Beden Gözü Yumulunca

Beden Gözü Yumulunca

Sesini radyoda ilk duyduğumda oldukça küçüktüm. Sazı ve o samimi köy şivesi ile öz be öz Anadolu çocuğu, bizden biri O! “Benim Sadık Yarim”, “Dost Dost Diye” türküleri belleğime taht kuran ezgilerden. Kendini tanıtırken uzatılan mikrofona: ”7 yaşında bir gözümü Çiçek hastalığından kaybettim. 10 yaşımda da diğeri, anam süt sağarken yanında durduğum ineğimizin boynuzu ile akıverdi. Dünyam kararınca babam eğlenmem için bana saz aldı.” deyişi bugün gibi yankılanır kulaklarımda.

Aşıklık geleneğinin farklı bir temsilcisi O. Tahsili, özel eğitimi yok, tamamen doğaçlama söyleyen bir Hak Aşığı. Her ne kadar resmi kayıtlar Halk Aşığı dese de bana göre yaratılana aşık olan; hakikatte Yaratana aşık olduğundan Ona “Hak Aşığı” diyeceğim.

Sivas’ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyüne doğru yola çıkıyorum Aşık Veysel’le söyleşmek için.

Uzun bir yolculuktan sonra sabahın ilk ışıkları ile köye giriyorum. Bozkırın orta yerinde henüz ağaç oluklu pınarları kurumamış, gözeleri battal olmamış, kavak ağaçlarının gelenlere selam durduğu şirin bir köy burası. Arabanın peşine takılan çocuklara evini soruyorum.” Abi biz götürelim” deyip doluşuyor içeri yüzleri toprak, elleri çayır çimen kokan köy çocukları. Toprak damlı bir evin önünde durup ahşap avlu kapısından içeri giriyoruz. Çocuklar yukarı sesleniyor: ”Veysel Dedeeee, Veysel Dedeeee, ziyaretçin var! ”

Torunları olsa gerek, iki genç kız merdivenlere inip karşılıyor. Eyvan (sundurma yazlık kısım) da oturmuş, elinde çay bardağı, ağaç yer sofrasında kahvaltı ederken selam veriyorum.

“Ve Aleykumselam, hoş sefalar getirdiniz, hele sofraya buyurun!” diyor.

Aşık Veysel Müzesi

Gözünü sevdiğim Anadolu insanı hemen buyur eder, neyi varsa paylaşır misafiriyle. Ana gibi zengin, ana gibi sınırsız- karşılıksız verici, ana gibi merhamet abidesidir Anadolu. Oradan buradan laflıyoruz. Bir yandan sıcak süt yudumluyorum. Bıkmışım her sabah çaydan. Pakete girmemiş, henüz sabah sağılmış taze sütü bir özlemişim ki sormayın.

“Teybin neyin var mı bari, ne soracan, neler istiyon? ” diyor. Resmiyeti, kalıpları sevmiyorum. Olabildiğince doğal olmalı her şey. “Teyp almadım, not tutar, internetten indirdiğim şiirlerinizi işaretlerim siz anlatırken” diyorum. Eyvallah diyor. Tabakasından bir cigara sardıktan sonra usulca sazına gidiyor eli. Karşılama geleneğince bana özel kıtalarla konuşturuyor sazı.

Çok okudun çok şey yazdın
Yollar aştın dosta koştun
Şimdi bize selam verdin
İlimize sen hoş geldin
Köyümüze safa geldin


Lütufkâr dizelerden sonra sadık yari kara toprak ve dost dost diye türkülerini çalıp söylüyor. Güneş köy ufuklarından sabahın gülen yüzüyle yükselirken manda kaymağını köy ekmeğine sürerek kahvaltımıza devam ediyoruz. İnekler sığırtmaca katılmak üzere köy meydanındaki çeşmenin yanında toplanıyor. Şalvarlı köy kadınları koyunlarını çobana teslim etmek üzere yola çıkarıyorlar.

”Ver bakalım bir ayak” diyor.

Aşık dilinde ayak; şiiri açan kelime demek. Bir kelime ortaya atacağım ve o çerçevede döktürecek.

- Veysel Baba, Kainatın ve insanın yolculuğu nereye doğru? YOL olsun mu ayak?…

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel işbu hale
Gah ağlayan gahi güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece

- Yol menzile doğru, ama menzil nere?

Ey hocam karışma Hikmetullaha
O derya derindir giren boğulur
Allah birdir inanmışız Allah’a
İki diyen o dergahtan kovulur


- Eyvallah. Doğru dersin. Vahdet Ummanı çok geniş ve derin. İki gören; değil deryaya dalmak sahiline bile yaklaşamaz.

Güzel Babam hemen kesme ama. Sırrı fark eden kime gittiysem bana sen giremezsin dercesine önümü kesip örtünmeyi seçtiler. Biraz daha açsan? Sen bari yapma, bunca yoldan gelmişiz, açıversen yüreğini kıyamet mi kopar?

İlahi siz, diyerek gülümsüyor. Pek hoşuna gitti bu çıkışım. Anladım, yavaş yavaş açılacak. Şimdilik ısınma mısraları bunlar.

Karışma hikmete halini konuş
Müşkülat var ise üstad bul danış
Bu sırrın aslına eren olmamış
Bir ermiş varısa veli sayılır

Yürü ileriye bakma geriye
Nasıl işler bakmaz mısın arıya
Nar da Allah’ın Nur da Allah’ın nuruysa
Cehennem; yobazın yolu sayılır
4
- Bu yola yürümek için bir Üstad, Rehber, Mürşid illaki lazım. Ayrı gayrı görmeyelim buna da tamam. İleri bakmak; Dünyalık değil Ahirete doğru açılmak. Arıya bak dedin, yani Enfüsi seyir için Afaki seyrin katkısının kaçınılmaz ve yararlı olduğunu bir kere daha pekiştirdin. Daha?

Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül Alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası

Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi

Yezit nedir, ne kızıl baş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ateş
Söndürmektir tek çaresi

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir varvarası

Cümle canlı hep topraktan
Var olmuşuz emir Haktan
Rahmet dile sen Allah’tan
Tükenmez rahmet deryası

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela;
Dava insanlık davası…

- Aboooo! Vallahi o kadar çok şey söyledin ki, hangi birinin altını çizeyim. Hepsi çok güzel.

Bela ikilikten geliyor. Yani şirkten, ayrı gayrı görmekten. Yakın dönemde ülkemiz sağ- sol kavgasına çok kurban verdi. Son dönemlerde Alevi- Sünni dediler, tutmadı. Madem çözüm bu kadar kolay, ikiliği kaldırmak niye zor Veysel Baba? Kaldıralım gitsin!


Gevrek gevrek gülüyor. Torununa sesleniyor;
- Gızıııııımmm çayları tezele hele… Boşaldı bardaklar.

Mübarek benim bardağı da görüyor sanki. Derler ya, zahir gözü kapananın kalp gözü açılırmış. Aşık Veysel bunun en canlı örneği. Çaylar geldikten sonra imalı imalı gülerek devam ediyor:

- Demek İkiliği,Şirki kaldıracan haaa? Sanki mecliste ganun yapıp ganun iptal eder gibisin. Kaldırıp attım demekle olurmuş gibi. Sen mi yaptın bu ganunu ki sen kaldıracan?

Bu defa ben basıyorum kahkahayı.

- Canım hani kanun kadar kolay olmaz belki ama zor da olmamalı… Niye kalkmasın?..
- İkilik kıyamete kadar var olacak!… Niye mi? Dinle deyivereyim.

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurdunan gezerdi
Fikir başka başkolmasa..

- Müthişşşş… Bu çok farklı… Fikirler ayrı olmasa koyun kurtla gezerdi, o zamanda imtihan sırrı olmazdı değil mi? Hem koyunun kurtla gezmesini de geç, düğümler, sorunlar ikilikle var olacak. Olacak ki çözmeyi akıl edelim. Di mi? Anlamış mıyım?..

Keyifleniyor… Şöyle yaslanıyor ardına, elini köstekli saatin zincirine atıyor, emin ve mütevekkil bir eda ile:

- Bizim köyün havası yaradı sana. Bak kafan çalışmaya başladı. Süt, gaymak, yoğurt saf olunca saf gönül aynan cilalandı. Şehirde duman, is, gürültü içinde cilalanmaz ki gönül. Şehirde ne var da akın akın gidersiniz? Sonra da kalabalıklar perde olur Hakikati görmenize. Öyle değil mi?..
- Eyvallah aynen öyle!

Az soluklanalım diyor. Çaylardan sonra kuzine sobadan mis gibi kokusu yayılan börekler geliyor. Yanına erik hoşafı yada ayran ne istersen var diyorlar. İkisini de bırakın sofraya diyor Veysel Baba. Karşılıklı atıştırıyoruz. 

- Ne diyorduk?.
- İmtihan Sırrına dokunduk, pek açmadık ama…
-Tamam, açalım. Her şey zaten açık da, anlatmak gerek ki iyi görsün gafiller di mi? Yoksa Hakkın zuhuru gün ışığı gibi pırıl pırıl apaçık. Bakalım kimde, neylemiş Mevla.

Kimine at vermiş estirir gezer
Kimine aşk vermiş coşturur gezer
Kimine mal vermez koşturur gezer
Sanki bunu zengin etmek zor gibi.

Birinin aklı yok deli divane
Bir kısmı muhtaçtır acı soğana
Bir kısmını zengin etmiş yan yana
Şimdi kendi saklanıyor sır gibi

Kimine saz vermiş çalar eğlenir
Kimi zevk içinde güler eğlenir
Veysel gözyaşlarını siler eğlenir
Yeter gayrı yumma gözün kör gibi

İçleniyor. Ağlıyor hafif bir hüzünle. Hem Zahir olan Hakkı anlattı türlü görüntüleri ile, hem de sır gibi saklanıyor dedi. Demek Bâtına ermek herkesin işi değil. Sırrı okuduktan sonra da yeter gayrı yumma gözün kör gibi dedi. Ne kadar da hikmetli! Bir Onun âmâ gözlerine, bir de kendime bakıyor, acaba hangimiz âmâ diye düşünmeden edemiyorum. Konuyu başka yere çekmeliyim ki hüzün bulutları dağılsın: 

- Veysel Baba, biraz da Aşktan bahsetsek. Kimi Delilik der kimi Velilik. Kimi Mecnun olur kimi Leyla. Nedir bu aşkın sırrı?..

Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandır yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı VEYSEL adı
O sana aşık olmasa

- Demek aşk olmasa sırlar alemi açılmayacak. Aşıklar feryatta muhabbet, acıda lezzet buluyor. Tuhaf, akıl alacak gibi değil Baba! İkilik yoksa, Varlık Tek ise Aşık- Maşuk ne ki? Ne diledi de böyle gösterdi?.

Dalgın dalgın seyreyledim alemi
Renkler ne, çiçekler ne, koku ne
Bir arama yaptım kendi kafamı
Görünen ne, gösteren ne, görgü ne

Çeşitli irenkler, türlü görüşler
Hayal midir, rüya mıdır bu işler
Tatlı muhabbetler, güzel sevişler
Güzellik ne, sevda ne, sevgi ne

Göz ile görülmez duyulan sesler
Nerden uyanıyor bizdeki hisler
Şekilsiz gölgesiz canlar nefesler
Duyulan ne, duyuran ne, duygu ne

Kimse bilmez dünya nasıl kurulmuş
Her cisime birer zerre verilmiş
Cümle varlık bir kuvvetten var olmuş
Gelen ne, giden ne, yol ne, yolcu ne

Herkese gizlidir bu sırr-ı hikmet
Her nesnede vardır bir türlü ibret
Veysel’i söyletir bir büyük kuvvet
Söyleyen ne, söyleten ne, Tanrı ne?

asik-veysel-kimdir-3Susuyorum… Konuşulacak gibi değil. Öyle şeyler dökülüyor ki, ağzımı açmaya mecalim yok. Takılma sırası Onda:
- Ne o, dut yemiş bülbüle döndün? Hangimiz kör, ne dersin?..
- Estağfirullah… Size kör demek ne haddime. Hakikatte kör bizmişiz.

Keyfi iyice yerine geldi. Erik hoşafından bir bardak alıyor. Güneş iyice yükselmiş, köyde gündelik hayat başlamış. Gelenler var Veysel Babanın eyvanına. Köy delikanlıları sessizce bağdaş kuruyor. Muhtar da az önce geldi. Koca Aşık kalabalığı hissederek herkesin anlayacağı türden ibretli bir nasihatle devam ediyor:

Kulak ver sözüme dinle arkadaş!
Uyma lak lak edip gülüşenlere!
Meşgul eder seni işinden eyler,
Karışırsın tembel, perişanlara

Adım at ileri, geriye bakma!
Bir sağlam iş tut, elden bırakma!
Saçma sapan sözler, hep delme takma,
Allah’ın yardımı çalışanlara!

İleriyi gören, geriye bakmaz!
Tuttuğu işi elden bırakmaz!
Allah cömert ama ekmek bırakmaz,
Oturup geçmişi konuşanlara!

Maziye karışmış yıllarda, ayda!
Geçmişi konuşmak, sağlamaz fayda!
Gören göze ibret vardır her işte!
Seyret gökyüzünde yarışanları!

Onu fazla yormak niyetinde değilim. Dostları, akranları, yarenleri geldiler. Onlarla da muhabbet edeceği şeyler olabilir. Müsaade istemeliyim.

- Veysel Baba, yolcu yolunda gerek, destur var mıdır fakire?..
- Bize galsa hiç gitme ammaaa devran dönecek, kimi konacaaaak, kimi göçeceeeek.
- Veysel Baba, Sünnetullahı; Allah Sistemini kalp gözü ile okuduğunuz aşikar. Sohbet sürecek, gönül telleri titreşecek zaman aktıkça. Bize yol azığı kabilinden son bir hatıra lütfeder misiniz?.. 

Göklerden süzüldüm tertemiz indim
Yere indim yedi renge boyandım
Boz bulanık bir sel oldum yürüdüm
Çeşit çeşit türlü renge boyandım

Azgın azgın çağlayarak akarak
İnsafsızca tahrip edip yıkarak
Ne utandım ne kimseden korkarak
Kusur günah kirli renge boyandım

Bir kuru sevdanın peşine düştüm
Nice kayalardan taşlardan uçtum
Irmağa kavuştum kendimden geçtim
Utandım da kirli renge boyandım

Yüzlerimi yere vurdum süründüm
Çok dolandım ırmak oldum göründüm
Eleklerden geçtim yundum arındım
Kamilane karlı renge boyandım

Irmak olup kavuşunca denize
Dalgalandık coştuk taştık biz bize
Çok zaman seyrettim aya yıldıza
Aydın parlak nurlu renge boyandım

Veysel yoktan geldim yok olup geçtim
Ben deyenler yalan gerçeği seçtim
Bir buhar halinde göklere uçtum
Kayboldum o sırlı renge boyandım.

Mest olmuşken delikanlılardan biri kulağıma eğiliyor.

“İşe geç kaldın, işe geç kaldın, çabuk kalk!”

Allah Allaaah! Ne işi derken bir de elini yakama atıp:

”Çabuk kalk, işe geç kaldın” diye silkelemez mi?

Ne oluyoruz dememe kalmıyor, oğlum Muhammed Ali’yi görüyorum:

”İşe geç kaldın baba, kalk hadi!”

Meğer rüya imiş!

Aşık Veysel ukbaya göçeli yıllar olmuş. Keşke rüya devam etse diye mırıldanırken eşim ekliyor:

“Hayat zaten rüya, hüner; zevk ederek yaşamak kulluğu. Zevkli bir rüya ise bitti diye üzülme, rüyayı fark etmenin diğer adı hakikat!”

***

Zevkliydi değil mi? Veysel Babaya Rahmet olsun. Allah Yolunda muhabbetle yürüyen gönüllere yürek yürek, çiçek çiçek selam olsun.


Mehmet DOĞRAMACI 
İstanbul – 01.08.2006