Değiniler-73

Değiniler-73

İNSAN SEVEMEZ; SEVEN ALLAH’TIR

İnsana, kendi iradesinin üstünde açığa çıkışlar olduğunu bizzat hissettiren, deneyimleten, yaşatan olgu sevmektir.

Hiçbir kul; diğer bir kulu kendi istek ve dilemesi ile sevemez. Çünkü Sevgi; Beşeriyet düzleminden değil Şuur düzleminden açığa çıkar.

Sev demekle birini, birine sevdirmek; sevme demekle birini, birinden soğutmak mümkün değildir. Sevdiren de soğutan da sadece O’dur…

Sevgiyi baskılamak, dondurmak, yok saymak mı? Kendi kendine zulümden başka nedir ki bu. Volkan ağzını kapatmakla yanardağ patlamasını durdurabilir misin?

“Niyet ettim Allah rızası için filanı sevmeye” diyerek kimse kimseyi sevemez! Senin fiilin değildir ki senin niyetinle başlasın?

- Aralarında benzerlik, denklik olmayanlar birbirini sevebiliyor.
- Bunlar senin kısa metrajlı düşüncelerin. Özde Bir olmasalar sevemezler!

- Sokak serserisine vurulan akademisyen, merdiven silene tutulan patron var?
- Hala beşerî kayıtlarla bakıyorsun. Beşeriyet üstüdür Sevmek!

- Kimleri severiz öyleyse?
- Fıtratı bize benzeyenler ile fıtratı bizim bir üstümüz olup bizi yükseltecek olanları severiz (sevdiriliriz).

- Bizi yükseltecek derken?
- Yaratılış amacımızdan gafil yaşıyorsak; bir üst program sahibi bize sevdirilir ki esas fıtratımıza yol bulalım.

- Bize çok zıt, cins tipleri de sevebiliyoruz?
- Benliğimize terstir onlar, Hakikatimize değil. Cinstirler, zorlarlar ki gerçeğimize dönelim.

- Ona kızıyorum, çekip gitmek istiyorum ama geri dönüyorum. Niye?
- Henüz aslına; fıtratına dönüşün tamamlanmamış! Tamamlamadan kurtulamazsın!

- Sevgi illa yukarı mı çeker? Aşağı da atıyor sanki?
- Yukarı aşağı göreceli. Sevgi; seni fıtratına iade eder.

- Fıtrata iade?
- Kendini gül sanırsın aslın dikendir. Dikeni sever aslına dönersin. Kendini diken sanırsın aslın güldür. Gülü sever aslına dönersin!

- Allah, kullar hakkında hükmünü sevgi, sevdirme ile icra eder denebilir mi?
- Çekim Yasası dedi bilim. Sevgi Yasasıdır aslı. Evet, böyle işliyor!

Allah’ım! Sevdiklerini sevmeyi, Sevdiklerince sevilmeyi; Sevdiklerinin sevgisiyle dönüştürülmeyi, yenilenmeyi hazmıyla kolaylaştır bize! ÂMİN

“AKLIMA GELEN BAŞIMA” GELDİ, “İÇİME DOĞDU” VB.

“Aklıma gelen başıma geldi” şeklinde ifade olunan sezgi, sistem işleyişine dair bir ön işarettir. “İçime doğmuştu, oldu” da öyledir.

“Aklıma gelen başıma geldi” sezgisinden “Erken uyanan, aklına gelenin başına gelmesini durdurabilir” sonucunu çıkaramazsın! Olacak olan; olur.

Ehlullah, olacak olanı günler, aylar hatta asırlar öncesinden keşfettiği halde sadece söylemiştir, değiştirmeye çalışmamıştır.

Bugün yaşadığın kazayı dün sana nazar edilmesine veya hakkında kötü konuşulmasına bağlaman; sistem okuması değildir. Hamilelik bile 9 ay!..

Aklına gelir, içine doğar, kötü bi şey olacak diyebilirsin. Unutma ki “O an basiretim bağlandı” diye bi söz de var. Hissetmek; neyi önler ki?

Senaryo akışına iyi odaklanan; sonraki sahneleri replikleriyle tahmin edebilir, bilebilir. Ama bu senaryo değiştirebileceği anlamına gelmez!

Tasavvuf ile Kişisel Gelişimi bulamaç edenler; “Bugünü iyi planlarsak yarınlar bize göre gelişir” zannına kapılır. Bundan Allah’a sığınırım!

Bugünü kavrama; okuma; hikmetini çözme yarını Huzurla seyri getirir, dersen olur. Bugünü okuyan yarını yazar dersen, ben Allah’tan korkarım!

“Ellerinle yaptıklarının sonucunu yaşamak” bir sistem gerçeği. Bir başka sistem gerçeği daha var “Ellerini Yaratan, ellerinde öyle diledi!”

1- Aklıma gelen başıma geldi. 2- Başıma gelecek olan aklıma geldi.
1- İçime doğan oldu. 2- Olacak olan; içime doğdu.
Birinci cümleler Hikmet, İkinciler Kudret okumasıdır.

Hikmet okuması; sebepler, etkiler silsilesini çözmek Sistemi anlamada önemli bir adımdır. Esas olan Kudreti; Dileyenin dilemesini okumaktır.

Kulluk edebi gereği Hikmet okumasıyla başlarım ki mekanizma gidişatını oturtabileyim. Bilirim ki Olan; benim okumamla da kayıtlanamaz!..

Olan; olduğu gibidir. Olanın; olması gereken dışında olması asla mümkün değildir {Merhum @ceyhanosman} Bu cümleye iman acıda, belada bile Huzur yaşatır insana.

Ellerimle yaptıklarımın sonucunu yaşamakla, haddimi bilirim…
Ellerimde dilediğini yapan Hadsiz Hudutsuz Kudret için sadece hiçim…

Şelaledeki bir köpük; akışta benim de rolüm var diyebilseydi; dilersem şöyle gelişir diyebilirdim… Denize karışmak niyazımız olsun… ÂMİN

HASTA, MAZLUM, MİSAFİR

Hastanın, Mazlumun ve Misafirin Duası makbuldür. {Hz. Muhammed sav}

Hastalar; acizdirler. Her tür ilgi, destek ve morale muhtaç acziyet hastalarda yaşanır. Gurur, kibir, caka satmaya imkân tanımayan acziyet.

Hastalarda hayvaniyet aşağı çekilmiş; Bedenî Şehvet, Dünya Hırsı yok denecek düzeye inmiştir. Şeytandan uzaklaşma Rahmana yakınlaşma başlamıştır.

Beşeriyet ve İnsaniyet ters orantılı çalışır. Birinin inişi diğerinin yükselişidir. Bedensellik azaldıkça İnsani Hakikat yükselişe geçer…

Bedenî hisleri azalan hastalarda doğal olarak, -belki acizliğin mecburiyetinden- İnsanî; Rahmanî yönelişler normalden çok daha yoğundur…

Mazlumlar; Zulme uğramışlar; Hak-İmkanları elinden alınanlar, Sahipliklerini terke mecbur kalmışlardır. Sahipliği terk; Arınma değil miydi?!

Misafirler; Yolcular; Yurdundan uzaklaşanlar. Güvenli ortamlarını bırakanlar. Benlikleri boşa çıkmış; zorunlu bir Teslimiyete açılmışlardır.

Misafir ev sahibine, Yolcu yola teslimdir ister istemez. İrade iddiaları, güven sevdaları azalmış olarak Tevekküle yaklaşmışlardır.

Biz; salt şuur olduğumuzu unutarak, varlığın yanında varlık iddiasıyla benlik virüsü kapmış Hastalarız Allah’ım. Bize şifa ihsan eyle! ÂMİN

Bizler Zalim Benliklerince hakikatlerine perde çekilmiş, kulluğu yaşam imkânı azaltılmış Mazlumlarız! Benlik zulmünden kurtar Allah’ım. ÂMİN

Bizler; bedende, dünyada, varlık zannında birer misafir; ebediyet yolcusu olduğumuzun farkındayız. Misafirine sen ikram eyle Allah’ım. ÂMİN

MESAFE

İnsanlarla arana koyduğun mesafe; benliğinle hakikatin arasına koyduğun mesafedir.

Nelerden arınmalı? Kendileriyle aranda mesafe vehmettiğin her şeyden.
Ne kadar uzaksın Allah’a? “Benden uzak olsun!” dediklerin kadar.

Dindar; günahla arasına mesafe koymayı; günahkarı öteleme olarak algıladığı için hakikatle arasındaki mesafeyi hiçbir zaman kapatamayandır.

“Zengin- Fakir, Avam- Elit arasında mesafe normal” mi dedin? Hatırla! ‘99 Marmara Depreminde, çorba kuyruğundakiler arasında hiç mesafe kalmamıştı.

Toplumlar, kafalarda mevcut mesafelerin bedelini; kavga, şiddet, kaos, cepheleşme ve terör olarak öderler.

Yaşanan acı ve belalar zihinlerdeki mesafeyi kapatamıyor ve insanlar hala kardeşçe kucaklaşamıyorsa işte bu “Mekre Uğrama”nın ta kendisidir.

Zihninde kendini bir yere ötekini bir başka yere koyarak mesafe oluşturmanın en hafif bedeli; stres, mutsuzluk ve kaygı dolu bir yaşamdır…

Hz. Muhammed (sav) niçin en üstün? Neden en zirvede? Kafasında da Yaşamında da mesafe oluşturma ihtiyacı hiç duymamıştı!..

Muhammedî; kafasında mesafeler kalmamış, günlük yaşam icabı zorunlu mesafe görüntülerinin de gölge oyunu olduğunu hiç unutmamış insandır…

Değil bir ortamda bulunmak; yan yana gelmekten, aynı karede görünmekten kaçtıkların hala var değil mi?!.. Tasavvuf? İnsanlık? Sevsinler!..

Sıradan bir seçime savaş anlamı yükleyerek mesafeleri keskinleştiren, ötekine kin kusan! Münker-Nekir referandumda ne dediğimizi soracak mı?

Aynı evin içinde yüz yüze ama mesafeli yaşayanlar da var; ayrı mekanlarda, hiç görüşmeden kalp kalbe mesafesizliği tadanlar da. Sebebi Hikmeti?

Saygı ve disiplin amaçlı mesafeler günlük hayatın gereklerindendir. Ne ki bu sanal mesafelerle kendine konum biçenler; hakikatlerine duvar örerler.

- Öyle bir şey olsa ki şakk diye “Mesafesiz-Şirksiz Yaşam” açılsa!
- Allah bize, suret-beden vadisine düşmemiş Hakiki Aşk nasip etsin! ÂMİN

GÜTME- GÜDÜLME ve İHLAS

Kurtarıcı beklemek; insanlığın henüz birey ve toplum planında arınamadığı -belki de arınmak istemediği- tarihsel, kutlu (!) virüs olmaya devam ediyor.

Bilimsel akıl, objektif gözlem rehber olmadıkça kurtarıcının kurtulmak isteyeni; kurtulmak isteyenin kurtarıcıyı beslediği döngü sürecektir.

İlahlaşma eğiliminde sınır tanımayan kurtarıcılar mı suçlu? Şaklabanlıkta dozu aşan bağlılar mı? Arz- talep döngüsüdür bu. Güdülme arzusu oldukça çobanlar hep var olacaktır…

Genetik köklerine “Her kuş sürüsüyle uçar” zerk edilmiş olan için “Kartallar yalnız uçar”ı hazmetmek, hayli zor ve korkunç görünecektir.

Toplumsal- Siyasi Sistemini kurmuş ve oturtmuş uluslarda lider demokrasisi prim yapmamaktadır. Sistem belliyse, butona basanı niye kutsasın?

Güdülme-Gütme döngüsünün bir nedeni de Okumamak, Kitap Tetkikini sıkıcı bulmaktır. “Sen anlat, biz uyarız” diyenler; altın tasma takmaya razı olmuşlardır.

Sürü kaybetmek istemeyen çoban iki psikolojik unsuru ustaca kullanır:
1- Sürekli “Korku” pompalamak. 2- Bağlıların “Kutlu Kurtulanlar” olduklarını onlara vehmettirmek.

Mehdi-Mesihlik iddiası tarih boyunca görülmüş, görülmeye de devam edecektir. Bireyler, hakikatlerinin İhlas Suresi olduğunu fark edene kadar!

Putsallık; Kutsallıktan beslenir. Hakikatini fark eden için kutsal imgeler mumu sönmüş, kutlu kişilikler balonu patlamıştır.

Hakikatinin İhlas Suresi oluşunu fark edenden gütme hırsı da güdülme sevdası da düşer. Kurtarıcı arama ve Kurtarıcılığa soyunma da biter…

NİYETİM SENİ ÜZMEK DEĞİLDİ

Fil, yürürken ezdiği karıncadan haberdar olmayabilir. Belki bedel de ödemeyebilir. İnsan, farkında olmadığı incitmelerden de sorumludur…

“Niyetim seni üzmek değildi.” “Yanlış anlamışsın, kastım o değildi.” Bu ve benzeri benlik savunmaları seni Seriül Hisabtan kurtarır mı?!

“Ameller niyete göreyse, niyetim de iyiyse, onun kalbi kırılmışsa ben ne yapabilirim ki?” diyorsun! Sistem; açığa çıkmış fiil esas alır!..

Niyetin ne olursa olsun, geride bıraktığın kırık kalpten yayılan negatif, er ya da geç seni bir şekilde vuracaktır. Aklından çıkarma!

- Manevi bir tercih yaptım ben, birilerini incitmişsem kutlu amaç için incitmişimdir.
- Sorun yok kardeş, Kutlu Bedeller ödersin güzel güzel.

- Her hareketimde acaba kim incinir, onu mu düşüneceğim? Yaşanmaz o zaman.
- Düşün diyen yok zaten. Sadece Sistemin her an kaydettiğini bil yeter.

- Geride incinmiş kalp kalsa ne olur ki?
- Hayat yarışında prangayla da kramponla koşan var. Arkada kalan incinmiş kalp; prangandır.

- İnsan arındıkça, ilmi- irfanı yükseldikçe küçük şeylerin bedelini ödemez diye düşünüyorum.
- Ne garip. Şeytan da tıpkı böyle düşünüyordu.

- Üst bilinçler Seriül Hisaba tâbî değil, diye düşünüyorum.
- Ehli, bize Seriül Hisabı her birimde, istisnasız yaşanan evrensel mekanizma diye öğretti.

- Hayır hasenatım çok, ufak günahlarımı zaten siler Allah.
- Tabi tabi. Fakirlerin elk. faturasını ödedim diye bana elk. faturası gelmiyor (!)

- Seriül Hisab ve Zül İntikama dikkat etmede kolay yol?
- “Ben ve Öteki” bedel ödetir. “Biz” bakışı koruyucudur. O bakış bize kolaylaşsın. ÂMİN

GÖNÜLLÜ KÖRLÜK

Bir kişi, grup, kuruma tavrınız; onların faydalı işlerini de yok saymaya dönüşmüşse siz “Gönüllü Körlük” hastalığına tutulmuşsunuz demektir.

BENimsediğinin her şeyini Kutsamak- Aklamak; BENimsemediğinin her şeyini Karalamak- Dışlamak arınmamış banal zihinlerin ibadetidir.

Düşmanın doğru ve hayırlı hallerini övebilmek; Dostun yanlış ve eksik hallerini görebilmek; arınmış, aydınlanmış beyinlerin meziyetidir.

Sevgin; sevdiğini hatadan münezzeh görmeye, Buğzun; ötekinin her halini yere çalmaya dönüşmüşse, Gönüllü Körlük başlamıştır. Hastasın!..

Sevdiğin eleştirildiğinde kırk dereden su getirerek hatta ayet- hadis kullanarak savunmaya geçiyorsan, Gönüllü Körlük kronikleşmiş demektir.

BENimsemek ile ÖZümsemek farkını kavrayabilirsen; sevdiğinin hatasına Kör, sevmediğinin hatasına Projektör kesilme gafletine düşmezsin.

- Sakız çiğnemek ayıptır.
- Senin eşin de çiğniyor.
- Ona da yakışıyor hani!
Hoca Nasreddinin bu fıkrası; Gönüllü Körlüğe en açık misaldir.

Muhalefetteki İnönü’ye Başvekil Menderes’e dair bir fotoğraf getirildi. “Basalım, işi biter” dediler. Paşa “Asla!” deyip yaktırdı. Vicdana, Gönüllü Kör kesilerek bel altı vurmak değildi muhalefet!

Tasavvuf çevrelerinde şu cümleyle Gönüllü Körlüğe kapı aralanır: “O yapmışsa, söylemişse mutlaka bir hikmeti vardır.” Sonra gözler yumulur ve hikmet aramaya çıkılır.

“O yapmışsa, söylemişse hikmeti vardır” Gönüllü Körlüğünün bedeliydi 15 Temmuz. Devlet ve Birey bazında ibret alındı mı? Alındı, demeyi çok isterdim…

- “Gönüllü Körlük” girdabına düşmemenin sigortası var mı?
- Var. Ahmed Hulusi’nin şu sözünü yaşama geçiren korunur. Hazmıyla, Kolaylaşsın. ÂMİN

C5DPi8dXAAAZUYe

MEDYA GÜNDEMİ VE BİZ

Medya Gündemi; insanların büyük resmi görmemesi üzerine kuruludur. O resmi göstermemek uğruna her tür atraksiyon; medyanın varlık sebebidir.

İnsan beyni; taraftar olduğunu öven, muhalif olduğunu yeren haber- yorumlar duymaya meyillidir. Medya, beynin bu zaafından ekmek yer.

Hiçbir haber objektif değildir. Trafik kazası da olsa. Medya mutfağı; kendince yoğurur, pişirir, servis eder. İyi sunum; nice kötü niyetleri örter.

“Gördüğüme mi inanayım sana mı?” Medyanın beşerce düşünenleri avladığı olta işte bu tepkidir. Gördüğüne inananlara neler göstermez ki medya?

Günahı- Yanlışı normalleştirmenin, teşvik etmenin bir yolu da onu sıkça gündem etmektir. Şimdilerde okullarda öğrenci taciz haberleri gündem! Niyet?!

Sinemada uyuşturucuya dikkat çekildiği süreçte zehre ulaşım, kullanım tasvir edilirdi. O dönem zehre ilginin patladığı kayıtlara geçmiştir…

Çoğu gazeteci için haberin Şok, Flash, Son Dakika etkisi içerikten önemlidir. İnsan mağduriyeti, onur, ahlak vb ilkeler; arkaya itilir…

Size özel bir İlim ve Tefekkür gündeminiz yoksa medya gündemine yem olmaktan, yönlendirilip kullanılmaktan başka şansınız yok gibidir…

Medya gündemi dünya gündemidir, dünyaya bağlar. Biz dünya için yaratılmadıysak? İnsaniyet, hak- hukuk kılıfıyla nedir bu oyalanma?!

Güncel paylaşım yapan Üst Bilinçlerin önemli bir işlevi de ilmi gündemde tutarak bizi medya gündeminden korumalarıdır. Onlara selam olsun…