Değiniler- 62

Değiniler- 62

RUHUNU KAVRAMAK

Kur’an-Hadis Bilgisinden önce bunların ruhu, değerlendirme metodu anlaşılmamışsa yanlış algılamaları asırlarca tekrar kaçınılmaz hale gelir…

Az da olsa Ayetlerin inzal sebebi bilgisi var. Hadislerin söyleniş sebebi ise maalesef yok gibi. Hadis nerede, kime söylendi, çok önemlidir.

Hadisin ifade ortamı bilinmezse nasıl yanlış anlamalar gelişir örnekler verelim. Tabii ki açık zihin ve berrak gönüllere. Ezbercilere değil.

Allah Resulü (sav) eve gelir, yemekte ne var diye sorar. “Sadece sirke var” der Aişe annemiz. Allah Resulü; SİRKE NE GÜZEL KATIKTIR buyurur.

“Sirke ne güzel katıktır” Hadisi üzerine Müslümanlar bir anlatmaya başlar sorma azizim. Acı Sirke olur cennet ikramı. Neler yazılır neler!

Resulullah sirkeyi mi övdü, yoksa evde olana rızasını, şükrünü mü gösterdi? Aişe sirke yerine zeytin, hurma, elma var dese ne derdi acaba?

Hadisteki ana vurgu sirke değil eldekine rıza, onu nimet bilme,onu hoş görmedir. Gel gör ki düşünemeyen saf akıl, Sirkeye kerametler yükler.

Şimdilerde sosyal medyada, cep mesajlarda bir uyarı sık sık geçiliyor: SAFER BELA AYIDIR, AMAN DUA EDİN, AMAN NAMAZ KILIN! Öyle mi gerçekten?!

Allah Resulü (sav) toplumda yaşıyordu, o toplumda atalardan gelen bilgi SAFER BELA AYI yönündeydi. Bu konuda hadis buyurmuş da olabilir.

Genel algıya kapılan birileri “Bela geliyor, korunalım” demişse Allah Resulü dua, nafile, zikir önermiş de olabilir değil mi? İşin esası?

Resulullahın soranın seviyesine-talebe göre cevap verdiğini, bela ayı algısının müşriklere ait olduğunu hatırlarsak Safer ayı işi netleşir.

Sizin aklınız Allah Resulünün güne, aya, haftaya, yıla bela yükleyeceğini alıyor mu gerçekten? Resulullahı biraz tanıyan bunu düşünemez bile…

Kocaman kocaman alimler, yüceltilen kanaat önderleri SAFER BELA AYI mesajı atıyor. Acı bir tebessümle izliyorum kilitlenmişliklerini…

Ve işte SAFER AYI hakkında Resulullah açıklaması… Hala bela ayı diye yaklaşan donmuş beyinler belki biraz çözülür. Safer Ayımız Mübarek Olsun.

- Ya Resulallah,biz Saferde umre yapmıyoruz. Büyük günah saydı atalarımız

- “UMRE HER ZAMAN HELALDİR! ” (Buhari, Hac, Hadis No:777)

- Saferi uğursuz sayardık Ya Resulallah?

- İslâmda taşe’üm (uğursuz sayma, kötüye yorma) yoktur;en iyisi tefe’ül (iyiye yorma)dır. (Buharî,Tıb,54) 

SEVEN SEN MİSİN?

Ben kimseyi sevemem. Sen de kimseyi sevemezsin. Sende beni, bende seni sevmişse sevmiştir. Sevmesini sahiplenmek mi? Allah Şirkten korusun.

BAĞLARI ÇÖZ, YA SONRA?

Hakikat İlmine yönelenlere Şeytanın uzattığı en süslü olta “Sonsuz sınırsıza açıldın artık, kurallar bağdır, bağları çöz gitsin” söylemidir.

Emniyet Kemeri bağ mıdır, korunma donanımı mı? Korunma önerisi kuralları inkâr eden; emniyet donanımını bağ zanneden; belasını davet eder.

Zihin Jimnastiği, bedeni spor sayılır mı? Bedeni antrenman; zihinsel tefekkür yerine geçer mi? Hakikat; ne sadece bedendir, ne de sadece düşünce.

Resulullah (sav) ın önerileri hem bedensel, hem zihinseldir. Beden olmadığını fark etmek demek; bedeni varlığını çizmek demek değildir.

Yer çekimi bağ mı, insan için hayati -fonksiyonel işlev mi? İnkâr değiştirir mi onu? Onsuz yaşayabilir misin? Hadi yaşa, beden değilsin ya!

Nefes almak havaya bağlanmak mı? Yer çekimi kayıt mı? Hayır. Öyleyse? Dinin önerilerini bedensel ve şuursal diye bölüp de şeytanı sevindirme!

Huzurlu kulluk istersen Resulullahın hiç bir önerisini küçümseme! Sağa yatmasından, su içmesine kadar; hepsi hakikatimizin olmazsa olmazıdır.

Duvar yükselince temel taşlarını söküyorlar mı? Yükselen, varlığını temele borçlu… Hakikat kokusu aldın diye şeriati çizersen, yıkılırsın!

Kışın ince; yazın kalın giyinmez. Beden değilim demez, uyum sağlar. Buna uyana, bazı din önerileri niye zor gelir de hakikat adına(!) reddeder.

Meyve kabuklu yenmez! Kabuksuz da çürür, sofraya gelmez! Tadan; öz için kabuğu çizmez. Şeriat kabuk, Hakikat özü. N’olur çürütme kulluğunu!

ALLAH’IN SEÇTİKLERİ

Çekiliş belirler seçilişi. Hiç çekildin mi? Çekilseydin seçilir; Seçilseydin çekilirdin.

Sözlerine mi vuruldun gözlerine mi? Çekim böyle bir şey mi sence? Çekilsen ne söz ne göz umurun olmazdı da kendini unutur sadece o olurdun.

“Ben”i seçmediğinden “adım” gibi eminim. Seçse ben diyemez, adımı da unuturdum zaten.

Seçilemeyene, çekilemeyene “Teslim ol” derler. Çekilene, teslim ol derler mi? Demir tozuna, mıknatısa teslim ol denir mi? Çekilmiş zaten…

“Nasıl çekilirim?”i soran demir tozu var mı? “Nasıl çekerim?”i anlatan mıknatıs var mı? Birbirini; nasılsız, nicesiz,nedensiz yaşarlar di mi!

İstidadım olsa çekerdi. Çekse aklımı alır, gönlümü yakar, arıtırdı mutlaka. Çekmediğine göre? Yanmadığıma göre? “Ben”den cacık olmaz ki!

Meczup Dedeye seçilmeyi sorup misal istedim. Duvardaki lambayı gösterdi. Üstü sinek-kelebek ölüsü dolu.. “Çekilmişler, seçilmişler” demez mi?

DÜŞÜNEN ŞEYTANDIR

Düşünen; Şeytandır. Akışa uyumlanan Rahman…

Düşünen Şeytan olduğu içindir ki; “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş, utanmadan, edepsizce Varlık iddia etmiştir özgürlük rüyası gören akıl mahkûmu!

Düşünme akletmeye; akletme kıyasa dayanır. Kıyas ederek “O topraktan, ben ateştenim. Ben üstünüm” demedi mi kısa metrajlı, zavallı düşünce?!

Aşk Ehli Sabri Babaya kuantum, string anlatmaya başlamaz mı? Eyvah dedim eyvah! Dinlemiş ve şöyle demişti merhum “Yorma kafacığını matematikle evladım, bu iş Muhabbet işi!”

Her şeyi düşünceyle çözme iddiasının geldiği son nokta: “Vahdete ermenin bile formülü vardır; toplar, çıkarır, böler, çarpar ererim.” (.!?.)

“Allah’a ermeyi düşünen; benliktir, şeytandır. Hakiki Allah Kullarının erme dertleri hiç olmamıştır.” Bunu düşün demiycem, hisset bakalım…

“Şeytanımı Müslüman ettim” Dar alanda kısa paslaşmalarla bana oyun oynayan düşünceden azat oldum, akışa karıştım. Hazmıyla kolaylaşsın (ÂMİN)

Aşkın cezbesine kapılana kadar kullan aklını. Kapılınca zaten bırakacak/ bıraktırılacaksın. Kapılamamışsan o da nasip, ne denebilir ki?!

Aklınla, bilginle, çalışmanla “Rabbine kul” olabilirsin, mümkün. “Rabbül Alemiyne Kulluk”; “Allah’a Kulluk” Aşk ile başlar.

Kitapları suya attıran cezbe ne ola ki? Atılan kitaplar mı ki? Ya Suyun hakikati? Düşünelim mi, dileyelim mi? Dileyelim ki Aşk olsun. (ÂMİN)

HAKİKATİ HIRSA ALET ETMEK

Bir zatın sözünü dokundurma, gönderme türünden egosal rövanş amaçlı olarak kullanıyorsak; o zatı da ilmini de zerrece anlamamışız demektir.

BİLEN; BİLGİYİ YAŞAYAN YANMAZ

Yakın arkadaşlarının, sık temasta olduklarının Memleketlerini, Burçlarını bilirsen, sana ters hallerine üzülmez, güzelliklerini abartmazsın.

“Esas olan Din Kardeşliği, İlim Dostluğu” diyerek belde, burç özelliğini itibara almayan iyi niyetli (!)nin dostundan şikâyet hakkı yoktur…

Belaya uğrayanın “AMA BEN İYİ NİYETLİYDİM” serzenişi; Allah Sisteminde hiç itibara alınmaz! “İlmin Çocuğu” ol, “Acıların Çocuğu” değil…

Garip, ters gördüklerimin doğum yeri-burçlarını öğrenince rahatlıyorum. Anlıyorum ki; Sadece mayalarının; fıtratlarının gereğini yapıyorlar.

“İlim, adamın cehaletini alır ama eşekliğine hiçbir şey yapmaz” diyen Celal Bayar’ın sözünü yabana atma! Bilgi yanı sıra maya, fıtrat mühim!

İbni Haldun’un “MUKADDİME” sini okumadınsa hemen başla! Coğrafya, İklim ve Kültürün insan karakterine etkileri hakkında bir başyapıttır…

“Bir dağın yerinden kayıp gittiğini duyarsanız inanınız. Bir insanın huyunun değiştiğini duyarsanız inanmayınız.” {Hz. Muhammed sav}

“Huyunuzu Güzelleştiriniz…” {Hz. Muhammed sav}

“Teklif var, Israr yok”, “Olsa dükkân senin…” Bunları sen esnaf ağzı geçiştirmeler mi sandın? İkisi de Korunma ve Yanmama şifreleridir.

Birinin hobi-müzik tercihini bilmek, onu epeyce tanımaktır. Böylece Şiirsel olanın alınganlığı, Arabesk takılanın tutarsızlığı seni şaşırtmaz!

Huyu güzelleştir, diyen de Resulullah, Huy değişmez iması yapan da. Nasıl anlayacağım? Mayasını tanımak; güzelleştirme imkânı bulmaktır…

Kesilen, biçilen, fırınlanan nasipli ağaçlar başköşeye kurulurken çokları sobaya odun, kalanı da toprağa gübre olur. Anladın sen, anladın!

DERİN DÜNYA GÜCÜ VE SEÇİM

Derin Dünya Gücü; istediği yönetim- kişiyi medya, sanat, iş, fikir çevrelerinin algı operasyonlarıyla halka seçtirir. Tek yöntem bu mudur?!

“İstemez gibi görünerek istek oluşturup istediğini seçtirtmek” de derin gücün çok özel metodudur. Bunu dünyada defalarca uygulamışlardır!

Mandela’yı senelerce hapseden güçle, seneler sonra halkına Mandela’yı Başkan seçtiren güç aynı güçtür. Halk, “Özgürlüğümüzü aldık” sansa da!

Darbeci Netekim Paşa, Özal’a karşıydı. Seçilmesin diye parti kurdurup, halka o partiyi pompaladı. Halk, Özal dedi, cunta partisini sildi. Nasıl?

Özal, parti kurmadan USA ya gitti. Zayıflama kürüne (?). Onay aldı derin güçlerden. Geldi, medya destekledi. Ama anketler düşüktü.

Derin Güç, Türkiye’de istediğini güçlü iktidarla yapabilirdi. Özal yeterli oy seviyesinde değildi. Halk, askeri partiden soğutulmalıydı.

Son hamle seçimden bir gece önce geldi. Devlet Bşk. Netekim Paşa ekrana çıktı “Aziz Vatandaşlarım, askeri partiyi seçin” demeye getirdi.

Hür iradesine müdahale sevmeyen seçmen sevdiği paşaya fena içerledi. “Bu kadar da olmaz” dedi yüklendi Özal’a. Tek başına iktidar!

Seçim sonucu şu manşetlerle duyuruldu: “Halk Özal dedi” “Evrenin konuşması askeri partiyi yaktı”,”Demokrasi kazandı, Millet sildi süpürdü”

Derin Güç, belli pazarlıklarla önünü açtığı Özal’ı seçtirmiş, milletimiz, biz seçtik, cuntayı, baskıyı reddettik demişti. Plan işlemişti.

“Amerikan halkı iradesine baskıyı reddedip Hillary’i çizdi Trump’u seçti” mi? “Derin Güç, Hillary’i destekler görünüp Trumpu seçtirdi” mi?

Derin Güç, asırlar boyunca ülkeleri keşfeder, yerlileri öldürür, Genel Vali tayin edip sömürürdü. 1.Dünya Savaşından sonra bu usul değişti.

“Genel Vali” açıkça sömürü ve aşağılanma demekti. Yeni yöntem genel vali tayini yerine bazı ülkelere “Kahraman Tayini” idi artık.

“Genel Vali” güçlünün elçisiydi. “Kahraman” ise öz be öz halkın kendi değeri. Bu plan da epeyce yürüdü. Şimdilerde yeni planlar gündemde.

İster derin güç oyunu diyelim, ister kaderin üstünde kader; Allah Takdiri işliyor. Basiret, Firaset ve İmanla değerlendirenlere selam olsun.

AMİGDALA: ETİKETLE VE HÜKÜM VER!

Amigdala; her seyrettiğinizi anlamanız için ona isim, etiket koymanız; hakkında hüküm vermeniz gerektiğine sizi inandırarak karar aldırır.

İsim verme, etiketleme, kategorize etme, anlamlandırma işlemleri hep bilincin veritabanı arşivine kıyasla yapılır. İsimlenen; Donmuştur!

“İşittiğimi, gördüğümü anlamalıyım; anlamak için ad koymalıyım, ad koymak için kendi birikimime kıyaslamalıyım.” Aferin Şeytan uşağı Aferin!

Gördüğüne, duyduğuna anlam yükledi, isim verdi. Akışkanı buz kalıbına koyduğunu ne bilsin Şeytan Uşağı? Pardon, şeytan değil Amigdala olacak.

İsimler vererek tanırız dedik. İsimlendirdikçe kalıba girdik. Donduk, beton olduk be güzelim. “İsimler Cehennem, Esma Cennet” desem, olur mu?

- 10 sene önce görüştük, hatırladın mı?

- Beni geriye çekip amigdalama kul etmene izin veremem. Hatırlamıyorum! Şu anki sen, çok güzelsin!

Amigdala esiri hükümlüler gibi yaşamak istemiyorsan isim verme, hüküm verme, anlamaya bile çalışma! Hitabı duy sessizce ve izle kalbinle…

“Canı çıkasıca!.. Nasıl da ölçtü, biçti?!” ayetini bilirsin. Firavuna hitaben mi söylenmişti? Yoksa amigdala işlevi hk. erken uyarı mıydı?!

Hangi hitabı can kulağı ile dinlemişsem anlayışı da idraki de yaşamı da kolaylaştı kendiliğinden. Rahmana Teslimiyetin selameti olarak…

Hangi hitabı benlikle reddetmiş, vehimle çekiştirmiş, kıyasla sündürmüşsem kafam karışmış, canım yanmıştır. Şeytana Köleliğin esareti olarak!

Annem ne zaman günah, zulüm, kötülük duysa “Allah Şeytana Uydurmasın” duası ederdi. Bense “Amigdalaya karşı bizi uyanık eyle Allah’ım” diyorum.

Lao Tzu’nun Hikayesini bilirsin, okumuşsundur. “Amigdala kontrolü” niyetiyle bir daha okur musun? http://www.cinmacerasi.com/cin-dusunuru-lao-tzunun-oykusu/

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLARIN ŞERRİ

“Düğümlere üfüren kadınların şerrinden” Felakın Rabbine Sığınma önerilmiş Felak Suresinde. Nerede bu üfürükçü, cadılar? Ne işim olur onlarla?

Her düşünce, her eylem, her bilgi, her görüntü beynimde snapsler üzerinden kayıt oluşturur; beyin haritam; yaşam algım oluşurmuş böylece…

Nöron ağları bu snapslerle hükmünü icra edermiş de düşünüyorum, görüyorum, inanıyorum dediğimiz bakış açılarımızı oluştururlarmış…

Sinapslar; hücreler ve nöron ağları arasındaki bağlantı noktaları imiş. Bu bağlantılarla bireysel yol haritamız oluşurmuş. Bağlantı? Düğüm?!

Sinaps olarak oluşan bağlantılar; düğümler yenilenmeyi akledemedikçe, duygusal, yöresel, göresel davrandıkça kemikleşir; kalıplarımız olurmuş!

Ehli “Duygular, Şartlanmalar, Alışkanlıklar, Gelenekler”e ilgi çekmiş, ne çok vurgulamış! Bunlar snapsleri; düğümleri betonlaştırırmış!..

Ne zaman duygulansam, içlensem, hüzünlensem, alınsam, kızsam, olanı reddetsem; işte o noktada düğümlenirmişim. Snaps? Bağlantı? Düğüm?!

Alıngan gözyaşlarımla ıslatır, kırılgan duygularımla tükürükler, öfke-isyan nöbetlerimle üflermişim snapslere. Harç karar, betonlaştırırmışım.

Düğümlere üfleyen; bağlantıları tükürükleyen, gözyaşıyla ıslatıp harç gibi betonlaştıran cadıları tanıdık mı? Gel, ayeti bi de böyle okuyalım.

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN; bakışımı kilitleyen; benliğimi ilahlaştıran KADINLARIN; duygusal tutum- tepkisel yargıların ŞERRİNDEN; blokajından…

Ayeti tefekkür ettim sadece. DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLARı soldaki gibi de sağdaki gibi de anlayabilirsin. İster ikisi de dersin. Seçim senin.

http://mehmetdogramaci.com/2016/11/bir-infilak/

ŞEYTANIN DÜNYASI; RAHMANIN EVRENİ

İnsanoğlu kendine sunulan, hazır bulduğu dünyayı gerçek kabul ettiği sürece asıl gerçeğine varamayacaktır.

Niyetlerinizin, dualarınızın önünü zihniniz ve edinilmiş bilgilerinize dayalı korkularınız keser…

Dışarıda gördüğünüz aksilikler dahi zihninizin, benliğinizin, veritabanınızın bir oyunudur. Başkaları ve dışarısı hiç var olmamıştır…

- Her şey görüntü ve kurgu ise gerçek olan ne?

- Senin dünyanda sadece sen gerçeksin!

Buradaki dünya senin için risksiz, çünkü kontrolümde. Dışarıda bir dünya var ama kontrollü değil riskli. Sakın dairenin dışına çıkma! {Şeytan}

- Neden çıkamıyorum dairemin dışına?

- Korktuğun için gidemiyorsun! Sen dünyandan çıkamazsın, sen gidemezsin! {Şeytan}

- Sen niye korkmuyorsun?

- Her şeyi ben kurguladım. Kontrolümde. Neden korkayım? Sen dünyandan çıkamazsın, sen gidemezsin! {Şeytan}

Tasavvuf bilgisiyle yoğurarak izle! Önceden izlesen de bir daha izle bu filmi lütfen

http://www.fullhd720pizle.com/truman-sov-1998-turkce-dublaj-izle.html

ŞİKÂYET, ŞEHADET, SECDE

Gördüğüne secde edemeyen; Görünmeyene secde edecekmiş!

Yanı başındakiyle sorunlu; cümle alemle barışık… Sözde müslüman, katmerli münafık…

Yakın çevrem beni anlamıyor. Uzaklaşsam mı? Uzaklaş tabii, belki kahrolası egona katlanacak kullar bulursun…

- Çocuğum hiç söz dinlemiyor. Ne yapsam?

- Çocuğuna Tanrılık yapmayı bırak, her şey hallolur…

- Eşim Allah İlmine göre düşünmüyor, yaşamıyor, ayrılsam mı?

- Sen Allah İlminin kâhyası mısın? Kim, neye göre yaşar, sana mı düştü?!

Şikâyet varsa Şahadet yoktur…  İnsanlardan şikayetlenen “Egom onlarda Hakkı görmeme izin vermedi” demektedir aslında…

Hakikatle ilgili olanlara hakikat maskesiyle seslenir şeytan… İlmim için, Allah için dediklerin egon için olmasın sakın! İyi düşündün mü?!

AİLE

Savaş, afet, krizlerle geçirmekte olduğumuz değişim- yenilenme süreçlerinde en güçlü moral ocağı ailedir. Aile Muhabbetini arttırmaya bakınız.

Önemsedikleriniz, en zorlu anınızda ne kadar sizinle olur? Her halükarda sizinle olacaklar ailenizse, onları çok özel tutun, çok özel sevin!

DIŞARIYI KEŞİF VE ALDATMACALAR

Deccal dışsallığa, ötelere yönlendirerek tanrısal düşünce ve ayrılık telkin ediyordu değil mi?! Uzayı keşfe çıkmak kimin telkiniydi acaba?!

“Eller aya biz yaya” deyişine ilham olanlar; bizde ne tür komplekslere sebep oldular? İnsanlık ve ilim için esas hedef Öteler mi olmalıydı?!

Hele bir bak; dışarıyı,öteyi,kapalı kapılar ardını,sırlar alemlerini keşfe çıkanlar mı; yoksa iç aleme, öze dönenler mi hakikatine eriyor?!

’69 ların teknolojisiyle aya çıkılmayacağını ortaokul öğrencisi de biliyor artık. Deccal’in maşası NASA, kedi fare oyununu bıraksın artık!

İnternet isimli zengin bilgi arşivini ön yargısız değerlendiren görecektir ki insanlığa büyük yalanlar söylenmiş, adi kumpaslar kurulmuştur.

Saklananların çırılçıplak ortaya serildiği süreç başlamıştır. Yargısız, tarafsız, basiretli izleyen şaşırmaz, yıkılmaz. Neler göreceğiz neler!

Dünyanı ele geçirenleri veya dünyayı ele geçirenleri Muhammedi bilinçle incelemeye bak! Dünyaya kumpas kuranla, dünyana posta koyan aynıdır.

Gerek zihnen ve gerekse genel geçer kurallar diye bilinenlerin hepsinin günün birinde fos çıkmasına hazır olmayan; benlik eşiğini geçemez…

Bütün bildiklerinin altı boş çıksa bozulur musun? Temiz bildiklerinin kiri serilse tutuşur musun? Huzurun neye bağlı? İmana mı gerçekten?

Dün gece “Süper Ay”la coştuk. Yanı başındaki “Süper Ayna”larla coşabiliyor musun? Pus aynalarda mı sende mi? Görmeye göz, sezmeye öz gerek!

AN ve HUZUR

Yapabileceğinin en iyisini yap, yapanın sen olmadığını hatırdan çıkarmadan…

Bedenin burada iken zihnin geçmiş ve gelecekte değil de o da buradaysa AN yaşanmaya başlamıştır…

ANı yaşa derler, yanlıştır. Sen ANı yaşayamazsın. ANı sadece O yaşar. Sende ANı yaşamasına şahit olabilirsen ne âlâ…

“Sizi de fiillerinizi de Allah yarattı” (Ayet)

“Ben” varsayımım da “Benlik” vehmim de “Dünyam” da beynimde, beynimle, beynimce oluştu…