Değiniler- 83

Değiniler- 83

UÇUK, İNSANÜSTÜ SÖYLEMLERİN HİKMETİ

“Asker üşümez” derdi benim köyümde büyükler. Gecenin çatır ayazında nöbet tutarken dişlerim birbirine vurmuş iliklerime kadar üşümüştüm…

“Askeriyenin ekmeği başkadır, can katar turp gibi olursun” derdi dedem. Ekmek, bildiğim ekmek; yemekler üç aşağı beş yukarı bilenen yemeklerdi.

“Asker uyumaz” da demişlerdi. Evet, koğuşlar kilitliydi, kışlada ağaç altında, mescidde, çarşıda cami köşelerinde kestirmeyi nimet bilirdik.

Nice sonra “Asker Üşümez” “Askeriye Ekmeği Can Katar” “Asker Uyumaz”ın esas anlamlarını bizzat yaşayarak çözmüştüm. İşin gerçeği başkaydı.

Asker üşümezdi; üşüse de nöbet tutacaktı üşümese de. Harekât kışınsa “Çok soğuk, yazın gidelim” deme şansımız mı vardı ki! Evet, Asker üşümezdi!

Askeriye ekmeği can katar; eğitimden sonra suda yüzen nohutlar, kebap gibi gelirdi. Turp gibi yapan eğitimdi, koşuydu; yediklerimizi an be an yakmamızdı! Evet, karavana, can katardı!

Asker uyumazdı; rüyalarımızda bile terörist kovalarken ona uyku denir miydi ki zaten? Nöbette uyuyan askerliğini yakardı. Evet, Asker uyumazdı!

Ana konumuz Tasavvuf; askerlik muhabbetini niye açtım ki ben? Unutma “Tasavvuf ehli Yanmaz, Üzülmez, Kayıtlanmaz, Şikâyet etmez” dostum 

DİNLEME NEZAKETİ, SOHBET LETAFETİ

İkili ilişkilerde sürekli konuşarak muhatabın önüne geçme çabası, benliğin akışı yönlendirme hırsının dışa yansımasıdır. “Ben” dinleyemeM…

“Sözünü balla kestim” edepsizin sözde edep örtüsüdür. Edep sahibi söz kesmediği gibi, acil hallerde bal cilası yerine özür dilemeyi seçer…

İçsel manada olgunlaşmış olanlar, ikili konuşmalarda etkin dinlemeyi seçmişlerdir. Dinleme sükûn, sükûn derinlik alametidir…

Dertliye, bunalmışa, sıkıntıda olana yapabileceğiniz en iyi ve en kolay kardeşlik; onu can kulağı ile dinlemektir. Saatlerce konuşsa da…

Gözlerinin içine bakarak, ima yollu bile itiraz etmeksizin kardeşinizi dinlemeniz; sizin elinizle ona en güçlü terapi ve şifa uygulamasıdır.

Konuşma “Bilgi Güreşi”ne dönmüşse susmak en hayırlısıdır. Dinlerken, o bunu dedi bakalım ben ne derim hesabında olan gözlerinden belli olur.

Etkin dinleyendir muhatabı konuşturan. Sohbet sonunda ona sen hiç sormadın derler. Oysa alacağı her cevabı almıştır. Dinleyen, malı götürür!

İnsanlar iç dökmek için terapist- psikologlara sökülüyorlarsa biz kardeşlik görevimizi yapmıyoruz demektir. Neyin tasavvufu, neyin dini?!

Samimi dinleme yapılan dost muhabbetine rahmet yağar. Alameti mi? Birinden süzülen iki damla, birinin huzur tebessümü ve topluca ferahlık…

Sorana, sorduğu boyuttan cevap verilir. Sormayana, soracaklarından daha fazlası nice boyutlardan ikram edilir. Sırrı anlasan, dilini oynatmazdın!

Bir ortamda, aklında yokken birden bire derin konular açmaya başlamışsan bil ki orda seni konuşturan sessiz bi has kul var! Kendinden bilme!

Yıllarca ilmi izler, tatmin olmak bi yana hep patinaj çeker sorularla. Yıllarca sormadan istediğini alana ne denir? Emer sessizce bebek gibi.

Derdini dinlediğin, ayrılırken “Gergindim kuş gibi hafifledim” demişse ona cennet bağışladın. Cennete giren mi bağışlayan mı daha zengin?!

Görünüz ve susunuz; dinleyiniz ve gene susunuz; öğreniniz ve gene de susunuz… Tâ ki “Konuş” denilene kadar! {Ahmed Hulusi}

“Yeterli insan sükût eder, yetersiz olan ispata çalışır.” {A. Fevzi Yüksel}

Sükût; sırrı işitmekte olanın halidir… {Ahmed Hulusi}

KENDİ KENDİNE ZULMETMEK

İnsanoğlunun kendine zulmetme şekillerinden biri de Vicdanının olmaz, yanlış dediğine; olur, doğru saymalıyım diye nefsini zorlamasıdır…

Gösterilene doğru, övülene iyi, takdim edilene güzel dediğim dönemlerim de oldu vicdanıma inat… İç yangılarımla ödedim bedelini…

Vicdan; her boyutun bilincine iyi, güzel ve doğruyu apaçık gösterir, bas bas haykırır; göz yummaz, kulak tıkamazsan…

Reklam en iyi, en güzel, en doğru model ve malzemeyle yapılır. Hayat şartlarından ve realiteden kopuktur. Reklama uyup da yakma kendini!

Bütün kitaplar “Kendi Kitabını Okuma” alıştırmasıdır. Yazar alkışlayan, sayfa süsleyen, klişelerle gezen ne çok insan var! Peki, ya sen?!

Kendi Gerçeğini bilir, Kendi Kitabını okuma azminde olursan reklama, repliklere kanmaz, sağlam basarsın. Haddini bilen yanmaz!

Tökezlediğinde koluna giren, kaldıran, yaranı saran var ya; onu kaybetmemeye bak! Kalabalıklar nereye mi gitti? Sus, gıybet olmasın! Huuuuu!

DİNİ OYUN ve EĞLENCE EDİNEN

Dinlerini bir oyun ve eğlence edinmiş, kendilerini dünya hayatının aldatmış olduğu kimseleri kendi hâllerine bırak. {En’âm- 70}

Beden- Şuur beraberliğini sırat-ı müstakim dengesiyle gözeten Dini, salt bedenî veya salt şuursal yönüyle benimsemek onu oyuncak edinmektir.

Hz. Muhammed (sav) hem Resul hem Nebi. Bu Din, hem bedene hem bilince dönük uyarı-uygulamalar bütünü. Aksini savunan babasına selam iletsin.

Şeriat diyen uygulamayı abarttı işin ruhuna sırt çevirdi
Hakikat diyen ruhunu abarttı uygulamaya sırt çevirdi
Sebepsiz midir acep bu ümmetin sefaleti?

Susayana “Şelale hayal et, su zikri çek” denmez!
Acıkana “Saray sofrasındasın, tokluğu fark et” denmez!
İmanın gereği; içirmek, yedirmektir.

Karna yemek yükleyen elbet kusacak bir gün
Akla bilgi zerkeden elbet bozacak bir gün
Tıka basa yemek, tıka basa bilgi
Nere gitti ölçü, hani terazi?

Çocuklar oyunda büyükler baloda.
Tsunami çoktan başlamış okyanusta.
Nasılsa gelmez mi bizim kumsala?
Çekilmeli içeri, sığınmalı dağlara!

SU

- Su canlı imiş. Ona söylenene göre biçimlenirmiş.
- Evet, bilim ispatladı. Sevgi ve Nefret sözleri suyun şeklini de ruhunu da değiştiriyor.

- İnsan bedeninin % 70 i de su değil mi?
- Evet, ilkokuldan beri biliyoruz.
- Su; canlı ve hitaba göre değişken.
- Evet, ne ima ediyorsun?

- Su hitaba göre biçimleniyorsa %70 i su olan hitapla değişmez mi?
- Kim hitap edecek?
- Kendime hitap etsem kodlasam.
- Allah var Allah…

- Suya nefret söylendi, bozundu. Sevgi söylendi, güzelleşti. Allah dilerse denmedi. Kendine hitap dedim Allah dedin.
- Allah dilerse olur.

- %70 i su olan ben Sevgiye odaklansam Duam güzellik için olsa içim dışım dönüşmez mi?
- Allah dilerse dönüşür. Şeytanlaşma!
- Peki…

- “Allah şah damarımızdan yakın”ı anlamıyorum. Nasıl bi mesafe bu?
- Ölçüsü mü?
- Evet, ne kadar yakın?
- Sen raydan çıkmışsın, töbe töbe!..

- Biri TVde dedi ki “Allah şahdamarından yakın demek; Allah’la aranda hiç mesafe yok demek” dedi. Ne dersin?
- Eeee! Sonu felaket bunun…

- Allah’la aramızda mesafe yok. Hatta ara bile yokmuş hakikatte.
- Bak, ayağın kayacak. Adam gibi konuş, ebedi görüşmem sonra?
- Peki…

- “Birine 40 gün deli deseler, deli olur” der Anadolu Atasözü. Kendime 40 gün bişeyi kodlasam dönüşür müyüm?
- Allah dilerse dönüşürsün…

- Duaya odaklanabilmem de Allah dilemesi. Odaklanabiliyorsam olacak demektir. Olmayacaksa odaklandırmazdı…
- Sen iyice çorba ediyorsun!..

- “Dua kabul olur, ısrar etmekten vazgeçmedikçe” diye hadis var. Israr edebiliyorsam?
- Utanmasan kendi duamı kendim kabul ederim diyeceksin! Ayıp ayıp!

- Ağaçtan, ateşten seslenmiş Allah. İnsandan seslenmez mi? Mesafe de yok!
- Hasbunallaaah! Kalk Cumaya! Hutbe dinleyelim. İmanın tazelensin!

KİTAP

Kendi Gündemiyle yaşar Cennetlik. Kalabalıkların Gündemiyle yaşar Cehennemlik.

Nerede oturaklı, bilge, enerjik birilerini görmüşsem altından çıkan ortak nokta; düzenli, saatli, ibadet bilinciyle “Kitap Okuma” olmuştur.

24 saatte hiç olmazsa 1 saati “Kitap Okuma Saati” olarak belirlemek ve sürdürmek; kendi gündemini inşa; kendi cennetini yaşama anahtarıdır.

39 ilçeli İstanbul’da nüfusa oranla kitap satışında ilk 3 ilçe senelerdir hiç değişmez: Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy… Düşünülesi…

Kitap okumak ekonomi, para, imkân meselesi mi kafa meselesi mi? Linki incele bak nerede nasıl okumuş birisi… 

https://anetteinselberg.com/2016/11/24/sokaklarda-kagit-toplarken-buldugu-kitapla-hayati-degisen-oktayin-inanilmaz-hikayesi/

- Sosyal Medya takibi de bi çeşit Kitap Okuma değil mi?
- Abur cuburlar, atıştırmalıklar ve çerezlerle mükellef sofra yemekleri bir mi?!

- Kitap okurken yorulunca ne yapmalı?
- Felsefi kitaptan yorulunca Romanla, Araştırma kitabından yorulunca Belgesel kitapla dinleniyorum.

- Düzenli kitap okumanın en bariz faydası nedir?
- Düzenli okuyan güdülmekten kurtuluyor. Birilerini gütme derdine de düşmüyor. Yetmez mi?

- Düzenli okumaya başladım diyelim devamını neye göre getireceğim?
- Düşünme hiç. Bir başla, okuduğun kitap okuyacaklarına götürür seni…

- Ne zaman Kitap okuma disiplinine kavuştum diyebilirim?
- Yemeğe acıkır gibi kitaba acıkınca.
- Dua et.
- Başla sen, Allah kolaylaştıracak.

VAHDET EHLİ

Vahdet Ehlinin en büyük örtüsü; görene “Bu mu? Vahdet mi? Hadi canım sen de! Aklımı peynir ekmekle yemedim” dedirten özellikler taşımasıdır.

Vahdet Ehli Cahildir. Duvar ustasının İnşaat Mühendisine nispetle cehaleti gibi. Gökdelenler usta eseri, projede mühendis imzası! Hay Allah!

Golü ne zaman mı yedik? Velayet anlatanı Veli, Vahdet söyleyeni Vahdet Ehli sandığımız zaman. Gönüllü kanmak nasıl bi zevkse kanan kanana!

Allah’la aram yok dedi Meczup!
Çok şükür mürşidim Allah’la aramı yaptı dedi mürid.

BİLİNÇ- BİLİNÇALTI- HASTALIKLAR

“Eğer birisi hakikati etrafında arıyorsa, o aradığını ayağının altında çiğniyor demektir.” {ZenBudizmi}

“Hepimiz tahmin ettiğimizden daha büyük ressamlarız.” {Nietzche}

“İnancınız ne ise o olacaktır.” {İncil’den}

Bilinciniz; çocukluktan itibaren size kodlanan gerçeği; Bilinçaltınız; salt, orijin gerçeği algılar. İçine dönen bilinçaltından bilgi çeker!

Hastalığının sorumluluğunu üstüne alan; tedavi kudretini kendinde bulur. Genellikle bunu üstümüze almaz; çevre, mikrop ve hayatı suçlarız.

Hastalık kişiye “Senin bilincin ve içsel dengen hasar aldı” uyarısıdır. Dengeye gel, yenilen, arın uyarısı olan hastalık nimettir…

Modern Tıp hastalığın nedenine sırt dönüp sonuca savaş açma gibi yanlış bi metodu benimser. Bilinç, Zihin dikkate alınmadan Şifa hayaldir…

Duygu ve Düşünceleriniz Evrenin genel geçer yasalarına aykırı bi yolda ise bilinciniz size bi sarı kart gösterir. O sarı kart; Hastalıktır.

İyileşmek, hastalıktan şifa bulmak mı istiyorsunuz? Duygu, düşünce ve bakış açınızı evren yasalarıyla (Sünnetullah) uyumlu hale getirin…

Bakış açınız ne kadar Sünnetullaha uyumsuzsa o kadar çocuk- torunlarınıza hastalık aktarırsınız. İrsi Hastalık yok, irsi Kilitler vardır!

Hastalık; imdat frenidir. Uçuruma giderken bilinç freni çeker, sizi durdurur! Hastalık; bilincin beden üstünden “Yolun yol değil” mesajıdır.

Evrensel enerjinin boyun eğdiği tek şey Güçlü İmana dayalı NİYET tir. Ameller niyete göre (biçimlenir). Yenilenmeyi niyete alan; Yenilenir!

Ben şimdi bu kitabı okuyorum; HASTALIĞINI SEV (Bilinçaltı Sırları)
Sen de bi bak istersen… http://www.idefix.com/Kitap/Hastaligini-Sev/Valeriy-Sinelnikov/Egitim-Basvuru/Psikoloji-Bilimi/urunno=0000000682480

KUR’ANDA HASTALIK VE ŞİFA

Kur’an “KALPLERİ HASTALIKLI” tabirini “İman ve Düşünce Bozukluğu” olarak kullanıyorsa Kur’andaki “ŞİFA” kavramı bedensel bir iyileşme midir?

Kur’anın KALPLERİ HASTALIKLI dediklerini ritmi bozuk, kapakçığı büyümüş, kalbi delik vb anlamıyorsak, ŞİFA kavramını nasıl bedensel anlarız?

Kur’an’ın Şifası; bir ayetin suya okunup hastaya içirilmesinden mi ibaret? Kalbi Hastalıklı demek Düşüncesi; Bakış açısı sakat demek ise?!

Kur’an Şifadır (İsra-82) Ayete 41 çeviri yapılmış. Çoğu şifa deyip geçmiş. Sadece Ahmed Hulusi ŞİFA; “SAĞLIKLI DÜŞÜNME BİLGİSİ” diye açmış!

İsra 82. Ayette geçen “Kur’an’ın Şifa oluşu”na dair çeviriler. Hastalığı bedensel anlarsan şifaya da şifa der, gerçeği örtersin! 

http://www.kuranmeali.org/17/isra_suresi/82.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx

Kur’an’ın neye Hastalık neye Şifa dediğini anladıysak şimdi Şah Soru: “Eyyub as ile işaret olunan süreç bedensel bir rahatsızlık süreci mi?”

Eyyub kelimesinin anlamı TÖVBE EDEN, PİŞMAN OLAN, FARKINDALIĞINI YÜKSELTEN demekmiş. Kıssa beden hastalığı olsa Eyyub ismi mi seçilirdi?

Neyse kafanı karıştırmayayım. Kur’anda HASTALIK- ŞİFA kavramlarına yoğunlaşacağım. Malum, kıssa- ezber kesmiyor. Sana Düşünce Sıhhati dilerim.

BEDENDEN BİLİNCE, BİLİNÇTEN BEDENE

“Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.” Bu, bilinç tutarlılığı ve düşünce sıhhatini beden sıhhatine bağlayan, Beşeri ve genel anlayıştır.

“Sağlam vücut, sağlam kafada bulunur.” Bu da beden sıhhatini bilinç tutarlılığı ve düşünce sıhhatine bağlayan, İnsanî ve özel anlayıştır.

Zayıflamak için rejim, perhiz, oruç ve spor disipliniyle bir dizi uygulama yapar, istediğin neticeyi alabilirsin. Çoğunluğun anlayışıdır bu.

Zayıflamak için beynine şu kadar sürede şu kiloya ineceğim kodunu verir, yeme içmeye devam ettiğin halde zayıflarsın. Bu da özel anlayıştır.

Bedenden yola çıkarak bilinci dizayn etmek de mümkün; bilinçten yola çıkarak bedeni dizayn etmek de. Herkes kendine kolaylaşanı yapar.

Genelin anlayışı beş duyu ve beden merkezli olduğu için düşünce değişince beden ve dünyanın değişeceğine inanmak çoklarına hala ters gelir.

70 ini geçmiş nineyi çok dinç gördüğümde anneme bunu neye borçlu dedim. “Karnına hiç üzüntü sokmadı evladım” dedi annem. Dinçlik ve Düşünce?

Dünyevi acı ve sıkıntılara yoğunlaşacak kadar bile aklı olmayan saf, divanelerin turp gibi sağlam oluşu nasıl açıklanır? “Cennetin çoğu Bühl”

Bilinç bedeni kullanıyorsa, esas olan bilinç varlık oluşumuz ise değişim ve dönüşüme nereden başlanmalı? Bedenden başlayıp tırmalayalım mı, yoksa?

Bedenden mi Bilinçten mi yola çıkmalı? Düşünceyle mi başlamalı dönüşüm bedenle mi? “Cennete amelle değil İmanla girilir” i bi daha düşünsek?

MAZERET DE , SEBEP DE ALLAH

Bilgisayarını güncelleyebileceğine, sürüm yükseltebileceğine inandığı, ikna olduğu kadar kendi potansiyeline inanmadı. Mazereti; Kaderdi.

İnternetle dünyanın her yerinde sınırsız bilgiye erişebileceğine inandığı ikna olduğu kadar beyninin erişimine inanmadı. Mazereti; Allah’tı.

Bedensel rahatsızlıklar için para döktü hekime. Gönül dünyasının kısıtlanmışlığına bedava çare sunuldu, kullanmadı. Allah işine karışamazdı.

Susadım dedi, su verdiler, içti. Gönül ve göz aydınlığı ilim sunuldu “Allah dilerse olur” dedi. İçerken dileyen kendisi miydi ki Allah dilerse demeden içti. İlim denince Allah aklına geldi.

Duvara seslensen ses verirdi. Ona seslendin mi ezber bilgi şablonlarından başkası yansımadı duvara. Ne halin varsa gör dedirtti bir yazara!

Arınan Allah diye arındı, Tıkanan Allah diye tıkandı.
Yanan Allah diye yandı, Kanan Allah diye kandı.
Uyanan da uyuyan da hep Onun adına, Onunla yaşadı.
Öyleyse kime söz düşer, diyecek ne kalırdı?