Değiniler- 82

Değiniler- 82

MİRÂÇ

Şems: Çarşıdan şarap al gel.
Celaleddin: Akşam karanlığında alsam.
Şems: Hayır şimdi.
Celaleddin: Hoca cübbemi çıkarıp gitsem.
Şems. Hayır, böyle git!

*

Taptuk: Miras hukukundan anlar mısın?
Yunus: Uzmanlık alanım.
Taptuk: Bilirsin?
Yunus: Bilirim.
Taptuk: Sen “Ben bilmem” zikri çekeceksin!

*

Şems: Nereye?
Celaleddin: Vaaza.
Şems: Al şu zeytini, vaazın ortasında ye!
Celaleddin: Ramazandayız.
Şems: Dediğimi yap!
Celaleddin: Peki!

*

- “Şifacıya, Otçuya git şifa öğren” dese zat, gider miydin?
- Hayır, kendimi inkâr edemem.
- Neden?
- Eczacıyım.
- Miraç edeceksin? Hay Allah!

*

- Veli görmek isterim. İşareti, ölçüsü var mı?
- Ölçüsü yok, yerleri silen işçi de olabilir.
- ?
- Odacın veli olsa ona tâbî olur muydun?
- Yok deve! Doktorluğun bi şerefi var!

*

Derviş: Yıldırım Bayazıd’ı yenen Timur, onu kafese koyup köy köy gezdirmiş. Çok onur kırıcı bir şey bu!
Meczup: Yıldırımın Miracı da ne miraçmış arkadaş?!

*

Derviş: “Ar u Namus şişesini taşa çalan” ne diyor?
Meczup: Miracın olmazsa olmazını söylüyor.
Derviş: Az açsan!
Meczup: Kaldıramazsın…

*

- Ebu Talip öldüğü sene miraç olmuş.
- Taleplerin, isteklerin, beklentilerin ölmeden dönüşeceğini, hakikate ereceğini mi sandın?

- Hatice-i Kübra da aynı yıl ölmüş.
- Sığındığın, yâr bildiğin, gönül verdiğinden kopmadan, koparılmadan ereceğini mi sandın?

- Taif’e büyük ümitlerle gitmiş Resulullah (sav) ama olmamış.
- Tutunduğun son dal, yapıştığın son kulp eline gelmeden hakikate ereceksin öyle mi?

- Mescidi Haremden Mescidi Aksaya gitmiş Resulullah?
- Harem; en içsel, en benimsenen. Aksâ; en uzak, en uç. Sana en ters, en uç geleni hazmettin mi ki?

- Miracın merdiven anlamı var.
- Tanrı farz edenlerin tanımı o. Yükselecekler ya!
- Senin tanımın?
- Ayaklarının altından halının çekilmesi!

- Moral bırakmadın. Bir şey söyle de tefekkür edeyim.
- “Nedâmetle gelen sıçrama, ibadetle gelenden üstündür” demişti Miraç gecesinde bir zat.

“Olmazsa olmaz” larının “Olmasa da olur” a dönüştüğü noktada başlar miracın. “Vazgeçilmez” lerinin “Vazgeçilebilir” olduğunu gördüğünde…

Aşık- Maşuk ikiliğini zirve idrak zannedenin, bir de “Sırf Aşk” kalarak yaşamın olduğunu, asıl zirvenin bu olduğunu deneyimlemesidir Miraç.

SELAM OLSUN MANSUR’A

Ademoğlunun Allah rızası için yaptığı ibadetlerin hiç biri gecenin sonunda secdeye kapanıp yaptığı duadan daha makbul değildir {Hallac-ı Mansur ks}

Allah’ın Birliğine şehadet edecek kadar benlik sahibi değilim. Allah’tan başka hiç kimse Allah’ın Birliğine şehadet edemez! {Hallacı Mansur ks}

Hakikati idrak eden şeriati çiğnemez. Bilirsen, hakikat bütünüyle şeriatin içindedir. Şeriat çiğneyenin hakikat iddiası boştur. {Hallac-ı Mansur ks}

Şeyhim Hallac, gece boyu kıldığı iki rekât namazda Kur’anı hatim ederdi. Gündüz de yüz rekât namaz kılarak bunu yapardı. {Şiblî ks}

Şeyhim Hallac, Ramazanın birinci günü oruca bir niyet eder, bayram sabahı gelmeden de iftar etmezdi. {Şiblî ks}

Arif olmanın alameti sadece dünyadan geçmek değil ahiretten de geçmektir. {Hallac-ı Mansur ks}

Tevhidin (Tekliğin) gerçek mahiyetini sadece Hz. Muhammed (sav) bilir. Başka da kimse bilemez. {Hallac-ı Mansur ks}

Beni küfürle itham edip taşlayan Allah katında makbul kişidir. Çünkü din gayretiyle bunu yapıyor. Din gayreti olanı Allah sever! {Hallac-ı Mansur ks}

Kur’anla yaşayınız… Kur’anla yaşamak; Kıyametini yaşamaktır… {Hallac-ı Mansur ks}

Rabbim bana gösterdiğini iyi ki kullarına göstermedin. Korkar, ibadet etmezlerdi. Sen en iyisini bilensin. Onları affet! (Hallac, asılırken)

MECAZI ANLAMAK, EFSANE AYIKLAMAK

“Bunu anlaman için 40 fırın ekmek yemen lazim” dense fırına koşmaz; “Musa dağda 40 gün gecelemiş” i okuyunca dağ hayali kurar, takvim sayar!

“Ali sırrı kuyuya verdi, kuyu kamışa, kamış ney olup Hu dedi” desem bayılır. “7 delikli ney Hu demez KAFAn 7 delikli, uyan” desem soğuk gelir söylediğim.

“Ömer asabiymiş, Muhammed öldü diyeni keserim demiş” Asabi değildi Ömer. Muhammedî Şuurun ölümsüzlüğünü fark etti. Ömer sen değil tamam mı?!

“Öğretmen şımarıkları sınıf huzurunda yere geçirdi” desen kınamayı sezer. “Lut kavmi yere geçirildi” desen Cebraile horoz ötüşlerini dinletir!..

Ey ateş İbrahim’e serin ve selamet ol” geçer Kur’an’da. Balıklı göl, balığa dönüşen odun geçmez bilir misin? “Olsun, Urfa’da çok duygulandım”

‘Gemisini kurtaran kaptan’ ‘Batan geminin malları bunlaar’ diyenin mecazını bilir de Nuh’un Gemisi denince gemi hayal etmez mi? Ah ki ne ah!

MECAZI ÇÖZMEDE MANEVİYAT ENGELİ

Mecaz, misal ve kıssaların hakikatini anlamada en büyük engellerden biri de anlamı çözümlemeyi zahiri, şeriatı, hükmü inkâr sanmaktır…

Cevizin kabuğunu kırıp özüne ulaşan ve “Cevizden asıl maksat bu özdür” diyen neyi inkâr etmiş; hangi hükmü, hangi şeriatı çiğnemiştir?

Cevizden maksat meyve yemek, vitamin almaksa, gıdayı nasıl değerlendireceğine mi yoksa kırık kabuklardaki hikmete (!) mi yoğunlaşmalısın?!

Göbek kordonu doğuma kadar elzem. Doğunca kesilip atılır. Bebek kucağında, okşa sev diyorum, “Kordonu inkar etme!” diyorsun. İyi misin sen?!

Dışarıda ayakkabı elzem. İçeri girince vestiyere bırakırsın. Bırakman onu inkar mı? Sofrada bile ayakkabı konuşman ona sadakat mı? Düşün!

Mecaz çözmeye şeriati inkar; öz açıklamaya sapıklık dediler, din adına millete kabuk kemirttiler. Bir gr bal için bir kg keçiboynuzu misali.

TANIMSIZ

Allah; tanımsızdır, tanımlanamaz da…
Ruhundan üflediği, Esmasının tamamını yüklediği İnsan da…

Allah’ın üflediği ruhu taşıyacak, Onun esmasıyla donanmış olacaksın da muhtaçlık, çaresizlik, çöküntü hissedeceksin öyle mi?

“Tanımlanamayan bir cisim yaklaşıyor kaptan” derdi Mr. Spock Uzay Yolunda. Tanımlanamayanlar uzayda, tanımlananlar dünyada yaşar.

Cehennem mi? Kendini, çevresini tanımla kısıtlayanın yaşamı.
Cennet mi? Kendisinin, çevrenin tanım ötesi gerçeklik olduğunu sezenin yaşamı.

Tanımlarla yaşadığımız sürece iç dünyamızda da dış dünyada da savaş, kaos, acı bitmeyecek. Her tanım bir hükümdür. Hüküm veren hüküm giyer!

Şeytandan Allah’a sığınırım; Tanımlı, hükümlü, kısıtlı değerlendirme alanında yaşamaktansa sonsuz- sınırsız seyre geçmeyi tercih ederim.

“Durum bundan ibaret” dedi hükümlerinden emin zavallı. Güya tespit yapmış gerçeği şıp diye çözmüştü. Oysa bu kısıtlanmışlığın ta kendisiydi.

“Şimdilik açılan bu, ileride değişebilir” dedi evrensel akışın tanımsız, hükümsüz olduğunu bilen. Böyle dediği için hep zinde kaldı bilinci.

“Dün ne diyorsam bugün de o” dedi davası, kavgası, hırsıyla yanan.
“Her gün bir yerden göçmek ne güzel” dedi sevgisi, kalbi, aşkıyla coşan.

Ağaçlar için istikrar ve gaye toprağa kök salmak, göğe dal yaymaktır.
Irmaklar için istikrar ve gaye? Akmak! Sadece akmak. Hep denize doğru!

Tanıdığım Hak Ehli, yine ehil olduğuna inandığım dostuma “Fırıldak, Vantilatör, bir anın ötekini tutmaz” derdi de bizimki teşekkür ederdi (?)

Hz. Muhammed (as)in resmi çizilemedi. Tanımsızı kim tanımlayabilir; Sınırsızı kim sınırlayabilir? Ümmet bilinci, hazmıyla yaşamımız olsun. ÂMİN

BİLGİ TAMAM, PEKİ YA RUHU?

Ateşin içine çekilip giden pervanenin aşk tanımını hiç kimse bilmedi, hiç bir zaman da bilemeyecek. Öte ki tanımlar mı? Geçiniz…

İyi ahçıdan detaylı yemek tarifi alabilirsin. O tarif, yemek yapanın telaşını, ocak hararetini, dikkat ve ustalığı da sana yansıtır mı?

Çinili, işlemeli tabaklara bayıldık tezgâhta. Atölyeye inip emeği gördüğümde tabağa bakmanın bana hiçbir şey fısıldamadığını fark ettim.

Gönüllere taht kurmuş sanatçıların kaçı konservatuar mezunu? Neşet Ertaş? A. Veysel? Tatlıses? Ferdi? Müslüm? Eğitim şart! Eğitimsiz olmaz!

Mehmet Akif baytar. Nazım Himet denizci. Sezai Karakoç maliyeci. Aziz Nesin subay…. Iyi Edebiyatçılar Edebiyat Fk.den çıkmalı değil miydi?

“Lambada titreyen alev üşüyor” cümlesi duyanı bitiriyordu. Mihriban kim dediler, sustu. Lamba, alev bunlar nasıl doğuyor dediler gülüverdi.

Gören sohbet etmek ister; tebessümü ferahlatırdı. Nasıl bi gönül seninki diye sorsalar geçiştirirdi. Sabıkalı mazisi bilinse kim yanaşırdı?!

“Ateşle Dağlamak şifadır ama ümmetime önermem” dedi Evrenin Kalbi (sav). Dağladılar mı, dağ gibi benlik mi kalırdı? Dağlar doğaya lazımdı.

Organik gıda demek hayvani gübre demekti. Gübre pislikti. Üstüne sürülse abdest bozulur namaz olmazdı. Organik gıda ne kadar da kıymetli!

RÜYA TABİRİ; SİSTEM OKUMASI

“Rüyalarınızı hayra yorunuz. Çünkü rüyalar nasıl yorulursa öyle gerçekleşirler.” {Hz. Muhammed sav}

Görüş, değerlendirme, bakış açısı ve düşüncelerinizi Muhammedi Ölçüye uygun hale getiriniz. Çünkü bakış açılarınız hayatınızı biçimlendirir.

“Rüya, tabir edilene kadar semada bir kuşun ayağında takılıdır. Tabir edilince yere düşer.” {Hz. Muhammed sav}

Görüş ve düşünceleriniz yargıya dönüşmedikçe sınırsız-sonsuz oluşum ihtimaline açıktır. Yargıya dönüştüğü anda kayıtlanır ve öylece oluşur.

“Kötü bir rüya gören onu kimseye anlatmasın” {Hz. Muhammed sav}

Kötümser, karamsar vesveseye düşen onu açmasın. Her beyin bir yaratım cihazı olduğundan her dinleyen yaratımı etkiler, hızlandırır, çoğaltır.

“En sadık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.” {Hz. Muhammed sav}

En isabetli görüşler ve doğuşlar gafletten uyanıp farkındalığa geçtiğiniz ilk anda hatırınıza düşenlerdir.

“Allah Dostu zatın rüya tabiri; rüyanın o yönde yaratım startı almasıdır. Dönüşü yoktur. Rüya o zatın yorumuna göre çıkar.” {İbni Arabi ks}

Arınmış, aydınlanmış üst idrak sahibine açılan bir konu, onunla istişarede söylediği, mutlaka hayatınızı onun görüşleri yönünde etkiler…

Hz.Aişe (ra) babası Ebubekir’e “Rüyamda odama 3 ay düştü” dedi. Sıddiki Ekber, aylardan biri yanında dedi, sonra sustu. Bir zaman sonra ilk olarak Resulullah (sav) sonra Ebubekir (ra), sonra Ömer (ra) Aişenin odasına defnedildiler.

Abdullah b.Ömer’i rüyasında iki melek cehenneme atıyordu. Korktu. Son anda 3. melek kurtardı. Resulullah (as) a yorumu sorulunca şöyle buyurdu: “Abdullah ne iyi insan. Bi de Gece Namazı kılsa” buyurdu. Resulullahın tabirinden Gece Namazının Cehennemden koruduğu anlaşılmıştır…

- Hz.Yusuf’a tâbir ilmi verildi.
- Şöyle de anla; Aşkla tetiklenen sınavları geçene rüya olan dünya hayatını anlama, yorumlama ilmi açılır.

- Rüyanı kardeşlerine anlatma, kötülük edebilirler (Yakup as)
- İçine düşen vesveseye yoğunlaşma ki vehim kuvvesi negatif yaratıma geçmesin.

- Vezirin rüyasını tabiri Yusuf’u zindandan çıkarmış.
- Halife boyutunun ilmine yoğunlaşman seni bedensel benlik rüyasından çıkaracak. (Âmin)

GEÇMİŞİME DE GELECEĞİME DE BİSMİLLAH

Yemeğe başlarken Besmeleyi unutursak ne yapalım Ya Resulallah? Bismillahi fi Evvelihi ve Ahirihi “Başında da sonunda da Bismillah” deyiniz.

Yemeğin başında unutulup da ortasında okunan Besmele, başına da sonuna da kapsayıcı ve geçerli ise bu sana farklı bir şey düşündürür mü?

Yaşam bir rızıklanma süreci. Yaşam gıdamızla bir ömür sürüyoruz. Ömrün belli bir aşamasında bilinçlenmek kalanına etkin. Peki ya geçmişe?

- Bilinçlendim uyandım, geçmiş kayıtlar, genetik etki nolacak?
- Geçmişime de Geleceğime de Bismillah de!
- Nereden çıktı?
- Resulullahtan!

GERÇEK VE HAYAL

Sünnetullah “Alemlerin aslı hayaldir” temelinde işlerken beş duyu ile algıladığımızı gerçek saymakla Hayal kuvvesine sırt dönmedik mi?!

Yokla zihnini elle tutulur, gözle görülürü esas alıyor, düşünsel ve hayali olanı ikinci plana itmiyor musun? Aslolan hayal demişti Rabbin!

Dua ettin, zihnin somut kaydı yüzünden duana inanamadın. Hayal ettin, gerçeği beş duyuya tıkadığından hayale yoğunlaşamadın! Ne yapıcaz seni?

Bütün büyük adamlar, öncü liderler, komutanlar, bilim insanlarına sorulunca diyorlar ki bugün olduğumuz yer çocukluk hayalimizdi. Anla!

Fatih S. Mehmet’e babası çocukken tahtadan İstanbul Surları yapmış. Bütün gün onlarla oynarmış. Hadi seni geçtik, çocuklarına ne yaptın?

“Hayat şartları, geçim derdi, iş güç beni boğdu, nasıl hayal edeyim ki” diyene varyemez cimri zenginler gibi olduğu nasıl anlatılabilir ki?

Âlemlerin aslı hayal dedim, evet dünya geçici dedi. Öyle değil; sistemde esas olan senin hayalin dedim. Öylece yüzüme baktı. Bir inanabilse!

“Dünya dua ile döner; yer gök dua üstünde durur evlat” diyen ninen kadar inanamadın değil mi duanın gücüne? Oysa ondan daha tahsillisin! Efenim? Yazık etme kendine!

“Kendini neye layık görürsen Allah sana onu layık görür” Huzur, bolluk, afiyete kendini layık görür müsün? Nefsin azar mı der yoksa Şeytanın?

“Allah dilemedikçe biz dileyemeyiz.” Aklından geçeni, kalbine doğanı, gönlüne düşeni kim ilham eden? Nasıl diler ki Allah? Çözemedik gitti.

“Kalbinin götürdüğü yere git” hitabını alır “Hiçbir yere sığmaz müminin kalbi geniş gelir”e iman eder, Allah Dilemesini çözemez? Hay Allah!

ÖZGÜRLÜK

“Özgürüm” diyenin ardından “Ben de, ben de” demekle özgür olunuyor mu?

Özgür olanı görmek, takip etmek, onu idol edinmek; onun yapabildiğini yapmak anlamına gelir mi?

Sınırlarıyla yaşayana âşık olmuşsan; onu boğma pahasına özgürlüğe kanat açabilir misin? Açmalı mısın? Özgürlük o mudur yani?

Özgürlüğü zincirinden boşanırcasına bir çılgınlık ve duvarları yıkarcasına bir umarsızlık olarak anlamaya pek bir yatkınız. Doğrusu bu mu?

Annen; “Bana ne bebekten, uykumu niye böleyim” baban “Bana ne eğitiminden, paramı zevkime harcarım” dese, hayatını yaşaydı şimdi nerde olurdun?

Sınırsız sonsuza açılan evliyaullah hiç bir şeyi takmadan bildiğini oku mu diyor yoksa Allah Sınırlarına; Din Hükümlerine titizlen mi diyor?

Hasan amca kendince hakikat anlatırdı. Ne okur, zikreder merak ettim. “Karım 20 senedir yatalak, bakıyorum yetmez mi” dedi. Özgürüm deyip boşanmamış!

Anarşistçe başkaldırı kolay, benlik de pek sever. Askerce disipline olmak? Özgürlük isteği benlikten mi, şuurdan mı? Sor bakalım vicdanına!

“Trafik tanımam ben özgürüm” diyeni ileride şarampolden topladılar… Trafiğe azami ölçüde uyanlar sağ salim kavuştular sevdiklerine…

Allah sonsuz sınırsız. Halifesi de öyle seyreder. Allah’ın Kitabında bir de HUDÛDULLAH (Allah Sınırları) kavramı var. İdrak edene selam ola!..

BİZE GARİP ONLARA NORMAL GELENEKLER

Dünyanın çeşitli ülkelerinde bize garip gelse de onlara normal gelen ilginç ve şaşırtıcı bazı geleneksel uygulamalar var. İşte onlardan en çarpıcıları:

1- Tazmanya’da kadın ölen kocasının kesilip kurutulan cinsel organını boynuna asmak zorunda!
2- Hindistan’da evlere gündeliğe gelen kadınlar evdeki bekar gencin seksüel ihtiyacını karşılamak zorunda.
3- Laos’ta da kadınların ayakları en erotik bölge kabul ediliyor. Bu nedenle kadınların ayaklarını göstermeleri yasak.
4- Tayvan’da damadın akraba ya da arkadaşı gelinin bekaretini alıyor. Gerekçesi: “Damat böyle sıkıcı bir işle zaman kaybetmesin!..”
5- Liverpool’da dükkân dekoratörleri, çocuklar vitrini seyrederken kadın vitrin mankenini soyamaz ya da giydiremez…
6- Amboysna Adası’nda ürünün az olacağı belirlenirse, erkeklerin gün batımında taraya gidip ekinler içinde mastürbasyon yapması gerekiyor.
7- Makarna, şarapla beslendiğini düşündüğümüz İtalya’nın Ponti’de yerli halk, Paskalyadan önce 40 gün bin yumurtadan yapılmış omlet yiyor.
8- Çekler’de bira banyosu moda! Bunun sağlığa çok iyi geldiğini düşünüyorlar. Sinir sistemini rahatlatıcı etkisi olduğuna inanıyorlar.
9- Moritanya’da obezite gelenek. Evlenme çağına gelen kızın en az 60, en fazla 100 kg olması gerekiyor. Yemek yemezse kız cezalandırılıyor
10- Toplumlarının garip karşıladığı ‘poligami’ çok eşlilik Güney Afirakada bir gelenek. Bir erkek ne kadar çok eş alabilirse o kadar makbul.
11- Newlyweds’de evlenen çift gerdeğe tören sırasında yere serilen hasır üstünde konukların gözü önünde giriyor.
12- Endonezya’da bir adada yaşayan Dani kabilesi’nde kocası ölen kadın yas sürecinde parmaklarını keserek ona üzüntüsünü gösterir.
13- İzlanda’nın başkenti Reykjavik’de evde köpek beslemek yasak. Yasağın nedeni köpeklerin doğal ortam yaşamını korumak…
14- Gine’de evli kadını baştan çıkaran adamın el ve ayak parmaklarından biri kesiliyor. Kesilen parça, ilişkiye giren kadına yediriliyor.
15- Tanzanya ve Kenya’da yaşayan Masai kabilesi üyeleri birbirlerine tükürerek selamlaşırlar.
16- Hindistan’da misafir yemekten sonra geğirmezse yemeği beğenmemiş olarak algılanıyor. Bunu çok büyük saygısızlık olarak görüyorlar.
17- Tükiye’de gelin almaya konvoy halinde gidilir ve yol boyunca manyak gibi korna çalmak adettir.
18- Türkler kelimenin tam anlamıyla Çay Manyağı. Girdiğim her ve ve işyerinde çay ikramından midem kalktı. (Bir Japon Turistin anıları)
19- İsveçte düğüne gelen kadın kırmızı giyemez. Kırmızı giymesi daha önce damatla ilişkisi olduğunu gösterir ve olay çıkar.
20- Türkiyede Orta ve Doğu Anadolu’da gerdek çarşafının düğün sabahı kız tarafı elçisi bir hanıma verilmesi zorunlu. Bu kız ailesinin şerefi.
21- Pakistan’da damat adayına, gelinin aile büyükleri tarafından ağır küfürlerle hakaretler edilir, böylelikle damadın sabrı denenir.
22- Tibet’de misafir uğurlanırken ona dil çıkarmak gerekir. Dil çıkarmazsanız bu saygısızlık olarak adlandırılır.
23- Eskimolar, yaşlandıklarında yakınlarından kendilerini öldürmelerini ister. Günü gelen erkek, yakınlarınca canlı olarak toprağa gömülür.
24- Guam’da bakirelerin evlenmesi yasak ve utanç verici!.. Kız evlenmek istiyorsa parayla bu işi yapan insanlara başvurur ve bundan kurtulur.
25- Kolombiyanın Cali kenti çevresinde gelinin annesi gerdeğe giren çiftin yatağının kenarına oturarak ilk ilişkilerine şahit olmak zorunda!

Dünya gelenekleri hakkında:
- Allah orada öyle dilemiş bize söz düşmez. (İnsan)
- Lanet olsun! Edepsiz pislikler! Saçmalık bu! (Beşer)

Ülkelerin geleneklerine günah, iğrençlik, ahlaksızlık diyen içinde büyüdüğü geleneğe dışarıdan hiç baktı mı ki bu kadar kendinden emin?!

Geleneklerini garip bulduğun ülkelerden birinde doğsan ve büyüsen bunlar sana yine garip gelir miydi? Ahlak ve Iyilik ölçün neye göre?!..

“Yaşadığım ortamın gelenek- kültürüyle kayıtlanmamış bir vicdan ve bakış açısına sahibim” kim diyebilir? Din anlayışın gelenekten arındı mı?

“Rabbim Rabbimdir” diyerek yaşar Beşer. “Rabbim Allah” demek insana mahsus. Gelenekler üstü anlayıştır Rabbim Allah demek.

“Hem âlemlerin Rabbi; hem alemlerden Gani” Gelenekleriyle yaşayanda gelenekselliği, Evrensele açılanda evrenselliği diledi. Sen kimsin peki?

Âlemlerin Rabbidir; yöresel bakışım kadar bana kendini gösterir.
Âlemlerden Ganidir; evrensele uyumum kadar kendini seyrettirir.

Âlemlerin Rabbi dedi Bühl ve Muttaki.
Âlemlerden Gani dedi Deli ve Veli.
Hem âlemlerin Rabbi hem de Gani dedi Muhammedî!
Lütfola ihsan ola!