Değiniler- 60

Değiniler- 60

ÖNEMSEDİĞİN KADAR

Sizi üzenler de sizi sevindirenler de önemsediklerinizdir. Önemsemediklerinizin ne yergisi ne de övgüsü, dünyanızda zaten yer bulamaz.

Hak etmeyene gereğinden fazla verdiğiniz değer; hak edene gereğinden az verdiğiniz değer dünyanıza yakıcı ateş olarak dönecektir. Kim yaptı?

Marifet iltifata tâbidir. Arz talebi, talep arzı kovalar. Bunlar sünnetullah yasasıdır. Dikkate alır, duygusala bağlamazsan üzülmezsin!

En çok didişdiklerimiz, en çok değer verdiklerimizdir aslında. Dönüştürmek isteyenin kavgası, dönüşmek istemeyenin direnci hep bundandır…

Benzer benzeri çeker daima. Hem kavga ediyor, hem de kopamıyorsanız; benziyorsunuzdur ve birbirinizle alışverişiniz bitmemiştir. Kolayı ne?!

Kolayı; ödün verme, bir süreliğine razı olmadır. Benlik köşelerinden kırpılmasına izin vermek. Taviz, tolerans ne dersen de ama yolu budur.

Kırpma yeter seviyeye geldiğinde sert köşeler oval olmuştur. Yuvarlanma başladı mı, uyumlu bir seyir de başlar. Yuvalanıp gidersiniz işte…

“Benze bana benzeyeyim sana” der benlikler. Hakikati bilen ne mi der? “Benziyorum sana,hiçbir şey beklemeden!..” Bu; teslimiyetin fethidir!

“Teslimiyetin Fethi”ni bilmeyenler yer durur birbirini beş para etmez egolarını tatmin için. Bilseler, sükûn ve huzur ne kadar da kolaydır.

Teslimiyetin Fethi teslim olanın akışı sessizce ele geçirip dönüştürmesidir. Teslim olan; Teslim alır. İkili ilişkilerde yanmama sırrı budur!

MİKROBİYOTA

Siz dileyemezsiniz, dileyen Mikrobiyotadır (…) ☺

https://www.youtube.com/watch?v=Z9y1TbyBBIk

Vücudumuzda hücre sayısı 10 triyon. Bağırsağımızda mikroorganizma sayısı 100 Trilyon

Beni kim yönetiyor? Bağırsaklarım mı? B.ktan bir hayat mıdır yaşadığımız!?

Kişi yaratılışına göre -bağırsak bakterileri (mikrobiyota) yapısına göre- beslenir; ben yedim, ben içtim der. İştah da iştahsızlık da mikrobiyotaya göredir…

“Karnını yemekle dolduran; ateşle doldurmuştur.” “Sizden cehenneme uğramayacak yoktur” {Hz. Muhammed sav} Düşünenlere çok şey söyler Hadisler.

Sırt döndüğümüz, bakmak bile istemediğimiz şeyin bilimsel gerçeği…

https://www.youtube.com/watch?v=lVUJ8frX0kw

HİCRETİN RUHU

Vazgeçilmezlerin vazgeçilebilir; olmazsa olmazların olmasa da olabilire dönüştüğü noktada başlayan Miraç; bilinçte yaşanan büyük devrimdir.

Vazgeçilmezler vazgeçilir, olmazsa olmazlar olmasa da olur haline gelmişse bilinçte Şuurun Bedene vereceği komut; kesin bir Hicrettir artık!

Yerleşik bilgiler, kalıp düşüncelerle hakikatini yaşayamayacağını fark eden; yepyeni bir ilim ve düşünce iklimine yürümeyi seçer Hicretle…

Hayatın, varlığının Kâbesi bildiğine; onsuz nefes alamam dediğine sırt dönüp gidebilir misin? İşte odur Hicret. Gitmek ama özlemi de götürmek!

Doğduğu yerde ölen Allah Ehli hemen hiç yok gibidir. Sadece düşüncede değil; reel yaşamda bedenen ve mekân olarak da değişimdir Hicret…

Nelerin seni kilitlediğini fark etmiş, onları bırakarak yürüyebilmişsen emin ol ki en kısa sürede hepsinin anahtarları eline verilecektir.

İstanbul’a hicret etmiş. Hemen köy derneğine üye olmuş, ne kadar gelenek, görenek varsa metropolde yaşatma derdine düşmüş. Hicret etmiş mi?!

İki bedende tek ruh olduğunu hissedebilen dostlar için hicret doğal, kaçınılmaz bir süreçtir ki onlar için korku da keder de hüzün de yoktur.

Dostun, dostu bulduğunda, dosta ermek, dostu yaşamak, dostta erimek azmi ve gayretiyle çıktığı hakikat seferidir Hicret. Dosttan Dostadır…

Beşerin takvimi doğumla, İnsanın takvimi Hicretle başlar.

HAKİKAT VEYA KORKTUĞUYLA YÜZLEŞMEK

Hakikatini Yaşama Duası etmek; aynı anda en vazgeçilmez, en sevgili, en üstün tuttuğun değerin gözünde değersizleşmesini de talep etmektir.

Hakikatini Yaşama Duası; Benlikten Arınma Talebidir aslında. Vazgeçilmezler, Değerler, Dokunulmazlar Benliğe aittir. Ne istediğini fark et!

“Hakikatime bir yöneldim, başıma gelmeyen kalmadı” diyen duasından habersizdir. Ne sandın ki? Hem hamama girecek hem terlemeyecektin öyle mi?

Korku Benliğe ait. Temelinde Sahiplik saklı. Arınmak; sahiplikten kurtulmaksa korktuğunu yaşamadan, bilgi hamallığıyla ereceğini mi sandın?

Korku Benliğe ait. Temelinde Sahiplik saklı. Arınmak; sahiplikten kurtulmaksa korktuğunu yaşamadan, bilgi hamallığıyla ereceğini mi sandın?

“Vazgeçilmezlerimi düşündüm. Namaz kıldım. Tövbe ettim. Arınıverdim zihnimde.” Öyle sanıyorsun di mi? Üç kuruşa beş köfte değil Hakikat.

Uçak Korkusu varmış. Uçağa binmeden, kitap okuyarak, terapi alarak, havacılık filmi izleyerek ve simülasyonla korkuyu aşmış! Mümkün mü?

HAKİKAT EŞİĞİ; ÖĞRENME EDEBİ

Öğrenme; Öğreticinin saygınlığını; bilgi ve deneyim üstünlüğünü kabul ederek teslim olmakla başlar. Değişim, dönüşüm hızı da buna bağlıdır.

Her öğretilmek isteneni bireysel akıl- mantığımıza vursaydık değil diploma almak heceleyemezdik bile. Öğrenen; öğrenci edebiyle öğrenmiştir.

İlmin hangi alanında olursa olsun çabuk gelişen, hızlı dönüşen birimler bunu yetkin kaynaklar önünde itirazsız diz çökmelerine borçludurlar.

Asistanların profesör peşinde koşması, çanta taşıması çoklarına itici gelir. Ne var ki geleceğin profesörleri hep onlar arasından çıkmıştır.

Üst Bilinç kabul ettiğimizden geleni kayıtsız şartsız kabul eder, anlama bağlamında sorgulardık. Şimdilerde bu tersine dönmüş görünüyor…

Bilinç düzeyine bakılmaksızın herkes her bilgiyi sorguluyor. Daha doğrusu bireysel akıl kaynaklı şüphe ve itirazına sorgulama adını veriyor.

“Tamam, öğretmek istediğini alıcam, önerini uygulayacam ama önce beni ikna et” türünden talepler çıkıyor. “Ben”i ikna ile Bensizliğe ermek?!

“Bu zikri çekersem ne kazanırım?” “Önerdiğin kitap bana ne verecek?” türünden ticarî pazarlık yaklaşımları Hakikate talip olana yakışmaz!

Ehli “Resulullaha (sav) gittim, önce Ebubekire git dedi. Ben de Hz. Ebubekire gittim” diye anlatıyor. Birinin birini birisine yollaması mı bu?

Resulullahı [evrensel insanî hakikati] anlamak Hz.Ebubekir [kaynağa itirazsız teslimiyet] duruşuna bağlı! Önce Ebubekire gidebilecek misin?

KARŞILIKLILIK ESASI

Tahrik olup günaha, suça, kire bulaşan kadar tahrik eden; günaha, suça, kire iten veya kapı açan hesaba katılmazsa Sistem Okunamaz!

Kimseye zarar vermeden, kendimizi koruyarak yaşamak esastır. Doğrularımızın evrenselliği; çevreyi hiç hesaba katmamak anlamına gelmemelidir.

Günaha, yanlışa, kire bulaşmamak kadar önemli olan bir başka şey de insanların günaha, yanlışa, kire bulaşmalarının sebep öznesi olmamaktır.

Sadece yaptıklarınızdan, düşündüklerinizden değil; görüntünüz, söyleminiz, eyleminizle yapılmasına vesile olduklarınızdan da sorumlusunuz!

“Medeni, çağdaş hayatın gereğini yaşıyorum; çevre barbar, hayvanca yaklaşıyorsa bana ne?” diyen sistemin karşılıklılık esasını anlamamıştır.

- Hava sıcak, öğretmen önlüğün çok kapalı, terletmez mi?

- Sınıfta ergenliğe giren erkek talebeler var. Dikkat dağıtma hakkım yok! (OKUmuş)

Sürekli, doğal etkileşimler âleminde yaşayan birimleriz. Yaydıklarımızdan da aldıklarımızdan da sorumluyuz. Karşılıklık el’an yürürlüktedir.

“Bana ne?” “Beni bağlamaz!” “Onun/Onların sorunu bu!” türünden cümleler cehalet beyanlarıdır. Sistemi Okumak isteyenden duyulmamalıdır.

Rabbini tanıyan “Bunları aştım” diyebilir. Rabbül Âlemini tanıyan “Ben aşsam da geneli hesaba katarak yaşamalıyım” diyecektir. Doğrusu budur.

Gerçeği, sadece Rabbini tanımak sayan Firavunlaşır. Rabbini tanısa da Rabbül Alemine saygılı yaşayan Muhammediliğe uzanır.

SEVMEK; ORTAKLIK DEĞİLDİR

Sevmek; sevdiğine “Beni dilediğin gibi biçimlendir, inşa et” demektir hakikatte. Günümüzde ise bu “İkimizi ikimiz inşa edelim”e dönüşmüştür.

Sevdiğine kul olamayanlar; Allah’a kulluk iddiasında. Muhammede tâbi olmadan Allah’a yönelmek gibi. Olur mu dersiniz? Bize olmaz demişlerdi.

Ortaklık kurmak istiyor sevgiyi yaşamak isteyen. Beraberce severiz sanıyor. Sevmek; yok olmaksa sevilende, neyin ortaklığı? Ticaret mi bu?!

GİZLİYİ DE AÇIĞI DA BİLİR

Gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir in “Saklama ihtiyacı duyduklarınız er geç su yüzüne çıkar” a işaret ettiğinden gafildi insan.

Arınmanın yanma ile olması her yananın arınacağı anlamına gelmez. Yanışından ibret alarak olayı Hakça okuyan ve ona göre yaşayan arınır.

İHSAN; Allahı görür gibi yaşamın aslı; gizlisiyi de aşikârı da Allah Resulu (sav) ölçüleriyle yaşamaktır. Hepimize hazmıyla kolaylaşsın. AMİN

GEMİSİNİ KURTARAN KAPTAN

“Gemisini kurtaran kaptan” ilkesince “Kapanın elinde kalan” hisseler olarak işleyen bir sistemde yaşıyoruz. İçimize sinse de sinmese de…

Hayaline inanmış bir beyin, ikna edebildiği binlerce beyni yörüngesine alarak sonsuzluk turuna devam ediyor. Amma cennete, amma cehenneme…

Âlemlerin aslı hayalse Sistem; kurgular üstünden mi işliyor? Kurgulayanlardan mısın, kurulanlardan mı? Ayarlanan mısın, ayarlayan mı?

BENLİK AİT OLMAK, ŞUUR ŞAHİT OLMAK İSTER

İnsan içinde olduğu, beraber yürüdüğü, aidiyet hissettiği oluşumların hata- perdelerini görmemek/görmek istememek gibi bir eğilime sahiptir.

Ego ait olmayı sevdiğinden, aidiyet hissettiğini sorgulamayı “Kendini inkâr” sayar. Bindiği dalı kesme, Kendi altını oyma diye algılar bunu.

Egosal aidiyetlerin üstünden gerçeği değerlendiren ve apaçık dillendirenleri bekleyense hemen hiçbir grup ve oluşumda tutunamamak olacaktır.

Tutunma- Bağlanma, yaşamsal ihtiyaç olarak görüldüğünde “Bizimkiler” ve “Ötekiler” kavramı kendiliğinden doğar. “Bizde ayrım yok” dense de.

Bilinç, “Bizimkiler” ekseninde düşünmeye başlamışsa Zihin; hatalarda hikmet, perdelerde fayda arama yönünde çalışmaya başlar. Bulur da…

Aidiyet hissettiklerini savunmayı kendini savunmak sayan ego; ayet ve hadislerden kendine deliller bulmaktan da sakınmayacaktır.

Beraber oldukların insan gönlünden çok grup- lider aidiyetini kutsamışsa, farklı söylemlerin; çoğunun etrafından çekilmesine sebep olacaktır.

“Benze bana, benzeyeyim sana” ilkesi sosyal oluşumlar ve insan ilişkilerinin temel hareket noktasıdır. İçine sinse de sinmese de.

Aidiyet hissettiği oluşumun bir miktar dışına çıkmadan onun gerçeğini objektif olarak görmek – algılamak imkânsızdır. Balık, denizi göremez!

“Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamadım” dedi. “Öyleyse Muhammediliğin eşiğindesin şimdi” dedim. Şaşırdı. “Hazmıyla kolaylaşsın” diye de ekledim.

Beşeri- Dünyevi düzeyde yaşayan beyinleri çeldirme- etkilemede en çok kullanılan iki yıpratma unsuru “Şehvet” ve “Menfaat” karalamasıdır.

Bir insan hakkında “Şehvet” ve “Menfaat” üzerinden kampanya başlatılmışsa, beşeri düzeye inmeyecek beyin neredeyse yok denecek kadar azdır.

Tarih boyunca devam eden insanlar nezdinde sevilen, hizmet veren beyinlere Şehvet ve Menfaat üzerinden cephe açma; günümüzde de revaçtadır.

Para ve Cinsellik üzerinden kampanya; zayıf beyinlerin tamamını bloke eder. Araştırma, objektif bakma bir yana, çokları buna balıklama atlar!

Konu para veya cinsellik olunca “Mağduriyeti Önleme” ve “Mağdurun yanında yer alma refleksi” düşünceyi kapatır. Aksini düşünemez olur kişi!

Konu ne, kişi kim olursa olsun çıkan haberi tetkik etmek, araştırmadan yargıya varmamak Kur’an düsturudur ( Hücürat/6). Mümine de bu yakışır.

Mağduriyet Önleme-Mağdura Destek Refleksi incelemeden hüküm vermene neden olmuşsa, zalim ekmeğine yağ sürüp günahtan pay almışsın demektir.

Basiretli Mümin; dedikodu, haber ne olursa olsun, onu yayanın arka plandaki maksadını hesaba katandır. Böylece sazanlıktan, günahtan korunur!

Zalimlerin mazlumu, Gaddarların mağduru ustaca oynadığı bir dünyada; tek yanlı haberlerle hüküm vererek ateşe atlamaktan Allah’a sığınırım.

TESTİ

Hiçbir testi kendi içinde ne olduğunu, kendi kendine gösteremez! Başından eğip kâseye boşaltan olmadıkça…

Şarap testisinden su, Su testisinden şarap akması hayal kırıklığıdır duyguya tutunan; sevgiye tapınan için. Testi Aşığına iç dış var mı ki?

İnsanüstülük yükledi sevdiğine. Ego sevmişse en iyiyi severdi. Yaklaştıkça, beşeriyet açığa çıktıkça kırıldı putu. Dönüp gitti. Sevmişti (!)

Gözünden çıkana ışığa vurulan; bağırsaklarından çıkan dışkıyı görünce savruluyor öyle mi? Hakikatine çarpılan; gözden öte, özden içre sevdanın tadına doyamaz… 

Herkes alkışlarken yanındaydın. Herkes kınamaya başladı, sıvıştın. Sevdin? Seven herkes kınarken de onunla olandır. Otur, sıfır! Kaldın sen!