Değiniler- 65

Değiniler- 65

ÖNCE BEYİNLER KONUŞUR, ÖNCE BEYİNLER DUYAR

İnsanlar beyin dalgalarının sözden önce niyeti, kelimeler ötesi esas manayı algıladığını bilseydi maske takma sahteliği gelişmezdi…

Kendini ketum, sırlı, gizemli sananlar; bütün beyinlerin diğer beyinlere karşı çırılçıplak yaşadığını, an be an içini yaydığını biliyor mu?

- Ona çok hoş görülüyüm ama bir türlü aramız düzelmiyor, niye?
- Dilin “Canım” derken Beynin “Öteki” diyor çünkü. Katmerli münafıksın!

Her söz, her yazı; ne kadar süslü, sanatlı söylenirse söylensin; çıktığı mahallin enerjisini muhataba yansıtır. İstesen de istemesen de!

- Biri ağzına geleni sayar alınmam; diğeri nasılsın dese geriliyorum. Niye?
- Celal, Cemal görünse de Celal; Cemal Celal bürünse de Cemal.

Hırsını, iyi niyet; Kibrini, tevazu gösterisiyle örtmeye çalışandan daha zavallı kim vardır? “Kral Çıplak” denmiyor diye kandılar mı sandın?

Çevren hakkındaki bakış açın değişmedikçe onların sana yaklaşımı değişmez! Görüntü puslu demeden önce gözlükleri sil. Pırıl pırıldır hayat…

AYNA

Muhatabın, sende kendinden bir parça göremiyorsa ilişkinizin sorunlu, kesintili, sancılı olması; insanların senden soğuması kaçınılmazdır.

Muhatabın bende kendini görmesinden bana ne? Kendimi onlara göre mi ayarlayacağım? Ben buyum diyorsan, ilişkilerde sonuçlarına katlanırsın.

Her insan esma potansiyeli ise, biz de o potansiyele aitsek, muhatap ayna ise boş veremeyiz! İlişkilerde ortak frekansı bulmak durumundayız!

Allah İlmini hazmetmenin bir ölçüsü de temasta olduğun insanların sende kendilerinden yansımalar görebilmeleridir. Bu konuda nasılsın?

Bitirim âlemlerinin bıçkın delikanlılarıyla racon ağzı konuşan, sokak muhabbetinin dibine vuran Ehlullah bilirim. Aynalar; bakana kendini gösterir.

Muhatabına, sende kendini seyrettirme derdinde misin yoksa ona kendini gösterme; kabullendirme derdinde mi? İkinciyi seçen azabı seçmiştir.

Muhataplarını “Karşıdakiler” olarak gören, onlara dilediği gibi davranabilir. Önerilerim; muhatabını kendisi olarak görmeye adananlaradır…

Muhatabınla ortak frekans bulamıyorsan bu tümden ayrı, farklı olduğunuza değil, senin henüz kuşatıcı bir gönül olamadığına işarettir. Hazmet!

- Herkesle uyumluyum. Çünkü onların seviyelerine inebiliyorum.
- Sen üst seviyedesin, lütfedip bazen alta iniyorsun demek! Kibre bak kibre!

AÇIKLAYAMADIĞIN ANLAYAMADIĞINDIR

İlmi gerçekten anladın mı? Ne anladın denince öğrenilmiş kavramlarla mı konuşuyorsun yoksa anladığını kendi idrakince açıklayabiliyor musun?

İlmi anlamış, idrak etmişsen misaliyle, sahnesiyle anlatabilir, açıklayabilirsin. Kaynak İlmi, kaynak lisanıyla anlatmak ezber tekrarıdır…

Einstein diyor ki; “Öğrendiğinizi 6 yaşındaki çocuğa anlatacak basitliğe indiremiyorsanız, o konuyu siz de anlamamışsınız demektir.”

Sürekli biçimde “Olması gereken ideal” üzerinden yapılan anlatımlar bir süre sonra kabak tadı vermeye başlar. Yaşam; ideal değil realitedir.

Kur’an’ın evrensel bilgisi yanında hemen her konuda Hadislerin bulunması; “Olması gereken” idealin “Olan hayata” basit reel adaptasyonudur.

Niçin Kur’an’ın 3/4 ü kıssa ve misal? Neden Allah Resulünün Hadisleri çok basit ifadelerden oluşuyor? Esas olan; bilgiyi hayata yedirmektir.

İlaçların içinden çıkan prospektüsler evlere şenlik saçmalıklardır. Anlamak için Tıp- Ecz. mı bitirelim? O, ilaç kullanım kılavuzu değil miydi?

İlaç prospektüsü gibi tasavvuf anlat, akademik literatür gibi hakikat açıkla… Gerçekten anlatma ve açıklama mıdır bu? Bir düşünür müsün?!

Hastanede yattığım günler… Tedirginim haliyle. Dr.a durumum ne diye sordum: Lezyonlar, Semptomlar, Loblarla cevap verdi. Ömrü uzayasıca Dr.!

Kendi idrakince yoğuramadığın, sorulunca soranın idrakince sunamadığın ilim senin ilmin değildir. Kavramlarla ego şişirmek istiyorsan o başka!

Allah kesinlikle bir sivrisinek kanadı veya ondan da ufak bir şeyi misal vermekten kaçınmaz. (2/26) Allah böyle iken sana bana ne oluyor? Niçin ağdalı konuşuyoruz?

“Ölmeden Evvel Ölmek” nedir demiş delikanlı, bak nasıl anlatmış Dedem! İlmi böyle basit anlama ve basit anlatma hepimize nasip olsun. ÂMİN https://www.youtube.com/watch?v=N05w2K3hxCA

KARGALAR VE BÜLBÜLLER

Karga, çöplükte pislik eşeliyor diye kınanamaz. Çünkü Rezzak, onun hayatiyetini öyle bir gıdaya bağlı takdir etmiştir. Şaşılacak ne var ki?!

Çöplükte bülbül, Gülistanda karga görmek mümkündür. Günü gelince kargaların çöplüğe; bülbüllerine gülistana kanat çırpması da öze dönüşleri…

Burnu b.ktan çıkmayan karganın, gülistan yediverenlerine konunca “Kötü kokuyor” demesine şaşırma! Burun; her kokuyu alıştığı türden algılar.

Derici için esans, esansçı için deri kokusu çekilmezdir. Tabaklanmış deriye gül, esans şişesine deri deseni çizmek neyi değiştirir?

Kuşlar adıyla kanatlıları aynı ve bir görende gaklamaya yerinme, şakımaya sevinme görülmez! O gönül için karga da bülbül de birdir zaten…

Görünenin göründüğü gibi olmama ihtimalini hesaba katmayan; bülbül sanılanın karga, karga sanılanın bülbül çıkması durumunda perişan olur…

“İnsan çiğ süt emmiş” temkinini elden bırakmayan “Besle kargayı oysun gözünü” sitem ve isyanına düşmez. İnsan; ihtimaller yumağıdır, unutma!

Kargalar için çöplük ne ise düşük frekans yaşamı için dedikodu odur. Bülbüller için gülistan ne ise yüksek frekans yaşamı için sohbet odur.

Düşük frekansın, sohbet meclisini dedikodu kulisi gibi algılamasına da şaşmamalı. Her birim fıtratınca görür, fıtratınca duyar kuşkusuz.

Ziyafet sofralarında hazımsız midelerin çıkarması da normaldir. Niye ayıp olsun? Sofraya oturmasa içi dışına çıkar mıydı? O da öyle arındı.

SEVGİ KILIKLI ŞEYTANİYET

Herhangi bir insana, görüşe, mezhebe, meşrebe sevginiz; onların günah ve yanlışına sessiz kalmanızı getirmişse Sevginiz Şeytanınız olmuştur!

Beşer Bilinci; sevdiğinde kusur görmeme gibi bir zaafa sahiptir. Görse de kusura fazilet- hüner anlamı yüklemekse bilincin en büyük fitnesi!

Allah Sisteminin Evrensel Kriterlerini akıl- imanla değerlendirme yerine duygulara yenilirseniz sevginiz körlüğe, körlük taassuba dönüşür…

“Şerri en az olan duygu, sevgidir!” {@AhmedHulusi} Sevginin hiç zararı, perdelemesi olmasa böyle der miydi? Sevginin dahi şerri varmış. Az da olsa!

Sevgi bağı kurmadıklarımızın fiillerine günah, yanlış diyebiliyor; sevdiklerimiz söz konusu olunca hikmet (!) arıyorsak vay bize vaylar bize!

Evrensel İnsan; sevgisi ve nefreti gözlerini kör etmeyen, basiretini kilitlemeyen insandır. Onun ölçüsü; Allah Resulü (sav) in ölçüsüdür…

- Kadınların sokakta sakız çiğnemesi ayıp mı Hocam?
- Elbette.
- Sizin hanım da çiğniyor.
- Ona da yakışıyor hani!
(İşte insanı tutarsız eden sevgi. Nasreddin Hocaya selam olsun)

Beşeriyetten arınmış yakınlık “Allah için sevme”; Beşeriyetten arınmış uzaklık “Allah için buğzetme” diye anlatılmıştır. Okuyabilenlere hastır.

Zulüm, kimden gelirse gelsin karşısında olmak; Mazlum, kim olursa olsun yanında yer almak Mümin olma alametidir.

“Benden sonra Nebi gelecek olsa bu kuşkusuz Ömer olurdu” {Hadis} Neden düşündün mü? İnsanî Ölçüleri duygulara feda etmeme prototipidir Ömer.

Zalimin dini, mezhebi, meşrebi, statüsü zulme karşı duruşunuzda size etkin oluyorsa; ilim sizin dilinizden benliğinize hiç inmemiştir.

Mazlumun dini, mezhebi, meşrebi, statüsü ona yardım etme konusunda size etkin oluyorsa; iman dilinizden gönlünüze hiç yayılmamıştır.

Allah’ım, Sevdiğini sevmeyi, Yerdiğini yermeyi; Uzaklaştırdığına uzak, Yakınlaştırdığına yakın olmayı hazmıyla kolaylaştır, lutfeyle! [ÂMİN]

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

“Sözün bittiği yer”ler de vardır hayatta. Dilin tutulduğu, aklın durduğu, damağın kuruduğu… Çaresiz bir nokta için son kez dokunur kalem.

“Sözün bittiği yer”de düğümlenir boğaza bir şeyler. Değil söylemek, yutkunmaya bile mecal yoktur artık… Kelimeler karaya vurmuştur…

“Sözün bittiği yer”de nefes tutulmaz, nefes kesilir. İnişler çıkışlar, ritmik salınımlar bitmiş, ilk kez hakiki bir doğru çizmiştir insan…

“Sözün bittiği yer”de SadakAllahulAziym diye konur nokta… Okuyan; bitiren bir Kul olsa da “Allah doğru söyledi” diye kapanır sayfa…

“Sözün bittiği yer”de iner perde. Işıklar yanar; seyirci eve, sanatçı kulise geçer. Rol de oyun da bitmiştir. Kendi gerçeğine yol alır insan.

“Sözün bittiği yer”de coşar gönüller. Taşar da “Ben O’yum” derlerse “Edepsiz!” diye kovulurlar huzurdan. Kıyamete kadar, Şeytan misali…

“Sözün bittiği yer”de ateşten, ağaçtan seslenir de beşerden hiç seslenmez imiş. “Ben O’yum” diyen ayrı “Edepsiz” diyen gayrı mı imiş acep?!

“Sözün bittiği yer” de kendi kendine döner, kendi kendine konuşmaya başlarmış insan. Yadırganmasını, adının deliye çıkmasını umursamadan.

“Sözün bittiği yer”de gözler açığa vururmuş manayı. Harfe, sese, kelimeye sığmayan Kalplerdeki ummanı. Gözlerden Özlere aralanır mı kapı?

“Sözün bittiği yer” vehmin, kimliğin, benliğin bittiği yermiş. Anlayan; orada kaybedermiş kendini. Unutmuş bir kere, nasıl döner ki geri?!

HASBIHAL

- Dinlemeden işitmek, konuşmadan söylemek, düşünmeden anlamak, kavuşmadan buluşmak isterdim.
- Eğ başını eğ, eğ hemen Kalbine doğru…

- Aklım, mantığım hiç bırakmadı yakamı. Kim çıkarır ki beni bu kuyudan?
- Aklından çıkmayan; kalbinden atamadığın var ya; inan sadece O!

- Biri bulup da elimden tutsa isterdim. Ama olmadı işte.
- Kaybolacak kadar cesur olsaydın, bir bulan mutlaka çıkardı. Sen, kaybolamazsın!

- İçim yanıyor, hararet tavan, bir damla suya hasretim.
- Ateşin pencereyi, dumanın çatıyı aştı mı ki itfaiye gelsin? Aşsa mutlaka gelirdi.

- Kâfire “Senin dinin sana, benimki bana” demiş Resulullah!
- Senin uykun sana, senin açlığın sana,senin şehvetin sana diyebilir misin bedene?

- Yok, olmuyor, bir türlü varamıyorum. Engel, sıkıntı diz boyu.
- Irmağın önüne çıkan dağ, onu akma azminden caydırsa karışabilir miydi denize?

- İstikrarlı değilim. Bir iniş bir çıkış benimkisi. Ümidim yok.
- Uçurumlardan düşerek, vadilerde sürünerek denize erer nehirler…