi. Biri evde durmamızı istemedi sanki. Yerimizde duramadık, koştuk!”

Ses, evde durma koş hitabı nasıl oldu dedim Gazimize. “Ses değil o abi, kalbimden geldi, içim içime sığmadı. Kalbim, beni evden attı!” dedi.

Ricali Gayb nasıl tasarruf eder? İnsanı, toplumu nasıl harekete geçirir diye sordun di mi? 15 Temmuza, Gazilerimizin anlattıklarını dikkatle dinle. Göreceksin.

Kalbinin sesiyle evden fırlayan, hain kurşunlara hedef olan Gazimiz Musa İlhan. http://www.ensonhaber.com/darbe-gecesi-vurulan-musa-ilhan-ilk-sozu-reis-yasiyor-mu-2016-07-30.html https://www.facebook.com/musailhan34

TİMUR ORDUSU KOMUTANININ İSMİ Mİ, ŞEHİDİMİZ Mİ?

Çanakkale için KOCA SEYİT ne ise 15 Temmuz İşgal Girişimine Direnişte ÖMER HALİSDEMİR odur. Şehidimiz, misyonuna layık biçimde yaşatılmalıdır.

Şehit Ömer Niğdeli. Niğde, eski bir Selçuklu kasabasıdır. Kalkınamamıştır. Şehidin hatırına bu şehre yatırım arttırılmalıdır.

Başkent Havalimanı ESENBOĞA adının Timur’un subaylarından birinin adı olduğunu, Ankara Savaşı yenilgimizden hatıra kaldığını biliyor muyuz?

Başkent havalimanına Yıldırımı yenen Timur’un komutanı ESENBOĞA mı, ŞEHİT ÖMER adı mı yakışır?

İHANET, İSPİYON, SEMPATİZAN, İHBAR ve İMAN TESTİ

Hıyanetin Aktif Kadroları deşifre olmuş, ancak pasif görünümlü “Sempatizan (!?)” Kadrolar vatan, millet sevdası giyinerek sıkıca örtünmüştür.

Sempatizan için “Canım dersaneye, sohbete gitmiş sempati duymuş olabilir, illa hain mi sayılmalı mı?” iyimserliği olsa da zihinler karışık.

Sempatizan kavramını yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Sempatizan; Lojistik Destek sağlıyor, Takviye Birlik hazırlıyorsa?! Tutum ne olmalı?

Sempatizan hala Deccal yayını izliyor, çevreye dünü unutturmak istercesine bayrak sallıyorsa; tövbe etti, hidayete erdi bakışı basiret midir?

Ortaya çıkmış haini tanımak kolaydı. Ya kendini saklayanı? Ya, vatana ihanet edenler asılmalı yayınına geçen, sempatizan kadroyu tanımak?!

Dün, isminin başındaki bilim adamı, âlim unvanından bile utanmadan ağız dolusu kusan, bugün pişmanım demişse, inanalım mı? Hain mi sayalım?

“Vatan sevgisi imandan” hadisi okumak kolay. Hıyanete destek potansiyeli; akraba, kardeş, yeğen, komşu, iş arkadaşı ise? Zor mu İman testi?!

“Kıyamet saatindeki tövbenin de imanın da geçersizliği” diye anlatılan; hangi süreci, hangi durumu anlamamız için?! Bununla bize ne deniyor?

Nuh oğlunu, Lut karısını bir an yanında istemiş, İlahi Hitap yere geçirmişse… Akraban değil onlar, tokadı gelmişse… Biz ne yaşıyoruz şimdi?

Jurnal, ispiyon, gammazlık vb hemen hepimizin duygu dünyasında “kötü” etiketi yemişken; Vatan, millet, devlet, ümmet için ihbar nasıl olacak?

Ben kalbimizi konuşturmaya çalışırken Kitap bilgisiyle cevap yazmayın! Fena haşlarım!.. Ezber bilgiyle işim yok! İman Testi bu, boru değil…

Nuh’u, Lut’u; Resul-Nebileri bile zorlamış sınavlar varken ne de kolay “İlmimizin gereği neyse onu yaparız” lakırdısı… Sevsinler ilmini…

İnsan-Beşer mukayesesiyle anlatım kolay. Beşeri bağlarla İnsan olma gerekleri karşı karşıya gelince İmanı tercih? Anlatım gibi kolay mıdır?!

Malına el konacağını, işten açığa alınacağını bilerek akraba bağını geçip Vatan Sevgisi; İmanın gereği İhbarı yapabilir misin? Oyun oynamıyoruz!

Bilinçaltımızda dini yaşamaktan hala “Abdestli namazlı”,”Eli yüzü nurlu”,”Temiz nazik insan” anlıyorsak biz ne kadar insan tanıyabiliriz ki?

Bak, resme iyi bak! Temiz bi yüz (!) Nurlu,ak pak (!) Düne kadar resme bakanın çoğu böyle derdi. Darbenin Baş İmamı!

fetö

Çarşamba nöbet bitiyor. 3 veya 6 ay sonra Ohal de biter. Peki, Vatan odaklı “İman Testimiz” biter mi? Hiç sanmam. Henüz yeni başladı çünkü.

Bilinçaltındaki “Jurnol,ispiyon kötü” imajını aşmak, olaya hırs,birikmiş kin katmadan Vatan ve Millet Bekası için İhbarda bulunmak?! Kolay?

Şehidim; ön safa fırlayarak kestirmeden bitirdi işi. Gazim; tüm beşeriyetini bi anda arındıracak eylemle tuttu yükünü. Ya biz? İman Testi…

Farz olan İhbarı, Farz olan Savunmayı, Farz olan Eylemi yapacağımız uzun soluklu bir süreç; bir İman Testi bizi bekliyor. Kolaylaşsın hazmıyla.

TAKDİRİ ÖNE GEÇİRİRSE ALLAH!

“Allah, takdiri kulun fiilinin önüne geçirmek isterse aklını alır, takdiri yaşatır sonra iade edermiş” hadise göre. Tanrı yok, aklı alan kim?

Çatıya çık, Fantomun üstüne atlamayı düşün! Tankın önüne çık, durmayınca altına yat, kalk, ikinci tanka karşı çık, gene yat! Aklı nerede?!

Yeni Kapıda hem Millet hem Ümmet için yepyeni kapılar açan 5,5 milyon, kendi aklıyla mı oradaydı?! Neyse susalım.

SOHBET, MUHABBET ve DÜŞÜNSEL SOHBET

“Sohbet” kelimesi, hem karşılıklı konuşarak muhabbet etmeyi; hem de Dostluğu içine alan bir kavramdır; Resulullah (sav) metodudur.

Bir kişiyle de olsa Sohbet ediniz. İyi-kötü, gergin-ferah her düşünceyi içinizde tutmadan Dost ile paylaşmanız potansiyel huzuru arttırır…

Dedikodu malzemesi olma veya ileride yüzüne vurulma endişesi toplumumuzda sıkıntıyı içte tutmayı getirmiştir. Bu da hastalıklara alan açar.

Yazmak; başlı başına terapidir. Günlük tutanların, Hatırat yazanların yazmayanlara nispetle daha dingin oldukları istatiksel bir veridir…

Çocukluğunda veya ilk gençliğinde yaşadığı travmayı senelerce içinde tutanın ruhsal dengesi bozulmuşsa ki bozulur, dışarıda sebep aramasın!

Bir de “Düşünsel Sohbet” vardır ki söze, yazıya ihtiyaç duymadan beyinden beyine veri gönderme suretiyle sessizce yapılır. Bilen bilir onu.

“Düşünsel Sohbet”i keşfedenler düşüncelerini; sıkıntı- sevinçlerini, soru- danışma konularını üst idrak saydığı bir beyne sözsüz yollarlar.

“Düşünsel Sohbet”i keşfeden telefon, e-mail ihtiyacı duymaksızın veri gönderir, veri alır. Karşılığını alamadığı soru, müzakere edemediği fikir hiç kalmaz!

Birisi şöyle dua eder: “Allah’ım bana gereken ilmi filanın yazı- sohbetlerinden her gün yolla!” Netice mi? Gün be gün eğitilmiş senelerce…

Beynin “Düşünsel Sohbet” işlevini farkında olmaksızın kullanan şöyle der: “Aklıma ne takılsa, nerede bunalsam, ertesi gün o yazıyor!”

“Soru sordum cevap vermedi” diye gerilenler bir yanda, “Sormama gerek kalmıyor, ne lazımsa alıyorum zaten” diyenler diğer yanda. Hay Allah’ım Hay!

“Düşünsel Sohbet”in sıradan bir beyin işlevi olduğunu bilmeyen bazen kendine bazen karşıya keramet yükler de egoya pay çıkarır. Alakası yok!

Sohbet et dostum, mutlaka sohbet et. İster günlüğünle, ister yüz yüze, ister kalp kalbe. Mutlaka sohbet et. En külfetsizi de Düşünsel Sohbet.

Bu konuyu Ehlinin sözüyle taçlandırıp noktalayalım: “Düşüncelerinizi dilinizle değil, beyninizle ulaştırmaya çalışın!..” {@AhmedHulusi}