Değiniler- 72

Değiniler- 72

VE ÂDEM DÜNYAYA DÜŞER

Görmenin en düşük seviyesiydi gözle bakmak. Bakmaya bir kaptırdık, nice boyutsal görmelere kör kesildik de hiç kapı aralamadık.

İletişimin en ilkel yoluydu konuşmak. Konuşmaya bir sardık, nice zengin iletişimlere sağır kesildik de hiç kalbimizi açmadık.

Anlamın sembollere sıkıştırılmış haliydi yazmak. Yazmayı bir kutsadık, nice engin ifadelere duvar ördük de gönülce yazmayı hiç bilmedik.

Okumanın en yavan haliydi sayfa çevirmek. Satırlara bir vurulduk, sayfasız kitaplar olduğunu, okunabileceklerini düşünmek bile istemedik.

Sevmenin en beşercesiydi surete, kimliğe, bedene vurulmak. Öyle vurulduk ki, suretsiz, kimliksiz, bedensiz sevdalara hiç ihtimal vermedik.

Yönelişin en eski, en sığ haliydi bir tarafa yapışmak. Öyle yapıştık ki yönsüz, tarafsız, kayıtsız yönelişleri bir çırpıda reddettik.

Adem’dik; anlık bir hata ile ahsenden esfele inendik. Öyle indik ki takatimizi yitirdik. Zatı Kudret aşkına, müşfik eller bekledik. ÂMİN

ANLAYAMADIKLARIMIZ

“Yaparım” dediklerini yapamadığını; “Yapamam” dediklerini yapmak durumunda kaldığını sana yaşatan Rabbin; seni Hakikatine çağırmaktadır.

“Rabbinin seni benliğinden Hakikatine döndürme yollarından biri de tükürdüklerini yalatmasıdır” dedi. “Olmazsa olmazlar”ın kadar yanarsın diye de ekledi.

- İnandığım prensipleri eşim, çocuklarım umursamıyor. Canım sıkkın!
- Sevin! Eşin, çocukların seni Benliğinden Arındırmada gönüllü görev almışlar!

- Sevdiklerim, yakınlarım düzelsin; İlimce yaşasın istiyorum.
- Onlarda eksik gördüklerin senin eksiklerin. Tövbe et de önce sen düzel sen!

Gerçekten Arınmış Gönül; arınmamış, kirli, eksik hiç kimse ve hiçbir şey göremez!..

- Herkesin iyiliğini istedim. Gel gör ki çekip gittiler.
- “Herkese Rab kesilmene” karşılık “Rabbimiz Allah” demişler, şirk zulmünden kaçmışlar.

- Kızdığım, iğrenç dediğim ne varsa çocuklarım yapıyor iyi mi?
- Ne mutlu! Rabbin, ölmeden önce çocuklar aynasında tövbe fırsatı vermiş.

- Bazı kötülükleri duyunca “Şükür bende yok” diyorum. Bu iyi mi?
- Bazı şükürler; isyanın, bazı kaçışlar; kendine çağırmanın ta kendisidir!

- Seneler önceki hatamı arada hatırlatanlar çıkıyor. Niye?
- Hatasız olduğunu düşünen benlik uçar. Kulluğunu, Aczini hatırlatıyorlar ya işte, ne güzel.

- Ne desem, ters köşe yaptın. Güzel bir şey söylesen!
- Bana da öyle yaptı ve hala yapıyor Dostlarım. Allah, Dostlardan ayırmasın. ÂMİN

YORUMSUZ SEYİR ve SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAK

İyi- kötü, lehte- aleyhte, güzel- çirkin her olayı, oluşu Hak olarak izlemek; kayıtsız, nötr, tepkisiz kalmak olarak anlaşılıyor ki yanlıştır.

Haine hain, alçağa alçak dedim diye “Nerde kaldı tevhid, niye bu ayrım?” diyen kardeşimle onun gibi düşünenler Tevhidin ruhunu anlamamıştır.

“Hakkın hakkını, büründüğü surete göre vermek” Sistemi açıklayan Ehlinden öğrendiğimiz davranış biçimidir ki Tekliğin Ruhuna uyan budur.

Akreple Yılanda açığa çıkan Haktır diye evinde akrep, yılan görünce nötr kalır, bir de üstüne üstlük okşar mısın? Bu mudur Muhammedî tutum?

Hak; düşman, alçak, hain suretine bürünmüşse Muhammedî ölçüler dahilinde hakkını vermek gerekir. Nedir Hakkı? Def edilmek, cezalandırılmak!

Yılanın hakkı; görüldüğünde başının ezilmesi, Kuzunun hakkı; görüldüğünde başının okşanmasıdır. Hakkın hakkı; büründüğü surete göre verilir.

Hain; polis, asker, esnaf kılığındaysa def edilsin. Gazeteci, Akademisyen kılığındaysa dokunulmasın! Sevsinler! Hain ne giyerse giysin haindir.

15 Temmuz darbesi Allah takdiriydi. Allah takdiri diye FETÖ köpekleriyle Şehidimi bir mi görücem? Yok böyle bi Tasavvuf, yok öyle bi İslam!

“Her şeyi hak gör” hitabını her şeyi, herkesi aynı kefeye koy, eşit değerlendir, aynı gör anlıyorsak vay halimize! İmanımızı gözden geçirmeli…

Aynı Allah’ın kulları diye Ebubekirle Ebu Cehile aynı muameleyi mi yaptı Resulullah? Aynı kefeye mi koydu? Takdir Sırrını bilendi Resulullah.

Reina katliamcısı alçağı ağız burun dağılmış gördüm. Eli gümüşlensin polisimin yazdım. Kardeşim, nasıl Teklik diyor! Katil bu katil, uyan!..

Canavar 39 masumu öldürmüş, onlarcasını yaralamış, dostum “Dövenin eli gümüşlensin” dememi tevhide aykırı bulmuş! Allah basiret vere!

Tarih boyunca hıyanet merkezleri Asr-ı Saadet Ruhundan kopuk sözde tasavvuf ekolleriyle İslam’ı sulandırmak istedi. Çok dikkat etmek gerek!

Ölçü Resulullahtır (sav). Ölçü Kur’andır, Resulullah uygulamalarıdır. Falan filan zatın sağdan soldan allı yeşilli bulamaç öğretileri değil.

Bilinç düzleminde “Her şeyi Hak görmek” Dünya düzleminde “Hakkın hakkını büründüğü surete göre vermek” hazmıyla kolaylaşsın hepimize… ÂMİN

ANNE SÜTÜ

Hakikati anlama ve yaşamayı bir kişiye, bir gruba bağlamak; sadece orada olduğunu düşünmek, zayıf ve düşük bilinçlerin vazgeçilmez gıdasıdır.

Bebeler emzirilmelidir. Büyüsünler diye. Geçmişte ve günümüzde bazı Ehlullah bebeleri kollamaktadır şefkatleri gereği. Bu sizi yanıltmasın!

Anne Sütü yaşamsal gıdadır; insan için olmazsa olmazdır. Veliler; Annedir. Hakikat onlardan alınır. Ne var ki; ömür boyu emmek sistemde yoktur.

Hayat boyu bebek kalmak isteyenler de çıkacaktır. Onlara kreş açan zatlar da olacaktır. Ancak bu istisnadır ve gaye değildir, olamaz!..

Dedim ki, çok yönlü okumalısın. “Okuduğum zata hayranım. Döner döner sadece onu okur, her okuyuşta hayran olurum.” dedi. Anne Sütüne tapanı gördünüz mü?

Anne Sütü; Ehlullah İlmi ve Nazarı büyümek için asıldır; temeldir. Eksik alan ömür boyu zayıf kalır. Fazla almaya kalkanın dişleri bozulur, hazım sistemi bulanır.

Her anne evladını kendi ayakları üstüne basmış görmek ister. Annelerin muradı budur. Ne var ki anne edebiyatı yapmayı büyümek sananlar da her zaman çıkacaktır.

Ehlullahın ilim ve nazar yansıtmasından muradı; senin kendi hakikatini bulup yaşaman, bastonsuz yürümendir. Dergâha çakılalım, Ehline yapışalım diyenler de olur. Kanacak mısın?

Taptuk, Yunus’u azarlayıp kovduğunda dervişler “Şükür biz kovulmadık” demişlerdi. Kreştekiler nereden bilirdi ki “Bastonsuz Yürü!” böyle denirdi…

Anneye layık evlat bastonsuz yürüyen; süte tapınmadan onu helal ettiren, sütün hakkını verendir. Bu Hakikati yaşamak hepimize hazmıyla kolaylaşmış olsun. ÂMİN

BENLİK TANRI ARAR, İNSAN AYNA

Beşer; “Bana bir şey öğretecek olan benden çok üstün olmalı” yı ilke edinmiştir. Aslında bunu isteyen onun Benliğidir.

Benlik; kendi düzeyinde olana eğilmez. Eğilecekse mutlaka büyük olmalıdır. “Benim ilim aldığım; insanüstü olmalıdır.” İşte Beşerin mantığı.

Resülullah (as) yakınlarına SAHABE (arkadaş, dost) demekle en büyük mesajı verdi. “Ben sizin arkadaşınızım, dostunuzum” dedi. “Beni tanrılaştırın” demedi.

Umre izni isteyen Ömer’e “Kardeşcik bana da dua et” deyince şaşırmıştı Ömer. Resulullah dua istiyordu. Beşerî benlik işte bunu hazmedemiyor.

İlim, Hakikat Aynası zatlar; beşer için “Tapınılası Tanrı” lar, İnsan için “Anlaşılası Dost” lardır. Biz, Dost diye sevmeyi tercih ederiz…

İlim aldığın Hakikatini seyrettiğin İnsanın beşeriyetine ait bir zaaf, bir hareket seni ondan soğutuyorsa bil ki daha çok hamsın dostum ham!

Allah Halifesinin dünyaya bakan yüzüne Beşer; Allah’a bakan yüzüne İnsan denmiştir. Hz. Muhammed (sav) hem kâmil beşer hem kâmil insandır.

İlim aldığım, Hakikatimi seyrettiğim zatın beşerî yönleri beni ilgilendirmiyor. Derdim ilmidir, hakikat yayınıdır. Beşeriyeti onun meselesi.

İlim aldığım zatın beşeriyetine manevi anlam yüklemek mi? İşte ben orada yokum dostum. Onun ucu tanrılaştırmaya çıkar! Allah muhafaza! ÂMİN

BİR BAŞKA AÇIDAN KABİR ve KABİR ALEMİ

Annesinden doğan her insan, hakikatte dünyaya değil, dünyasına yani kendi kabrine doğmuştur.

Astrolojik etkiler; genetik miras ile oluşan mevcut veritabanında yükselen dünyamız; kabrimizdir. Çevre ve eğitimle bu genişler veya daralır.

Benim bakış açım, benim yaşam tarzım, benim dünya görüşüm, benim hayat felsefem dediğiniz tüm tanımlarla aslında KENDİ KABRİNİZİ TANIMLARSINIZ!

Hepimiz; görüntüde bir bedende, gerçekte ise “Dünyamız” dediğimiz bir algı bulutu içinde yaşıyoruz. İşte o algı bulutu; Kabir Alemidir…

İnsanlık Alemini kabirlerinden kaldırmaya; dünyalarından çıkarmaya gelmiştir Hz. Muhammed (sav). Ona selam olsun. Dahiylek Ya Resulallah!..

- Ben de kabrimden kalkmak istiyorum. Ne yapmak lazım.
- Önce kabirde yaşadığını kabul etmen; kabrinin sınırlarını, çapını görmen lazım.

- Kabrimi tanımak çok mu zor?
- En güzel görüş, en güzel çevre benim, ben ne güzelim diyen bilinçaltın; bunların kabir olduğunu sindirir mi?

- Bize bir kabirde yaşadığımızı kim fark ettirir?
- Senin hakikatine ayna olan Ehlullahın işidir o. Tabii ki tanıyabilirsen.

- Kabirden kalkmak dedim, cevaplamadın?
- Kabirden kalkmadan önce kabri tanıma, kabri genişletme var. Kabirden kalkma son nokta! Yavaş gel.

- Kabrimi gösterecek Ehlullahı tanımak niye zor?
- Seni öveni mi seversin, yoksa hatanı apaçık göstereni mi?
- …..
- İşte ondan zor.

- Bakış açımız, hoşgörümüz, değer algılarımız genişledikçe; yargılamadan yorumsuz seyre açıldıkça kabrimiz genişler diyebilir miyiz?
- Evet.

- Hadiste bazılarının kabirlerinin cehennem çukuru olduğu zikredilmiş. Kimler onlar?
- Dünyayı ve evreni kendi dünyasından ibaret sananlar diyeyim kısaca.

- Kabri, cennet bahçelerinden bir bahçe olanlar da var Hadiste?
- Benlik ve Egonun kısıtlayan dünyasını fark etmiş olanlar desem yeter mi?

- “Kabir Ehlinden yardım isteyin” Hadisini çözemedim.
- “Yaşamın dünyada değil birimlerin dünyasında sürdüğünü fark edenler” den destek al.

- Kabri genişletme, ileri aşamada kabirden çıkışa kısa yol?
- Zikir, okuma, ibadet vb.den komple bir çalışma. Ama olmazsa olmaz şart da var.

- Ne o olmazsa olmaz?
- Uygulama! Bedenen, fiilen bilgiyi yaşama koyma! Ehli son videolarda çok vurguladı bunu! Değişimin olmazsa olmazı bu!

Bilgi uygulanmadıkça amigdala kayıtları ve alışkanlık haline gelen melekeler değişmez. Açıklama burada: https://twitter.com/AhmedHulusi/status/829567962482929665

Allah’ım! Bizi, kabirde yaşadığımızı fark ettirenden; kabir genişliği yollarını öğreterek ahiret muradımızı kolaylaştırandan hiç ayırma! ÂMİN

İNSANLAR AYNASINDA BEN

Sana huzur verecek, sükûnet getirecekse hoşlanmadığın, zıt karakterli kişilerden uzak kalmayı seçebilirsin. Bu, her şeyi çözer mi dersin?

Zıt, aksi, gıcık, kibirli, bana ters veya yıldızım barışmadı dediğin kişiler senin dünyanda, senden doğarak sana yansıdı, dışarıdan gelmediler, biliyorsun değil mi?

Dünyana giren kişi görüntülerinin aslı sendeyse, görüntüye perde çekmek, olana sırt dönmek sendeki asıl problemi çözer mi? Hele bir düşün!

Mutfağının dip köşe bir yerinde kokmuş bir et parçası varsa; bu da evde haşere- sinek yapmışsa, sinek ilacı çare midir? Kokmuş et o kuytuda dururken?

Güneşe gözlerini yuman gece oldu dese gece olmuş mudur? PC ekranına çıkan görüntüyü silince, harddiskte; ana programda da silmiş misindir?

Don Kişot yel değirmeniyle kavga ediyordu değil mi? İnsan görüntüleriyle kavga ediyor zihinsel benlik, insanların hiç haberi yok. Akıllı işi mi?

İster kötü diyelim ister iyi; ister kıymet bilelim ister nankörlük edelim, dünyamıza giren insan görüntüleri; bize bizi gösteren aynalardır.

Aynalara tapınan, aynalara sırt dönen, beğenmeyip ayna yumruklayanlardan eyleme bizi Allah’ım! Aynalarda Hakikati değerlendirenlerden olmayı kolaylaştır bize! ÂMİN