Değiniler- 57

Değiniler- 57

SORULMASI GEREKEN ESAS SORU

Hainlerin ceza, hıyanet ihtimali olanların etkisizleştirilmesi süreciyle birlikte ciddi sorgulamamız gereken asıl soru arada kaynamamalıdır.

Bunca okumuş, kariyer yapmış beyin, bu kadar tüccar-sanayici nasıl kandırılabilmiştir? Okumuşları, Tüccarları uyanmış kesimler bilmez miydik?

Medet ummak için cepte banknot, tırnak- saç kırığı taşımak; terli gömleği ödül diye saklamak sadece hipnoz, haşhaş, esrarla mı açıklanmalı?!

“Nasıl kandırıldık?” tan daha mühimi “Nasıl kandık?” tır. Bu sadece dinin değil tüm kurumsal- zihinsel yapımızın tetkikini gerektirir.

Ortadoğu- Doğu halkları, algı operasyonları ve ajanlıkla gayet kolay kandırılabilirken Batı, Kuzey ve Amerika halkları niçin kanmamaktadır?

Batılı; bilgi ve danışmanlık desteği alacağı kişiye insanüstü anlam yükleme ihtiyacı duymazken biz niye yol gösterenlerde keramet ararız?!

Bilgi vereni, kurs vereni, yardım edeni, yol göstereni sadece sıradan insan saysak ne eksilir? İrtibata geçtiklerimizi uçurma eğilimi niye?

Çocuğun hocasını anlatırken bile “İnan, yok böylesi, o başka” moduna gireriz. Spor,Kurs hocası, her neyse hoca işte demek niye gelmez işimize?!

Çarşıda yemek yemiş, çay içmiş. Bir anlatır ki; onun gittiği lokantadan başkasına gitmek salaklıktır. (?) Bu ne ya? Bu nasıl bir hastalık?!Twit atıyorum, mesaj yazıyor “Siz başkasınız, aklımdan ne geçse cevaplıyorsunuz!” Al sana hazır tapınma adayı! Çok şükür ki Firavun değilim.

Sıradan beyin işlevine bile “Bir başkalık” yükleyen, bu sayede muhatabını Tanrı kendini de en iyi Kul ilan etmeye hazır ego, kandırılmaz mı?

Tatmin olmamış Ego, arınmamış Bilinç, muhataba anlam yükleme görüntüsü altında kendini yüceltir! Kanma-Kandırmanın altında yatan işte budur!

ÇARPICI SÖZLER

“Nefsi, dinin elinde kar gibi erimeyen kişinin dini; nefsinin elinde kar gibi erir!” {Sufi sözü}

“Âdem’i daima İblis kurtarır” (!?) bunu unutma! Anlamaya çalışma bunu, şimdi anlayabileceğin söz değil belki yaşadıkça şahit olacağın sırdır bu! {A. Sükûtî}

KÖTÜ ENERJİ VORTEKSİ,  İYİ ENERJİYLE DENGELENİR

İlk etapta 38 bin, aşamalı olarak 95.000 mahkûmun tahliyesi, aile ve yakınlarıyla birlikte yaklaşık 300 bin kişide iyimserlik- coşku oluşturacaktır. Bu çok iyi bir enerji yayınıdır…

Beyinlere hâkim enerjileri dönüştürmede zıt enerjileri devreye almak önemli işlevdir. Bir aydır gergindik. İyimserlik yayını iyi gelecektir.

Siyasiler, girişimciler, akademisyenler arasında oluşan tolerans; geçmişe sünger çekme tavrı da olumlu bir yayındır. Devamı iyi olacaktır.

Makamlarına gidip Sn @dbdevletbahceli ve Sn @kilicdarogluk dan özür dileyen Sn. @OsmanGokcek_ i tebrik ederim. Örnek davranışlar sürmelidir.

Sn.CB mız @RT_Erdogan ın “Artık 15 Temmuz öncesi gibi davranamayız. Hiçbirimiz davranamayız.” sözü çok güçlü enerji değişim kodlamasıdır…

15 Temmuzdan aldığımız dersle oluşan “Yenikapı Ruhu”na sahip çıkmak hepimizin görevidir. Dünya 3 gün, küsmeye de sövmeye de değmez!

ÖLÜM TEFEKKÜRÜ enerji- inanç disiplinlerinde önemli yer işgal eder. Hele düşün şu an öldün, birilerine hırs dolu kalple gittin. İyi mi olur?

Birine hırs yaptın; kızdın, eleştirdin, kırıldın. Şimdi haber aldın ki ölmüş. Oh olsun mu dersin yoksa içinde bir şeyler mi titrer? Öyleyse?

“Ben aldanmadım üstelik seni uyarmıştım” sözleriyle ‘egosal riya’ tutumu da bırakılmalıdır artık. Olan olmuştur. Yarını birlikte kurmalıyız.

Belli kesim-kişilerin değil hepimizin ihmal, gaflet, basiretsizlik hatası var yaşananda. “Ötekini Yargılama” değil “Bizce Sorgulama” vaktidir!

Hırs, kin, kırıklık, ötelemeden arınmış tek bir beyin; bunlardan arınmamış binlerce beyni dönüştürme kudretine sahiptir. Dua et, yay enerjini.

Sırtta çuval, bacaklarda ağırlıklarla koşulur mu? Ayrı- gayrı adına varsa at zihninden. O zaman gör sen enerjiyi, gör sen kabul olmuş duayı!

Sevdiklerini yaşamana sevmediklerinin; istediklerine ermene istemediklerinin engel olduğunu, bu engeli yine kendinin koyduğunu fark ettin mi?

Namazda secde kolay. Uzun uzun kalabilir alnın yerde. Zihnin, benliğin ötekileştirdiğinin fikrine, haline, tutumuna secde edebiliyor mu?!

Zalime karşı duran Hz. Hüseyin hoşuna gidiyor! Hilafeti bırakıp gelen Hz. Hasana ne dersin? Sever misin Hasan tavrını? Dedeleri, babaları aynı!

Hırsızlık, yolsuzluk dendi mi ön safta muhalifsin. “Hüseynî Duruş” diyorsun buna. Kendine sor; Hüseyni Duruşu seven “Egon” mu “İmanın” mı?!

Hz. Hüseyin’i öven Resulullah (sav) Hz. Hasanı övmedi mi? “Benim bu torunum kan akmasını önleyecek” hadisini hiç mi okumadın? Egon görmedi mi?

Hatırına gelen düşünceyi, niyete aldığın davranışı önce iman, vicdan, insaf ölçüsüne vurmayı ilke edinirsen az pişman olur, az yanarsın…

Aklının karıştığı,bu yüzden net duruş belirleyemediğin konuda ilmine güvendiğin üst bilincin duruşuna katılman -içine sinmese de- lehinedir.

Toplumsal Krizlerde üst bilincin duruşunu kavrayamayan, itirazla dosya yakar! Üst bilinci sükûnetle izlemek sağlıklı, faydalı bir seçim olur.

ŞAŞIRMAKTAN DA HAYRET ETMEKTEN DE GEÇ!

İnsanları tanıdıkça şaşırmamayı öğrendim. Öyle ki, en iyi bilinenden en kötü; en kötü bilinenden en iyinin çıkmasına hiç şaşırmıyorum.

Zihin Çetelemde kredisi yüksek olan da var düşük olan da. Ne ki hayat bana şaşırmamayı öğrettiğinden çetelemin alt üst olmasına da şaşırmam!

“Bana nasıl yapar?” veya “Niçin yanımda yer almaz?” diye şaşıracağın kimse kalmadıysa, Özgürsün demektir. Özgürlük; devasa bir yalnızlıktır!

“Zorda kalırsam elimden tutar” ümidi veya “Zayıflık gösterirsem kuyumu kazar” kaygısı duymayacak derecede Birey oluşunu fark edene ne mutlu!

Yaptığın koşu; birilerinden kaçmak veya birilerine yetişmekten uzaksa; hiç şüphen olmasın ömür maratonunun biricik, eşsiz galibi sensin!

Genele açıklama yapanlar belli güzergâhı gösterir ısrarla. Yolun kestirmesi, yan çıkışı yok mu? Olmaz mı? Lastiğin, motorun sağlamsa korkma!

“Düşersem kaldırır” veya “Yürürsem benimle gelir” güveni veren dost olması iyidir. Bil ki güven duymaktan da arınmadıkça Özgür olamazsın!

“İnsan, eşrefi mahlûkattır” a imanın her an tam olsun. Ancak “İnsanoğlu çiğ süt emmiştir” ata sözünü de yabana atmazsan korunur, yanmazsın!

En büyük suiistimaller en çok güven olan ortamlarda yaşanır. Dost, akraba, yakın, arkadaş da olsa güven parametresini iyi ayarlamak lazım…

Sistemde ne hayret edilecek harikuladelik var ne de şaşırıp dövünülecek pespayelik! Her şey yörüngesinde, programınca,yerli yerince akmakta!

Sevdiğini ölçülü sev,ola ki bir gün düşmanın olur. Buğzettiğine ölçülü buğzet,ola ki bir gün dostun olur. {HADİS} Bunu uygulayan güvendedir!

Beklemediklerimiz sebebiyle sitemimiz; beklediklerimiz sebebiyle güvenimiz insanlara yoğunlaşıyor ise hiç birimiz “İman Ettik” diyebilir miyiz!?

Şaşırarak üzüleceğin, Hayret ederek sevineceğin durumlar kaydından çıkmışsan; Kıblen her an Rabbine doğru ise Özgürsün Dostum. Ne mutlu sana!

ÖNEMLİ VE ÖZEL OLMA ARZUSU

İnsan, geçmişini çözümleyene ve geleceğini öngörene yöneldiğinin binde biri kadar AN’ı fark ettirene yönelse, hem korunur hem de yanmazdı!

AN’ı fark ettirenin karşılıksız paylaşımı-mihnetsiz önerisini bırakır; geçmişin kuyusu-geleceğin duyumuna tomarla para döker zavallı insan!

Kolay sömürü altında “Kendini Önemli Hissetme Arzusu” yatar. Karşılıksız, hata gösterene değil, ücretle önemli hissettirene yöneliş bundandır.

‘İnsan Avcıları’nın ele geçirme yollarından en revaçta olanı; size kendinizi “Çok Önemli, Değerli, Büyük Bir Misyonun Adayı” göstermeleridir!

Ehlullah nazik-kibardır; muhataba yerince davranır. Allah Ehlinde muhatabını uçurma, övme, önemli-bulunmaz hissettirme eğilimi hiç görülmez!

- İleride ben de kanar mıyım?

- Hatanı, egonu gösterenle mi ilgilisin benlik cilalayanla mı?

- .?!.

- Kanıp kanmayacağın bu tercihine bağlı.

“Altın Nesil”in öncüsü olacaklardı, şimdi yüzlerini örtüyor, başlarını eğiyorlar. “Kalbin Zümrüt Tepelerinde” gezeceklerdi, kodese tıkıldılar. Aldandılar.

Hayali hedef “Altın Nesil”; hayali paye “Işık Süvarisi”. Hayali Misyon Yüklemelere nasıl da aldanır insan? Sonuç; Hain Nesil, Alçak Düşman!

Ayaklarını yere bastıranı, benliğini göğe uçurana; yanlışlarını göstereni, doğrularını övene tercih edebiliyorsan tedirgin olma, aldanmazsın!

“Allah Ehli” ile “Şeytan Esiri” farkı mı? Allah Ehli; kimlik, paye ve misyonlardan soyar! Şeytan Esiri; kimlik, misyon yükler, nişanlar takar!

“KASABALAR KASAPTIR”- “BOĞULACAKSAN BÜYÜK DENİZDE BOĞUL”

Beyinler arasındaki veri alış veriş ağları; telefon, elektrik ve hatta internet network ağlarından çok daha yoğun, güçlü ve yaygındır…

“Nerede olursa olsun beynimi korur, istediğim veriyi tek başına değerlendiririm” demek; “Şebeke kullanmadan telefon ederim” demek kadar saçmadır…

Tarih boyunca büyük mucitler, toplumlara yön veren liderler, bilim insanları hatta Resul-Nebilerin, Büyükşehirlerden çıkması ne düşündürür?!

Büyük Mütefekkir Nuri Pakdil, bir kasabaya öğretmen tayin olan talebesine şöyle der: “Kasabalar Kasaptır! Mutlaka Büyük şehirlere kendini atmaya bak!” Niye ki?!

Beynin nelerle meşgul olduğu önemlidir. Ondan daha önemli olansa beynin, hangi tür, hangi kalitede beyinlerle etkileşim içinde olduğudur!

Aydın, Girişimci, Atılgan, Evrensel, Araştıran, Sorgulayan Beyinler büyük şehirlerde! Emekli olup köye dönmeyi mi düşünüyorsun? İntihar!

“Nasılsa internet var, bilgiye her yerden ulaşılır” diye kandırma kendini. Güçlü, renkli beyinlerin network ağına sadece büyükşehirlerden bağlanılıyor.

“Boğulacaksan büyük denizde boğul” atasözü hangi gerçeği vurguluyor şimdi anladın mı? Nasıl da keşfetmiş ve OKUmuş büyükler değil mi?!

15 milyon beynin; üstelik en seçkin beyinlerin İstanbul’unda yaşamakla 5-10 binlik kasabada, 50-100 binlik şehirde yaşamak hiç bir olur mu?!

Söylemiştim, tekrarlıyorum: “Ölmeden önce İstanbul’da yaşamak” duan olsun! Allah Rasülü (sav) çağında Medine ne ise bu çağda İstanbul odur!

“İT İZİ KURT İZİNE KARIŞTI” MI ACABA?

Tarafını, duruşunu netleştiremeyenlerin dillendirdiği gerekçe “İt izi kurt izine karıştı” atasözündeki görüntüdür. Gerçekte durum öyle midir?

Tarafsız kalmak; çoğu kişinin nefsine erdemli hareket gibi görünse de hakikatte şeytan ve askerlerinin insanı ele geçirdiği açık kapıdır.

Taraf belirleyemeyeni etkilemede kullanılan en güçlü yöntem; sorumluların hatalarını servis etmektir. “Tedbir almadılar, böyle oldu” söylemi.

Aslında hiçbir fitnede, hiçbir kaosta it izi kurt izine karışmaz! Karışan; duygusal, takıntılı, sebeplerle olayı değerlendirenin zihnidir!

Savaşta devlet adamı eleştirilmez, geçmiş hatalar dillendirilmez! Bunu öngörecek basiretten uzaksan iti izi kurt izine karışır, zihninde!..

Sebep olayı doğurmaz; doğması takdir edilen olay sebeple açığa çıkar! Buna imanın tamsa, sebebe dayalı suçlamalar fitnesine kanmaman gerekir.

Şu an savaşta hem de çok büyük bir savaşta olduğumuzu fark eden bilincin duracağı yer; Cumhurbaşkanı-Hükümetin temsil ettiği Milli Cephedir.

İktidar-İcraat eleştirisi yapılacak dönem değildir şu an! Bunu gündeme taşıyanlar maksatlıdır. Kanan, oyuna gelen düşman ekmeğine yağ sürer!

“Yenikapı Ruhu” korunmalıdır. Oraya katılan parti- kişiler o ruha aykırı siyasi eleştirilere başlamışsa safımız Hükümetin, Cumhurbaşkanının tarafıdır.

Dünkü kırgınlıkları, belirgin hataları, siyasi yanlışları zihnin sürekli şimdiyle kıyaslar durursa korkarım ki düşman değirmenine su taşırsın.

Adı, kisvesi, unsurları ne olursa olsun tarih boyunca yaşanan tüm savaşlar; Hak- Batıl Savaşıdır. Şimdi de öyle! Hak; Vatanperver safıdır…

Türkiye’yi işgal girişimi B planı; iç kaosu denemektedir. Siyasi, etnik, mezhebî farklar “Vatan Sevgisi”nde eritilirse bu da tutmayacaktır.

Söz konusu olan Vatansa; saflar arası gri bölge yoktur! Her şey siyahla beyaz kadar nettir. Dedikodu gündemine mi, İmanımıza mı odaklıyız?!

Dün Yunan uçakları Kuvayı Milliye aleyhine bildiri atıyordu. Bugün şer cephe sos.medyada algı operasyonu yapıyor. Allah basiret vere hepimize!

UYARI-YORUM

Uyarıyorum! Başta iktidar partisi olmak üzere TBMMdeki partiler; Mv, Bld.Bşk, İl-ilçe yönetimlerinde FETÖ temizliğinde geç kalmaktalar!..

Millet, vatan sevgisi adına partilere opsiyon verdi. Aradan geçen 36 güne rağmen Milletvekili ve Bld Bşk ihracı görmedik. Tertemizler mi?

Memur, Bürokrat, Esnaf, Sanayici içeri tıkmak kolay. Parti MKYKları, TBMM, Bld.Bşk.lıkları, Parti Teşkilatları? İhraç göremeyecek miyiz?

Sade vatandaş tank önünde şehit ve gazi olurken ihale kovalayan siyasinin “Kandırıldık”  pişkinliği maşeri vicdana dokunmaktadır!

Vatandaş, ihanet eden akrabasını silerken; devlet “Yakınınız olsa da ihbar edin” derken kamuoyunun bildiklerine dokunmamanız bu Hak mıdır?

Askeri Okulu %90 ı ele geçirildiği için kapatırken partiniz üyelerinden %1 i bile henüz takibata uğramamışsa, bunu kimseye anlatamazsınız!

Millet kredi açtı. Kredi tükenmeden partiler arınmalıdır! Yoksa kul da Allah da razı olmaz!

ALLAH KORKUSU

İman etmiş insan için sakınılacak, korkulacak bütün tehlikelerin üstündeki yegâne koruyucu kuvve; “Allah Korkusu”dur. Müminin zırhıdır bu…

Estirilen terör havasına paralel olarak çeşitli korkular pompalanmakta. Mü’min için Can; vakti gelince teslim edilecek emanetten ibarettir.

Allah Korkusu, Türkçeye geçtiği şekliyle korku değil bir Sığınma- Korunma kuvvesidir. Bunu kuşanan için diğer korkular vız gelir tırıs gider!

Oluşturulmaya çalışılan panik- endişe havasından yegâne amaç; Allah Korkumuzu, egosal korkulara kurban ettirmektir. İşte bunu YAPMAYACAĞIZ!

Can Korkusuna dayalı endişe ve panik hali; her gün, her an ölmek demektir. Mümin için ölüm bir kezdir. Allah Korkusu taşıyan; her gün ölmez!

Allah Korkusunu hakkıyla yaşayan en yüksek bilinç bak ne diyor: ECELİM; ÖMRÜMÜN KEFİLİDİR! {Hz. Ali kv}

“Ölümden Öte Köy Yok” diyen bir millet; 15 Temmuz gecesi bunu canlı canlı dünyaya göstermiştir. 3-5 çapulcuya bırakılacak vatan yok bizde!

Günlük hayatınızı İmanınızdan ve Vatan Aşkınızdan aldığınız güçle normal seyrinde yaşayınız! Panik havasına sakın kendinizi kaptırmayınız!

Millet; Yenikapı Ruhuyla tek saf olmuştur. Farkında mısınız FETÖ, PKK, IŞİD, DHKPC de tek saf şu an! Düşman safı netleşmişse; Zafer İmanındır!

Allah Resulü (as) Bedirde “BU SON ORDUSU İSLAMIN” diye dua etti. Biz de diyoruz ki “TÜRKİYE; MAZLUMLARIN, İNSANLIĞIN SON KALESİDİR YA RAB!.”

Silahlı kuvvetin “Silahsız Kudret”e yenildiği gün;15 Temmuz. Normalde buna imkân var mı? Akıl alır mı? Yürüyün emri Evliyaullahtansa alır!

“Vatan Sevgisi imandandır” etrafında birleşenin Kardeşliği “Hainlik kanımızda var” diyenin Kalleşliğini yenecektir! Zerre şüpheniz olmasın!

“İNSANÜSTÜ KİŞİLİK” TAKINTIMIZ

İnsanoğlu, beşer içinde “İnsanüstü (!) Kişilikler” olduğu düşüncesi- hayali taşıdığı sürece sömürücüler de sömürülenler de tükenmeyecektir!

Doğu Toplumlarında “Büyüğe saygı” üst iradeye boyun eğme; “Küçüğe sevgi” alt iradeye hükmetme olarak anlaşılmıştır. Sapma; köklerimizdedir!

Kadın, mescidde ayağa kalkar, çatır çatır Hz. Ömer’e itiraz eder. Sen, bir tasavvuf sohbetine katıl da konuşana itiraz et bakalım ne oluyor?!

NE EKTİK, NE BİÇTİK?

Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.{ATATÜRK} Bu ideale din anlatanlar uymadı, laiklik anlatanlar uydu mu?!

Yer üstünde kendine alan bulamayanın yer altına girmesinden tabii ne olabilir? Tanzimatla başlayan “İlerici- Gerici” söylemi sürmeli miydi?

“Özgür Birey” yerine resmi ideoloji robotu yetiştirmeye kalkarsanız,birilerinin aksi yönde başka robotlar yetiştirmesine fırsat verirsiniz!

Törenlerde Yunus, Mevlana,Hacı Bektaş demeyi pek sever politikacılarımız. Ne yazık ki bu zatların felsefesi eğitimimize hala yansımış değil.

Tekke-Zaviyeleri kapattınız. Haklıydınız o dönem. Modernize edip boşluğu dolduran müessese açtınız mı? Hayır. Aaaa boşluğa Sızmışlaaarrr!..

Allah Sisteminde boşluğa yer yok. Boşalan; dolar. Doldurmazsanız sızar, kazar, yığar doldururlar. Suçlu kişiler mi, düzen mi, zihniyet mi?!

Cumhuriyetimiz ve Biz (29 Ekim 1923- 15 Temmuz 2016) başlıklı büyük bir Çalıştay düzenleyip her şeyi sorgulamalıyız. Ne ektik, ne biçtik?!

KRİZ DÖNEMİ HALLERİ

Kriz dönemi; Münafıklığın, Küfrün ve İmanın hiç beklenmeyen yüzlerden, şaşırtıcı hallerle yansıdığı dönemdir. Düne kıyas, akıl karıştırır…

Pişman olup tövbe edenle takiyyeci kurnazı ayırt etme zorluğu; kriz dönemi açmazlarındandır. Adaletin hassas terazisi çok iyi ayarlanmalıdır.

Resmi işlem kaydı olmayan örgüt elemanı serbestken, oğlunu dersaneye yollayanı kızına o bankadan havale yapanı işten atarsan? Vicdan? İnsaf?

“Kurunun arasında yaşın da yanması” kaçınılması güç bir gerçek. “Yananın âhının yakanı iflah etmeyişi” de tarihi bir gerçek. İlla Adalet!

Kamuoyunun ikircikli, güvenilmez bulduğunu sırf siyasi dengeler adına işbaşında tutan; sandıkta tokat yemeye razı olmuştur. Seçmen unutmaz!

İŞ YERİNDE PSİKOLOJİK İŞKENCE; MOBBİNG

İş yaşamında sık yaşanan sorunlardan biri de personele “Mobbing” (iş yerinde psikolojik baskı) olayıdır. Kriz dönemlerinde Mobbing artar!..

“Yıldırma Taktiği” olarak da bilinen Mobbing; gözden çıkarılana amiri,kaliteli çalışana iş arkadaşları eliyle çeşitli şekillerde uygulanır.

Çekememezlik- ve Dedikodunun denizde kum gibi olduğu iş hayatında, verimsiz de olsa alışılmış düzene kalite katma gayreti bile baskı sebebidir.

İşini düzgün yapmak bazı düzenlerde, düzene çomak sokma olarak algılanır, Mobbinge kapı açar. Her sistem, onu değiştirme çabasına tepki verir.

Personele Mobbing uygulamanın bir yolu da devletin terör tanımı içinde olmadığı halde öyleymiş algısı oluşturmaktır. Şimdilerde revaçtadır.

Tek başına bir iş ortamını değiştirme çabası; taarruzları çekmeye razı olmaktır. Çalışan; sadece yetki ve sorumluluk sahasından mes’uldür.

Çalışma ortamındaki her şeyden kendini sorumlu hissetme DUYGUsu çoğu kişinin üstüne yıldırım çekme sebebidir. Sorumluluk; Yetki kadardır!

Amiri olmadığı ortamda her şeyden kendini -hak ve adalet adına- sorumlu hissetmek; çoğuna insanca görünür. Aslında bu bir Şeytan Kancasıdır!

“Attığın taş, ürküttüğün kurbağaya değmeli” atasözü yetkin, gücün, sorumluluğun ölçüsünde mücadele et anlamınadır. Duygularına kapılan yanar!

İş yerinde Mobbinge maruz kalana, mücadele yanında hicret de bir yoldur. Kaçış değildir. Yetki- Sorumluluk Dengesi akıllıca değerlendirilmelidir…

Mobbing; iş yerinde psikolojik baskı TCK’da AĞIZ CEZA suçudur. Buna maruz kalan vakit geçirmeden hakkını aramalıdır. http://www.radikal.com.tr/turkiye/mobbing-agir-cezalik-12-yil-ceza-istendi-1037748/

“Dua; Müminin Silahıdır” en sessiz, en etkin yoldur. Mobbing yaşayan bu dualara devam ederse fayda görür biiznillah.

14054919_1073366806052529_3875714903487408337_n

ŞEHİDE HAKKIMIZI HELAL ETMEK Mİ?!

Şehit Cenazesinde İmam cemaate soruyor: “Şehidimize hakkınızı helal eder misiniz?” Bu soru hakkında ne düşünürsünüz?

Bayrağa sarılarak önümüze gelen Şehit için cemaate “Hakkınızı helal eder misiniz?” sorusundan daha büyük ukalalık- edepsizlik olmasa gerek!

Din, Vatan, Millet için yapılacak en büyük fedakârlığı yapan Şehit üzerinde hak iddia etmek, öyle mi? Bu nasıl bir ukalalık ve aymazlıktır?

Şehidin Resul-Nebilere komşu makamından; Şefaat hakkından bahsedeceksin, sonra dönüp “Haklarınızı helal eder misiniz?” diyeceksin! Tuhaf!

Şehitlerin cenaze namazını kıldıranlar “Hakkınızı şehide helal eder misiniz?” sorusu yerine “İnşallah o bize hakkını helal eder, Şehitlik nasibimiz olsun” duasında bulunmalıdırlar.

ŞERİATSIZ HAKİKAT, HAKİKATSİZ ŞERİAT MI?

Dinin bedene dönük önerileri (ibadet uygulamaları) İnsanî Şuuru egosal girdaplardan korumak içindir. Hiç bir şekilde hafife alınmamalıdır!

Bir ev için temel; bir ağaç için kök; bir çadır için direk ne ise Şeriat adıyla anılan bedence uyulası, uygulanası kurallar kişi için odur.

Biraz Hakikat kokusu alanın Şer’i kuralları hafife alması, onları aştığını sanması “Sağdan Gelen Şeytan” pençesine düşmekten başka nedir ki?

Ağaç dal yayınca kökleri, bina çatıyla kaplanınca temelleri söküyor musun? Hakikate erme zannıyla Şer’i tekliflere burun kıvırma ne o zaman?

Şeriatsız Hakikat topal; Hakikatsiz Şeriat kördür. Basiretle görmek, Denge içinde yürümektir Kulluk. İstikbal; istikrarlı olanlarındır…

MEHDİ İNANCI İMANIN ŞARTI MI?

İmanın ve İslam’ın şartları arasında Mehdiye İnanmak yoktur! Bilgidir, iman şartı değildir! Kimse tasavvuf adına işin suyunu çıkarmasın!

Rehber edindiği zata edep gösterisi adına Resulullahın Hakikati- Dinin Ruhuyla oynamak kimseye bişey kazandırmaz! Biz yalakalık der geçeriz!

Önce Mürşid edebi, sonra Mehdi yüklemesi, sonra Resul mevkiine çıkarma sonra.. Allaha kadar gider bu abartı! Sonu mu? Devasa bir Hüsran!

Mehdi, Rasül,Rab sandılar. Katil oldular. Kodese tıkıldılar; malları, birikimleri, amelleri boşa gitti! Hadi kurtarsın Mehdileri! Aldanmayın!

Din adına uçanlar aklını mı karıştırdı? Hemen atadan öğrendiğin ibadetlere sarıl, korunursun! Uçanla uçuruma gitmektense seccade emniyettir!

Tasavvufi Hakikat ne kadar ufkumu açmışsa; Emperyalist Batının tasavvufa desteği de bir o kadar midemi bulandırmıştır! Yolunuza dikkat edin!

Mürşit uçmaz mürit uçurur, sözüyle mürşidi aklar bazısı. İşin hakikati mi? “Mürşit, istemem yan cebime koy” tavrında olmasa kimse uçuramaz!

Seni çok sevdiğini söyleyenlerden hangisi seninle mezara girer? Hiçbiri mi? O halde akıllı ol; ne birine kuyruk, ne de birilerine baş ol!

Gerçek manada kurtulmak nedir? Kurtarıcılardan kurtulmuş olmaktır!

BEYNİN “AKLİLEŞTİRME” ALDATMACASI

Beynin etkin bir fonksiyonu da “Aklîleştirme”dir. Her beyin kendi düşünce- eylemini aklî- mantıkî bir zemine oturtmak ister ve bunu başarır.

Katilin, hırsızın, zalimin, hak yiyenin, hainin kısacası her yanlış yapanın beyni, eylemini aklî bir zemine oturtur. Oturtamasa zaten yapamaz.

Beyin niçin yanlışı doğru gibi algılamadan yapamaz? Beynin hakikati; işlevi esma açığa çıkışıdır. Esma Allaha aittir. Allah nasıl yanlışı sevmez ise beyin de sevmez gerçekte. Bu nedenle yanlışı işlemeden önce –güya- doğrultma oyunu ile kendini ikna etmek ister.

Akıl, mantık ve bireysel yaklaşımla en adi fiile bile haklı açıklama yapılabilir. Haklı açıklama Hakka uygunluk mudur peki? İşte ince nokta!

Yanlışı işlemeyi kafaya koyup ona gerekçe arayan beyin ile yanlışa hiç yaklaşmamaya iman eden beynin farkı “Takva” kavramında düğümlüdür.

Yanan, acı çeken, pişman olan; beyninin Aklîleştirme fonksiyonuna gönüllü kurban olandır. Onu buna iten eksik bilgiden çok eksik arınmadır.

Arınmamış benlik, yüklendiği ilmi; hakikat ilmi de olsa yanlışı aklileştirmede kullanır. “İlimden sonra sapıklık ne kötüdür” der Kur’an buna.

“Ben Allahtan korkarım” demenin hakikati; “Ben Îmanıma aykırı olana nefsî, ilmî, duygusal, aklî, mantıkî kılıf bulmaya çalışmam!” demektir.

Takva; dinen yasaklanmasa da “Harama Yaklaştıran”ı kendine yasak bilmek; dinen emredilmese de “Helale Yaklaştıran”ı kendine emir saymaktır.

“Menfaat” ve “Şehvet” din önerileri çerçevesinde frenlenemezse beynin yanlışı Aklileştirmesine kapı açılır. Özellikle bu ikisi çok mühim…

Kim, nerede, ne adına sapmışsa dikkatle incelendiğinde altından Menfaat veya Şehvet çıkar. Şekil A; Fetö. Şekil B; siyasi ve dini mahfiller.

Bir oluşum; grup, kulüp kendi arasında konuştuğu- yaşadığının toplum geneli tarafından bilinmesini istemiyorsa muhtemelen orada bir bit yeniği vardır.

“Allah için gizli de açık da birdir”e iman eden utanılası, korkulası gizli hal biriktirmez! Bunun yaşamı hazmıyla kolaylaşsın hepimize (ÂMİN)