Değiniler- 66

Değiniler- 66

TÜRK KİMDİR?

Ve bildim ve şahit oldum ki Türk; bir ırkın değil; çaresize çare, dermansıza derman olmanın; mazluma merhametle kucak açmanın adı imiş.

“Allah’ın bir milleti kendine seçmesi” nin ne anlama geldiğini bize canlı canlı gösteren bütün yöneticilerimize ve insanlarımıza minnettarım.

Ve şimdi daha iyi anlıyorum ki “Ne mutlu Türk’üm diyene” taltifi; “Evrensel, İnsani, Rahmani hakikatini unutmayanlara selamet” müjdesiymiş!

BİLGİ TEMBELLİĞİ VE BEDELİ

Bilgiyi kendi gayretiyle okuma- araştırmaya girmek yerine benimsediği kişiye “Sen anlatıver” modunda yaşayanlar sürü psk.den kurtulamazlar.

İstisnalar hariç Doğu- Ortadoğu halklarında Bilgiye bireysel erişim tembelliği hayli fazladır. Kişilere tabi olmanın bedeli de mezhep savaşı!

Mesajla soru sorar. Makale ve kitap öneririm. “Sen söyleyiversen üç cümle” demesinden anlarım ki kolaycıdır. Onu neden koruduğumu bir bilse!

Benim yansıtacağım bilgiye benim veritabanım, bakış açım bulaşmış olabilir. Seni kendi bulaşığımdan korumak için kitap, makale öneriyorum!

Bilgi alt yapısı bireysel gayrete bağlıdır. Hallenmek; egodan arınmış yaşam formunu kopyalamaksa Bilgiyi Hallenmiş olan aynaya bakmakla…

Aynada gördüğünü “Bu ben değilim” inkârı ne kadar saçma ise Ehlullah aynasından yansıyanı inkâr da o kadar saçmadır. Aynalar yalan söylemez!

Sürü psikolojisini kutsayana bireysel araştırmadan bahsetmek, çobanı sorgulamak diye anlaşılırmış. Putuyla mutlu olana söz yok. Bilen bilsin yeter!

TAKDİR BEKLENTİSİ VE BEDELİ

Benlik beğeni, alkış ve takdirden beslendiği için hakkımızdaki gerçekleri yüzümüze çıplak olarak söyleyenleri genellikle bize sevdirmez.

Beğeni ve takdir seven benliği doyurmak amacıyla sosyal medyada beğeni- paylaşım tuşları olmasına rağmen kötüleme ve ret tuşları yoktur.

Benliğin takdir beklentisi; hakikati örtme gayretini tetiklemiştir. Bunu bilinçli yapanlar; bakışa göre itaatkâr da sayılabilirler yalaka da.

Benlik takdir saikiyle, eleştirmeyecek dostlar edinme, onlarla çevre kurma eğilimindedir. Tasavvufta buna kendi eliyle “Koza örme” diyoruz.

Sizde hakikati seyredenlerden sürekli Ebubekir itaati beklemeniz doğru mudur? “Yok mu buna bir vahiy?” diye çıkışan Ömer de vardı değil mi?

Size, gözünüzden düşme korkusu olmaksızın gerçeği söyleyenler varsa onlar Ömer’lerinizdir. Çok kıymetlidirler. Tabi değerlendirebilirseniz!

Hangi yaş ve ilim seviyesinde olursanız olunuz, çevreniz size gerçeği söyleyemeyecek derecede tutulmuşsa; “Tutuklu” kaldığınızın resmidir…

Kitleler önünde alkışlanırken “Kral Çıplak” diye bağıran çocuk sinir bozucu, rencide edicidir. Fakat sizi Koşulsuz Seven de sadece Odur!

Etrafınız her halinizde hikmet görüyorsa kendi adlarına arınmadır belki yaşanan. Ya sizin adınıza? Hikmet; düşük, Kudret; yüksekti değil mi?

Her Zâhirin Bâtını, her Bâtının Zâhiri vardır. İçteki dışın, dıştaki için resmidir. Vicdanımızın dıştaki (!) seslerini tanıyabiliyor muyuz?

Beğeni kadar eleştiriyi itibara almadıkça kendini tekrar döngüsünden çıkamayız. Kendini Tekrar eden değil Kendini Yenileyen olmak niyazıyla.

SIRLARIN SIRRI

“Müridinin halini bilmeyene Mürşid denmez” işaretiyle bir sır; beyin fonksiyonu fısıldanmış ancak anlayanı, değerlendireni pek çıkmamıştır.

Beynin suretle işleyen dünyasında Allah tasarrufu suretledir. Ne ki; soyut- aşkın olanın dahi suretleneceğini akletmek, ender bir nasiptir.

Hayatı put kırmakla geçen Hanif Hz. İbrahim’ (sa) in bir bina inşa edip de İnsanlığa Kıble armağan etmesi size de düşündürücü gelmiyor mu?!

“Karşında, yanında, etrafında göremeyen Allah’ı tanıyamaz” ile Zahir’in önemi vurgulanırken Bâtınî hayale yöneliş, gerçekten yöneliş midir?!

Ziyaret ettiğim zat sohbetin bir yerinde “Kimden istiyorsun evlat” demiş, “Tabi ki Allah’tan” deyince uzunca ve acıyarak gözlerime bakmıştı.

Kitap inceliyor, tefekkür ediyor, doğuşlar yakalıyor, Sistemi okumaya çalışıyoruz. “İNSAN OKUYAN”ımız var mı acep?!

Onun huzurunda not almaya, tek kelime kaçırmamaya çalışıyordum. Yanımdaki defteri, kalemi çekip aldı. “Alnının ortasına bak, yeter!” dedi.

Yunus şiirleri hep Taptuk. Mevlana’ya baktım iki lafın başı Şems. Şems, Taptuk dedikleri kadar Allah demiyorlar! Yok, o kadar da olmaz yani.

Zâhir, Bâtın ayrı olgular değil, Tek’in zuhuru ise bâtın dediğimizin zâhirini, zahir dediğimizin bâtınını bulup çakıştırmalı değil miyiz?!

Kitap okumak İnsan okumaya; Düşünmek derûnî Doğuşlara set çekmişse devasız körlüktür yaşanan. Göz önünde olanı görmek nasibimiz olsun. (ÂMİN)

DOĞRU, MANTIKLI VE HAK

Birinin “Doğru söylüyor” olması; belli bir mahfilin algı operasyonuna çanak tutmadığı anlamına gelmez.

Toplum en çok “Doğru, delilli” beyanlarla algı operasyonuna tabi tutuluyor. Basiret; doğrunun, delilin altındaki “gaye”yi de gözden kaçırmamaktır.

“Belgeler yalan söylemez” ön kabulüyle yola çıkarsanız, tarih boyunca büyük yalanların hep belgelerle söylendiğini kaçırırsınız. Basiret!

Kamuoyu doğru, mantıklı yaklaşımlarla manipüle edilebilir. İftira, dedikodu, karalama kampanyaları gücünü bundan alır. Doğru= Hak, değildir.

Doğru, Mantıklı kabul edilen; zemine, bakışa göre öyledir. Eğri olanın doğru, yanlış olanın mantıklı takdim edilmesi de pekâlâ mümkündür.

Doğru, mantıklı olanla Hak arasında dağlar kadar fark vardır. Hak; Evrenseldir, her zaman ve her yerde geçerlidir. Doğru, mantıklı ise göreceli.

OLAĞAN DIŞI SÜREÇ, OLAĞAN SÜREÇ KAFASIYLA DEĞERLENDİRİLİR Mİ?

Olağanüstü algı operasyonlarının arttığı dönemlerde olağan dönem kafasıyla düşünmek; korkarım ki art niyetlilerin ekmeğine yağ sürmektir…

Osmanlıyı yaşatma derdiyle olağanüstü tedbirler alan Abdülhamit Han hakkında –sözde- “Hürriyet”çiler, “Baskıcı” algısı oluşturmuş, çoğu insanı da inandırmıştı.

Olağanüstü dönemi olağan gibi değerlendiren Müslüman aydınlardan bazısı “Evet baskı var, olmamalı” diyerek doğruya destek adına şerre yardım etmişti.

“Hürriyet” isteği doğru istekti ama Hürriyet diyenler samimi miydi? Arkasında kimler vardı? Bunu göremeyenler, bilinçli veya bilinçsizce art niyetlilerle beraber çöküşe yardım ettiler.

Doğru, mantıklı hatta dini ölçüye uygun, haklı -görünen- algılar da oluşturulabilir. Yapılıyor da şimdilerde. Mesele; Basiretli olmaktadır…

Sözlü, yazılı yayınları dikkatle takip eden, satır aralarında onun ardındaki niyeti görecektir. Çünkü her yayın; niyetinin enerjisini taşır.

Mahallede kuduz görülünce uygulanan karantina, mahalleye baskı-kısıtlama mı yoksa koruma-kollama mı? Mikrop devletin iliklerine işlemişse?!

50 senelik bir işgal planı 15 Temmuzda püskürtüldü. Devletin iliklerine işleyen mikrobun 6 ayda temizleneceğini düşünecek kadar saf olmayalım.

Abdülhamit döneminde “Hürriyet” diye bağıran “Satılmışlar Nesli” şimdilerde OHAL döneminde adalet, özgürlük çığırıyor. Yutacak mıyız?

Kimse kusura bakmasın, açık söylüyorum; T.C. nin dört yandan kuşatıldığı şu anda adalet, özgürlük diye çığırtkanlık yapanların samimiyetine zerre kadar inanmıyorum.

Abdülhamidi tahttan indiren fetvayı imzalayan büyük Müfessir pişman oldu. Aleyhte vaazlar eden Hoca da pişman oldu. Şiir ve yazı ile karşı yayın yapan mütefekkir şair de pişman oldu. Ba’de harabül Basra!

Tarih tekerrürden ibaret. Atı alan Üsküdar’ı geçince neye yarar pişmanlık? Gün adalet, özgürlük diye tribünlere oynama günü değil birlik günüdür.

Her haberi, her yorumu, her yayını basiretle tetkik; Kur’an düsturu (Hücurat,6). Haksızlık etmemek, Hakkı çiğnememek, pişman olmamak için.

Sadece Ülkemizin değil tüm İslam Ümmetinin var olma savaşı verdiği bugünlerde Allah hepimize basiretli olmayı hazmıyla kolaylaştırsın (ÂMİN)

BÖYLE DE ANLA

Misafirin Duası makbuldür {Hadis} Sadece yolcu anlamında misafirin değil; dünyada, dünyasında kendini Misafir hissedenin duası diye de anla!

Mazlumun Duası makbuldür {Hadis} Sadece dışarıdan zulüm görenin değil egosunun baskısını fark edip kurtulmak isteyenin duası diye de anla!

Babanın evlada duası makbuldür {Hadis} Sadece baba değil ötelemeden, kendinden açığa çıkanın sorumluluğu bilincindekinin duası diye de anla! Tüm huylarımın, zaaflarımın, kilitlerimin sorumlusu; besleyicisi; Babası benim. Onlar açılsın diye bu bilinçle duam makbul.

Seher vakti dualar makbuldür. {Hadis} Sadece sabahın seheri değil; yanlışından, hatandan, gafletinden uyandığın ilk andaki dua diye de anla!

Hastanın duası makbuldür. {Hadis} Sadece beden hastasının değil hakikatini yaşamada eksik, kusurlu olduğunu kabul edenin duası diye de anla!

Annenin evlada duası makbuldür {Hadis} Sadece anne değil ötelemeden, duygu dünyasındaki dalgalanmanın bilincinde olanın duası diye de anla!

Gurbete çıkanın duası makbuldür {Hadis} Sadece göç eden değil “Beşeri Kimlik”ten “İnsani Hakikat”i yaşamaya sefer edenin duası diye de anla!

GÜNEŞ VE GÖLGEDEN İLHAMLA

Gölge, varlığını Güneşe borçludur. Ne var ki Güneş, kendini hiç gölge ile tanımlamamıştır.

Yeryüzünde gelişim, üretim ve olgunlaşma süreçlerinin kaynağı da güneştir. Ne var ki bu süreçler onun hiç umuru değildir.

Güneşe konumuyla bazı toprak verimli bazısı verimsizdir. Verimli Seçilmiş, Verimsiz İtilmiş sayar kendini. Seçme- İtme derdi var mı Güneşin?

Mutluluk; bazı gerekçelere bağlı bir olgu değildir. “Gerekçelere göre düşünme” örtüsünü kaldırdığında mutluluk özünden kaynayarak fışkırır.

Doğma, Yükselme, Batma; dünyasından Güneşe bakanın yanılsamalarıdır. Güneş ne doğar ne yükselir ne de batar.

Doğdum, Yaşıyorum, Öleceğim der Bedensel Benlik. Öz ise ne doğmuş, ne yaşamış ne de ölecek olandır! Öyleyse bunca korku, çaba, didişme niye?

En büyük gezgin gezilecek hiç bir yer olmadığını fark eden; en büyük yolcu çıkılacak hiçbir yol olmadığını sezendir.

Bulmak için aramak; varmak için çabalamak lazım. Aramanın, çabalamanın dahi ego oyunu olduğunu sezene kadar. Sezdin mi, o an iş biter Zaten.

YORUMSUZ SEYİR

Mazlumun yanında, zalimin karşısında olmak; mağduru kollamak gaddarı durdurmak da Yorumsuz Seyirdir. Yorumsuz Seyir; ot gibi olmak değildir.

MESAFE AYARI, KULLUK VAKARI

Edep- Kardeşlik Hukuku icabı sevgi- saygı gösterdiğin, bunu acizlik algılamış da başına hükümran kesilmişse mesafe ayarını yenilemen gerekir.

Zayıf Bilinçler ve Yüksek Egolar, gösterdiğiniz sevgi ve saygıyı sırf kendi lehlerine ve sizi de es geçerek kullanma eğilimindedirler.

“Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız!” {Hadis}Ne birilerini kullan, ne de birilerinin seni kullanmasına müsaade et!

Kulluk Vakarını Koruma ile Benlik Savunması farklı şeylerdir. Ehlullahın savunacak benliği yoktur ama Kulluk Vakarını hiç çiğnetmemişlerdir.

İyi niyeti suiistimal etmek ne kadar zulümse, suiistimal ettirmek de o kadar zulümdür. Sızlanmak hiç bir şeyi değiştirmez. Sömürme, sömürttürme!

Sizin yanınızda sizin sevdiklerinizi kötüleyebilenler, emin olun bir gün sizi de kötüleyeceklerdir. Ölçünüzün aşılmasına izin vermeyiniz…

Buyur edeceklerin kadar kapıyı göstereceklerin de olacaktır. Duygusallık kapı göstermene izin vermezse kapı kırılmasından şikâyet edemezsin!

Birinde Hakkın Vechini görmek; o ne yaparsa yapsın mülayimlik göstermek değildir. Kulluk; Hak edene hak ettiği gibi davranmayı gerektirir.

Size enerji, bilgi takviye edecek dost edinmeniz; hırs, kapris, takıntısıyla sizden enerji çalacak olandan uzak durmanız en tabii hakkınızdır.

Küsmeden mesafeli, kırılmadan uzak olmak mümkündür. Enerji emicilerden böyle korunulur. Hayatına, kendi ayarına veremeyenin hayatına başkaları ayar çekerler. Ayarı bozulmamış ve ayarınızı kimseye bozdurtmayacağınız bir yaşam dilerim. (ÂMİN)