Değiniler-74

Değiniler-74

DEĞİŞİM, GELİŞİM VE BİZ

Hayatın doğal akışı içinde bilimsel- teknolojik gelişmeler; 7 den 70 e hepimizin çalışma, eğlence, dinlence alışkanlıklarını da değiştiriyor.

Gelişime “N’olacak bu işin sonu” kaygısıyla veya “Olanda hayır var” rızasıyla bakmak mümkün. Bu iki bakış; Huzur ve Stres farkıdır aynı zamanda.

Kötü veya iyi olan; değişim ve gelişimin kendisi değildir. Değişim ve Gelişim; kaçınılmaz Sünetullahtır. Uyumlanma veya Direnç bakışına göre insan ona kötü veya iyi anlamı yükler.

“Değişmeyen tek şeyin Değişimin kendisi” olduğu fark edildiğinde Felaket gibi görünenin Selamet oluşu fark edilecektir. İşte farlı bakışlar:

- Çocuğu bilgisayardan kaldıramıyorum. Dışarıda oynamıyor.
- Çocuğum, derin strateji oyunları ve internetle beyin kapasitesini genişletiyor…

- Mobese, gizli kamera, takip cihazı her yer. Mahremiyet kalmadı.
- Hayır ve Şer her an nasıl kayda girer aklım yetmezdi. Anlıyorum artık.

- Aynı mekânda bulunanlar birbiriyle konuşmuyor. Herkesin gözü cepte.
- İnsanlar zaman-mekân aşıp kıtalar ötesi dostluklar kuruyor. Ne güzel.

- Gençlerde ana- babaya saygı azaldı. Büyük- küçük takan yok.
- Gençler; bireysel güç ve kapasitelerini gün be gün fark eder ve kullanır oldular.

- Ağzımı açmaya, bakmaya korkuyorum. Biri kaydeder diye.
- İHSAN; Allah’ı Görürcesine Kulluktu. Gelişim; bizi İhsana sevk ediyor çok şükür!

- Canı sıkılan ilaca sarılıyor. Kimyasallar bizi bitirecek.
- Sıtma, Kolera, Veremden ölüm bitti. Şükür ki Tıp sürekli çareler geliştiriyor.

- Cuma’dan sonra vaizle çatır çatır Hadis tartıştı liseli genç. Ayıp yani!
- Liseli gençlerimizdeki Dini Bilgi hassasiyetine bayılıyorum.

- Nerede o eski tebrikleşme yazıları, mektup edebiyatı. Özlüyorum.
- Günlerce posta beklemek? Face Time canlı canlı anında görüştürüyor bizi.

- Bireysellik arttı. Ölsen kimse dönüp bakmaz.
- Metrobüste ayaktayım, bir an başım döndü. 3 kişi birden halimi sordu ve yer vermeye kalktı. Ne güzeldir insanımız.

- Otobanda polis durdurdu. Hatalı sollamışım. Whatsappla çekmiş biri. Teknoloji işgüzarlığı arttırdı.
- Şükür ki insani sorumluluk gelişiyor.

- Kıyamete doğru kötülük artarmış. Dünya batıyor.
- Kalite artıyor, Düzey yükseliyor. Olgunluğa koşuyoruz. Uyumlanmak nasibimiz olsun. ÂMİN

HAKİKAT SEVDALILARINA ÖNERİLER

Baktığın yerden bakmayanla manzara tartışman, havanda su dövmektir. Çünkü manzara tek olsa da görüş durulan yere göredir.

Muhatabın hangi kavrama hangi anlamı yüklediğini çözmeden söze girişirsen; aynı kelimeyle ayrı dünyalarda gezinir, enerji israf edersin.

Önlerine ne yazarsan yaz, insanlar kafasına kazınanı okuma eğilimindedir. Önüne yazılanı, kafasına kazınanı katmadan okuyan mı? Binde bir…

Hakikati ideoloji haline getirmiş olana en güzel cevap hiç ağzını açmamaktır. İlmi benliğine yapıştıranla benliksizlik konuşulmaz.

Kafasında öncelikli ilim kaynakları olanla ilim konuşuyorsan; seni ve senden geleni alt sıralara koymasına hatta çizmesine şaşırmamalısın…

Önceliği sen olan ve senden yansıyana perdesiz yönelene; tüm birikimini, keşfini aktarmalısın. Samimiyet; her tür fedakarlığı hak eder…

Senden yansıyan bilgiyi bir başka bilgiyle test etme ihtiyacı duyan; hal diliyle sana önceliğim değilsin, benim için yorulma demektedir…

İnsanlarla derin konulara girmeden önce bilgiyi algılama biçimlerini anlamaya bak! Böylece ilme, muhataba, kendine zulmetmekten korunursun.

Yunus, Mevlâna, Aşk, Gönül diye söze girerek kıssa anlatanla Kuantum Fiziği, Stringler, Astroloji ve Uzay konuşamam. Zulmetmek günahtır…

Kuantum, Uzay, Astroloji ve Mekanik Sistem anlatımıyla söze girene Aşk, Gönül, İrfan odaklı kıssalar anlatamam. Zulmetmek günahtır…

Muhatabının eğilimlerini hiç itibara almadan inandığı ilmi; kurtuluş reçetesi gibi dayatan Hakikat İlmini ideoloji haline getirmiştir…

“Allah’a giden yollar nefisler adedince” iken, seninki de yollardan bir yol iken, diğer yolları sürekli aşağılaman; gerçeği benliğe vermendir.

Okuduğun İlim sende birilerine cahil etiketi vurma, tepeden bakma ve aşağılama getirmişse, Cahilin önde gideni emin ol senden başkası değil.

Basit güncel anlatımı hafif; karmaşık felsefi anlatımı derin sayma beşerin büyük handikabıdır. Değerlendiremeyen bu yüzden değerlendiremez.

Allah’ım! İlmi benliğime yapıştırmaktan, İlim zannıyla kulları ayırmaktan, İlmi sahiplenmekten, Ehli İlme nankörlükten sana sığınırım. ÂMİN

AN’I YAŞAMAK MI, AKIŞA UYUMLANMAK MI?

Geçmişe takılmak ve Geleceğe kaygılanmaktan bilinci koruma yolu “An’ı Değerlendirmek” deniliyor. Peki, mümkün müdür An’ı değerlendirmek?

Zaptedilemez, kaydedilemez, kesinlikle durdurulamaz bir akış içinde “İşte şu AN” diye gösterebileceğiniz bir oluş var mıdır?

Ben “Şimdi” dediğim anda, dememle birlikte kaç saniye veya salise geçmiştir. Bunlar bize göre ölçüler. Ya geçen mikro ölçüler… Nerede An?

An’ı bir karede dondurabilir, deftere yazabilir, mermere kazıyabilirsin. Bunlar bir vakti dondurmaktır, durdurmak değil. Dondurmak; değerlendirmek midir?

Bana AN deneni durdurup, sabitleyip gösterecek varsa aranızda, ben de AN ın nasıl değerlendirileceğini anlatacağım. Var mı babayiğit?

“An’ı değerlendir” “Şimdiye odaklan” “Burada ol” vb. Süslü laflar! Sorgulamadan he dediğimiz şekerler. Şekerleme bir uyku çeşidi miydi?

Otobüs Şoförleri, Tren Makinistleri, Uçak Pilotları iyi ki An’ı değerlendirmeye kalkışmıyor. Bir kalkışsalar; yolcuların felaketi olurdu!

Ehlullah, Mazi- Hal- İstikbal; Geçmiş- Şimdi- Gelecek diye akışı işaretlemiş, yorum yapmıştır. “Üçünden en iyisi Haldir” dediklerini hiç duydun mu?

Hâl’i; An’ı; Şimdi’yi öven Ehlullah duymadım. Ancak “Halden de geç evladım, halden de geç, geçemedikçe ham kalırsın!” diyeni duydum…

Doğu Mistisizmi ile Batı Felsefesi bir AN’I YAŞAMAK tutturdu ki o biçim tuttu her yerde. Bizim erbab-ı tasavvuf da peşlerine takılmasın mı? Hay Allah!

“Geçmiş” ve “Gelecek” ne kadar zaman dilimi ise “Şimdi ve An” da o kadar zaman dilimidir. Amacımız Tek’i dilimlemek miydi dostum?!..

Sen, göreceli zamanın vehmî dilimlerinden AN ı değerlendirip tadını çıkarabiliyorsan devam et dostum. Bana müsaade. “Yolcu yolunda gerek!”

BİLGİ VE İMKÂN ARTTIKÇA HUZUR ARTAR MI?

Hayattan memnuniyet anketi yapılmış. Bilgi- Refah düzeyi yüksek semtlerde mutsuzluk; Fakirlik- Cehalet varoşlarında mutluluk yüksek çıkmış. Şaşırtıcı değil mi?

Bilgi- İmkân ne kadar artarsa ego o oranda güçlenir. Artış kişide “Dahasını, fazlasını” isteme getirir ki egonun beslendiği ana damar budur. Ego; huzur vermez!

“Azıcık aşım, kaygısız başım” derdi bizim köyün çobanı. Gülünce bütün gövdesiyle gülerdi. Köyün ağası onun kadar keyifli değildi, nedense?

“Ne kadar çok bilirsek o kadar yakınlaşırız” kabulü tasavvufla uğraşanları yanıltmıştır. Çok biliyoruz da Yakin huzuruna ne kadar yaklaştık?

Az bilen, bildiğini uygulayan mı; çok bilen, uygulama ihmali olan mı yakınlaşıyor? Amigdala, uygulamayla terbiye olurmuş. Bilgiyle değil…

Bir ömür bilgi ve tefekkürle meşgul olanların çoğu ölmeden önce “Anladım, bize lazım olan kocakarı imanı imiş” demiştir. Niye? Ne anladılar?

Zengin olmuş, eski çevresinden uzaklaşmıştı. Ziyaretinde itiraf etti: “Mahallemin samimiyetini özlüyorum. Ciddi, resmi, temkinli olmaktan yoruldum!” Niye ki?

Biriktirmeyi hoş görmemiştir Resulullah (sav). Sadece mal, para mı biriktirilir? Bilgi biriktirme de o kapsamda değil mi? Bilginin infakı?

Bilginin infakı; bilgiyi ötekine aktarmak mı? İyi düşün! En güzel tebliğ; Lisan-ı Hal (Yaşayarak Tebliğ) ise Bilginin infakı; Uygulamaktır.

Sor kendine, sende kalıcı etki bırakan; bilgisini sadelikle yaşayan mı yoksa süsleyerek anlatan mı? Yaşam, kalbe dokunur kalbe! Değil mi?

FARK EDEBİLECEK OLAN İÇİN İHLAS SURESİ

Birey; Bölünemez olan, Parçalardan oluşmayan !!!

BEN

İngilizcede Birey; bölünmez, parçalanmaz olan demekmiş. İhlas Suresini mi anımsattı? Bunu sırf İngiliz mi fark etti? Ya Osmanlı ecdadım?

İstanbul Beyefendileri birbirine şöyle hâl hatır ederdi: “ZÂT-I ÂLÎLERİ NASILLAR? Zât! Âlî olan? Muhatabında “Zât”ı görmek!

“REFİKANIZ AFİYETTELER İNŞALLAH”? Eş olan hanıma REFİKA denmiş. Refika; DOST! Refiki A’la, Resulullahın (sav) son duası, hatırla! Karısında DOSTu görmek?

“KERİMENİZİN İZDİVACI MÜBAREK OLSUN”. Kerim, Allah Esmasından! KIZ evlada KERİME demişler! Cömert, neslin anası, bereket timsali kız evlat!

Yemek yiyene “Afiyet olsun” diyoruz. Dedem, ısrarla “BEREKETli olsun” derdi. Bereketi; bir Kur’an ve Resulullah kavramını gündemde tutmak!

Hz. Muhammed’e (sav) o kadar sevdalıydılar ki adını doğrudan vermeyi edebe aykırı buldular da MEHMET icat ettiler. Mehmet, Araplarda yok.

Allah Esmasını günlük lisana yedirmek! Kur’an ve Resulullah kavramlarıyla konuşmak! Muhatabına Zatı, eşinde Dostu görmek! Ne muhteşem bir kodlama!

“Dili kaybeden Dini de kaybeder” demiş kadim bilgelerden biri. Eski dile dönmek artık imkânsız. Eskiye dönelim demiyorum, sadece üzerinde biraz düşünelim istedim…

Kur’an- Resulullah (sav) kavramlarıyla kodlanmış bi hayat sürmek hazmıyla kolaylaşmış olsun hepimize. ZÂT-I ÂLÎ nize kalbî muhabbetlerimle.

SÖZ SÜSLÜ, FİİL ÖRTÜLÜ OLSA DA NİYET ÇIPLAKTIR

Seçtiğiniz kelime ve üslup ne olursa olsun sözler, içlerinde sahibinin niyetine ait titreşimler taşır. O titreşim mutlaka muhataba yansır…

Beyin; sözlerin anlamından önce titreşimini algılar. Cümlelerimiz, muhatabın sadece kulağına gitmez, o frekansın niyeti de karşıya aktarılır.

Beyinler; frekans okumada çırılçıplak etkileşimdedirler. Sen istediğin kadar cilalı kelimelerle niyeti örtmeye çalış, beyin çıplak alglar.

“Form doldur, biz seni ararız” diyenin niyetini müracaatçı da işveren de biliyor değil mi? Aslı; “Geçiştiriyoruz, bas git!” demektir.

Niyeti saklamak kelime süslemeyle mümkün görünse de frekansı kimse saklayamaz! Azıcık tecrübesi olan; niyetin frekansını olduğu gibi okur.

Beyin bütün söylem ve duygu beyanlarını çırılçıplak algılar. “Allah için gizli de aşikâr da birdir” diye bir ayet mi vardı?

Sevenin öfkesinde de sevgi frekansı açıktır. O yüzden anne evlada bağırsa da tutmaz! Çocuk beyni, bağırmadan önce şefkat frekansını algılar  :-) 

Nefretini, iş icabı sevgiyle gizlemek nefret frekansını örtmez. “Günahım kadar sevmem” dediğine “Seni seviyorum” desen de o nefretini algılamaktadır.

Eleştirisini “Bunu senin iyiliğin için istiyorum” la bitiren, “Fırsat olsa bir kaşık suda boğacam da gücüm yetmiyor” u örttüğünü mü sanıyor?

Altında ego, ötekileştirme olan sevgi beyanı; muhatapta sevgi oluşturmaz! Ego ve Benlik frekansı, karşıya samimiyetsizliği yansıtır çünkü…

Kalabalık bir mecliste, kürsüdeyken bağırdı bana. Durdum, şefkati hissettim. Başkası yapsa çeker giderdim. O Şevket Babaydı. Benliksizdi.

Celal ve Öfke farkı mı? Benliksiz olanın, her birimi kendi gibi sevenin eleştirel çıkışıdır Celal. Öfke kılıfına bürünmüş gerçek şefkattir.

Ne ceza verirse versin ne kadar öfkelenirse öfkelensin seviliyordu Kel Mahmut. Çünkü, onun öğrenci aşkını hep algılıyordu Hababam beyinler  :-) 

Kitabı okumuş. Mailinde “Niye hep ağladım, bilemiyorum.” yazmış. Yazar da ağlamış yazarken, satırlarda o frekansı algılamış samimi okur…

Niyet örterek kandırdığını sanan kendini kandırır! Frekans çıplaktır! Sözde niyet örtme değil Özde niyet düzgünlüğü ihsan eyle Allah’ım! ÂMİN

Hiç yalan konuşmadan niyetlerimizi açıkça söylesek ne olurdu? Film: YALANIN İCADI http://m.fullhdfilmizlesene.org/fantastik-filmler/yalanin-icadi-filmini-online-seyret/

- Ona şefkat gösteriyorum ama hep aksileniyor, niye?
- Şefkati rüşvet gibi verdiğini algılıyor beyni de ondan. Karşılıksız ver, bak aksilenecek mi?

- Kayınvalidem kocamı sevmede benle yarışıyor sanki!
- Senin “Kocamı kimseye kaptırmam” kıskançlığın onun beyninde anneliği azdırmış olmasın?

- Çocuk başarsın diye neler yapmadım neler? Hep tembel.
- Çocuk için? Yoksa vaktiyle başaramadıklarını çocukla tatmin mi niyetin? İyi düşün!

Niyetinde benlik, öteleme, gayrı görme, menfaatini kollama varsa; negatif ekim yaptın. Negatif tohum, pozitif meyve vermez! Niye oluyor deme!

Anne babalar kendilerini Tanrı, çocuklarını boyun eğmesi gereken Kullar gördükleri sürece evlat mürüvveti ve aile saadeti beklemesinler!..

İnsanlara; Allah Kullarına iyilik yaparken Lütufkar bir benlik vehmi içindeysen sözde lütuflarının sana kahır olarak dönmesine şaşırma, olur mu?

Ve Hayat nedir dostum bilir misin? İnsanlar, olaylar sahnesinde niyetlerimizin sürekli biçimde bize geri dönüşü. Bunu sindiren selamettedir.

“Ameller niyete göredir” Hadisi üzerine ciltler dolusu eser yazılsa yeridir. Hayal kırıklığı yaşadığında hadisi hatırla ve sorgula niyetini.

“Ameller niyete göre” Hadisini “Dünyanda izlediklerin niyetinin eseri” diye anladım da tutuldu dilim. Sadece secde edebildim. Estağfirullah!

Niyetimle Sözlerim, Niyetimle Fiillerim zıtken, kalbim bunu pekâlâ bilirken, olumlu karşılık bekleme ukalalığı ve münafıklığından sana sığınırım Allah’ım! ÂMİN

NE OLMADIĞINI İSPATA ÇALIŞMAK?

İnsanlar, hangi konuda sürekli biçimde “Öyle olmadıklarını” söyleme ihtiyacı duyuyorlarsa biliniz ki öyle olduklarını itiraf etmektedirler.

İnsan; genelin itici, kötü dedikleriyle nitelenmekten rahatsızlık duyduğundan, hoş olmayan özelliklerini bilir ve olmadığını ispata çalışır.

Özel konuyu paylaştığın esnada seni dinleyen “Benden laf çıkmaz, rahat ol” demişse bil ki hakikatte “Bunu her yere yayacağım” demektedir…

Gıybet etmeyen; dedikodu alışkanlığı olmayan “Benden laf çıkmaz” deme ihtiyacı duymaz! Olmayan şeyi ispata niye ihtiyaç duysun?

İnsanları tanımada sana tersten bir okuma söyleyeyim mi? Sana “Ne olmadıklarını” ispata çalışıyorlarsa aslında odurlar! Bunu yaz bir kenara…

Yeni iş yapacağın tüccar “Çeklerimiz dönmez, piyasa bizi bilir, herkese sorabilirsin” deme ihtiyacı duymuşsa imzayı atmadan bir daha düşün.

Ne olduğundan emin olan ne olmadığını anlatma ihtiyacı duymaz! Ne olmadığını anlatan açığa çıkmasından çekindiği şeylerin kaygısı içindedir.

Çevresi kişiyi bir konuda tanımlayınca deliriyor, savunmak için kırk takla atıyorsa; o konuda gerçeklik payı olduğundandır. Olmasa delirmez!

Dünya hırsı baskın olandan “Hiçbir şeyde gözüm yok, ölümlü dünya”, Kazanma hırsı baskın olandan “Önceliğimiz dostlar, onlar kazansın” lafını sık duyarız…

Söylenince bozulup savunmaya geçtiğimiz halleri düşünelim. Çevre, hakkımızda yanılıyor mu yoksa gerçekler bizim işimize mi gelmiyor? Samimi gönüllere selam olsun…

SAHTE MEHDİLERDEN DAHA TEHLİKELİ OLANLAR

Mehdilik, Mesihlik, İsalık iddiası değil esas tehlike. Mahkeme ve Akıl Hastanesi onlara gerekeni yapıyor. Ciddiye alınmıyorlar zaten. Tehlike başka!

Asıl tehlike Mehdilik, Mesihlik iddia etmeyen, buna karşı çıkan ama bağlıları nezdinde “Ulvi Kişilik” mevkiine oturtulmaya ses çıkarmayandır.

Sömürü, sadece çıkar elde etmek, bağlılarından para, bağış toplamak mı? Yoksa Ulvi Kişilik payesinin; egosal itibar hazzını kullanmak mı?

“İnsandan en son düşecek tutku BAŞ OLMA TUTKUSUdur” {Hadis} İtibar, saygınlık, insanüstü görülme; ego için para ve menfaatin ilerisindedir.

Hz. İbrahim (as) de Hz. Muhammed (sav) de Put Kırdılar. Cansız putlar itibar görmüyor artık. Ya “İNSAN TANRILAR ve GÖNÜLLÜ KULLARI”? Bitecek gibi görünmüyor!..

Her kim ki size birisini tartışılmaz kişilik ve her hali hikmet dolu bilge olarak sunuyorsa; açık söylüyorum sizi bir Tanrıya çağırıyordur.

Gönül verdiğiniz kişinin eylem ve söylemi Kur’an Hükümleri ve Resulullah Uygulamalarıyla çelişiyorsa siz Kur’an ve Resulullahtan (sav) şaşmayınız!

Her dönemde İslam’ı kullanan sapık cereyanlar; arayanın ustaya insanüstülük atfetmesi, ustanın “İstemem yan cebime koy” edasından beslenir…

Sistem; arayanı aradığına ulaştırmak üzere işler. Efendi arayan köle, başına tanrı kesilecek Efendisine; Özgürlük arayan kul, özgürleştirecek Allah Kuluna akar.

“Ne birilerine paye verin ne de size verilen payeleri kabul edin! Biliniz ki Şuurlu İnsan, payelerin üstündedir!” {Ahmed Hulusi} Bunu yaşam haline getiren ne birisine köle olur ne de birisinin başına tanrı kesilir.