Değiniler- 76

Değiniler- 76

HAKİKAT Mİ, MAGAZİN Mİ?

Her gerçek olanın sahteye, her orijinal olanın taklide, her ciddi olanın şakaya dönük versiyonlarının olması da bir Sistem mekanizmasıdır.

Gerçeğin çakma, taklit, şaka versiyonları insansıya; bedenselliğe yönelik boyutların gıdasıdır. Şüphesiz Razzak, her birimi yaratılışı cinsinden doyurur.

Hakikat İlminin dahi taklidi, çakması hatta şaka versiyonları vardır. Ölçüleri sağlam olmayanlar bunlarla oyalanarak Şeytana yem olurlar.

Haber alma ciddiyetini görev edinen yayınlar yanında “Magazin” denen dedikodu- merak tatminine yarayan yayınlar da vardır ve çok caziptir…

Hakikat İlminin magazinel versiyonları var mı? Hakikatin magazinleştirilmiş konuları neler? Allah var hepsi var. Magazin de dahil hepsi…

Beşer, insansı veya ilmi bedene verenler; bazı hakikat konularının ruhunu dışsala indirgeyerek magazinleştirmişlerdir. Bu tarihi bir vakıa.

Magazin, nasıl ki yaşamsal ihtiyaçları karşılamaktan ve gerçek bir faydadan uzaksa, “Magazinel Hakikat” yayını ve konuları da aynen öyledir.

Şimdi soruyorum; filan zatın Hızır’la görüşüp fırtınaya yakalanan gemiyi kurtarması bilgisi size ne katar? Sizde neyi yeniler ve dönüştürür?

Hızır’ın filan camiye 40 gün devam edene görünmesi mesela? Devam ettin. Tut ki gördün de. Ne kadar eminsin başka frekans olmadığından?

Nuh’un Gemisi nerede? Tuva Vadisi Mısır’da mı, Anadolu’da mı? Tut ki gemi bulundu. Tut ki vadiye gittik. Ne verir ne katar bize bunlar?

Mehdi kim? Hangi cemaat önderi? Yoksa çoktan çıktı da Antep, Kilis havalisinde bir yerde şatların olgunlaşmasını mı bekliyor? Bize ne?

“Ahit Sandığı” veya “Kutsal Kâse” bulunabilir mi? Bulunursa insanlık ve bilim tarihinde neler değişir? Hakikatimle ne alaka bunlar?

Sözde Havas İlmi denen gizli usullerle vefkler, tütsüler yaparsak dilediğimize tasarruf edip olmazı oldururmuşuz? Kulluktan gaye bu mu?

En revaçta olanlarını sıraladığım bu konular Hakikatin Magazin tarafı dostum. Tıpkı dedikodu gibi insansıya dönük tarafı. Biz insanız insan!

Mehdi, Hızır, filanın kerameti, sandık, kâse, havas, gizli formüllerle hiç işim yok! Hakikat bana ulaştı mı, değerlendirebiliyor muyum ben sadece ona bakıyorum…

Unutmadan, Hakikatin Magaziniyle uğraşanlarda gördüğüm iki özellik:
1- Sigara kölesidir çoğu!
2- Din üzerinden acayip para ve itibar kazanmaktadırlar!

Allah’ım! Hakikati değerlendiriyoruz zannıyla Cinlerin elinde oyuncak olmaktan sana sığınırız. Bizi koru ve Sıratı Müstakimden ayırma! ÂMİN

KENDİ KIYMETİNİ UNUTMA!

Unutkandır insan. “Kıymet bil” denince bitkiden hayvana, eşyadan doğaya her şeyin kıymetini bilmeye çalışan ama her nasılsa kendi kıymetini unutan…

Hem unutkan hem unutuşu kutsayandır insan. Çalışır, çırpınır, adanır da harap eder kendini. Kendi kıymeti? Olsun feda etti ya! Daha ne?

Kendini unutmaya, kendi kıymetini bilmemeye anlam yükler de insan “Benliği feda ettim.” der. Düşünmez ki acaba egodan böyle mi gol yedi?

“Kendi kıymetini bilmeyen Allah’ın da kıymetini bilemez” demişti Meczup Dede. Benlik eritecektik dedem, kendime kıymet vermek de ne?

“Her yerde, her şeyde Allah Vechi gör” dendi. “Kendimde de görsem” dedi o saat yedi tokadı. Her yerde görmeliydi, kendisi hariç (!?.)

İnsan, kendi kıymetini hatırladığında iki akıbetten biri bekler: Birilerinin başına ilah kesilip firavunlaşmak veya Derin bir sükutu kuşanarak yalnızlaşmak.

Vakur olmak, Burnundan kıl aldırmamak, Gururlanmak, Kibirlenmek… Aynı şeyler mi? Aynı sanıp çizmişizdir. Öyle demişlerdir, öyle bilmişizdir…

İman samimiyetiyle varlığının neyi temsil ettiği Hüviyeti bilen; kendi kıymetini fark eden Vakur insandır. Duruşu Heybettir, benlik ve kibir hiç değil.

Kendi kıymetimizi bile bile inkarın sonucu olarak tanrısallık atfettiğimiz sorgulanamaz kişilikleri başımıza kendimiz musallat etmedik mi?

“Allah’ı konduramadık her yere kondurduk da bir kendimize” demiş tecrübeli bir ilim dostu. Sanki arınmak; kendini inkârmış gibi.

Kendimi inkâr edemem; çünkü Hakk’ı inkâr edemem. Tüm varlık onunsa ben hariç diyemem. Ezber dolduruşlara gelecek devreleri çoktan geçtim…

Kendi kıymetinizi biliniz. Benlikten geçmek, kendini inkâr değil. Edepli ve Vakur olunuz. Kimseye kuyruk ya da baş olmayacak kadar Vakur…

Hakikatinin İhlas Suresi olduğunu bilen-yaşayanın halidir Vakar. Kulluk onurudur. Birileri benlik demiş, siz sizi bildikten sonra önemli mi?

Hafife alınıyor, önemsenmiyor, yok sayılıyorsanız; aslında siz kendi kıymetinizi yok saymışsınızdır. Kendini inkâr edene kimse değer vermez!

Yaratılış gayesini bilen kendi değerini bilir. Değerini bilen kendini inkâr etmeden varlığı değerlendirir. İnceliği anlayana kolaylaşsın…

KÂBENİN İÇİNE GİR

- Üstün güçleri var. Söylemeden duyar, sorularıma cevap verir.
- Senin güçlü bir yönelişin var ki ondan bilgi çekebiliyorsun. Böyle de düşün.

- Ziyaret ettim. Bir konuştu, aklımdan geçenleri okudu sanki.
- Sevdiğin için beynini bütünüyle ona açtın. O da içeri girdi okudu. Hepsi bu!

- Canım daralmış, içim sıkılmıştı. Aradı, neyin var demez mi?
- Der tabii. Kalbinin tahtına oturtmuşsun, oradan seni seyreder de duyar da.

- Hastalanmıştım. Nice sonra duydum, meğer o da o günlerde hastaymış.
- Aman de aman. Gönlünü çok açınca her şeyinle benzemen normal tabii.

- Ben o zatın üstünlüğünü anlattıkça niye tersine şeyler söylüyorsun?
- Tersine mi acaba? Sana ne göstermeye çalışıyorum bir düşün hele.

- Onun ender hallerini söylüyorum sen benliğimi okşayıp onu çiziyorsun.
- Öyle mi anladın? Kimsenin benliğiyle işim yok. Çizmek ne haddime!

- Bir dostu yüceltmede, her şeyi ondan bilmede ne sakınca var?
- Ondaki kalp, ondaki beyin sende de var. Ondaki Hak da aynıyla sende!

- Yönelmek, birini merkeze almak sakıncalı mı?
- Değil de Kıbleye hürmetin kadar ona dönene de hürmetin olsun, onu inkâr etme istedim.

- Yönelenlerle yönelinen arasındaki bağ sizce nedir o halde?
- Denizler buharlaşır yağmur yağar; yağmur yağar sular denize akar.

- Yöneldiğimin hakikati? İlmi açıklaması?
- Sende, senle kayda girmeyen üst boyutun suretidir O. Dışarıda ve başkası sansan da senden özge sen O!

- İyi işte, o zaman mesele yok. Doğru davranıyorum.
- Hayır mesele var. Onu kendin bilmen tamam; kendini O bilmen eksik. Bunu yaşa istiyorum.

- Karıştım, basit söyle, benden ne istiyorsun?
- Kâbe’nin içine gir istiyorum. Gir ki salâta duran, kıble, salât bir olsun.
- Allaaahh! Âmin amin amin.

BÖYLE SEVEBİLİR MİSİN?

Sevgi; test edilme ihtiyacı duymayan eminliktir. Ölçüye vurulan, tartılan, teste tabi tutulan sevgi zandır. Zanla varılacak yer de cehennem.

“Onu seviyorum, bakalım o ne kadar beni seviyor?” sorusuyla hareket eden hiç sevmemiştir. Seven; sevgisinden imanı kadar emindir çünkü.

Gerçek manada seven; o beni ne kadar seviyor sorusu aklına hiç gelmeyendir. Çünkü o sevginin alış- veriş olmadığının bilincine ermiştir.

Seven; sevginin gereklerini yaşamaya ve onları ibadet aşkıyla yerine getirmeye odaklanandır. Sevilenin ne karşılık verdiğine bakmaksızın…

“Birini sevdim ama o beni hiç sevmedi. Olsun, ben onu sevdim ya o bana yetti”. Sanatçının şiirimsi sözleri, gerçek sevginin dile gelişidir.

Topraktır hakiki sevginin misali. Seven bağrını deşse de, üstüne pislik atsa da, altını üstüne getirse de sessizce razı ve hep ikram edici.

Hakiki Sevenin, sevilenden beklentisi, ümidi dahi yoktur. Hakiki Seven için ikinci bir varlık kalmamıştır ki ondan istekleri olsun?

“O ve Ben”… “Biz”… “İkimiz”… Sevdiniz öyle mi? Nasıl anlarsın bilmem ama seven “Ben” de demez “Biz” de…

“Sevmek karşılıklı fedakarlıktır” sözü sevginin ruhundan uzak tüccar zihniyetine aittir. Sevgi ile Karşılık, bir kalpte beraber bulunamaz!..

Görmeden, duymadan, buluşmadan sevebilir misin? Ebediyen uzak kalacağını bile bile sevebilir misin? İkiliğin kalktığı sevgiler niyazımla…

VİCDAN ve VİCDAN YAŞAMI

Allah’ın, vicdan olarak seslenmediği kulu yoktur. Her birime seslenir özünden. Bütün mesele kulak verip vermemektedir.

Ehli, “Duygular, Şartlanmalar, Gelenekler, Alışkanlıklar” diye senelerdir niçin vurguluyor? Bunlar Vicdanı örten, sesini kısan tıkaçlardır…

Birimsel Aklın, Bedensel Arzuların ve Egosal Tutkuların Vicdanının sesini kesmesine izin vermeyen; hiçbir konuda zarar etmez, pişman olmaz!

“Söylesem ama bir yanım söyleme diyor” “Yapacağım ama içime sinmiyor, yapmasam mı?” Bu tip tereddütler; Vicdanın Sesidir. Dinlersen iyi olur.

İlmine, Samimiyetine, Görüşlerine değer verdiğin Dost; vicdanının suretlenip karşına dikilmiş halidir. Danışmışsan, onu kesinlikle dinle!

Evrensel Vicdanın hiç değişmeyecek biricik numunesi Hz. Muhammed Mustafa (sav) dir. Kur’an mı? Evrensel Vicdanının, vicdan sahiplerine hitabı.

“Kusursuz görünüyor ama bu kişiyi gözüm tutmadı” “Her şey 4/4’lük de bir şey beni itiyor” İçinden bu hitapları duymuşsan önemse, vicdandır.

Özür Dilemek ve Helallik Almak; Vicdanının sesini dinleyebilen kişilere has bir güzelliktir.

Ebu Süfyan, Mekke Fethi günü şöyle der “Biliyordum, Muhammed’in başaracağını baştan beri hissediyordum” Ebu Süfyan “Ben Vicdanımı dinlemedim” itirafında bulunmaktadır.

Savaşta, tam öldürecekken yüzüne tüküreni öldürmekten vazgeçen Hz. Ali (kv) Egonun sesine rağmen Vicdanı dinleme örneğidir. Ona selam olsun.

Beşer; İnsansı Egoya, İnsan; Halife Vicdana tâbi olarak yaşar. 24 saatini hangisine tâbi olarak yaşadığını fark eden; kendini tanımaya başlar.

Niyetlendiğin, giriştiğin bi işte sürekli olur olmaz engeller çıkıyorsa vicdanın sana “Bunu yapma” veya “Gidiş yolunu değiştir” demektedir.

Bela ve İmtihan adı verilen Hakikat İlminin Staj Sahneleri; aslında vicdanımızın bize “Yaşamını ve Bakış Açını Değiştir” çağrısıdır…

İnsan; kendi başına vicdanına göre yaşayabilseydi Resul, Nebi ve Allah Dostları açığa çıkmazdı. Rehber ve Dostun irşadı; Vicdan Eğitimidir.

Vicdan Yaşamının açık örneği? Anneler. Annenin evlada baktığı gözle hayata, insana bakabilen; vicdan yaşamına başlamıştır. Kolaylaşsın. AMİN

TEKLİK; BÜTÜNLEŞMEKTİR

Allah Esmasını ne kadar geniş bir yelpazede seyredebildiğinizin ölçülerinden biri de bütünleşebildiğiniz insan çeşitliliğidir.

Hangi toplum kesiminden ve düzeyinden olursa olsun insanların sizde kendilerini seyredebileceği bir veche, uyumlanma moduna eriştiniz mi?

Hiç tanımadığı halde size selam verme ihtiyacı duyanlar oluyor mu? Bilinç ve arınmışlık düzeyiniz dışa yansır, biliyorsunuz değil mi?

Kendinizle barışık olduğunuz kadar insanlarla barışıksınız demektir. Bu barışıklık bir manada Allah’la barışık olmanın da ölçüsüdür.

Dünya görüşünüz, yaşam tarzınız, din anlayışınız farklı da olsa “Her şey bir yana ben seni seviyorum kardeşim” diyen oldu mu size hiç?

Tasavvuf ve din anlayışınızı mühür gibi kullanarak insanları kategorize etme, sınıflandırma malzemesi yapıp yapmadığınızı hiç düşündünüz mü?

Bilgi, görgü ve idrak düzeyinizin altındaki insanlarla beraber olmak, sohbet etmek sizi sıkıyor mu? Sahi, onlarda görünen vecih kimin vechi?

İzole bir yaşamı da seçebilirsiniz elbet. Her Esma; fiil- suret- zahir istiyorsa uzak durduklarınızdaki vechi zihnen seyir, yeterli mi sizce?

İnsanlardan razı mısınız? İnsanlar sizden razı mı? Allah’tan razı olanlar ve Allah’ın razı oldukları diye bir bilinç mertebesi mi vardı ne?

Muhammedîlik birimlerde Hakkı görmeniz olduğu kadar birimlere sizden Hakkın yansımasıdır aynı zamanda. Yaşamak hazmıyla kolaylaşsın. ÂMİN

SİMALARINDA SECDE ESERİ

Simalarında secde eseri vardır (Fetih/29) Muhammedîliğin dışa açık aurası olduğuna delildir. Tabi “Has kul örtülüdür” diye farklı noktadan itiraz etmezsen.

Simalarında secde eseri vardır; Benliklerinin erimişliği yüzlerine, hallerine yansımıştır. Bakana, hakikatini hatırlatır o yüz…

Simalarında secde eseri vardır; Muhataba güven, samimiyet hissettirirler. Saklama, saklanma gereği duymadan “Kendin” sayarsın onları.

Simalarında secde eseri vardır; Üzerinden buldozer geçmişçesine bitkin, dünyayı avucundaymışçasına dingindirler. Hem acz hem kudret!

Simalarında secde eseri vardır; Her bakana aynadırlar. Zengin- fakir, Elit- avam, Okumuş- cahil vb. Hepsi kendinden bir şey bulur onlarda.