Değiniler- 79

Değiniler- 79

HİKÂYEDEN HAKİKATE

İlkokul 1’de “Cin Ali” okurduk. Sayfası az, resim çizimi basit, yazısı okuma fişleriyle bağlantılı bir seri idi. Amaç Cin Ali serüveni miydi?

Okumayı sökünce Sibel ve Ayşegül serileri geldi. Güzel serilerdi. Sinemaya, Pazara, Çarşıya giderlerdi. Hikayeler uzamış, sayfalar artmıştı.

Kemalettin Tuğcu’nun acıklı, Ömer Seyfettin’in kerametimsi hikayeleri sonra. Ağlar, hayret eder, kahramanların yerine geçmek isterdik.

Lise yıllarımızda Batı ve Doğu Klasikleri önerildi hocalarımız tarafından. Balzac’ın tasvirlerinde kaybolur; Bostan ve Gülistanda taşardık.

Üniversitede felsefi eserler ve kalın romanlarla tanıştırdılar. Okumalı, hararetle tartışmalı, derin müzakerelere dalmalıydık.

Cin Ali yaşadı, gerçekten bazı şeyler yaptı desem gülersin değil mi? Bilirsin ki okuma, yazı ve resim kabiliyetimizi geliştirmek içindi o seri.

Sinemada, Çarşıda, Tatilde izlediğimiz Ayşegül ve Sibel serisi bize adab-ı muaşeret denen hayat ve toplum kurallarını öğretmek içindi.

Kemalettin Tuğcu hep acı mı pompaladı? Hayır. Merhamet, Şefkat, Yetimi ve Muhtacı Gözetme ruhu yüklenmek istendi bilincimize o hikayelerle.

Ömer Seyfettin; Kaşağı, Diyet, Pembe İncili Kaftan, Başını Vermeyen Şehit ve Yalnız Efe ile hem milli hem manevi yanımızı besledi değil mi?

Dostoyevski, Sokrat, Aristo, İbni Rüşt, İbni Sina, Gazali oku diyenlerin maksadı neydi? Bilgi yüklü, ayaklı kütüphane olmak mı? Elbette hayır.

Kur’an’ın 3/4 ü Kıssa değil mi? Hikâye desem belki günah olur… Kıssa kıssa. Hem de sıradan değil Resul, Nebi Kıssaları…

Yunus as, balık karnına düşmüştü. Çocuktum bir vaazda dinledim, Balık karnında namaz bile kılmış Yunus… Sen de duymuşsundur…

Düşün, suda oradan oraya dalan balık ve ayakta durarak, rükulu, secdeli bir namaz kılmak. Balık karnında, asitli mide özsuları sağanağı içinde.

Balık karnında namaz kılan Yunus, Rabbine şöyle demiş “Hiç kimse benim secde ettiğim yerde sana secde etmedi. Kıyamete kadar da böyle bir şey olmayacak” Bir nebiye yakışan söz müdür bu?

İbrahim ateşe atılmış. Ateş göl, odunlar balık olmuş Urfa’da. Ashabı Kehfin mağarası sadece Tarsus’ta değil en az 3-4 yer daha var ülkemizde.

Lut Gölüne uğramış 70’lerde otobüsle hacca giden büyüğüm. “Pis kokuyor, sperm gibi” diye anlatırdı. Sapıkların helakinden mi? Yüksek tuz oranından mı?

Semud- Ad kavminin kayalara oyduğu evleri Suud ziyarete kapamış. Ürdün kısmen gösteriyor. Kur’anın maksadı bu ise görmeye gayret et…

Ruslar uydudan Kızıldeniz içinde sıradağlar keşfetmiş. Rüzgâr ve mevsim şartları uyarsa Kızıldenizde yol açılabilirmiş. Musa öyle mi geçti acaba?

Kur’an kıssaları Tevratta, Tevrattakiler aynıyla Sümer Tabletlerinde var dedi Ateist. Bu durum zihnini karıştırır, canını sıkar mı?

“Vahdet Bey”i yazalı seneler oldu. Hala “Selam iletin, benim için elini öpün” diyen var iyi mi? Hiç yaşamadı desem, inanır mı selam yollayan?

Mecaz, misal, sembol, metaforlar ötesi “İkiz Kardeşimiz Kur’an”ı tanıtanın hakkı ödenmez. Ömrü uzun, feyzi daim olsun. Değerlendirmek niyazıyla.

GÖRÜNÜŞTE AYNI AMA YA RUHU?

İnsanlık hafızasının ortak idrak meyveleri mit, efsane, destan ve hikayelerin farklı zaman ve coğrafyalarda benzeşmesi tabii bir durumdur.

Hangi coğrafyada, hangi zamanda olursa olsun, sorgulayan beyinler; birbirine yakın bilgileri çekmişler, benzer metaforlar kullanmışlardır.

Acaba hikâyeyi kim kimden aldı, hangisi ötekini kopyaladı gibi sorular; beynin çalışma sistematiği yerine olayı tanrısala bağlayanların düşük seviye sorularıdır.

Beynini kullanmayı, yoğunlaşmayı bilen her üst idrakin bilgi çektiği alan beynin içinde aynı alandır. Farklı zaman ve coğrafyada yaşansa da.

Sorgulayan, deruna yönelen üst idrakler; benzer metaforlarla hakikati açmıştır. İnsanlara onların ortak kültür paydaları üzerinden seslenmişlerdir.

Metafor, misal, hikâye benzerliği; amaç ve anlatılmak istenenin aynılığı anlamına gelir mi? Fıkra aynı olsa da anlatım amacı ve ruhu her seferinde aynı mıdır?

Kur’andakinin İncile, Tevrattakinin Sümer’e, Mayalardakinin Budizme benzemesi beni rahatsız etmiyor. Biliyorum ki metin benzese de ruh farklı.

Yemek, şöyle bir bakınca aynı görünebilir. Malzeme de benzeyebilir. Gerçek şu ki lezzet; ahçının ustalığı ve kalbini ona koymasından doğar.

Kur’an Hz. Muhammed (sav)e açılan en zirve, en kapsamlı, en kâmil sistem okumasıdır. Metafor, misal, sembollerin ardına geçen farkını görür.

Emevi zihniyetinin Dine yaptığı en büyük ihanet; Kur’an ve Hadislerin sadece zahir anlamını öne çıkarıp mecazları gerçek sandırma telkinidir.

Kur’an- Hadislerdeki metafor- sembollerin gerçeği Ehli Beyt Gönlünden insanlığa akmıştır. Hâkim zihniyetler dışlasa da bu akış halen bilimsel olanı da yanına alarak sürmektedir.

Tekke-Medrese, Alim-Arif, Bilgin-Bilge, Ders veren ve İrşad eden farkı; aslında mecazları gerçek sanma ile mecazda gerçeği görme farkıdır…

- Mecaz, metafor ve misali çözümleme bilgi, metot ve çalışma işi mi?
- Hayır çocuğum. Gönül işidir gönül. Aşk işidir aşk. Kalp işidir Kalp.

- O halde gerçeğin ruhunu kavramak için ne yapmalıyım?
- Bir Ehli Beyt Gönüllüye gönül verebilir misin? İşin ruhunu bilene eğilebilir misin?

- Adem’e ruhundan üflemiş.
- Adem’e,bedene değil. Sana da üflesin mi?
- !?
- Ehlullah Gönlünden sevene üflenir o ruh.
- Çok isterim.
- ÂMİN

SEYİR

Tasavvufun ana kavramlarından “Seyir” konusunda algı sapması ve kilitlenme olduğu kanısındayım. Seyir; kayıtsız- hareketsiz izleme sanılmış.

Denizde gemiler ve otoyoldaki araçlar için de “Seyir halinde” kavramı kullanıldığını duymuşsundur. Hareketsiz ve tek düze mi onlar?

Kaptan ve Şoför; aracın ve havanın durumu, trafik ve beraberce seyredenleri dikkate alarak yol alıyor. Öylece uydum kalabalığa değil di mi?

Hayatı Seyretmek ve akışa Teslim olmak kavramlarını; kayıtsız, tepkisiz, sessiz, durağan kalma diye anlarsan korkarım ki çok yanarsın…

Teslimiyet, Seyir dendi mi çokları “Vur ağzına ekmeğini al” mülayimliği diye algılıyor. Öyle değil. Hele Muhammedilik, kesinlikle bu değil.

Külhanbeyi, bıçkın delikanlı ile konuşurken eski İstanbul beyefendiliği sergilemeye kalkman Hak görmek değil, Hakkı görememektir.

Herkese “Anlayacağı dilden konuşmak” ve herkese “Fıtratının karşılığınca muamele etmek”; gerçek Muhammediliğin temelidir.

Gemi, pusulayla rota alıyor, fırtınaya göre dümen kırıyor, dalgaya göre pozisyon belirliyor değil mi? İşte sana “Seyir” ve “Teslimiyet”!..

Teslimiyet; Uyumlanmak olduğu kadar, Uyumsuz davrananı uzak tutmak ve ona uyumun gereği yaptırımlar da uygulamaktır. Hepsidir beraberce…

Şoförlük nedir dedim İstanbullu taksiciye.”Trafikte dangalaklık etmemek, karşıdakinin dangalaklığını da hesaba katarak yol almaktır” dedi…

Seyir, film izlercesine bakmak değil. Teslimiyet; kayıtsız ot yaşamı değil. Bu kavramları yeniden düşün yenile kafanı! Hazmıyla kolaylaşsın.

Öfke mi? Kendine varlık verenin Öteki gördüğüne hararet dolu tepkisi!.. Celal mi? Varlığından geçenin Kendi gördüğüne şefkat dolu iğnesi!..

Bizi,etkiye tepki veren benlik ateşinden korumak için yorumsuz izle denmiştir. Benliksiz, Allah için olan yorum da yapar karşılık da verir.

NOKTA ATIŞI

İstisnasız her insanda, onunla iletişim kurulabilecek bir bağlantı noktası mevcuttur. Çünkü hepsinde kendini seyreden O’dur…

İnsanla bağlantı kuramadığı noktada onu geçimsiz, huysuz, aksi saymak benlik sahibi beşere mahsustur. İnsan ise bağlantı imkânı var ama ben bulamadım demekten çekinmez.

Damarı bulunur, suyuna gidilirse akmayacak, iş birliği kurulmayacak kişi yoktur. Bütün hüner o noktayı bulmadadır. Bulan, Nokta atışı yapar.

Programı, huyu, bakış açısı sana uymayanla uzaklığı seçmek elbet hakkındır. “Onda neyi okuyamadım” sorusundan kurtulursun. Tabi bu kurtuluşsa…

- Neleri okuyamadığımı anlamak için nereye baksam? Kolay yol?
- Katlanamadığın Kişiye, Tahammül edemediğin olaya bak! Bangır bangır söyler.

- Sevdiklerimle, uyumlu olanlarla yürümeyi sevdim yanlış mı?
- Niye yanlış olsun. Trenler hep aynı raylar ve aynı istasyonlar arasında çalışır.

- Çeşitli kesimlerle muhabbeti seviyorum. Bazen ters, zor gelse de ufuk açıyor.
- Helikopter iner de çıkar da. Tren mi ki tekdüze yol alsın?

Irmağa sordu: “Sürekli yol alıp er geç denize eriyorsun. Formül? Dedi ki: Yüksekten düşmeyi gurur, alçak sürünmeyi onur meselesi yapmam hiç!

- Yolunu niye hiç kimse hiçbir şey kesemiyor ey ırmak?
- Hiçbir şeyle didişmez, hiç kimseyle inatlaşmaz, hep etrafını dolanırım.

“Tren olmayın, Helikopter olun” demişti vaktiyle. Demişti de gönlümüzde bunları tetiklemişti.  http://mehmetdogramaci.com/2015/11/trenden-helikoptere-sicramak/

HUZUR ve MUTLULUK AYNI ŞEY Mİ?

Huzur; Sevgi ve Nefretin ötesindeki âlemin adıdır. {@AhmedHulusi} Nefretin ötesi tamam da niye Sevginin de ötesinde huzur? Kim, ne düşünür?

Negatif bağdır Nefret. Koparınca diner azabın. Pozitif bağdır Sevgi. Uzaklaşınca başlar yangının.

En güçlü arıtıcı; dönüştürücü ateşti değil mi? Sevgi bağı kopunca mı başlıyordu yangın? Kim talip olur ki böylesi arınmaya? Akıl kârı mı?

Nefret yok ama Sevgi de yok. Ne var peki? Tatsız- tuzsuz yaşam mı Huzur? Hakikat dediğin bildiğin boşluk sanki. Daha karpuz kesecektik biz.

Cennette yanma yoktur! Bu ne demektir düşünebiliyor musunuz? Bilincinizin kilitlenmesi! {Ahmed Hulusi} “Yanma” yok ama “Kilitlenme”?!..

Cennetimden çıkardı beni. Sorgulama yoktu. Sorgulama olmayınca azap da yoktu. Gül gibi geçinip gidiyorduk şunun şurasında. Oyuncağımı kırdı.

Her defasında oyunumun bozulması, oyuncaklarımın alınması niçindi? http://mehmetdogramaci.com/2011/07/oyuncak-dusmani/

KARŞINDAKİNİ DEĞİŞTİRME ARZUSU; ATEŞTİR

İnsanlara kendi dünyanın değerleri gözlüğüyle bakman yanmanın asıl sebebidir. “Bana göre o şöyle olmalı” Cehennem kapısının anahtarıdır.

Bir de insanlara “Hakikat İlmi”ne yaslanıp bencilce bakış yangını vardır. “Ben demiyorum da İlme göre öyle olmalı…” İlim giyinmiş Şeytan Gelin.

“Ben demiyorum, senin iyiliğin için yani, böylesi senin için daha iyi” demiş arkadaşına. “Kendim için istiyorsam namerdim”den farkı var mı?

Gelene gelme, gidene gitme deme ihtiyacı duymayacak nötrlüğe eriştiğimizde hayatın su misali aktığını görürüz.

Cennetin anahtarı ne demişler Meczuba. “Gelen ağam, giden paşam” demiş. “Omurgasızlık bu” diyenler yanarken güle oynaya uzaklaşmış Meczup…

“Dün dündür, bugün bugün” desem münafıklık bu dersin! “Dün dünle gitti cancağızım,şimdi yeni şeyler söylemek lazım” desem hoşuna gider. Fark?

Münafıklık, omurgasızlık, duyarsızlık saydığının Hakikat; dürüstlük, ahlak, erdem saydığının Perde olduğunu anladığında değişecek dünyan!..

BİR BAŞKA AÇIDAN HAKİKAT

Cehennem yaşayan, cehennemde olduğunu bilmez! Bir Cennet ehli ona dünyasını tanıtmadıkça…

Adem’i Cennetten değil “Cennetinden” çıkardılar… Cennetinden çıkarılmadıkça Hakkı göreceğini mi sandın?

Cennetimden çıkarmasaydın hiç bilemeyecektim cennetim dediğimin hakikatte Cehennem olduğunu. İyi ki çıkardın iyi ki tanıttın iyi ki varsın.

Cehennemde azap yoktur. Azap, cehennemden cenneti görünce başlar. Gecekondudaki huzurludur. Yanı başına Villa, Konak yapılıncaya kadar…

“Ona öyle aşıktı ki emretse de gayrını göremez, gayrına secde edemezdi. Kovuldu. Aşkına şirk koşmamak için ebedi uzaklığa razı oldu. Lanetli İblis!.. {Ahmed Gazali ks}

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
Çektiğim âlâmı bir ben bir de Allah’ım bilir.
{Fuzuli}

Be hey Yunus sana söyleme derler,
Ya ben öleyim mi söylemeyince.
{Bizim Yunus}

Ağlarım ağlatamam; hissederim, söyleyemem,
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım!
{Mehmet Akif}

Bismillahirrahmanirrahim https://www.youtube.com/watch?v=pdNXuojGd0Y&feature=youtu.be