Değiniler- 58

Değiniler- 58

TUTARLILIK

İnsanların söylem- eylemlerinde tutarlılık ararsan en bilgilisi bile sana saç-baş yoldurur! İyisi mi sadece kendi tutarlılığınla ilgili ol.

Açıkladığı inançlarla söylem- eylem bütünlüğü içinde olmak pek az kişiye nasiptir. Görüşüyle duruşu tutarlı kişilerden dost bulana ne mutlu!

İnancına ters söylem-eyleme girmek egoya ağır geleceğinden arınmamış bilinç “Çevir kazı yanmasın” modeli geliştirip ağırlığı üstünden atar.

Egonun tutarsızlığını örtme ve hatta tutarlı göstermede kullanmayacağı araç yoktur. Cahil bunu “Duygusala Bağlama” ile yapar. Arabesk model.

Âlim, tutarsızlığını hikmet, sebepler ve şartlar üzerinden açıklar. Çok gayret etmiştir ama takdir öyle gerektirmiştir… Felsefi model…

Söylem-eylem tutarsızlığını örtmede dişi egonun araçları basit ama güçlüdür. İki damla gözyaşı, birkaç içli söz yeter. Hüzün Kraliçesi modeli.

Tutarsızlığı örtmede kuşkusuz en maharetli olan, “kutsal”ı acımasızca kullanan Din- Tasavvuf Bilgisi ile Felsefesine hâkim olanlardır…

Din Âliminde tutarsızlık gördün! Açıklaması hazırdır. İslam Tarihi ne güne duruyor? Peygamber farklı yerlerde farklı metot kullanmadı mı?!

Tasavvuf erbabında tutarsızlık mı gördün? Şirk bakışı seninki (!) Hak gör, her şey hak (!) Tutarsız gördüğün aslında yok (!) Sen de yoksun! Ohhh misss!

Siyasetçi tutarsızlığı nasıl mı? Onlarda hiç tutarsızlık görülmez dostum. Senin tutarsız gördüklerin konjonktür ve denge adına yapılandır…

Mürşit denen biri toplantıya gecikmeyi adet edinmişti. Müride ne ayak bu gecikmeler, dedim. “Bize sabrı öğretiyor” demez mi? Hadi ordan dedim. Açık bir saçmalığa hikmet yamayacak kadar saf değilim.

Ölçü; Allah ve Resulüdür. Kim tutarsızlığını örtmek için ilim-din üstünden okur, birinin hatasında hikmet arama telkin ederse kapıyı göster!

Dış dünyada ve başkalarında tutarlılık arama dostum. Onu kendinde inşa edebiliyor musun? Bütün mesele bu! Ötesi boş! Hepimize kolaylaşsın…

Ödenen bedelin bir faydası Dini (!) aldatma usulleri- aldanma tuzaklarının açığa çıkışıdır. Çobana sürü, sürüye çoban bulmak zorlaşacaktır.

Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz {Hadis} Aklınız erdiği andan ecel gelene kadar “Öğrenci” olduğunuzu unutmayın, diye de anlayabilirsin.

Beşikten mezara öğrencilik hadisi mühim. Neden mi? Sapma; birinin öğrenci oluşunu unutup Öğretici-Yetiştirici olmaya soyunmasıyla başlıyor!

Öğreticiliğe soyundun mu öğrenciden bol ne var? Tak peşine gezdir. Alkış bol,hürmet bol,yıkama yağlama o biçim; ego tanrılaşmasın da napsın?

Hatasını hüner kabul eden, ilmi tutarsızlığına perde edinen Usta Öğreticiliktense ebedi Vasıfsız Öğrencilik yeğdir. Sıradanlık; emniyettir!

BEDEN VE BEDENSELLİĞİ İNKÂR MI?

Olanı, Görüneni, Yaşananı inkâr ederek Hakikate ermek kuru zandan ibarettir. Esas olan; görüneni inkâr değil, hakkını vererek ilerlemektir.

Beden var mı, var. Ona bağlı Bedensellik var mı, var. İkisini inkârla, ikisine de -güya- sırt dönerek bunlardan kurtulmak; ham hayaldir.

İslam Dini; bedeni de ona bağlı bedensel hisleri de inkâr etmemiş, aksine bunların hakkını vermek ve korunmak üzere öneriler getirmiştir.

Bedenî ibadetlerde istikrar önerisi; bırakılmasının hoş görülmemesi de hem bedenin hakkını vermek hem de bedensellikten korunmak içindir.

Ne İslam Dini, ne de onun Özü Tasavvuf; bedeni, cinsiyeti, cinselliği yok saymamıştır. Rahibe-Rahip yaşamı hiç bir zaman önerilmemiştir.

İslam; erkek zihnen rahat etsin diye kadına, kadın zihnen rahat etsin diye erkeğe öneri getirmez. Öneriler, her iki cinsin kendi faydasınadır.

Günaha girmemek ne kadar önemliyse günaha sokmamak da bir o kadar önemlidir. Etkileşim; enerji alış- verişi tek taraflı değil karşılıklıdır.

Yaşadığı; muhatap olduğu çevrenin gelenek, kültür, ahlak, din algısına göre kendi halini, ilişkilerini düzenleyen hem korunur hem rahat eder.

“Gelenek, alışkanlık, şartlanmadan arın” önerisini “Her yerde bildiğinden şaşmadan yaşa!” diye anlarsan korkarım ki rahatsız edilir, üzülürsün!

Muhafazakâr, kapalı toplumlarda ensest ilişkiler; çağdaş, ileri toplumlarda aileyi dinamitleyen sınırsız serbestlik bir İnsanlık problemidir.

İslami Dininin önerileri; beden ve şuurun hakkını vererek dünya ve ahirette yanmamak içindir. Hazmıyla kolaylaşarak yaşamak nasibimiz olsun.

SİZ SEVEMEZSİNİZ, SEVEN SADECE ALLAH’TIR!

“Siz dileyemezsiniz, dileyen sadece Allah’tır” ayetinin her bireyde seyredilecek en açık misali Sevgidir. Seven sen misin gerçekten?!

Nefretin, kırıklığın, uzak durmanın sebepleri, bahaneleri olabilir. Çünkü benliktendir. Sevginin sebebi var mı? Allah sebebe muhtaç mı? Hâşâ!

“Takdirin önüne geçilmez” hükmü var bilirsin. Şu an içinde sevgisi olanı sil bakalım kalbinden! Silebilir misin? Sevgi; Hakkın takdiridir.

Hiç kimse “Niyet ettim filanı sevmeye” diyerek sevemez! Hiç kimse “Niyet ettim onun sevgisini silmeye” diyerek silemez. Hüküm; Allah’ındır!

Uzak tuttuğun kadar yakınım sana bilirsin. Uzak durduğum kadar yakınsın bana bilirim.  İster ukalalık say, ister sevgi beyanı. Böyle işte!

KİMLER GÖNÜLLERE GİRER?

Hz. Muhammed (sav) in önemli bir farkı da her bilinç seviyesinin, her bilgi düzeyinin, her ekonomik sınıfın onun gönlünde yer bulabilmesidir.

Resulullah (sav) den sonra hakikat tebliğcilerinin hemen hepsi belli bilgi, bilinç, ekonomik katmanla kısıtlanmaktan kendini kurtaramamıştır.

Halkın dilini konuşan, halkın gönlünü yansıtanların yüksek bilimsel, felsefi donanıma sahip kişilerden daha çok sevilmesi hayli dikkate değer.

Gönüllere girmenin bilgi, donanım ve unvanla hiç alakası olmadığına tarih şahittir. O başka bir şeydir. Olsa olsa Samimiyet ile açıklanabilir.

Samimiyet Enerjisi, kalpleri etkileyen en yüksek, en etkin yayındır. Ona sahip olan fark gözetmeksizin tüm gönüllerde kendine yer bulabilir.

Resmi ağızla, yele göre yelken açanları tarihe gömen siyaset “3 kuruşa 5 köfte yok” diyeni en tepeye taşımışsa bunun açıklaması Samimiyettir.

Ömrünü hakikate adayan mütefekkir, ölüme yakın “Anladım, bize lazım olan ‘Kocakarı İmanı’ imiş” demişse bu; Samimiyetin değerini itiraftır.

İnsanların, öne çıkana/çıkarılana yakın olma çabalarına rağmen dertlerini ona değil de samimiyet sahibine açmaları hep dikkatimi çekmiştir.

Samimiyetin daha tasavvufi tanımı mı? Ayrımsız, ötelemesiz her esma açığa çıkışını “Kendi” görenin halidir. Onun için herkesçe çok sevilir.

Allah hepimizi Hz. Muhammed (sav)in Samimiyetinden nasiplendirsin! Her kulda, her mahlûkta ayrımsız “Kendi”ni görmek hazmıyla kolaylaşsın. (ÂMİN)

ALLAH BİR KULUNU SEVERSE

Allah bir kulunu severse; alkışlayan, uçuran, her halinde keramet gören değil her fırsatta ona hatalarını gösteren akıllı arkadaşlar verir.

Allah bir kulunu severse, onu birilerine lokomotif olmaktan da birilerinin lokomotifine vagon olmaktan da muhafaza eder. Tek; Teki sever…

Allah bir kulunu severse ona özür dileme, helallik alma ve istiğfarı kolaylaştırarak negatif yüklerin görünmeyen ağırlığından onu kurtarır.

DEĞİŞEN DEĞERLER ve DEĞİŞMEYEN

Dünya; Fanidir. Hiç bir konum, hal, durum kalıcı değildir. Huzur; “Değişmeyen tek şey değişimdir” gerçeğini kabul ederek uyumlanmaktır.

Bağlanmayı, konuşlanmayı, konum seçmeyi sever Beşer. Oysa İnsan olmak; bunların hepsinin ayak bağı ve kilit olduğu farkındalığıyla yaşamaktır.

Dün milyonluk arsa- ev bugün beş para etmez hale gelebilir. Bugün beş para etmeyen, yarın paha biçilmez de olabilir. Ne var ki elimizde?!..

Değerini, çevre- konumundan alanla değeri kendinden olan hiçbir olur mu? Altın, her yerde altındır. Bakırın, demirin değeri ise konuma göre!

Değerini konumundan, makamından, mevkiinden alır Beşer. Konumuna, makamına, mevkiine değer katar İnsan. İkisinin arasındaki fark büyüktür.

“Sular yükselince balıklar karıncaları yer; sular çekilince karıncalar balıkları. Bugünkü üstünlüğüne güvenme. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir… (Kızılderili Atasözü)

Bu sözdeki realiteye iman ederek teslim olan; çevresinde ne olursa olsun huzurunu muhafaza eder. İman; en büyük Kudrettir…

“ARŞIN TİTREMESİ”- “GAYRETULLAHA DOKUNMAK”

“Mağdurun âhı arşı titretir” sözü çok iyi düşünülmeli. Bu, haksızlık edenden başlayarak ilgili herkesin “Beyin frekansı bozulur” demektir…

Mağdur âhının arşı titretmesi; ondan yayılan negatif enerjinin zulmedenin frekansını/ kaderini olumsuz etkilemesidir. Bu da takdir gereğidir.

Sistemde bilmiyordum, göremedim, öyle sandım vb mazerete yer yoktur! Ok yaydan çıktıktan sonra ne yönü değişir ne geri gelir. Aman dikkat!

Birinin kökünü kuruturcasına acilen uyguladığın adalet, iş sana yakın olana gelince yavaşlıyorsa;  korkarım ki bu Gayretullaha dokunur!

Gayretullaha Dokunmak; gayrı görme, ayrı tutma, ötekileştirme uygulamasının Sistemce hoş görülmeyip bedelin çok hızlı ödetileceğini ifade eder.

Resulullahın as savaşta “Güzelce (işkencesiz) öldürün”, Kurbanda “Keskin bıçakla tek hamlede bitirin” önerisi Gayretullaha Dokunmama tedbiridir.

Allah haddi aşanları sevmez, ayeti derinlemesine düşünülürse vicdana dokunanın Gayretullaha dokunacağı anlaşılır. Cezada da had aşılmamalı!

Bir terör grubu memuru işten atılırken diğer terör grubu memurunun sadece görev yeri değişiyorsa korkarım ki bu Gayretullaha Dokunacaktır…

Öfkeye dayalı adalet Zalimlik, Duyguya dayalı adalet Acizlik, Çıkara dayalı adalet Hainliktir. Allah üçünü de sevmez. Denge yaşamımız olsun.

MÜNAFIKLIK

Münafıklık nedir?

- Etsiz yemek yemeyenin Kurban kesilmesine hayvan katliamı demesidir.

- Hükümete sövenin Körfez Köprüsünden güle oynaya geçmesidir.

- Bir ömür dine ve dindarlara küfredenin, cenazesinin camiden kaldırılması ve dindarların omzunda taşınmasıdır.

- Dine küfretmesini örtmek için “Benim babam da hacca gitti, hem dedem de müftü idi” demektir.

KARŞILIKSIZ VERMEK

Karşılıksız Vermek; sadece maddi menfaat temin etmemek mi? Verilen sebebiyle oluşan İtibar, gelişen Hürmet de bir çeşit karşılık değil mi?!

Nice bedel ve ücretle veren gönüller var ki ücretsiz, bedelsiz verenden daha çok farkındadır asıl Verenin asıl Alanın…

Teşekkür, dua alana ait. Peki, bunları dahi beklemeyecek hatta ismimizi bile bilemeyecekleri, bizi yok sayacakları bir verişle verebilir miyiz?

Sizden aldıklarını kendi malı gibi sunanları görseniz? Hele bir de sizin olan hakkında başkasını referans gösterip övseler bozulur muydunuz?

Allah nasıl da veriyor değil mi? Onun verdiklerini kendimize mal ediyoruz da O, ne telif hakkı istiyor, ne tescil, ne patent, ne copyright.

İlk ben buldum, söyledim dediklerimiz ne kadar bizim? 50′de basılan bir kitap geldi geçen. Utandım. Bana özgü sandıklarım 66 yıl önce yazılmış!

Oğlumuz, kızımız kendi programını bize rağmen yaşasa? Hürmet etse ama hep bildiğini okusa bozulur muyduk? Karşılıksız mı annelik babalığımız?!

Kaç usta çırak; kaç hoca talebe için “Bizi geçti” diyebilecek kadar verdiğinden geçmiştir? Var mıdır? Çırak geçmese ilerleme olur muydu?!

Sağlığında şirketi çocuğuna devreden, onursal başkanlık bile istemeyen kaç patron çıkar? Dünya fani, hiç olmazsa ismimiz kalsın arzusu niye?

“Zaten yokuz” diyeni biz de yok saysak! “Gassal elinde ölü gibi olmalı” diyene iğneli laf soksak! Kızar mı? Yokun, Ölünün tepkisi mi olur?!

Allah Resulü (sav) yabancının “Hanginiz Muhammed?” diye soracağı kadar vasıfsız, etiketsiz, kimliksizdi. Yok gibi. Bugünün ilim sahipleri?!

Âlim ilmiyle, zengin malıyla toplumdan ayrılamaz. Tıpkı resulün risaletiyle ayrılmadığı; topluluğa karıştığı gibi. http://www.ihsaneliacik.com/2009/08/12/hanginiz-muhammed/

HERKESTEN FARKLI OLMAK MI?

Ego herkesten “Farklı olma”yı sever. Sahte, sözde önderler de bağlılarına en çok bunu pompalarlar “Siz Farklısınız!”

Hakikat adına aldığın ilim, katıldığın grup, bulunduğun ortam sana Seçilmişlik, Ayrıcalık hissi veriyorsa Şeytanın, Hakikati maske edinmiştir.

Gerçek manada “Seçilmiş” olanlar, insanlar arasında “Silinmiş” olmayı gönüllü tercih etmişlerdir.

Bir yabancı, yanında titreyince “Korkma rahat ol. Ben kral değilim. Ben ancak Kureyş’li kuru et yiyen bir kadının oğluyum” demişti Resulullah (sav).

“Hristiyanların İsa İbn Meryem’i övdükleri gibi beni övmeyin. Ben sadece bir kulum. Siz: Allah’ın kulu ve Rasülü deyin.” (Hadis)

Gerçek Hakikat Rehberi; sana elbiseler giydiren değil, seni büründüğün, sarındığın, kuşandığın tüm elbiselerden soyandır.

Vaktiyle ziyaret ettiğim hakikat ehli zatlar; kısacık sohbette içimde saklı hırs, takıntı ve arzuları yüzüme vurmuştur. Onlara minnettarım…

Bazı ziyaret ettiklerimse beni uçurmuş, yanına almaya çalışmıştı. Fark mı? “Seni kendine katmaya çalışan” ile “Sana seni gösteren” farkı!

“Tencere yuvarlanır, kapağını bulur” atasözü benzer beyinlerin benzerlerine çekilmesinin kaçınılmaz, karşı konmaz mekanizmasını vurgular…

Sistemde zorlama yoktur. Kilidi açmayan anahtarı, yuvaya girmeyen vidayı, tencereye uymayan kapağı zorlamamalı. Her şey dengi dengine…

SEYAHAT VE BİLİNCE KATKILARI

Seyahat edin sıhhat bulun hadisi ve Tebdili mekânda ferahlık vardır atasözü; hareket ve mekânsal değişimin Şuura olumlu katkısını vurgular.

Nereye gidersem gideyim dert benimle gelir diyen karamsar bilinç “Seyahatte sıhhat vardır” hadisindeki müjdeyi reddetmiştir. Bu ne küstahlık?

Mekân enerjisi beyne etkin olmasa Hicrette Medine, Miraçta Kudüs, Hacda Mekke seçilmezdi. Her seyahat beynin yeniden şarj olması demektir…

Bazı dervişân ve ehlullahın “Doğduğu yerde ölmeyi” iyi saymamaları; seyahat, ziyaret ve hicretin Şuura katkısı yönüyle hayli dikkate değer!

Ev taşımak çoğumuza zor gelir. Her yıl ev taşıyan, pratik eşya edinenlerin, daha evrensel, daha yeni, daha özgür düşünüp yaşadığı bir gerçek…

Orman, Deniz, Gökyüzü. Beden üstü hakikat, Bilinç üstü genişlik ve Şuursal enginlik. Gürültü- kaos ötesi sükûnet.  Ve Rabbine secdesi Ademin.

Değerlendirebilen için doğa ile buluşmak; doğasıyla yüzleşme, doğal olanı seyretme, saf hakikatle birleşme ve bütünleşme vaktidir…

AHİRETE İMANININ HAKİKATİ

Ahirete İman; şimdinin bir sonraki an’ı oluşturduğuna, böylece sonsuza doğru tetiklenen mekanizmaların ebedi yaşamı oluşturduğuna imandır…

Ahirete İman; Seriul Hisab,Zul İntikam mekanizmalarını içermeyen hele tetikleme sisteminin hiç bilinmediği bir imansa hayalden öteye gitmez!

İyiliklere ödül, kötülüklere ceza odaklı ahiret inancı tanrıya çıkar. Allah, ne ödül ne ceza derdindedir, O sadece anında karşılık verendir.

Dikkat edilirse çoğunluk öfkesini tanrıya yüklemiş, zayıf kaldığı konuda diş bilemesine Ahiret demiştir. “Immm öte tarafta görürsün sennn!”

“Burada gülmedi, Rabbim öte tarafta güldürsün!” diye niyaz ettiler genç gelinin cenazesinde. Öyle sanıyordu beklentisine ahiret adı verenler.

Orası burası yoktu işin… Bir bütün halinde olan yaşamın şimdiki zamanına dünya, bir sonraki an olan gelecek zamanına ahiret denmişti.

Çağdaş bir hakikat ehline, anlayacağımız şekilde dünya ve ahireti anlat dediler. Şöyle dedi: Düşündün; Dünya, düşünceni dile döktün; Ahiret!

Crqn83iWEAArHXb

 

Allah Sisteminin her birimde ve evrende böyle (resimdeki gibi) işlediğine inanmayan, Ahirete İnanıyorum diyerek kendini kandırmasın!

HAC VE KURBAN

Hac gibi bir ibadetin; insana verilen en büyük lütfun önemi, getirisi gündem olması gerekirken kurban pazarı; et, deri gündemi içime sinmiyor.

Hiç mi et yemedik, bu nasıl bir anlayış ki et pişirme- saklama usulleri medya gündemi! Bu bayrama bir yabancı gözüyle baksak, ne görürüz?!

Çok değil bir asır önce bu bayramı halkımız HACILAR BAYRAMI olarak bilir, o ruhla kurlardı. Hala Anadolu’da Hacılar Bayramı der ninelerimiz.

Birine “Yaşın kaç olursa olsun, ne günah etmiş olursan ol, km sıfırlama imkânı veriliyor” dense bu ömürlük hediye değil mi? Hac işte odur!

Din âlimleri ve tasavvuf arifleri Kurban Bayramı derken işin ruhunu ısrarla vurgulayıp “HAC BAYRAMI” diyen Ahmed Hulusi’nin hakkı ödenmez…

Yaşlılar kurbana, ete anlamlar yüklese de gençlerin bunu benimsemediği hallerinden belli.Bir an önce Kurban HAC odaklı anlatılmalı,yaşanmalı.

Milletimiz gerçekten bambaşka bir mayanın özünü yansıtıyor. Ateisti bile bayram namazındaydı. İşte bu yüzden bu millet sarsılmaz, yıkılmaz.

15 Temmuzun büyük kazanımlarından biri de karşı görüşe hoşgörünün artışı. Bayramda bu daha açık gözleniyor. Millet tabanında ayrım hiç yok!

Telefon bağımlılığımızın geldiği nokta bayramda daha açık gözleniyor. Yüz yüze sohbette bile el atmadan duramıyoruz! Buna çare bulmalıyız…

BİR ALDANMA KAPISI; ANLAM YÜKLEME

Hakikatine yönelenleri bekleyen en büyük tehlike- çeldiricilerden biri; zihinlerinin onlara normalden farklı bir insan olduğu hissi vermesidir.

“Rüyalarım tıpatıp çıkıyor.” ”Zikre başladım 6. Hissim açıldı, geleceği seziyorum.” “Birinin yüzüne bakınca içini okuyorum.”  Bunlar ne mi?

Zikir, tefekkür, okuma beyinde ek kapasite açar, kuşkusuz. Rüyalar, hisler, sezgiler anlam kazanabilir. Bunlar doğal beyin işlevleridir.

Rüyasını önemseyen rüya üstünden, sezgisini önemseyen sezgi üstünden, 6.hisse kaptıran hisler üstünden aldanmaya- aldatılmaya açık hale gelir.

Sana açılan kapasite; kulluğunu daha iyi yaşaman için “Allah İkramı”dır. Onu herkesten farklılık diye anlarsan, “Şeytan Tuzağı”na dönüşür…

Rabbimin bende seyretmeyi dilediği bazı özellikleri Onun kullarından üstünlük diye algılayıp şeytan tuzağı kibre düşmekten Allah’a sığınırım.

Resulullah (sav) topluma girince ayağa kalkılmasını bile istememişken toplum içinde özel ilgi bekleyen, buna izin veren Şeytana uymuştur…

“Kureyşli kuru et yiyen bi kadının oğluyum” diyordu Allah Resulü (as). Silsile sayan, aile kütüğüyle ilim- hikmet ispatına kalkana ne demeli?!

EKBERİYETİ KİM TADAR, BENLİĞİNİ KİM AŞAR?

Hanifliğin (tanrı kabulünden uzak Allah anlayışı) kişide açılması ancak Benlik Kurbanıyladır! Kurbansız haniflik; felsefeden öteye geçmez!

Benliğini kendi kendine kurban etme iddiası bana hep komik ve cahilce gelir. Siz hiç kendi boynuna bıçak çalan dana veya koç gördünüz mü?!

“Hayvan”ı ancak “İNSAN” boğazlayabilir, kurban edebilir… Semizleşmiş, olgunlaşmış her hayvan nasibi kadarıyla kasabına doğru çekilir…

Hayvan kesene kasap, Benlik kesene Mürşid denir. Aşk narkozu veren Mürşid Allahu Ekberle keser benliği. Kaçmak mı? Acı mı? Aşk dedik Ya Hu!

Kurban edilecek hayvan; kurbiyete erecek benlik sembolü. Hayvana gücü yetenin egosuna da güç yetirip gerçek Allah Ehline erişmesi niyazıyla.

Kurban hakkındaki hükümlerden işaretle hakikatine ermek isteyen bilinçte olması- olmaması gerekenler: https://www.facebook.com/mehmet.dogramaci.MD/posts/1084962541559622

Hac; Vahdet Yaşamı https://www.facebook.com/mehmet.dogramaci.MD/posts/1085135091542367

Kasap, kurban sahibi, et yiyen misafirler bayram ederken “Allahu Ekber”i duyan, iliklerine; hücrelerine kadar O’nu yaşayan sadece kurbandır!

Allah anlatır, Ekberiyet yorumlarız. Benlik feda edilmeli der dururuz. Benliği feda eden niye anlatmaz, dedim. “Ölüler konuşur mu?” dedi…

Sevebilsek ölebilirdik. Ölmek zordu sevemedik! Sevmek zordu ölemedik! Sevebilsek, ölebilirdik. Yaşamı seçtik, sevmeme, ölmeme pahasına!

Şehitler destan yazmamıştır. Mertebeye ermişin işi ne destanla! Destan yazan kim? Cepheye gitmemiş, kurşun vızıltısı duymamış olan! Garip mi?

Kore, Kıbrıs gazilerine yetiştim yaş itibariyle. Ne zaman Savaşı anlatın desek ya susar ya konu değiştirir ya da kalkar giderlerdi. Nedense?

“İnsan; anılır bir şey değildi” buyuruyor ayet. Bazı ayetlerde zamanı geniş ele alsak ne ilginç anlamlar çıkar. “İnsan; adı bile geçmeyen!”

“Bir adım kalsın geride” diyor dünyaya en az meyleden. Kalmasa kıyamet mi kopar? Önemsiz, İsimsiz olsak, çok mu zor? Neyse! İyi Bayramlar…

DÜŞÜNSEL HIRS VE KİBİR

Düşüncesini ortaya koyarken bir başka düşünceyi ret veya kabullendirme çabası olmayan; hem daha çok sevilir hem daha hızlı gönüllere girer.

Bir düşünceyi redde odaklanan düşünsel yayın Hırs yayınıdır. Hırs hiç bir zaman zafere eremez. Çünki Hakikat hırstan arınanların yaşamıdır.

Düşüncesini, başka birinin düşüncelerini ötekilere kabullendirme üzerine inşa eden de zafere eremez. Çünkü Hakikat; Taklit kabul etmez!

Kalp; sade-basit olan özgünlüğü, karmaşık-komplike derinliğe tercih eder. Bu yüzden nice Bilgin ölünce unutulurken Bilgeler ebedileşirler.

Üst kattan civcive yem atma edasıyla bilgi dağıtan, altın da saçsa; insanoğlu yanında olanın gümüşünü tepedekinin altınına tercih eder…

Öğretici “Biliyorum” enerjisi yayıyorsa Öğrenen “Almıyorum” duyarsızlığını seçer. Her bilinç seviyesi Kibri iyi tanır ve otomatik reddeder!

Vadidekileri aşağılayarak onları Yaylaya özendirmek boşa kürek çekmektir. İnsanoğlu aşağılandığını hissettiği hiçbir düşünceye değer vermez.

Değer veren değer bulur. Değer bulan; değerlendirilir. Yeterince değerlendirilmediğini düşünen; kime ne kadar değer verdiğini sorgulasın…

Düşünceni çokları kabul ederken ısrarla reddeden kişi- kesimler varsa onları değil zihninde kimlere mesafe koyduğunu ciddi ciddi sorgula!

Sevebildiği kadar sevilir, sevebildiği kadar ferahlar insan. Mesafeli olduğu kadar dışlanır, mesafeli olduğu kadar daralır insan. Ah bilse!

SEVİNMEK; SEVİNDİRMEKTİR

Yaşlıların gönlünü almanın onlara iyi geldiğini bilirdim. Bunun benim coşkumu arttırdığına ise bayramda şahit oldum. Sevinmek isteyen sevindirsin.

Bacağı kırık bir köpeğe kemikli et verdiniz mi? Yerken iki de bir size bakan o gözleri, şükranla sallanan o kuyruğu gördünüz mü? Ben gördüm.

“Okumuş bizle konuşmaz, biz de ona uyamayız” çekincesindeki köylüyle köy dünyasınca, köy havasında bir oldunuz mu? O samimiyet! İyi geliyor!

Çekirge konseri verilen bir gecede; metropolde hiç göremeyeceğiniz Galaksimizi yıldız yıldız gözlemek! Ve öylece dalmak uykuya! Bayram ola.

50yi geçenlerin dünyadan çok ahirete dönmesi bayram müşahedelerimden. Ah o günler diye nostaljik söyleseler de özledikleri kendi Hakikatleri.

Bahçeden domates, biber; bağdan üzüm koparmayı özlemişim. Çocuklara bu zevki teklif ettim, oralı olmadılar. Kuşak farkı demek böyle oluyormuş.

“CİNNİ FREKANS” İLE “MELEKİ FREKANS”I NASIL AYIRT EDERİZ?

“İnsan” mayası taşıyanlar akla, vicdana; “Beşer” formunda kalanlar duygu, hayale seslenene kulak kesilir. Beşer formu daima çoğunluktadır.

Âdemoğlunun en büyük hatası; beden taşıyan herkesi insan sanmasıdır. Oysa beden sadece kılıftır. İçinde hayvan, şeytan, cin, melek olabilir.

Beden taşıyanların hepsini İnsan diye genellemek; çoklarının aldanma, yanma, yıkılma, kahrolma sebebidir. Aslında farkı tespit zor değildir.

“Ben adamı gözünden tanırım” ve “Gözleri felfecir okuyor” vb sokak sözlerinde İnsan-Beşer farkını anlamanın kolay, basit yolu vardır aslında.

Cinni Frekans da Meleki Frekans da gözden kendini açık eder, basiretli olana. Sürekli oynayan, keskin ışık saçan gözlerden uzak duran korunur.

Allah Dostlarının gözleri eminlik, dinginlik, yorumsuz- tepkisiz renksizlik yansıtır. İlk bakışta feri kalmamış görünen o gözler, kalbe işler!

Yakın dönemde yaşamış bazı Hak Ehli resimlerine baktım. Hepsinin gözlerinde aynı ışık. Nasıl anladın, yolu ne deme. İzahı güç ama aynı ışık.

Şeytani,cinni ateş salan gözler de aynı kıvılcımı taşıyor. Hayvani boyutu uyandıran, duyguları azdıran, dünyevi arzuyu körükleyen kıvılcım.

Nazar;Haktır. Bir bakışın kıvılcımı cehennem vadilerine sürükler insanı. Bir bakışın ışığı cennet yaylalarına yükseltir insanı.Nazar;Haktır.

Göz; Beynin penceresi. Yıkım ve İnşa gözden başlar. Şeytani alev saçan gözden korunmak; Rahmani ışık tutan göze vurulmak nasibimiz olsun. ÂMİN