Değiniler- 77

Değiniler- 77

GÖRÜNEN, ARKA PLAN ve BEYİN  

Görünenden görünmeyene, belirtilerden saklanana ulaşmak mümkünse de bunun klasik bireysel aklın tekdüzeliğine ait olduğunu unutmamak gerek.

Bireysel akıl, görünenlerden bir sebep sonuç ağı örerek gerçeğe varmaya çalışır. Oysa görünenin göründüğü gibi olmama ihtimali de vardır.

Farklı açılardan, değişik konumlardan gelişmelere bakamadığınız sürece manipülasyon ve algı operasyonu kurbanı olmanız işten bile değildir.

“Her şey apaçık ortada, yorum yapacak ne kalıyor ki?” dediklerinizde bile gerçeğin çok farklı ve tam aksi olabileceğini hesaba katmalısınız.

İstişare eden pişman olmaz. {Hz. Muhammed sav} İstişare, görüşümüze göre davranmadan önce farklı görüşlerle ufkumuzu genişletmektir.

Görüşünüzün aksi istikametindeki bakışları ufkunuza katmamışsanız dar alanda kısa paslaşmalarla oynarsınız ki uzun bir şut felaketiniz olur.

Resul- Nebilerin Dağa çıkışı bir manada içinde bulunulan bakış açılarının, seyir ufuklarının üstüne yükselerek farklı okumalar arayışıdır.

Seyirciler farklı yorumlar yapabilirler. Yorumlar çok zengin de olabilir. Senaristin kurgu amacını özetleyen ana fikre kaç kişi erişebilir?

Film senaristin fikrini unutturma üzere kurgulanır. Unuttuğunuz, kaptırdığınız an esas fikir zokası saplanır bilincinize. Tam da eğlenirken.

Aidiyet hissedilen görüş, bilgi grubuna aykırılık pahasına objektif sorgulama yapamıyorsak, mevcudu muhafaza belki daha hayırlı olabilir…

İnsanlar oluşan görüşü varlık sebebi, benlik sermayesi saymasa kimse kitleyi kandırma cesareti bulamazdı. Empoze; BENimsemekten beslenir…

Beyin; veritabanı birikimine uygunu benimseme, aykırıyı reddetme eğilimindedir. Bu ne mi demek? Kandırılmayı seven gönüllüleriz çoğu zaman.

Bireysel akıl; beynin veritabanıyla çelişmeme arzusuna uyduğunda -ki çok uyar- daima işine geleni doğru kabul etme yönünde değerlendirir…

Resulün en mühim işlevi; Beynin veritabanı istikametindekileri gerçek sayma oyununu bozmaktır. Resule şahitlik olmandan da bu oyun bozulmaz!

Resulün evrensel bildirisine şehadet; beynin birimsel aidiyet döngüsünü yıkar. Bu ise gerçek özgürlük demektir. Kolaylaşması niyazımla. ÂMİN

ÖZGÜR VE ÖZGÜNSÜN ÖYLE Mİ?

Irmakta sürüklenen odun parçasının acaba su ne diler, onun dilemesine göre ben nasıl pozisyon alırım derdi olmuş mudur? Olsa bile ırmağı etkiler mi bu?

Teslimiyet veya Direnç koyunun dünyasında, koyuna göredir. Bu durum hiçbir zaman kasabın umuru olmamıştır. O her halükârda işini yapar.

Yağmurun ıslatma, yeşertme, sulama, besleme veya yıkma gayesi var mı? O sadece yağmada ise bunca şeyi kim çıkardı?

Kök, kanalizasyona değmişse, zehir almıyorum diyebilir mi? Kök zehir içiyorsa dal, çiçek bizi bağlamaz güzelce güneşleniriz diyebilir mi?

Kasırga çatıları, ağaçları, yapıları uçurmuş da nedense çimlere hiç söz geçirememiş.

Teslimiyet dersin vurup kafayı yatmak anlar. Gayret etmek dersin yeniden yaratma iddiasına kalkar. Ortası yok mu bu insanın? Ne demeli ki?

Aracın bakımlı, sürüşün emniyetli, yolun açık olması; yola inek çıkması, kaya veya uçak düşmesini engelliyorsa “Dileyen benim” diyebilirsin!

Ağaç orman- iklimden, Nehir vadi- tepeden, Ev şehir- caddeden bağımsız değilken sen sana özel kaderle özgür ve özgünsün öyle mi? Hay Allah!

TAKDİR ve ÂKIBET

Baş, sonu programlar; baştan sona çekilen gelişim çizgisi hayat (İnsansı)
Son, başı programlar; sondan başa çekilen takdir düzlemi hayat (İnsan)

İşçi çalışır, levhaları birleştirir, cıvataları sıkar otomobil üretilir, mi?
Mühendis üretilecek otomobili planlar, ona göre işçi çalışır, mı?

Hissediyorum ama mevcut şartlar hayalime izin vermez (Beşer)
Hissediyorum, olacak ki hissettirdi, şartlara aldırmadan odaklanıyorum. (İnsan)

İŞE YARAMAYAN BİLGİ

Günlük hayatta işe yaramayan, problem çözmekten uzak bilgi felsefe olmaktan öteye geçmez. Ne ki böyle bilgi en çok rağbet gören bilgidir.

Okuyup beğendiğin, retwit ettiğin bilginin pratik hayatta getirisini ve uygulamasını açıklayamıyorsan; kusura bakma ama sakız çiğniyorsun!

Vehmi susturamamış, stresi atamamış; bin ışık yılı uzaktaki galaksiyi konuşuyor. “Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider, ….” demiş atalar.

Kendi gerçeğinden kaçmanın cilalı bir yolu da yaşamdan uzak, aşkın ve entel dedirten bilgilerle meşgul olmaktır. Kimi kandırıyorsun aslında?

Asker ocağında erlerin gündemi tugay komutanıyla ordu komutanının arasının nasıl olduğuydu. İkisini de bi kere bile görmeden askerlik bitti.

Kahve köşelerinde hükumet yıkıp hükumet kuranlarla, filan mertebedeki Velinin hali ile Ricalin işleyişini konuşan arasında fark var mı?

Pratiği, yaşamda karşılığı olmayan bilgi faydasız, işe yaramayan bilgidir. Konusu din- tasavvuf dahi olsa. Oyalanmaktan Allah’a sığınırız. ÂMİN

C7B3CJcWoAAt3KT

DUAM NİÇİN KABUL OLMUYOR?

Allah Sistemi ve Beyin mekanizması öğrenildiğinde kavranacak bir gerçek de şudur; “Kişi ile Duası arasında kendisinden başka engel yoktur.”

Semadan arza düşen yağmur nasıl ki atmosfer dışından yağmıyorsa Duanın kabulü/ reddi de dışarıdan bir etkiye bağlı değil bütünüyle içseldir.

Önüne gelen fırsatları yeterince değerlendirmekten gafil olanın, “Acaba duam niçin kabul olmuyor?” sorusu abesle iştigaldir.

Ağaç yeşermemiş, su toplanıp göllenmemiş toprağa yağmur mu düşer?
İlmi uygulamaya geçirmemiş, ilmi hazmetmemiş benliğe hidayet mi erer?

Sudan bahanelerle nefsine uyup insanlardan yüz çeviren, yönünü Rabbine dönerek arınacak öyle mi? Sırt döndüklerin kimin nesi? Kimin kulu?

Aracın arka tekeri içten kelepçelenmiş, isteğin kadar marşa bas yürür mü?
Arkada incinmiş kalp, küskün gönül bıraktın, duan kabul olur mu?

“Haklıyım” düşüncesinde olduğun sürece Haktan da Hakikatten de nasibin hep kısıtlı olacak biliyor musun? Hak, Hakkındır kimsenin malı değil.

Pencereden dışarıya bakan sis görüp hep havanın kötü olduğunu vehmediyor ama bir kez bile camları silmeyi akletmiyorsa ona Allah napsın?!..

Hoca Nasreddin bodrum katta düşürdüğü yüzüğü dışarıda arar. İçeri bak denince ora karanlık demiş. Duam kabul olmuyor diyen, mesajı aldın mı?

“Neden olmuyor, niye rast gitmiyor?” sorusundan önce “Acaba neyi OKUyamadım?” sorusunu soracak basiret versin bize Allah.

ŞEHADET VE GÖNÜL

Milletleri manen ayakta tutan, ruhen güçlendiren; Kahramanlık Destanlarıdır. Her destan hakikatte bir “Benliğinden Geçme” hikayesidir.

Bir insanın Allah için yapabileceği infakların zirvesi; canından geçmektir. Bunun için Şehitler, Resul- Nebi ve Velilerle aynı sofradadır.

Bir Gazi ile konuştun mu hiç? Teşekkür etsen utanır, anlat desen susar. Sanki savaşan o değil. Benliğinden geçen hiç bir şeyi sahiplenemiyor!

Şehitlikle bir anda ulaşılan mertebe; şehadetin, müşahedenin, arınmanın Bilme işi değil Verme işi olduğunun da delili değil mi?

Savaşları kazanan silah, sayı üstünlüğü değil “Gönül”dür. Çanakkale ve 15 Temmuz bunun canlı delilidir. Gönül sahiplerine selam olsun.

Türkçeden başka hiçbir dilde “GÖNÜL” kelimesi yok biliyor musun? Bu kelimeyi karşılayacak tek bir kelime dahi o dillerde yok.

Tarih boyunca ve günümüzde de Hakikatin Lisanı Türkçedir. Gönül Dili Türkçedir. Ve o dili konuşan Ehlullah bu dinin gerçeğini anlatmıştır…

Gönül nasıl tarif edilebilir dedim merhum Sabri Tandoğan (ks) a. Durdu, düşündü, şöyle dedi: “İNSANDAKİ ALLAH”. EVET GÖNÜL BUDUR ANCAK dedi.

Merkep yüküyle kitap okusan, en flash sözlerle tefekkür üretsen ne olur ki? İncitmeyecek ve incinmeyecek bir Gönle sahip olmadıktan sonra…

Türk; “Terk edebilen” demek biliyor musun? Terk edebilen, gerektiğinde her şeyinden geçebilen. Bu topraklar niçin Şehadet Yurdu anladık mı?

Karamsarlık pompalayan şom ağızlılara bakmayın siz. 21. yüzyılın bir “Türk Asrı”; bir “GÖNÜL ÇAĞI” olacağından benim zerre kadar şüphem yok.

Gönül veren gönül alır. Gönül Ehline gönül vermişsen korkma, er geç menzilin şehadettir biiznillah. Hazmıyla hepimize kolaylaşsın Şehadet!..

YIKIMLA GELEN İNŞA ÇAĞRISI

Vazgeçilmez, olmazsa olmaz saydığı değeri yitiren, silen veya mecburen elinden çıkaran insan; korkusuzluk, minnetsizlik alanına açılır…

Dış dünyada değer yüklediklerinin hakikatte gözünde büyüttüğü kadar olmadıklarını gören; öze döner. Asıl bilinç devrimi de budur zaten.

Sözde, korkmam dese de her insanın yitirmekten ödünün koptuğu bir ana değeri, vazgeçilmezi vardır. Hakikat onu feda ettikten sonra açılır.

Elden çıkmadan, kaybetmeden, sahnesi gelmeden hiç kimse vazgeçilmezinin ne olduğunu bilemez! Hiçbir Sahiplik, ona sahipken anlaşılamaz.

“Biz geçtik oraları, neler verdik neler” diyorsa biri emin ol geçemediklerini sayıyordur. Geçse, onları ağzına almaz, aklına bile getirmezdi.

Kaybedecek bir şeyi kalmamış olandan daha Kudretli hiç kimse yoktur. Lafını esirgemeden, eğip bükmeden, açık ve çıplak olarak söyler.

Gözüne değerli diye sunulanların, gerçekte sıradan olduklarını fark etmek, insan için büyük bir yıkımdır. Ne ki her yeni inşa yıkımla başlar.

“Kötü komşu ev sahibi yapar” diye atasözü var. Bil ki dostluğun hakkını vermekten uzak dost da, dosta ihtiyaç duymayacak Kudrete taşır seni.

Değer verdiklerinin ilgisizliği; değer vermediklerinin kıymetini anlaması yönüyle büyük bir lütuftur insan için. İnsan tanıma; böyle başlar.

Değerlere değmediğini anladığında kendi kalbine değer, kendi kalbiyle bütünleşir insan… Kalbe dokunan, kalpten okur, kalplere dokunur…

Farklıyı dışlama; aynıyı koruma içindir. Bu, aynı zamanda farklı olana farkını fark ettir mesajıdır. Tarih, dışlananların zaferine şahittir.

Kayıp, dışlanma, uzaklaştırılma vb görüntüler; “Özünle bir bütün ol” çağrısıdır. Çağrıyı alan; yeniden doğar. Hazmıyla kolaylaşsın. ÂMİN

KOMPLEKS İNSAN; KOMPLEKSLİ BEŞER

İnsan hem kompleks hem de kompleksli bir yapıdır. Kompleks yapının mükemmeliyeti yanında onun kompleksleri olduğunu da unutmamak gerek.

İnsan öylesine kompleks; girift, karmaşık özellikler taşır, öyle şaşırtıcı hallere bürünür ki, insanın insanı tanımasına insan ömrü yetmez.

Psikoloji biliminiin “Savunma Mekanizmaları” konusunu tekrar okursak neredeyse kompleksiz hiç kimse olmadığı kanısına varırsınız. http://www.bilgiustam.com/psikolojide-savunma-mekanizmalari-nelerdir/

Psikolojik Savunma Mekanizmaları bir bakıma “Benliğin Varlığını Koruma” metotları iken öte yandan her “İnsanın Hayata Tutunma Araçları”dır.

Komplekslerini fark etmek ve onlardan arınmak; Kompleks, eşsiz; orijinal bir yapı olduğunu fark etmeyi ve yaşamayı getirir.

Komplekslere karşı geliştirilen Savunma Mekanizmalarını bilmek; hiç kimseye insanüstülük atfetmeyecek bir denge ve doğrultuya getirir bizi.

İsteyen savunma mekanizmaları doğallığıyla her kompleksine bir örtü bulabilir. “Sistemde mazerete yer yok”sa bu; kendini kandırmanın ta kendisi değil mi?

Bilinçli insan kimin hangi kompleks etkisiyle benliğini nasıl örttüğünü takibe değil kendi benliğinin kendisine oynadığı oyunları takibe odaklanır.

Yüksek bilgi, yüksek bilinç kompleks, takıntı ve hırslarına mantıklı ve hatta ulvi anlamlar giydirme yeteneği de açar. Firavunları hatırla!

Komplekslerine karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarını görmek istemeyenden daha kör kim olabilir? Onlar özür dileyemez, helallik alamaz, empati kuramazlar.

Çevrendekilerin neyi hangi kompleksle söylediğini, yaptığını bil ama sakın onlara bildiğini hissettirme. Hissettirirsen senden kötüsü olmaz, yapayalnız kalırsın.

Komplekslerinden arınmış insan; hayatı yokmuş gibi yaşar. Görene de yokluğu hissettirir. Ona rastlamak büyük talihtir. Dileyene nasip olsun. ÂMİN