Üç Kap Su Döktüm Ateşime

Üç Kap Su Döktüm Ateşime

Nas Suresine eğildim bir akşamüstü.

Nas’ı sadece “İnsanlar” diye almak doğrusu ilk planda işime gelmedi. “İNS” kelimesi de çözülmemiş bir sırdı sanki… Çözsem haykırırdım ama çözemedim. ÜNSİYET; SEVGİ DOLU YAKINLIK- BEŞER- UNUTAN- HATIRLAYAN gibi değişik manaları vardı “İNS”in ve de dolayısıyla “NAS”ın…

Oraları zorladım, ama olmadı… Zorlama ile ne olmuştur ki şu hayatta?.. Olsa da ne kadar kalıcı olmuştur?.. İyisi mi Ehlinin ve de pek çok âlimin yaklaştığı gibi İNSANLAR noktasından bakayım, dedim.

İnsanlar… İnsan; insanın cenneti. İnsan; insanın cehennemi… İnsan; insanın rabbi, insan; insanın meliki, insan; insanın ilahı belki de… Sahi Kâbe’yi ortadan alıversen insanın secdesi de insana imiş… Eeee kula kulluk yoktu hani?… Neyse çok derinler de çok yüksekler de bana göre değil…

Bunları düşünürken bir akşamüstü hazmedemediklerimi, içimi yakan fısıltıları, vesveseleri paylaştım bir dostla…

Kafa, matematiksel ve mantıksal işleyince çok net koydu ortaya çareyi:

YA BİRLİKTE YÜRÜRSÜN, YA TERK EDERSİN… AMA HEM BİRLİKTE YÜRÜYÜP HEM TERKİ YAŞAMAK YOKTUR BU ÂLEMDE… YA BIRAK, ÇEK GİT… YÂ DA TAHAMMÜLÜNÜ RIZAYA DÖNÜŞTÜR…

Hiç sevmediğim matematiğin verdiği ışığa bak! 3. yol yok yani… 3. yol azap zaten.
Doğru söze ne denir?… Hele de delilleri ile ispat edilmişse teorem… Doğru dedim, doğru….

Sonra kadim dostuma yol uğrattım… Eski günlerden, ortamlardan, sohbetlerden konuştuk. Muhabbet ve gerilimi aynı dönemlerde beraberce yaşadığım dostları özlüyor muydum yoksa?… Yok canım, çok çektirdiler bana…

Ama o sohbetler… Ama o tefekkürleri ile pek çok çözümlememe, tiplemelerime, yazıma, kitabıma ilham olanlar?! Gene onlardı!…

Arkadaşa “Eskilerden kimlerle görüşüyorsun?” dedim. “Seninkilerden ikisi ile zaman zaman sohbet ediyoruz” dedi… “Gel bir gün gidelim yanlarına.” dedi. “Hayır” dedim “Hayır, olmaz artık”

“Bastırma iç sesini, görüşmek istiyorsun… İstersen ben ortam ayarlar, onlara haber veririm…“ dedi.

Bizim dostla muhabbet ederken onlardan biri çıka gelmez mi? Fısıltılarla, vehimlerle, kurgularla, dedikodularla sınav sahnelerimi tetikleyenlerden biri. Ne hikmetse sevdiğim, unutamadığım biri…

Konuştuk eski günlerden… Acısını, çilesini, son dönemlerde yaşadıklarını anlattı. Dinlerken bir yanım üzülüyor diğer yanım “Demek seriül hisab çalışmış, ektiğini biçmiş ha “ diye alttan alta alkış tutuyor, seviniyordu…

(Yazık bana, sevinmek birinin acısına öyle mi? Sus ulan Hannas sus!)

Uzun uzun sohbet ettik… Düşündüm…

Beni nasıl da yakmışlardı! Sığınamadığım için yakmışlardı. Onların RABLERİNE, Onların MELİKLERİNE, Onların İLAHLARINA sığınamamıştım çünkü… Onun için çok yakmışlardı…

Birinin Rabbine, birinin Melikine, birinin İlahına nasıl sığınılırdı ki?
Hem bu Rabler, Melikler, İlahlar bu kadar kalabalıksa Tek Allah ne oluyordu?

Rablerine sığınmak insanların?.
Meliklerine sığınmak insanların?
İlahlarına sığınmak insanların?

Yanmayı durduracak üç sığınma, üç şifa reçetesi… Seç beğen al.

Rab verelim size.
Geçen aldım şekerim, ayy çok bulantı yaptı…

Öyle mi? O zaman bir de Meliki deneyin!
Yok, ben ağrıyı şıp diye keseninden istiyorum…

O zaman İlah alacaksınız. Ama biraz pahalıdır. Devlet ödemiyor bunu.
Olsun siz verin lütfen. Devlete selam olsun…

Buyurun…

Espri bir yana bunu çözümlemek bu kadar kolay oluverse keşke… Ne diyorduk?
….

Eczane muhabbeti nereden girdi konuya? Gülsünay çok takıldı Nas Suresi sohbetinde bana. Arkadan laf soktu, kız çocuğum yokmuş filan…

Gaddarmışım… Celalliymişim… Kız çocuğum olsa merhametli olurmuşum, ondan laf sokmuş… Şule öyle demiş. Osman Hoca Hz. Osman gibiymiş. Kızı var. Fatma abla da Hz. Ömer gibi dedi bana… Ama ben ALİ’ye taliptim… Ömerlik düştü demek… Kızım da var evde üstelik… YUMAK… Isırdı ellerimi az önce… Tırmık da atıyor iki de bir… Hafta sonları da beraber uyuruz… Kızım da var ama celalim azalmamış işte…

Neyse… Ne diyordum? Bizim eski sohbet arkadaşı?

Mert’in sesi yankılandı kulaklarımda; “Ne belediyeymiş beee, bütün Kur’an ayetleri oraya iniyor sanki benim ajansa uğramıyor hiç…”

Tabii, soğuk ve resmi hoca olamazsan, çoluk çocuk takılır işte böyle… Resmi olucan, gizemli olucan, ulaşılmaz olucan… O zaman taparlar… Çıplak gezdik biz hep… Böylesi güzel…

Ne diyorduk? Beni yakan o eski dost… Benim içimde vesveseleri körükleyen insanlar… Vehimleri tetikleyenler… Nasıl korunacağım?

Eski dostun Rabbine sığınacağım…

Bu sığınma işini de yere çaldı Gülsünay, bu sığınma sığıntı olmak gibi bir şey deyiverdi…

Bizim takım bir alem, akıllarına ne eserse söylerler… Sen tut sığınmaya sığıntı de… Herkes arıza… Kaptan arıza oldu mu tayfalardan ne beklersin, gemiden ne beklersin…

Bizim eski dosta onun Rabbinden baktım…

İyi bir araştırmacı… Gayretli, hırslı, yükselmeye odaklı… Burcu itibarıyla da savaşçı. Ölümüne vuruşur hayatta rakiplerini alt etmek için… Dehşet çalışkan ama… İş birikmez önünde… Sürükler götürür ekibi…

Eeee… Ben Onun Rabbine sığındım, TERKİBİni OKUDUM…
Aaaaaaaa! Çözüldü yaaaa!

Yanma anında yakan olayın ardında mutlaka bir insan var di mi?…
İlk yapılacak; objektif olarak onun TERKIBINI OKUMAK… Yangına sıkılan ilk su buuuu….

Söndü mü? Bazılarının söner de benim gibi bol ışık yaymaya talip olanların ateşi de büyük olur… Söner mi hiç?… Geçici bir serinlik işte…

O halde okumaya devam etmeliyim…
MELİKini okumalıyım. Okuyup ona sığınmalıyım…

Sığıntı dedin ya Eczacı, alacağın olsun, sığınma kelimesinden soğuttun beni… Ehli de sığınma yazmış mealde ama… Buz gibi soğuttun sığınmadan beni… O zaman Sühendan’ın GÖZLEMCİsini yapıştıralım buraya… Kes, kopyala, yapıştır, tefekkür olsun :)

Gözlemeye MELİKten devam edelim… Melik en basit anlamı ile hükümdar…
İnsanın meliki; insana hakim olan algı ve bakış açısı!… Yani yaşam gayesi… Daha tasavvufi tabirle FITRATI GEREĞİ DÜNYADAKİ İŞLEVİ…

Başarı odaklı dostum benim… Başarmak ve titizlik… Eh, ben de o sıralar az tembel ve dağınıktım hani işin doğrusu… Kafada bir sürü olay… Ana gayem tasavvuf ve kitaplar olmuş, ama bazı şeylerin hakkını da eh işte, diyecek kadar veriyorum…

Sistemde boşluk yok! Boşluk affetmez sistem!… Başarı ve ilerleme odaklı araştırmacı dost, biraz da ezerek ve çiğneyerek doldurdu boşluğu ve ortama gündeme hakim oldu… O doldurunca da benim bıraktığım açıklık gün gibi sırıttı….

Kime kızıyorum?… Dostumun MELİKine!… Onda Kudret dileyen MELİK ile bende TASAVVUF YAZMAK dileyen MELİK de aynı MELİK haaaa 

Diler… Kime ne?.. Dilerken beni mi takacak?… Dilerken bize mi soracak?

Geri çekilip Melikinden baktım ona.
Şeytan, “Bel altı da vurdu ama yanlış yaptı” dedi hemen… Bu bakışta yanlış ve doğru yoktu ve insanın MELİKinin çalışması vardı… Susturdum VESVASİL HANNASı ve dedim İŞLEVİNİ YAPTI O, KES SESİNİ, HAİN SENİ!…

Bizim ateş az daha söndü…. Dedik ya ateş büyük… Su yetmiyor, köpük de lazım…

Allah kavramı yanında köpük bile değil şu İLAH….
Ama herkesin ilahı da var hani?!…

Az daha geri çekildim… Tapındığı, kutsadığı, adandığı şeydi insanın ilahı…

Dostumun ilahını okumaya çalıştım… ŞER’İ ÖLÇÜLER derdi hep DÜZGÜN YAŞAM derdi… “Biri Hakikat adına ortaya çıkmışsa önce kendi yaşamı; şeraiti düzgün olmalı” derdi.

Ateşli bir Ölçülü Yaşam kuluydu dostum… Yanlış varsa, boşluk varsa, ihmal varsa, adil olmayan bir şeyler vardı… İlahı adalet olanın; adil olmayan yerde devreye bir şekilde girmesinden daha doğal ne olabilirdi ki?…

Kulluğunu bu şekilde yapmasından daha doğal ne olabilirdi ki?…
“İyi ama bunu da yaparken dedikodu da kattı dedi YUVESVİS…” Susturdum gene….

Dostuma, canımı acıtana, ama sevmekten geri duramadığıma bir de İLAHINDAN BAKTIM ONUN… Ne güzel yapmıştı ilahına kulluğunu!…. Hakkını da vermişti hani….

İkinci çaylar da bitiyordu ben bunları saniyeler içinde lafların arasında düşünürken…
“Kalkayım ben sizin konuşacaklarınız vardır hem” diyerek izin istedi eski dost…

Kapıdan çıkarken içimden yoğun bir negatif birikimin akıp gittiğini alenen hissediyordum… İçimden geleni söylemek istedim ama bastırdım bir an. Kapıdan dönüp söyleyemediğimi o söyledi olanca içtenliği ile:

- Özlemişiz Değil mi?… Zaman zaman görüşelim, unutma bizi…

Özlemişiz dedim, özlemişiz…

Bir akşam vakti dostumun önce Rabbine, sonra Melikine, sonra İlahına sığındım, pardon Gözlemci olup baktım da yüklerimi atıverdim.

Tabii matematik adamının net ve yalın hatırlattığı sistemi de göz ardı edemem rahatlamamda… Koltukçu Yılmaz’ın, önce körükleyip tetikleyen sonra sakinleştiren hava alma seansını da es geçemem ama… Doğrusu katkısı çok oldu bugün yeşeren idrakte…

Bu bir Nas yorumu mu?…
Yok be dostlar…

Esinti benimkisi…
Bizim köyde Hacı Salih Amca bu tip doğuşlar söyledi mi hemen peşine eklerdi:
SEYASLÂNÂREN, NEYE SAYARSAN SAY YÂREN :)

İşinize yararsa kullanın, uygulayın yaşamınıza.
Yaramazsa ne gam.
Mal benim, başka müşterilere saklarım.

{KUR’ANIN KALBİNDEN HAYATIN KALBİNE YÜRÜYÜŞ ten alındı}

pr_01_2363_min

 

 

 

 

 

 

http://www.kitsan.com/MEHMET-DOGRAMACI-11-KITAP-TAKIM,PR-925.html