Değiniler- 70

Değiniler- 70

İŞGALCİYİ VATANDAN ÇIKARIRKEN

- Ne zaman kitap okumaya, zikir yapmaya kalkışsam uyku basıyor. Niye?
- İşgalciler, onları söküp çıkarma harekatına sessiz mi kalsaydı?!

- İşgalci ne ya? Hepsi bende olup bitiyor ne işgali?
- Bedenselliğimiz Şuurumuzu işgal etmiştir. Zikir, bu işgale karşı direniş harekâtıdır.

- Ben zikir, okuma, tefekkür, nafile yapınca işgalciyi kovmaya kalkıyorum, o da bırakmak istemiyor?
- Ha şunu bileydin. Ağzın bal yesin!

- Düzenli zikre geçtim geçeli kâbuslarım, vehimlerim tavan! Bıraksam mı?
- Pes etmek yok. Yürü üstlerine. Kısa süre sonra teslim olacaklar.

- Niye böyle olur? İçimde savaş var! Zikredene Allah yardım ederdi hani?
- Hangi işgalci rıza ile çıkar? Allah yrd ediyor ki savaş başlamış.

- Hakka yöneldim, bir dizi kirlilik ve aksilik görüyorum. Niye ki?
- Dedem katarakt ameliyatından önce her şeyi beyaz bulut görürdü. !!!

- Vehim, kâbus, korku artarsa ne yapayım?
- Sinek mi vızıldadı diye geç dalganı. Senin hakikatin yanında vehim sinek bile değil inan değil.

- Okuyup idrak ettikçe bazen kendimden iğreniyorum. Çok pismişim.
- Tövbe de! Hakikatin nurun ala nur. Pis olan Benliğindir. Ona da takılma!

- Vehim, kaygı yine de artarsa kolay bir yol var mı?
- Var; İlmine yöneldiğin zatın kalbine yönel. Vehmi alıver de, alır. Aramızda kalsın…

- Arınışımı seyretme imkânı var mı? Ne noktadayım anlar mıyım?
- Karşına gelen kişi-olaylara dünkü tepkilerin değişmişse arınma başlamıştır.

- Nefsim hangi mertebede, görebilir miyim?
- Hiç işim olmaz. Takva; kendimizi herkesten aşağı görmeyi gerektirir. Mertebeyle işin olmasın!

- Duam nasıl daha hızlı gerçekleşir?
- Masum, Mağdur, Mazlum Duası alarak. Sokak Hayvanlarına, Evsizlere, Düşkünlere iyilikle. Kolaylaşacak göreceksin. ÂMİN

DUA; SADECE KENDİN İÇİN İSTEMEK Mİ?

Bütün duaları insanlar, insanlık ve mahlûkat için olan, kendisi için tek bir dua edemeyecek derecede benliğinden geçenler de varmış…

Verdiğine gereğince şükredebildiğime kanaat getirsem yeni şeyler isterdim. Nimete şükre gücüm yetmez ki, yenisini nasıl isterim evlat, dedi.

Rabbim beni arındır, beni kurtar, beni cennetine koy, beni cehennemden koru vb
Ben ben ben ben, bu ne kulum bu ne? Ben’le mi bozdun, derse?

Evimin, işimin semtlerini sordu. Durdu, daldı, tamam dedi. Ne bu dedim. “Semtlerle seni eşledim. Bundan sonra ne zaman o semtleri duyarsam sana dua edicem” dedi. (…)

Bir Müslüman yanında bulunmayan din kardeşi için dua ederse mutlaka melek ona aynı şeyler sana da verilsin diye dua eder. {Hz. Muhammed sav}

En çabuk kabul edilen dua; uzaklarda, görünmeyen birinin uzaklarda, görünmeyen biri hakkında yaptığı duadır. {Hz. Muhammed sav}

Kardeşin din kardeşi için onun gıyabında yaptığı dua geri çevrilmez. {Hz. Muhammed sav}

Kendisini düşünen kimse, din kardeşine hayır dua etmelidir. Çünkü bu onun için daha kazançlı olacaktır. {Hz. Muhammed sav}

BENLİKSİZ

Herhangi bir konuda kendini İspatlama veya Savunma ihtiyacı hala senden düşmemişse henüz Benlikten kurtulamadığını kabul etmelisin.

İftiralara açıklama getirmeyecek ölçüde Olanı Hak Gören nice Ehlullah, çoğunluk nezdinde ebediyen kötü tanınmaya razı olmuştur. Benliksiz!

Benliksizliğe açılanlar Allah Nezdinde yaşar. O nedenle İnsanlar Nezdindeki iyi- kötü, güzel- çirkin etiketleri onların hiç umuru olmamıştır.

Efendim kötü konuşuyorlar, bir şey demeyecek misiniz dediler. “Su içene de abdest bozana da dokunulmaz. Bağırsaklar boşalıyor, izliyoruz” dedi.

Dozu artırdılar, iftira ediliyor bir şey deseniz dediler. “Kimse günlerce s.çamaz evlat. Bağırsak boşalana kadar s.çar. Bekle, bitirsin işini”

Günler, haftalar sürdü dedikodu-iftira furyası. Hiç istifini bozmadan normal hayatını yaşadı. Gün geldi, hepsi bitti. Bağırsaklar boşalmıştı.

Özür ve Helallik için gelenler oldu. Ufacık bir hareket veya sözle sitem etse ya! Etmedi. İkram etti hepsine. Sanki onlar hiç bir şey yapmamış gibi.

Benliksizdi. Su içene de abdest bozana da dokunmadı hayatı boyunca. Üzerine idrar sıçratanı da parfüm sıkanı da Hak bildi. Hakkın Kuluydu…

Evet, dostum senle benim, basılınca acıyacak bir damarımız, okşanınca uçacak bir tarafımız hala var değil mi? Biz kiiiim, Benliksizlik kiiim?

Mümin; ümit kesmeyendir. Henüz başaramasak da Benliksizlik gayretimiz vardır. Benliksiz Zatların himmeti, feyzi, şefaati hepimize olsun. ÂMİN

VESİLE

- Bilgisayar ekranında kasma veya kararma olsa diğer bilgisayar kullanıcılarını mı suçlarsın?
- Aptal mıyım? Elbette PC min içinde ararım çareyi.

- Hayat; beynindekini gözüne yansıtan bir monitör. Ondaki aksilikler için ne dersin?
- Ortalık cins cins insan kaynıyor. Kolay mı birader?

- PC kasınca bir antivirüs çözüyor işi. Her şey düzeliyor. Hayat için bu mümkün mü?
- Sanmam. Hem kader var! Biz kimseyi düzeltemeyiz dostum.

- İnsanlarla mı yaşıyoruz yoksa üzerine anlam yüklediğimiz figürlerle mi?
- Monitördeki görüntüler yüklenmiş anlamlar. Aslı bir dizi simge, sembol ve işaret.

- Aynada gördüğün sen misin?
- Ekrandaki renkler algı; aslı simge- işaretse aynada gördüğüme ben diyemem! Belki kendimi daha hiç görmedim ben!

- Kendi aslını şimdiye dek hiç görmediğine göre figürlerin aslını da görmedin. O zaman nasıl suçlarsın? Hani simgeydiler?
- Bilmiyorum (…)

- PC kasınca kablo çekiştirip kasa yumruklar mısın?
- Dedem radyo cızırdayınca yapardı onu. Manyak mıyım? Program üstünden çözüm ararım…

- Program üstünde çözüm işe yarıyor. Parazitler, kasmalar bitiyor?
- Tabii.
- Hayat da öyle olmasın?
- Yetişemem milletin programını düzeltmeye (…)

- Virüs, casus yazılım vb PCyi kasınca tek tek hepsine koşmuyorsun. Tek antivirus yetiyor. Hayatı arıtmak?
- Yetmez, yetmez. Hain çok, aksilik çok, zinhar yetmez!

- Bilg. Servisi sorun çözer mi?
- Tabii de benim hayatımı kimse çözemez.
- Resul, Nebi, Veli, Arifler niye geldi?
- Servis mi yani onlar? Tööbeee! Töbe haşa!

- VESİLE den bahseder Kur’an. Allah Dostları prog. servisiymiş. Versek mi kafaları?
- Verelim de ücret? Garanti?
- Ücretsiz! Ebedi Garanti!

- Vesile aklıma yattı da bende vehim çok, bozar mıyım ustanın işini.
- Bozamazsın! Alırsa bozdurmaz zaten!
- Alsın inşallah.
- Amin Ecmain.

DÜŞÜNEREK DEĞİL, DOĞAL ve DOĞAÇLAMA YAŞANIR İMAN

Herhangi bir konuda tavır, duruş, ifade belirlerken düşünüyor “Burada ilme göre şöyle davranmalıyım” diyorsan henüz ilim sende oturmamıştır.

Düşünerek, ölçerek, biçerek ortaya konan her tutum; bireysel benlik alanından doğar. Oturmuş Hakikat; otomatik açığa çıkış gösterir.

İşin başında “Alışkanlıkları terk et, alışkanlıkla yaşama” derler, doğrudur. İşin kemâli ise Hakikati alışkanlık olarak yaşamaktır.

Sabretmeliyim diyerek sabreden; Şükretmeliyim diyerek şükreden, Razı olmalıyım diyerek rıza gösteren; henüz gerçeği içselleştirmemiştir.

Yolun başlarında düşünmek şarttır. Bil ki ileri aşamalarda düşünmek içselleştirmeye blokaj oluşturur. Hakikatte düşünmek; şeytan işidir!

Ezan okununca abdeste koşan; Salâ verilince “İnna Lillah” diyerek ölene dua eden dedem alışmış robot değildi. Adam gibi mümindi adam gibi…

Allah’ım! Okuduğumuz İlim kanımıza, canımıza, kalıbımıza karışsın ki; Senin İlmini düşünmeden, otomatik yaşayan has kullardan olalım! ÂMİN

Yola yeni girene “Tesbihini Tezkire dönüştür” derler. Yolun ileri safhalarında ise “Tezkirini Tesbihe dönüştür” denir. Ne demek?!

Tesbihi Tezkire dönüştürmek; Alışkanlık halindeki kulluğu bilinçli, farkındalıklı kulluğa dönüştürmektir. Sorgulama, zikir, nafileler ister.

Tezkiri Tesbihe dönüştürmek; Sorgulama, Nafile, Zikir vb çalışmaların getirisi Farkındalıklı Kulluğu doğal,otomatik,düşünmeksizin yaşamaktır.

- Vahiy düşünce eseri mi?
- Hâşâ!
- Doğal, Rahmani bir açığa çıkış değil mi?
- Evet.
- Vahyin Yaşamı nasıl olmalı öyleyse?
- Anladım…

Aç geçen bir günün sonunda tek parça ekmeklerini fakire veren Ali (kv) ve Fatıma (ra) bunu düşünerek yapmadı. İman; kanları, canları olmuştu.

Zalime cihad ilan ederek yürüyen Hüseyin (ra) rejim değiştirmeye, meydan okumaya gitmedi. Sadece canı, kanı, ruhu olan İmanının gereğini yaşamak için gitti.

O gece sokağa fırlayan Gaziye sordum; Akıl kârı mı? Vallahi değil, ama nasıl gittim, niye gittim ben de bilmiyorum dedi. İman, otomatik işte!

Allah’ım! Ehl-i Beyt, Sahabe-i Güzin, Şehitler ve Evliyanın İman Yaşamından bize lütfeyle! Lütfet ki imanı onlar gibi doğal yaşayalım. ÂMİN

SAMİMİYET VE TEBESSÜM

Asık suratlı kavgacı insanlar arasında kurtuluş adacıkları olun; gülen yüzünüz, samimi sıcaklığınızla onları kucaklayarak. {Ahmed Hulusi}

Benlik ve onu besleyen Bağların gücü ile asık suratlılık doğru orantılıdır. Ne ki, buna ciddiyet etiketi vurarak avunur çoğu…

Benliği erimiş, dünyevi ve bireysel bağları aşmış insanların ortak paydasıdır tebessüm. Simalarına bakanın, içi ısınır…

Ona “Sizi baba gibi sevebilir miyim?” dedim. Neden dedi. “Simanız öyle hissettirdi” dedim. “Sev, madem öyle hissettin, sen de öyle sev” dedi.

Tebessüm eden samimi yüz “Kurtuluş Adacığı” diye vasıflanmışsa tebessümün, samimiyetin getirisi; sevabı tahminlerin fevkindedir.

Samimiyetle gülümseyen bir sîmâ; yutan elemandır. Neyi mi yutar? Muhatabından gelecek her tür nefret, öfke, hiddet ve hatta şiddeti…

Hükümler, Değerler ve Kendi Doğrularıyla yaşayanda tebessüm göremezsin. O, elinde mühürle herkesi etiketlemekten tebessüme fırsat bulamaz.

“Mahkeme Duvarı” tabir edilen bir suratla dolaşanlar; ayaklı cehennemdirler. Önce kendilerine sonra yakınlarına hayatı zehir ederler. Yazık…

Hz.Ali (kv) nin son derece espritüel olduğunu duydun mu? O varsa gülümsememek imkânsızmış. Hakikati zirvede yaşamak asabi, asık suratlı bir ciddiyet değil esprili sevecen bir gülümseme imiş!

Sürekli surat asana “Ciddi- Kararlı” sürekli tebessüm edene “Saf- Cıvık” etiketi vurdu toplumsal hafızamız. Şimdi, şu an o hafızayı çöpe attık!

Surat asan erkeğe “Devlet gibi adam”, tebessüm eden hanıma “Ahlakı zayıf dişi” yargıları bizi nasıl da etkiledi değil mi? Hemen attık çöpe!

“Ağır ol da molla desinler” Ciddiyet adı altında asık suratı öven sözlerden biri de bu! Toplumun bana ne diyeceğinden bana ne? Attık çöpe!

Selam verdiğinde selamını alırken tebessümüyle içini ısıtan hatta sana tüm dertlerini unutturan bir tek dostun varsa Cenneti buldun demektir.

Yakın çevrendekilerin pozitif enerjileri sana aksın, seni beslesin ister misin? Onlara gülümse ve ortama neşe kat. Genişlediğini göreceksin.

“Hayrı; iyiliği güler yüzlü olanların yanında arayınız” “Tebessüm; sadakadır”
Evrenin Kalbi (sav) böyle buyurdu. Hepimize kolaylaşsın. ÂMİN

YARDIM ETMEK ile İNFAK ETMEK AYNI ŞEY Mİ?

- Hz. Ebubekir (ra) Resülullah (sav) a her şeyini vermiş.
- O, Resülullaha hiçbir şey vermedi! O, ne verdiyse sadece KENDİSİne verdi.

- İnfak kavramı ile yardım etmek, bağış yapmak farklı mı?
- Evet, çok ince bir fark var.
- Nedir?
- Yardım, bağış ötekine; İnfak kendinedir!

- İnfak farkını anlayacağım şekilde canlı açıklasan?
- Anneler; sütlerini ve hatta tüm varlıklarını evlatlarına infak ederler! Anladın?!

- İbni Arabi (ks) eve gelip yardım isteyen fakire evi bırakıp gitmiş öyle mi?
- İsteyenin “Allah” olduğunu müşahede edenin yapacağı budur!

- Şehitlerimiz bizim gafletimizi görse üzülür, bunlar için mi öldük derdi.
- Demezlerdi. Çünkü kimse için değil kendileri için Şehit oldular!

- Çok şükür yardımı, destek olmayı, bağış yapmayı severim.
- Yrd ediyorum, bağışlıyorum, destekliyorum dediklerin Öteki kokuyor. Şirk neydi?

- Yardıma, bağışa, desteğe şirk dedin insaf! Acımasızsın!
- “Ben” veririm “O” alır yok mu sözünde?
- Var evet.
- Ben ve O! İkilik? Daha ne?!

- Ahçı tencereden tabağa çorba koymuş, kepçe ben yaptım demiş. Olur mu?
- Ahçı varken kepçe kim, olmaz!
- Anladın mı, “Veriyorum” niye şirk?

- Anlattığın anlamda vermek; daha doğrusu infak etmek nasıl bir huzur verir?
- Ben bilmem. Bunu, yavrusunu emziren bir anneye sor. O bilir.

- Çok borçluyum.
- Senden daha muhtaca borç ver.
- Çok dertliyim.
- Daha dertlinin işini çöz.
- Dalga mı geçiyorsun?
- Hayır, sana sır veriyorum.

- Çok mutsuzum.
- Birkaç kişiyi mutlu et, sana da iyi gelir.
- Delilin?
- Lambanın etrafına 3-4 ayna koydum, odam ışıl ışıl nura gark oldu!

- Abdurrahman b. Avf (ra) sahabeye ziyafet verir kendi yemez, izlerdi.
- Niye kendi yemiyor?
- İnfakla Doyma sırrına erende açlık mı kalır?

Abdurrahman’ın kervanı kârlı ticaretten döndü. Hz.Aişe (ra) takıldı; “Bunlar senin mi?” Hâşâ, Allah’ın dedi ve emretti: Hepsini dağıtın halka!

Ya Rabbel Alemin! Bize İnfak Yaşamını hazmıyla kolaylaştır. Veren, Paylaşan, Bağışlayandan öte İnfak Eden Has Kullarına dâhil et bizi.  ÂMİN