Değiniler- 63

Değiniler- 63

RAKAM, BELGE ve BİLİMLE KANDIRILMAK

Rakamlar yalan söylemez”, “Belgeler var. Aslı olmasa belgesi olmaz” diye inandırdılar insanlığı. Rakamla da Belgeyle de kandırabilmek için!

80 lerde Bşk. Reagan’ın ilan ettiği YILDIZ SAVAŞLARI projesi noldu? Niye konuşulmuyor? Dikkat ettiniz mi USA son yıllarda uzay demiyor artık!

Bugünkü bilimin baz aldığı bilimsel buluş ve sıçramaların % 80 inde Yahudi bilim adamlarının imzası olması normal mi? Yoksa ben mi ırkçıyım?

Büyük yalanı kitleye yutturmada etkin yol; aksini savunanı gerici sayma algısıdır.”Dünya düz” desem “Bu çağda mı, hala mı?” dersiniz. Mesela!?

Adam konferansta diyor ki; “Uzaylı yok, çünkü uzay yok! Dünya göğünü uzay diye yutturdular!” Bu çağda bu kafa, desek mi? Susup beklesek mi?!

69′ da aya çıkan teknoloji bugün Ayı yol yapmalıydı. Bir daha gidilmedi! Dünya Çekirdeği Ateş Denizi! Oraya inen, gören var mı? Teorem mi?

Bilimsel Varsayım; Bilimsel Kanun gibi derslerde okutulmuş, insanlara yedirilmişse aksini ispat kolay değildir. Ancak elbet günü gelecektir.

Süper Ayın süper etkileri olacak. İnsanlığa söylenen süper yalanların, bilimsel sahtekarlıkların deşifresini niyaz ediyor, bekliyorum. Uzak değil.

ÇÖZMEK Mİ, GÖRMEK Mİ?

“Çözmeye çalışma evladım. Her şey çözülmüş zaten. Düğüm var mı ki çözesin? Çözülmüşü seyret evladım” Böyle demişti Meczup Dede. Ne demekse?

BİR İNTİHAR METODU; EHLULLAHA SALDIRMAK

Farklı düşündüğünüz konular olsa da Allah Ehline açıktan muhalefetiniz; kendi kendinizi bitirmeniz demektir. Aklı olan, kendine bunu yapmaz!

Çok sevilebilir, çok okunabilir, çok alkışlanabilirsiniz. Ehlullaha tavır almışsanız hiç bir kıymeti yoktur. Bilin ki dosya yakıyorsunuz!

Hakikat Ehline nankörlük Hakikate nankörlüktür. Cürümlerin en büyüğü Ehlullaha taarruzdur. Hak Ehline hürmeti yitiren Hakikati yitirmiştir.

İSTER KENDİNİ DÜZELT, İSTER DAĞINIK KAL, AYNAYA NE?

Kendini Tanıyan; hiç kimseyi değiştirmeye çalışmaz.

İNSANlıktan nasibi olan; AYNAda kendine çeki düzen verendir. Ayna; Ehlullahtır; Allah İlminin açığa çıkış mahalleridir.

Aynada kendini düzeltmek yerine aynanın puslu, silik, tozlu oluşundan dem vurmak veya aynayla didişmek; İNSANiyetten nasipsizlik alametidir.

Aynaların insan toplama derdi yoktur. Birileri kendini görsün, düzelsin, değişsin derdi de yoktur. Basiretle bakan nasiplenir, hepsi bu…

FİLM KURBANLARI- FİLM HAYRANLARI

Yaşıyorum dediğin hayat; senin beyninin senin veritabanına göre sana seyrettirdiği bir kurgu ise; başkası, dışarısı, ötesi dediklerin nedir?

Filmde olan bitene yorum yapıyordu. Eleştirdi, didikledi, sağa sola çekti. Kafa ambale olunca bitkin düştü. Adam gibi izlese harika filmdi!

Korkuda sıçradık, hüzünde ağladık. Onda tık yoktu. Tepkisizsin, ne iş dedim. “Filmin film olduğunu hiç unutmadan izlerim” dedi. Ne demekse?!

BİLGİYE BENZEYEN- BİLGİYİ BENZETEN

Bilgiyi değerlendirmede insanlar iki sınıftır; 1- Bilgiyi kendine benzetenler. 2- Kendini bilgiye benzetenler.

Bilgiyi kendine benzetenler; onu veritabanlarına kıyasla anlamaya çalışırlar. Bu; otomobili at arabasına kıyasla anlamak gibi bir girdaptır.

Veritabanını baz alarak bilgiyi değerlendirmek; yerinde saymaktır. Eskiler buna “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” demişlerdir.

Bilgiyi kendine benzetenlere göre yeni bilgi yoktur. Her şey söylemiş ilim tamamlanmış, sade üslup değişmededir. Bu onları hep eskide tutar!

Geleneğe sadakat; bilgiyi kendine benzeten için her şeyin üstündedir. Yeniyi kabul; büyüklere vefasızlık ve gerçeğe ihanettir onlara göre…

Euzünün hakikati? Veritabanına göre bilgiyi anlamaktan yeni şe’nde oluşa sığınırım.
Besmelenin hakikati? Yeniyi yenice anlamaya niyet ediyorum.

Bilgiyi kendimize benzeterek anlama Şeytanlığından sana sığınırız. Her an yenilenenden kana kana içmeyi hazmıyla kolaylaştır Allah’ım. (ÂMİN)

SORULAR- CEVAPLAR

- Yeniye açığım tamam da eski bilgi nasıl atılır?
- Odanın penceresini açtın, temiz hava girdi. Tamam, da kirli hava nasıl çıkar der misin?

- Hızlı değişim istiyorum. Bilgi, zikir, tefekkür vb ile hemen yenilenmeliyim.
- Haklısın. Ağaç fidesini diker, hemen ertesi gün elma toplarız!

- Ustaya, rehbere ne gerek? Okur, düşünür, kendim hallederim.
- Tabi. Açıköğretim mezunları da iş bulur ama patronlar İTÜ, ODTÜ, BOĞAZİÇİ diplomasını nedense çok özel tutuyor.

YUMURTAYI KIRMALI MI?

Her birim isteyerek veya istemeyerek, takdir edilen programını yaşamakta. Boş vermek ve zorlamak arasında ölçüyü iyi tutturmalı.

Gönlümüz el vermese de yanarak, acı çekerek hakikatini tanıyacak olanlar da vardır. Aman yanmasın, aman düşmesin diye çok yapışmamak lazım.

Esas olan civcivin yumurtayı, kelebeğin kozayı içeriden delmesidir. Duygusallığı merhamet zannederek yardım eden; onları doğmadan öldürmüştür.

Parkta koşarken düşüp ağlamaya başlayan çocuğu hemen kaldıran, saran,okşayan mı merhametli yoksa umursamaz görünüp “Kalk! Zırlama!” diyen mi?

Hali vakti yerinde tüccar, sanayici çocuğunu kirli paslı atölyelere çırak verirken ücretli ebeveynler çiçek gibi bakarlar. Doğru mu yaparlar?

YAŞAM AYNASI

Kafese girmemiş olandan özgürlüğün kıymetini; kafesten çıkmamış olandan tutsaklığın töhmetini bilmesini bekleme! En hakiki Mürşit; Yaşamdır.

Bildiğine göre yaşamaya çalışanlardan mısın? Yaşadığına göre bilenlerden mi? Yoksa bildirirseniz bilir, yaşatırsanız yaşarım diyenlerden mi?

Bülbül Gülistan, Baykuş Harabat yaşamına programlı. Baykuştan Gülistan kıymeti bilmesini, Bülbülden harabatta şakımasını istemek? Zulmetme!

İnsanların yaşam anlayışı söylemlerinde, düşüncelerinde değil; eylemlerinde, uygulamalarında kendini gösterir. İyi Gözlersen İyi Korunursun.

Hayat bir aynadır ki insanlar ve olaylarla sana hep kendini gösterir. Kendi zarafetini zevk eden de, kendi felaketine kahreden de kendisi…

DENEYİM VE GELİŞİM FARKI

Görmüş geçirmişlerin yaşam bilgeliği, gençler tarafından hafife alınır genellikle. Unuttukları; bilgiyi deneyimleme farkındalığıdır.

Ne zaman bilgi bizde oturur, soruma “40 yaşından önce olmaz” deyişine fena halde içerlemiştim. 40 ları geçince yerden göğe haklıymış dedim.

Gençlik… Ben Bilirim…
Orta yaş… Pek de bilmiyormuşum…
Ve Olgunluk… Ve bir hiçmiş bildiklerim…

YAŞAM OKULU; TASAVVUF

Tasavvuf bir yaşam okuludur ve orada da branşlar, kollar, bölümler mevcuttur. Bir okulun bütünlüğü ne ise Tasavvufu da öyle görmek gerekir.

Her tasavvuf yayınını ötekinin birebir aynı görmek, görmeye çalışmak bir bakıma sakıncalıdır. Branşlar vardır, dallar vardır.

Geçmişte tarikatlar olarak belirginleşen tasavvuf ekolleri; bugün de mevcuttur. Her ekol belli branşın algı ve yaklaşımı ile Dine eğilir…

Muhabbetin yoğunlaştığı branşla, Bilgi yoğunluklu branşı; Tefekkür yayınıyla, Zikir yayınını kıyasla değil, kendi eksenlerinde anlamak lazım.

Tasavvufa Muhabbet eksenli bakan, İlim eksenli bakanı kendi zaviyesinden yargılayıp çekiştirecekse, nerde kaldı kardeşlik, nerde kaldı din?!

Tasavvufa İlim eksenli bakan;Muhabbet eksenli bakanı kendi penceresinden hafife alıp aşağılayacaksa nerde kaldı kardeşlik, nerde kaldı din?!

Siz hiç, bir lisede Fizikçi ile Kimyacının, Sosyalci ile Matematikçinin “Senin anlatımın kötü benimki iyi” kavgası ettiğini gördünüz mü?!

Bu neyin kavgası, neyin iddiası Efendiler? Kavga bir yana İddia bile erbabı tasavvufa haramken ne yaptığınızın farkında mısınız? Eûzü! Eûzü!

Tasavvuf bir okuldur ve ben bu okulun bütün branşlarını, öğretmenlerini, üstadlarını ve sınıflarını seviyorum. Egolar savaşınızda yokum.

Dinin Ruhunu Tasavvuf ekseninde idrak eden kesinlikle benim yolum senin yolun iddiasına girişmez! Allah bunu yaşamayı kolaylaştırsın. (ÂMİN)

SEVGİ VE İYİLİK DOLU

Sistemi Okuyamamanın ve bunu örtmenin en ışıltılı yolu “Sevgi doluyum” ve “Herkese iyilik düşünürüm” söylemidir.

Duygusal Ego, en çok Sevgi arkasına saklanır. “Seviyorum, ne yaptımsa sevdiğimden yaptım” demek onlar için pis gururlarını saklama aracıdır.

Sevgi ardına saklanan Duygusal Egoyu tanımak da arınmak da çok zordur. Sahibi, arınılası eksiklik görmez! Sevmiş, sevgiden arınılır mı hiç?!

Ne demişti Şeytan? “Seni o kadar seviyorum ki, senden başkasına secde etmem! Sen emretsen de!” Edepsizim demiyor da seviyorum diyor.

Sevmek, üstünlük aracı değildir. Sevmek, kibir maskesi de değildir. Sevmek, karşıya fedakârlık eder görünüp ego şişirmek hiç değildir.

Sana gerçek kimliğini yani; Sevgi, İyilik, Fedakârlık maskesi takan pis gururunu ve lanet olası kibrini ancak Ehlullah Aynası gösterir…

EHLULLAHI ANLAMAK

- Ne zaman konuşsak fena haşlıyor, çok Celalli.
- Hayır, Cemali çok yüksek. Seni seviyor ki sevgi- duygu maskeni yırtıp egonu gösteriyor.

- Onu tanıdıkça içimin ne kadar kirli olduğunu fark ettim. Bazen iğreniyorum kendimden.
- Seni herkesten çok sevmese sana seni göstermezdi.

- Hiç bir şeyi yutmuyor. Övsem de bir yolunu bulup beni yerin dibine sokuyor.
- Ne güzel. Tohumu da yerin dibine sokarlar di mi? Yeşersin diye.

- Canım çok yanınca uzaklaşasım geliyor. Ama nedense yine Ona yöneliyorum.
- Gayyurdurlar. Bırakmazlar. Mıknatıs demir tozunu salar mı hiç?

- Yok, ben başka bir metotla Hakikate yönelicem. O çok sarsıcı.
- Deneme hiç. Azabın artar. Dedik ya Gayur’dur. Gitsen de döner gelirsin…

Sevmese sevemezdim. Seçmese göremezdim. Bunu bilir bunu söylerim. Bu yolun sonu nereye mi çıkar? Egonun cenaze namazını kılmaya. Daha ne?!

HAYALLE GERÇEK ARASINDA

Hayalimdeyim
Hayalimdesin
Hayalinde

Hayalindeyiz
Hayalindesiniz
Hayalindeler

Âlemlerin aslı hayal; Âlemlerin Rabbi…
Alemlerden Ganiy; Hayalden de mi berî?!

“Allah’ın âlemlerdeki tasarrufu âlem sûretleriyledir. Başkaca değil.” {@AhmedHulusi} http://mehmetdogramaci.com/2015/08/alem-suretleri-ile-tasarruf/

GERÇEK ÖĞRETMEN

Hakiki Öğretmen; doğruları öğretenden ziyade “Doğru bildiklerinizin yanlışlığı” ile sizi yüzleştirendir. Değerlendirebilirseniz…

Bir harf öğretene kırk yıl köle olma sözü alfabe için değil, İnsani Hakikatin Anahtarı “B” harfi, “B” sırrı için söylenmiştir.

Öğrenci olduğunu bir an bile hatırdan çıkarmayan için bütün eşya, bütün mahlûkat, bütün insanlar, bütün olaylar ve oluşlar öğretmendir…

HAKKI TAVSİYEDE UNUTULANLAR

Sevdiklerimize, dostlarımıza Hakkı ve hakikati elbette anlatalım. Ancak, zorlamadan, iradelerine ipotek koyma sınırına yaklaşmadan.

İnsanlara, özellikle de yakınlarımıza baskının süslü mazereti “Bunu senin iyiliğin için istiyorum!” cümlesidir. Peki, sen benim Rabbim misin?

Anne-Baba oluşun çocuğuna; eş oluşun hayat arkadaşına, yaşça büyüklüğün küçüğe ‘doğru dayatma’ hakkı verir mi sana? Dayatma Şirktir, bilesin!

Niye hayatın hep doğru davranışla öğrenilmesinden yanayız? Yanlışla yanarak, burnu sürtülerek öğrenecekler de vardır. Hatta çokları öyledir.

Şefkat, Merhamet, Koruma, Kollamada aşırı giden,”Onun iyiliğini istedim ama” demek seni kurtarır mı? Onu, Rabbinden daha çok mu seviyorsun?!

“Dur yanarsın!” “Gitme kayarsın!” “Aman düşersin!”
Bırak ablası, bırak abisi bırak! Tanrılığa soyunma da çocuk fıtratını yaşasın!

Ana-baba korumacılığından gınâ getiren evlatlar gördüm. Bilen büyüklerin önerilerinden yaka silken gençler bilirim. Bunun sonuçları ne olur?

İrade Allah’ındır. Hakikatinin farkında olan kul, ona ipotek konmasını istemez. Tavsiyeleriniz dayatmaya dönüşürse ağır veballer alırsınız.

Korumacı tutum; bunu yaşayanda sadece koruyana değil misyona da tepki doğurur. Ebeveyn koruması Aileden; İlim hassasiyeti İlimden soğutabilir.

Her şeyini aç bana, hep yanında olmak isterim, cümlesi dehşet ego saklar, bilir misin? Yapma! İzin ver, nefes alsın. Senin değil Allah’ın Kulu O!

ALIŞMAK; HEM LÜTUF HEM KAHIR

En büyük Lütuf; Alışmaktır. En büyük Kahır; Alışmaktır.

Alışmak; salt kötü veya iyi değil beynin nötr fonksiyonudur. Onu negatif veya pozitif kılan birimin bilinci ve onu kullanma biçimidir.

Yenilenmeye açık özgür bilinçlerde beynin alışma fonksiyonu kolay adapte olmayı getirir ki böylesi bir alışmak; sahibi için Lütuftur…

Hayatiyetini bağlar, bağlantılarla sürdüreceğine koşullanmış, inanmış bilinçlerde alışmak; veritabanını diri tutar ki sahibi için Kahırdır.

Alışma fonksiyonunu “Yapışkanlık” olarak çalıştırdıklarında perdelenme; “Akışkanlık” olarak çalıştırdıklarında seyredilme dilemiştir Allah.

Uzun vadede Alışkanlıklar farkındalığın katilidir! Esas olan; ne yaşarsak yaşayalım rutin alışkanlık olarak değil farkındalıkla yaşamaktır.

Uygulama değişimi düşünceyi, düşünce değişimi uygulamayı etkiler. Yenilenmek, arınmak; fiil- düşünce senkronizasyonu olmadan gerçekleşmez…

KRİZ DÖNEMLERİ VE BİZ

Ülkemize yönelik 2. ve belki de 1.den daha etkin saldırı ekonomi üzerinden yapılıyor. Kardeşlik- Dayanışma Ruhunu canlı tutmakta fayda var.

Dövizle iş yapanlar hariç birikime dönük dövizleri TL ve Altına çevirmek, genel durumu olumluya çevirebilir.

Büyükler öteden beri ALTIN derler. Yatırım da birikim de Altına yapılmalı derler. Boş söz değildir. Her dönemin sarsılmaz değeri Altındır.

Küçük de olsa alış-veriş yapınız. AVM den değil mh. esnafından yapınız. Unu, Yağı, Şekeri ayrı yerlerden almak, piyasa için az şey değildir.

Beyinlerden yayılan kin, nefret, ayrılık, öfke, kırıklık, hırs enerjilerinin yaşam alanlarımızdaki gerilim-durgunluğu beslediğini biliyor muyuz?

Binlerce beyin nefret, kin, ayrılık saçsa da bir tek beyinden sevgi, barış, kardeşlik yayılsa binlercesine etkin olacağını biliyor muyuz?

Beşeriz kırılmış, darılmış, alınmış olabiliriz. Yüz yüze görüşmek zor gelse de hiç olmazsa bunları zihinde tutmayınız. Hayalde barışınız…

Her sabah evden çıkışta, her akşam eve dönüşte aile fertlerinizle sımsıkı kucaklaşınız. Kalp kalbe değsin, hissediniz. Biz öyle yapıyoruz…

Deprem, savaş, krizlerin insanlığa yoklama çektiği bugünlerde aile etkinliklerini çoğaltınız. Hiç olmazsa bir öğünü beraber, sohbetle yiyiniz.

“Benim Hakkım ama” dediğiniz iç isyan-iddialarınızdan vazgeçiniz. Hak sadece Allah’ındır. Onun adaletini beşerce tartmaya kalkmayınız…

Dışarıdaki kavgalardan daha büyüğü zihinlerde yaşanıyor. İftira, bühtan, aşağılama çoğu beyinlerin enerjisini sömürüyor. İzin verecek miyiz?

“Herkese hakkımı helal ettim; herkesi gönülden affettim” diye tekrarlayınız şimdi. Zikir fikre, fikir yaşama dönüşür. “Hayırlı Cumalar” ÂMİN

TUZ VE EKMEK HAKKI

“Tuz ve Ekmek Hakkı bilmeyen kör olur.” {Atasözü}

Tuz ve Ekmek Hakkı nedir? Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerindeki manevi haktır. {Tür Dil Kurumu Sözlüğü}

Osman Bey gençliğinde Köse Mihal ile arkadaştı. Kardeşleri, bundan rahatsız olup babalarına şikâyet ettiler. Köse Mihal Hristiyan diye…

Ertuğrul Bey “Nedir bu samimiyet, din kardeşin değil” deyince Osman Bey: “Arada Tuz, ekmek hakkı vardır. Aynı sofrada yemişliğimiz vardır” dedi.

Tuz, Ekmek Hakkı denince akan sular dururdu. Ertuğrul Bey, şikâyet edenlere “Çekilin, tuz-ekmek hakkı var” dedi. Mihal ve Osman dostluğu sürdü.

O öyle bir hak ve öyle bir hatırdı ki Anadolu’da hala Mihal adlı yerleşimler ve eserler vardır: Mihal Gazi, Mihalıççık, Gazi Mihal vb.

“Tuz ve Ekmek Hakkı” nasıl bir haktır ki ona sırt dönen hakkında “KÖR OLUR” diye ciddi ve sarsıcı bir uyarıda bulunmuş Müslüman ecdadımız?!

Vaktiyle aynı sofra, ortam ve halkada olmuşlar arasında Tuz-Ekmek Hakkı vardır. İlişki kopsa da Hürmeti yitirmemek, Hayırla yâd etmek esastır.

Yakınlık sürmeyebilir. Doğaldır. Ne ki erdemli insan Tuz ve Ekmek Hakkı bilir. Dün sofrasına, evine, ilgisine nail olduğuna bugün tavır almaz.

Tuz- Ekmek Hakkı adlı manevi hakka hürmet; şükürdür ki kişinin nimetini arttırır. Ona hürmetsizlik; nankörlüktür ki kişinin nimetini keser!

Vaktiyle sevgisini hissettiğim, suyunu içtiğim, lokmasını yediğim kimselerin tuz- ekmek hakkını çiğnemekten sana sığınırım Allah’ım. (ÂMİN)

Tuz ekmek hakkı bilerek/ Sofra kurmasan da olur
Ilık bir tas çorba yeter/ Rızkım buymuş der içerim  

https://www.youtube.com/watch?v=RKZiuyN0U5A

BÜYÜKLÜK, TOLERANS İDRAKİ BÜYÜK OLANA DÜŞER

İnsan çizmek kolaydır. Küsmek ondan da kolay. Marifet; gönle nüfuz ederek, onu çözmektir. Yüz çevirene, “Beri gel barışalım” diyebilmek…

“Gönül, Dostuna küser” demişler. Sevmediğine, ayrı gördüğüne niye küssün ki? Büyüklük, dudak büken çocuğu okşayabilmektir. Bir şekere bakar.

Anlamadı, yanlış anladı, haddi aştı çiz gitsin! Seviyende olsa anlar, haddi aşmazdı zaten. Tutup yukarı çekmek büyüklükken boşluğa atmak mı?

Bir tebessüm, bir sıcak ilgi nice ayrılıkları, yanlış anlamaları bir çırpıda silmiştir. Kimin idraki daha yüksekse kapı açmak ona düşer…

Zayıf idrak için özür, ölümlerden ölüm beğenmek gibidir. Üst İdrak için af? Kolayın da kolayı. Af, sahibini ne eksiltir, ne düşürür…

Müşrik Halid B. Velid’e selam yollamıştı Allah Resulü. “Hala gelmeyecek mi?” dedi. Selamı alan Halid, soluğu Medine’de aldı ve iman etti…

Halid, Allah Resulü huzurunda ezikti. “Bedirde, Uhud’da çok zarar verdim” dedi. Evrenin Kalbi (sav) “İman, geçmişi siler” deyip kucakladı…

Kılıcını teslim edecek, vasıfsız er olacaktı Halid. “O sende güzel” dedi Resulullah. Üstelik komutanlık da verdi. İşte buydu büyüklük…

Bize kılıç mı çekti küstüklerimiz? Cana, namusa mı kastettiler? Yakınlarımızı mı öldürdüler? Her birim O’nun Esması ise neyin davası bu?!

Sinek gibi ezmek, kafa koparmak, çöpe atmak da; yaralı serçeye merhem olmak, avucunda ısıtıp göğe salmak da mümkün. Hayat; Tercihlerimizdir.