Değiniler- 75

Değiniler- 75

GAFİL ŞAŞTI, UYANAN HAYRET ETTİ

En çok şaşkınlık ve şok yaşayanlar; hayatı kendi kalıplarına donduranlar ve sistem işleyişindeki sonsuz olasılıklardan gafil olanlardır…

- Zamansız bir ölüm (?)
- Çok ani oldu beklemiyorduk (?)
- Yeri doldurulamaz (?)
Teşvikiye Camii avlusunun siyah gözlüklü entel ve elit cahilleri…

- Her ölüm tam vaktindedir.
- Ani olan hiçbir olay yoktur.
- Yeri dolmayacak hiç kimse yoktur
Öyleyse şaşırıp şok olacak bir şey de yoktur.

Şaşkınlık; beşerî boyutta bedensel yaşam gafleti içindekilere hastır. Hayret; insani boyutta şuursal yaşam uyanıklığına geçmişlere özgü!..

Kusursuz, tıkır tıkır, yerli yerince işleyen sistemde Rabbül Aleminin Heybet nişanelerine hayret edebiliriz. Hayret; acziyetin secdesidir.

Beklentiler, ümitler boşa çıkıp ufku dar hesaplar alt üst olunca şaşırmış, şok olmuş bizimki. Şok; secde edemeyen benliğin burun sürtmesi!..

İnternette o kadar çok konum, etkinlik, foto paylaşmış ki herkes her halini, her şeyini saat saat öğrenmiş. Bir gün evi soyulunca şok geçirmiş şaşkın!

Takıntısı, hırsı olmayan, insan ayırmayan, neyi varsa paylaşan biriymiş. Düştüğü gün insanlar ellerinde ne varsa ona yağdırmışlar. Hayret!..

Şaşırma; beklentilerine göre sistem düşleyenin hayal kırıklığı… Hayret; beklentisiz seyredenin, her anı kendi özgünlüğünde zevk edişi…

Allah’ı tanıdıkça şok, olamaz, ani, imkânsız tepkileri azalır. Allah’ı Tanımak; Sistemini Kavramaktan geçer. Hazmıyla kolaylaşsın. ÂMİN

ANLAM VE ÖTESİ

Her şey gözünde anlamsızlaşır bazen. Boş dersin boş. Yaşamak bile anlamsız. Tıp, depresyon dese de aldanma, Hiçten bir rüzgâr esmiştir o an.

Ölümü özlediğin de olur. Her şey anlamsızsa kalmaya ne gerek var ki dersin. Gerçek anlam; her şey anlamsızlaştığında açılır, an o andır.

İnsanın üstünlüğü hayal edebilmesi ve hayale anlam yükleyebilmesi imiş. Öyle diyor bilenler. Ne çok anlam yükledik hayata. Pardon sırtımıza.

Dost, düşman, yakın, uzak vb. Hepsi de yüklediğin anlamlar. Dost, hiç tanımazsa bir gün yıkılırsın. Niye? Anlam değişti sadece yanmak niye?

Dost- düşman senin yüklediğin anlam; onun gerçeği değil. “O değilim, ben başkayım” demişse sana ne oluyor? Senin anlamınla mı yaşamalı? Mecbur mu?

Adam demiş ki “Hayatta en çok babama güvenirdim, onu da anamla yakaladım!” Sokak ağzı bu espri ne demek ister? Anlam yükleme! Öylece sev, öylece!

Adsız

Evrenin Kalbi (sav) insanlara anlam yükleme ve yüklenen anlamları izlemede ne güzel vermiş ölçüyü. Ölçüye dikkat eden yanmaz da yıkılmaz da!

“Allah’tan başka dost edinecek olsaydım Ebubekir’i edinirdim” {Hadis} Bir yandan Sıddıyki Ekber buyurmuş, diğer yandan dost bile edinmemiş!

“Hakikatimle öyle bütünleştim öyle iç içe geçtim ki bunu seyre ayna aramayacak kadar bundan eminim” deniyor olabilir mi? Aynasızdır bulan!..

“Allah için sevmek” bir manada; beşerî hiçbir anlam yüklemeden, sadece kul olarak, onu o olduğu için sevmektir. Bunun için zordur zaten!

- Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Kopmuşlar. Şaşırdım.
- Birbirlerine yükledikleri anlamı tüketmişler. Yemek bitince sofrada niye dursunlar?

- Torun sahibi olduktan sonra boşanmışlar. Olacak şey mi?
- Olacak şey. Evliliğe yüklenen anlam ilk sene de değişebilir yıllar sonra da.

- Patrona sadık bilirdik. Gece mağazayı soymuş kaçmış!
- Sadakat sizin ona yüklediğiniz anlam. Tabiatı başkaymış, tabiatını yaşamış o kadar.

- Hoca dedik, manevi önder bildik, melek gibi dedik hain çıktı.
- Niye dediniz ki? Dedelerimizin “İnsan çiğ süt emmiş” uyarısını da mı duymadınız?

- İyi de hiç mi anlam yüklemeyelim? Nasıl yaşanır o zaman?
- Dünya, anlam dünyası. Roller oyun gereği. Bunu unutma da ne yüklersen yükle…

Allah; hem Alemlerin Rabbi, hem Alemlerden Gani. Yaşam; hem anlamlar bileşimi, hem anlamların ötesi.

Hakikati fark eden; yüklenen anlamlara saygı duyup hakkını veren ancak kaydına girmeden seyredendir. Anlam Dünyasında, Anlam Ötesi yaşar O.

Halife mi? Anlamları, etiketleri, isimleri yaşam gayesi edinenlerin dünyasında; anlam ötesi gerçeği fincancı katırlarını ürkütmeden yaşayan!

Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi belli bir anlamla tanımlayıp kayıtlamazsan, hayal kırıklığı, çöküntü, bunalım, stres, şaşkınlık yaşamazsın.

Sıkıntı, ona sıkıntı anlamı yüklediğin için kavurur. Sevinç, ona sevinç anlamı yüklediğin için uçurur. Sahi, anlam değiştirmek kimin elinde?

Allah’ım, bizim yüklediğimiz anlamlar ve bize yüklenmiş anlamların ötesindeki salt gerçekle yüzleşmek istiyoruz. Hazmıyla kolaylaştır. ÂMİN

TASAVVUF NE DEĞİLDİR

Tasavvufu, Hak Görme- Hoş Görme prensibinden hareketle herkese “Şirinlik Muskası Dağıtmak” diye anlayanlar çok olsa da ben Tasavvufu öyle anlamıyorum.

Hakka Hak, Batıla Batıl demek ne zamandan beri hoşgörüsüzlük oldu? O zaman haine de hain demeyip sırtımıza bindirelim! Din ve Tasavvuf bu değil.

http://www.haber7.com/unlulerin-dunyasi/haber/2270624-barbaros-sansal-hapisten-cikar-cikmaz-sok-sozler

Adam milyonlar karşısında “B.kunda boğul Türkiye” diyerek hepimize hakaret etemsi normal görülecek; benim twitimde ona “Cibilliyeti bozuk” demem hoş olmayacak öyle mi? Neyin tasavvufu bu?

Uyanın! Tasavvuf diye Budizm, Hinduizm karması bulamaç bir din sunanlara karşı uyanın! Resulullah (sav) kimseye şirinlik muskası dağıtmadı.

“Durum Tespiti” ile “Kınama” karıştırılıyor. Biz kınamayız, durum tespiti yaparız. Haine hain, alçağa alçak dememiz kınama değil durum tespitidir.

Furkan’ı idrak edemeyen Rahmanı da idrak edemez! Furkan; ayıran, ayrıştıran, safların ruhunu açığa çıkarandır. Furkan’ın hakkını vermek gerek.

Hz. Muhammed (sav) Furkan’dı. Kur’an da Furkan’dır. Yani herkesin her birimin asıl fıtratını, tabiatını, cibilliyetini açığa çıkarandır.

Bütün safların Allah dizilimi olduğunu bilir, hoş görür, seyreder ama kesinlikle Hakkın Safında yer tutar, orada yaşarım. Ötesi hava civadır.

Türkiye ve dünya hızla safların netleştiği süreçlere koşuyor. Gün be gün herkesin iç yüzü aşikâr oluyor. Duruşunu belirleyemeyen durulamaz!

Hak belli Batıl belli. Doğru belli Yanlış belli. Kim ne adına bunları esnetmeye kalkarsa kalksın Kur’an ve Resulullah Çizgisinden şaşmayınız

Dinin hoş görmediği bir fiil- söylem sevdiği kişiden açığa çıkınca din hükmünü eğip bükmeye çalışan bizden uzak olsun. O dinince dinlensin!

Her çağda birileri Muhammedî Çizgiyi eğip bükmeye kalkmış ama Allah dinini korumuştur. Rabbül Alemin bizi Sıratı Müstakimden ayırmasın. ÂMİN

TOPTANCILIK

Beşer, toptan kabul veya toptan ret davranışı göstererek yaşamayı sevendir. Böyle korunduğuna inanmıştır. Peki nedir bu toptancılık?

Bir görüş, kişi veya yayını izlerken akıl süzgeci kullanmaksızın her şeyiyle benimseme; benimseyince de hatadan münezzeh görme toptancılıktır.

Toptancı; tercihlerini benimsediğine göre kabul veya reddeden bakıştır. İyi; benimsediğinin iyi dediği, kötü benimsediğinin kötü dediğidir.

Toptancı bakış için benimsediği doğru dışında doğrular düşünülemez! Ona ne lazımsa benimsediğinde mevcuttur. Başkasında alacak bir şey yoktur.

Sürü Psikolojisinin bilim, din, tasavvuf gömleği giyinerek hala şu çağda varlığını koruması Toptan Ret ve Toptan Kabul empozesinin eseridir.

Toptancı bakış; dinlediği 100 cümlenin 99’unu doğru kabul ederken, 1 cümle aklına yatmayınca kalan 99’u da silme ihtiyacı duyan bakıştır.

Toptancı “Filan zatı nasıl buluyorsunuz?” diye sorar. “İnceler, Gönlümüze yatan bilgileri alır diğerlerini almayız” cevabı toptancıya uymaz.

Toptancı, “Filan nasıl biri” dendiğinde kısaca iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz cevabını duymak ister. Toptancının, ortası yoktur.

Benimsediğinin olumlu dediğinde olumsuz, olumsuz dediğinde olumlu haller olabileceği ihtimali toptancıya terstir. Bunu duymak bile istemez.

Resulullah (sav) a sordular: İslam öncesi Hılful Füdul (Erdemliler Birliği) ne üyeydiniz. Üyelerin çoğu Müşrikti. Bugün olsa girer miydiniz? Resulullah (sav) hiç tereddüt etmeden cevapladı: Bugün olsa yine onlarla orada olurdum! Resulullah toptan retçi, toptan kabulcü değildi.

Toptancı yaklaşımın altında Öz güven zafiyeti ve buna bağlı gelişen bir yere Tutunma, birine Yaslanma eğilimi vardır.

Grup, parti, cemaat, kulüp vb yapılanmalarda, yapının benimsediklerini toptan kabul; yapının benimsemediklerini toptan ret; İbadet (!) kabul edilir.

“İlim; Müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır” Hadisi, İlime-Hakikate erişimde toptan ret- toptan kabul tavrına karşı uyarıdır, anlayana.

Grup dinamizmini koruma güdüsüyle toptan ret- toptan kabul ibadet kabul edilmeye başlandığında akla kelepçe, tefekküre pranga vurulur.

Allah, benimsediklerimizin eksiğini, benimsemediklerimizin güzelliğini görebilecek ve değerlendirebilecek basiretten bizleri ayırmasın. ÂMİN

GEÇMİŞTEN KURTULMAK AMA NASIL?

Geçmişi unutmak bütünüyle mümkün olmasa da bilinçte bıraktığı duygusal tortudan arınmak mümkündür. Hafıza unutmaz. Tortu gitmişse ne âlâ!

Her şeyin zıddıyla dönüştüğü bu alemde geçmişten kurtulmanın kolay yolu? Geleceğe dönük hayaller kur, onlara anlam yükle, hatta planla!

Geçmişi unut ANa odaklan demiyorum. Çünkü yapamıyoruz! Geleceği ve uzak geleceği hayal Geçmişi siler. Bu, şimdiki sıkıntıyı bile unutturur.

Liderler, Filozoflar hatta Nebi ve Resuller niçin insanlığı uzak ve büyük hedeflere yönlendirdi? Neden “Aydınlık Yarınlar” dediler? Düşün!..

Hendek kazılırken büyük kayada zorlandılar. Balyozu alan Resulullah ne dedi? “İran, Bizans, Romanın fethini görüyorum!” (Uzak hayalle uzak gelecek hedefi)

Hendek kazanlar büyük müjdeyle sıkıntıyı da korkuyu da yorgunluğu da unuttu. Sen niye uzak gelecek hayali kurmuyorsun? Hayale yasak mı var?

Atatürk “Muasır Medeniyetler seviyesi üstünde” bir ülke hayal ederken Ankara sıradan bir kasaba, Anadolu bitik bir memleketti. Değişmedi mi?

İnsanlık üzerinde iz bırakanlar ve gönüllere girenlerin ortak bir özelliği de büyük hayallerinin olmasıdır. İnsan, hayali kadar kendini ve çağını aşar.

Hayalini ömrünle mi sınırladın yoksa? Hayalinin gerçekleştiğini beden gözüyle görmen şart mı? Hayale sınır mı var ki hayatla sınırlıyorsun?

“Alemlerden Gani” zenginliği ve enginliği “Alemlerin Aslı Hayal” sırrınca yaşanır. Bunu kavrayanda geçmiş acısı, şimdi telaşı tutunamaz.

İnsanlık, bilim, din ve medeniyet adına büyük projeleri, derin hayalleri olanların varlığı; zaman- mekân, beden- ömür kaydından çıkmıştır…

Geçmiş üzüntüler, Şimdiki telaşlar Uzak Gelecek Hayali olanlarda tutunamaz! Maratoncu; arkanın ve önün kaydında olmadan koşuya odaklanandır.

Dua; İman edilmiş Hayaldir. İmanın üstünde güç mü var? Duasına iman eden; zaman ve mekân üstü Huzurla kucaklaşır. Kolaylaşsın hazmıyla. ÂMİN

SIR, GİZEM, HIZIR, LEDÜN KİTAPLARI VE GERÇEK

Sır, Gizem, Merak, Bilinmezlik ve Macera eksenli yayınlar, tarih boyunca olduğu kadar günümüzde de insanları fazlasıyla etkilemektedir.

Bir dikkat çekme metodu olarak sırla, gizemle konu açmak başkadır; ilim yayınını sırf sır, gizem, olağanüstülük üzerine bina etmek başkadır.

Meşhur üç Allah Ehlinin adıyla kahramanlar oluştur, onlara benzer söylemlerle konuyu ör sırlar kitabı yaz, acayip satsın! İçerik? Ne verdi?

Kapağında LEDÜN, HIZIR, SIR vb isim olan eserler; gizem, sır ve maneviyat adını taktığınız macera arzunuzu besleyebilir? Başka ne verebilir?

Çok önceden yazılmış bi eseri eline al, biraz çağdaş hava, az kuantum ekle, gizem sepele; yeni diye bas! Okur, basiretli değilse ne denir ki?

Size hakikatinizi tanıtacak, sizi gerçek manada kurtaracak olan; sır,gizem ve Hızır anlatan eserler değil; Sünnetullahı Okutan eserlerdir…

Hızır, Musa boyutunu dönüştürmüş, pek çok nebi ile görüşmüştür. Hz. Muhammed (sav) le niye görüşemedi? Azıcık düşünün bakalım…

Sünnetullah Bilgisine sahip olanın Hızır Bilgisiyle işi olmaz! Muhammedî; yerli yerince seyreden ve sistemin hakkını verendir.

Sır Bilgisiyle kalbim, nefesim sıkışıp kanatlanmaktansa; Allah İlmiyle gözüm, basiretim açılıp ayaklarımın yere basmasını tercih ederim…

O güne kadar ki inanç ve yaşamınızı sorgulama, yenileme, değiştirme iradesini sizde tetiklemeyen eserler; elma şekeridir. Çocuklara bırakın.

İlk, orta, liseyi geçip üniversiteye ulaşan; lise münazara konuları ve deneyleriyle uğraşamaz. Muhammedi Bilinç; Hakikatin akademik düzeyidir.

Muhammedî İlim en güzel seviyede sunulurken, Hızır etiketli yayınlarla uğraşmak; doktorayı bırakıp liseye dönmektir. Allah basiret versin!

Muhammedî İlmin açığa çıkışı; İsevi, Musevi ilmi kapsamış ve eritmiştir. Muhammedî İlimden sonra onlarla hakikate erişim imkânı yoktur.

Musevi İlmin günlük hayatta yaşanamayacak bölümüdür Hızır sahnesi. Muhammedî İlimse yaşanan, deneyimlenen ilimdir, hayal ve heyecan değil…

Ve son söz! Açık söyleyeceğim;
CİNNÎ FREKANS BUGÜN SIR, GİZEM, HIZIR ETİKETİNİ ÇOK KULLANIYOR !..
Uyarmak bizden. Korunanlara selam olsun.