Değiniler- 59

Değiniler- 59

SÜKÛT

Sükût; engin bir denizde Hiçlik tecrübesi, İnziva; yalnızlık suretinde Tekil bir Kudret deneyimidir…

Sükût; Sükûnettir. Sözlerin, anlatmak istediklerinin anlaşılmasına yetmemişse sükûta sığın. Sükûtun kudretini izle sessizce… Neler göreceksin neler…

KÖYDEN KENTE GÖÇ

“Çobanlar ve İnşaatçılar şehre akın etmeye başladığında kıyameti bekleyiniz.” {Hz. Muhammed sav}

Büyük Medeniyetler dünyada büyük, görkemli şehirler inşa etmişlerdir. Ne gariptir ki o büyük medeniyetleri yine büyük şehirler çökertmiştir!

Köyden kente göç bireysel, toplumsal kalkınma ve refaha olumlu katkı sunsa da suç oranının büyük kentlerde yükseliş trendi ilginç bir gerçek.

Büyük kentlerin Yöresel, Göresel, Töresel Değerleri; Evrensel Normlar içinde eritmesi; Ahlak ve Vicdan eriyişini de beraberinde getirmiştir.

70′lerde yoğunlaşan köyden kente göç; Gıda Üretiminde kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olma özelliğimizi kaybetmemize sebep olmuştur.

Suudi Arabistandan buğday ithal ettiğimizi biliyor muydunuz? Uçaktan bakınca görülen boş ovalar; nadas tarlalar ve tahıl ithali!.. Acı…

Bölgemizin dünya savaşına sürüklendiği süreçte Tarım- Hayvancılık Teşviki; zor süreçlerde can simidimiz olacaktır.

İstanbul’un başı çektiği kentlerde Konut yapımı çılgın boyutta! Bu üretim değil kolay ticaret. Üretim Sanayii hala zayıf…

BİR MÜNAFIKLIK TÜRÜ; ÖRTÜLÜ GÂVURLUK

Dindarlara öfke kusanlar neden konuşurken “Babam hacı, dedem müftü” deme ihtiyacı duyar? Mertçe “Dine de dindara da karşıyım” niçin demezler?

Savcı M.Selim Kiraz’ı şehit edenlere Tarık Akanın “Onlara terörist diyemem” demesi normalse benim de ona rahmet dilemeyişim normal değil mi?

Televizyonlarda bir avuç medyaşör Tarık Akanı milletin her kesimine mal olmuş sanatçı diye sunuyor. Milleti ve onu tanımasak yutacağız…

70′lerde “Komunist olmak= Aydın olmak” şeklinde algı operasyonu yapıldı bu ülkede. O günler geçti efendiler, geçti. Millet, gerçek aydın kim biliyor.

Milletin inançlarına sırt dönenler zorlama anmalarla hatırlatılmaya çalışılırken Şehitlerin hası Ömer Halis Demiri milyonlar ziyaret ediyor!

Bir ömür milleti aşağıla, ideoloji dayat sonra yeşil giyin, Teşvikiyeye gel; cemaat cenaze kılsın, yoldaşlar siyah gözlükle caka satsın! Ne âlâ!

Aziz Nesin, mert ateistti. Namaz istemedi, kabir de. Sırt döndüklerine cenaze kıldırtmadı. Biraz mert, cesur olun komünizmi aydınlık sananlar!

Hayatını bir “izm” e adayan; ebediyete kör olarak geçecek olandır.”İzm”le Hakikate varılmaz,”izm”le evrensel olunmaz!

Atatürk “Bolşevizm bir yılandır, nerede görülürse başı ezilmelidir” demişken bizdeki komünistlerin Kemalist kesilmesi ne acayip bir takiyedir!

İşte budur!… Güzel İnsan @AhmedHulusi den açık ve net Samimiyet Çağrısı… “Allah’a veya Resulullah’a inanmıyorum, diyen samimiyetli kişi; Yaşarken, benim cenaze namazım kılınmasın, ölüm camiye sokulmasın diyebilmeli”

KİMİ CEVAP PEŞİNDE, KİMİ SORU

Kimi, sorusuna acilen cevap alma peşinde; kimi, sorusunun peşinde… Cevap arayanlardan mısın, soruyla yaşamanın kıymetini anlayanlardan mı?

Annem hamur yoğurur ama hemen ocağa vermez, üzerine un sepeler, örter, kopsun (mayalansın) derdi. Hemen cevap arayanın sorusu mayalanır mı?!

Gündüz sorularla gezmek, gece sorular etrafında rüya görmek tevhid zevkimizdi. Şimdikilerin beklemeye tahammülü yok acil cevap isteniyor…

Cevap peşinde olan, cevabı alınca da iş bitti sanana korkarım ki sorgulama melekesi açılmayacaktır. Soru mayalanmadı ki sorgulama oluşsun?!

Sorulara cevap verene Âlim (Bilgin), yeni sorular oluşturup sana sorgulama yolunu açana Ârif (Bilge) denir. Herkes, kendi benzerine yönelir.

- Ne sorsam cevap verirdi. Çok dolu insandı.

- Sana en büyük kötülüğü yapmış!

- O niye?

- Anında cevap alan, sorgulama ihtiyacı duyar mı?!

Soruna cevap veren; seni arabasına bindirir. Sorgulamayı öğreten; sana araba sürmeyi öğretir. İlki güdülen, ikincisi özgür beyin yetiştirir.

ALLAH RESULÜ (SAV) HALİFELİK Mİ BIRAKTI?

Hz. Ali (kv)ye Resulullah (as) hibesi ŞAH-I VELAYET makamı; dünyaya değil EBEDİYETe dönüktür! Daimidir, el an geçerli ve yürürlüktedir.

Allah Resulü (as) dünyaya, devlete dönük bir HALİFELİK bırakmamıştır! İrtihalinden sonra Müminler Hz. Ebubekir’i (r.a) Cumhurbaşkanı seçmiştir.

Resulullah (as) dünyevi HALİFELİK bırakmadığından Hz. Âlinin (kv) hakkının gasbı (?) söz konusu değildir. ŞAHI VELAYET Odur! Kim alabilir?!

Allah Resulünün (sav) binlerce mümini şahit tutarak verdiği ŞAH-I VELAYET konumunu kim gasp edebilir ki? O konum ebediyete kadar geçerlidir.

“Alevi-Bektaşilerin Gadiri Hum Bayramı” diyor medya. Yanlış! GADİR-İ HUM Müminlerin; hepimizin bayramı! Kutlu Olsun!

Yenikapı Kardeşlik Ruhunun pekişmesi, ayrımların bitmesi için GADİRİ HUM Hatay’da değil Ankara’da kutlanmalıdır.

“Bu devrin gene bugünkü deyimi ile ilk Cumhurbaşkanı da, ittifak ile seçilen Hz. Sıddîk idi.” {@AhmedHulusi}

GADİR-İ HUM OLAYI nedir? Orada ne yaşanmıştır?

http://www.zeynelabidinvakfi.org.tr/?Syf=26&Syz=187851

Gadir-i Hum’da Resulullah (sav) ın Hz.Ali hk söyledikleri, Alevi kaynaklar yanı sıra Sünni kaynaklarda da mevcuttur. https://velayet.wordpress.com/2013/09/12/gadiri-hum-hadisi-sunni-kaynaklarinda/

“Allah ve Rasulü müminlerin velisidir. Ben kimin velisi isem bu (Ali) de onun velisidir.” {Hz. Muhammed sav}

“Allahım! Onu (Ali’yi) seveni sev, ona düşman olana düşman ol ve ona yardım edene yardım et.” {Hz. Muhammed sav}

SEVMEK NEDİR?

Sevmek nedir Dedem? O her gece horlama diye yastığını çekerken senin ona kırk sene boyunca bir kere bile “Sen de horluyorsun” dememendir!

BEYİN SINIRSIZ; BENLİK KISITLI

Beynin, olaylar hakkında çözüm yolları sonsuzdur. Sonsuz olasılıklar denizinin sadece bir kıyısında kulaç atarak kendini kısıtlayan Benliktir.

Bilgi kişide ne kadar yaşanır, meleke; kabiliyet haline gelirse; beynin sonsuz olasılıklar denizinden tercih seçenekleri o ölçüde çoğalacaktır.

Sıradan Beyinlere hayat; iki seçenekli bir İmtihan Dünyasıdır. Gelişmiş- Arınmış Beyinlere ise A-B-C şeklinde çoğalan seçenekler hiç bitmez!

“İşte şimdi sıkıştı, daha da belini doğrultamaz” denirken ayağa kalkan bunu nasıl yapıyor dersiniz? “Allah yrd etti” cevabı size yetiyor mu?!

Beyin; iman, bilgi, arınmışlık, gelişmişlik düzeyince kişiye yol gösterir. İyi kullanan yürür gider. Avam buna “Allah yürü ya kulum demiş” der.

Keşke, toplum içinden birilerini seçip de “Sen ileri yürü, sen geri dur” diyen bir tanrı olsaydı. Üzgünüm ama o hiç var olmadı! Öyleyse?!

Koşulsuz Seven, Samimiyet ve Sahiciliğini yitirmeyen beyinler; sıradan kişilerin helak olduğu vadilerden şaşırtıcı biçimde yaylalara yükselir.

Bir lider tanıyorum, başına gelmeyen kalmadı hala deviremiyorlar. Arkasındaki güç mü? Güç değil o,sadece Samimiyet ve Sahiciliğinin Kudreti !

Bazı Kur’an ayetlerinde “ALLAH’IN BERABER OLDUĞU” kişiler zikredilir. Allah’ın Beraberliğini; “Beynin Sonsuz İmkânlar Sunması” diye de anla!

Güç, bilgi, donanım alt edilebilir. Yenilmeyen; Samimiyettir. Allah her koşulda samimiyeti kaybetmeyenle beraberdir. Bize de kolaylaşsın. ÂMİN

Tehlike büyük, şu çelik yeleği nolur içinize giyin demişler. Almış, kenara atmış. Seccadesinde iki rekât kılmış. İşlem tamam, gidiyoruz demiş!

“Kefenimle bu yola çıktım” diyenle “Amerika’nın beni onlara vereceğini sanmam” diyen hiç bir olur mu? Korkmayın! Allah, tevekkül edenlerledir.

ALLAH DİLEMEDİKÇE; BEYİN EL VERMEDİKÇE

Allah, kişinin dünyasını onun beyni üzerinden oluşturur. Beyin veritabanı; astrolojik etkiler- genetik kayıtlarla bir yaşam haritası çizer.

Astrolojik Etki- Genetik Kayıtlarla ana programı oluşan beyin (kişi); yaşam boyu program alma, verme ve yeniden programlanmaya elverişlidir.

Beynin yeniden programlanması; program alması, vermesi; ana programın izni kadarıyladır. “Allah’ın izni” tabiri, bir manada buna işaret eder.

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” hitabını “Oluşmuş beyin ana programınız elvermezse siz açığa çıkaramazsınız” diye anlamak da mümkün.

Beynin ana programı doğmadan önce oluşmuşken, tüm hayat buna göre biçimlenirken Beyne Hükmetme, Yönlendirme vb iddialar cahil safsatasıdır!

AYETE’L-KÜRSİ inzalinin Cebrail’e ağır geldiği, Arşı titrettiği anlatılır. Hayret ederiz ama esas neye işaret edildiğini pek düşünmemişizdir.

AYETE’L-KÜRSİ “Allah’ın Özelliklerini açıklayan ayet” olarak bilindi. Onu bir de “BEYNİN ÖZELLİK- İŞLEVLERİ” olarak okusak kıyamet mi kopar?

Biraz cahil, biraz da deli cesaretiyle AYETE’L-KÜRSİ yi farklı bir yaklaşımla okudum. Vaktin varsa indir, oku lütfen. http://mehmetdogramaci.com/e-kitap-beyin-ayetini-gordunuz-mu/

SORU: Bana sormadan, daha doğmadan program takdiri haksızlık değil mi?

CEVAP: Bunu sorabilecek bilinç olarak seni yaratması ne büyük lütuf değil mi?!

Robot muyum? Program ve yapılabilecekler? Yazıldı bitti? Yazılmakta mı kısmen? Hikaye tadında okumak istersen indir: http://mehmetdogramaci.com/e-kitap-robottan-farkimiz/

HERKESTEN FARKLI, HERKESTEN ÖZEL OLMA ARZUSU

Kendini herkesten özel vehmeden egolar; zihinlerindeki sınıfsal ayrımı tasavvufi mertebelere yaslamaktan çekinmezler. Allah ıslah etsin!

İster milliyet, ister din, ister ilim, ister tasavvuf adına olsun; kim hangi gerekçeyle kendini özel hissediyorsa çiğ kaldığının resmidir…

Nefs boyutunda mertebeler, makamlar, haller vardır. Seçilmişlik de bir sistem realitesi. Ne ki bunları içine aldığında senin gemi kibre batar!

İnsan yetiştirmek güzel hizmettir. Anne sütü verir gibi ilim saçmak da öyle. Ne ki her anne yavrusuyla; her yavru annesiyle kayıtlanmıştır.

“Yakın Çevrem” lafının aynı zamanda “Kalın Perdem” demek olduğunun farkında mıyız? Sevilenler; sevenleriyle kayıtlandıklarını bilirler mi?

Annelik benimsendiğinde yavruyu köleleştirme; yavruluk benimsendiğinde anneyi efendi görme eğilimi başlar. İnsan; ne köledir, ne de efendi!

Ego bulutları arasında sevgi gökkuşağı rengârenk belirmişse, can alıcı renklere dalanlar, güneşe odaklanmayı unutuverirler… Ah ki ne ah!

ALLAH’IN FIRSATLARI TÜKENİR Mİ?

Kim hangi noktada, hangi yanlışını fark etmişse; Allah o Kuluna, o noktada değişim, dönüşüm ve kendini yeniden inşa fırsatı vermiş demektir.

Kendini beden- zamanla kayıtlı tanımlayanlar; belli yaş- süreçten sonra değişimin imkânsızlığına kendini inandırmışlardır. Acaba öyle midir?

Yapabildiklerimiz; yapılabilirliğine inandıklarımızdır. Yapamadıklarımız da yapılamazlığna inandıklarımız. Dünyamız, neye göre biçimleniyor?

“Ameller niyete göredir.” Hadisi; hayatımızdaki açığa çıkışların, inanca dönüşmüş düşüncelerimize göre biçimlenmekte olduğuna işaret eder…

Niyeti değiştirmekle hayatın, olayların ve insanların değişeceğine inanamayan; kendine stres, çevresine de gerilim ateşini layık görmüştür.

“Değişime inandım, yanlışımı fark ettim ama nasıl olacak bunlar?” diyen Niyetteki Kudreti tanımamıştır. Niyet; oluşturur. Sen çomak sokmazsan!

Davet etmediklerimiz ve izin vermediklerimiz evimize giremezler. Hayatımızda yer alan olay, kişi ve oluşumlar da öyledir. Ah bir inanabilsek!

FARKINDALIK VE KUDRET İKİZ KARDEŞTİR

Bakış değişince akış değişir. Hayatı dışarıdan okuyan zoru seçmiş değişimi insana, çevreye bağlamıştır. Oysa düşünce değişince hayat değişir.

Kendine toz kondurmak istemeyen Kibirli Ego; yaşadığını sebeplere, ötekilere, şartlara kısacası dışarıya bağlar. Ebedi mahrumiyeti bundandır.

Bütünüyle için yansıması bir hayata dış etiketi vurduğunu fark etmeyen dışa sitem eder. Tıpkı bodrum kata su dolunca yağmura kızan gibi…

Kendini sevgi dolu lanse eden ego için kaçış kapısı “Duygusala Bağlamak” tır. Duygusala bağlayan; Allah’a bağlanamaz! Ne demek bu sen düşün!

BOŞLUK ve HİÇLİK

Boşluğa Düşmekle Hiçliği Tatmak birbirine oldukça yakın hallerdir. İlki isyan ateşiyle yanarken ikincisi doyumsuz bir hüznü yalnız yudumlar.

“Rabbimiz altında ve üstünde hava olmayan âmâda idi.” erbabı tasavvufun çok kullandığı bir ezber. Altı boş üstü boş. Bir düşün hele bu hali!

Uçağın arka tekerlekleri pistten kesilince yaşadığın hissi düşün. Yolculuk boyunca o his devam etse aklın, mantığın, bilgin işe yarar mıydı?

Ayakların sağlam basmasını, başın korunaklı olmasını severiz. Bunların olmadığı temelsiz, çatısız hal? Altında, üstünde hava olmayan â’mâ?!.

Hiç hiçe saydılar mı seni? Hiç göz önündeyken yok dediler mi? Kanına dokunur mu öyle yapsalar? Dokunur ya! İyisi mi kitaptan okumak Hiçliği.

NİŞANTAŞINDA YOGA, BAĞDAT CADDESİNDE ESMA

İnsanoğlu kendisine iyilik ve lütufta bulunulmasından mesut olsa da ücret ve bedel ödemediğine değer vermemek gibi bir hastalığa sahiptir.

Karşılıksız verilen bilgi/rehberlik dahi çoğunu cezbetmez. Onlar, seansa gitmeli; cinciliğin sertifikalı versiyonlarına para bayılmalıdırlar.

Astroloji; İslami ilimdir. Son dönemde bu ilim, paragöz bazı Kişisel Gelişimcilerin, bedelsiz Tasavvuf alanına sızma kanalına dönüşmüştür.

“Nişantaşında Yogaya yazılma” muhabbeti “Bağdat cd.sinde esma alma” sululuğuna dönüşmüşse ücretli esma veren/ alan kimin oyununa geliyor?!..

Dünyaya dönük Kişilik Geliştirme, Ebediyete dönük Benlik Eritme ile hiç bir olur mu? Tasavvuf, Astroloji karışınca bu da çorba edilmiştir.

Kitaplar hediye eder, öneriler sunarsın. Bir gün karşına Yaşam Keçiliği seanslarını överek çıkar. Kitabı açmamış duaya bakmamıştır nasipsiz!

“Bedava sirke baldan tatlıdır” anlayışındakiler; ücretsiz balı sirke, ücretli sirkeyi bal görme eğilimindedirler. Ne diyelim, her şey nasiple…