Değiniler- 85

Değiniler- 85

EN BÜYÜK DÖNÜŞTÜRÜCÜ

İnsanlar; en büyük dönüştürücü gücün (Kudretin) Sevgide olduğunu fark edebilselerdi, kimseyi zorlamaz, sadece gönülden ve çok severlerdi.

Sevecen hanım elinde muma dönmüş nice aksi koca; sevecen koca elinde prensese dönüşmüş nice pasaklı kadın tanırım. Sen eşinden şikâyetçi miydin?

Eşinden şikayetlenen aslında şöyle demekte: “Ben sevgi yoksunu bir beceriksizim!” Sevgi becerisine sahip olsa şikâyet edecek şey göremezdi.

Seni yoran, aksilik çıkaran biri mi var? Dönüştürme formülü gayet basit; Onu çok sev. Sadece çok sev! Kahrolası egon izin verirse tabi…

Dağdaki kulübesinde yaşayan çoban şehirdeki padişahı ayağına getirmiş bir gün. Formülü sormuş derviş. Çoban: “Riyasız Sevgi” demiş, iyi mi?

- Aksi, ters, geçimsiz, zor dediğim tipler neyin nesi?
- Sevgi eksikliğinin canlı aynası hepsi. Gönlünü aç, kalbini yokla, çoğalt sevgini…

- En kızdığım insanı da affetme, sevme yolu var mı?
- Var tabii. Annesi, babası olsan kızar mıydın? Onların gözünden bak ona. Seveceksin…

- Bir türlü aramın düzelmediği? Nasıl gerilimi yok ederim?
- Mümkünse resmini al, gözüne bak, seni seviyorum diye tekrarla. Hayret edeceksin.

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” {Hz. Muhammed sav} Seven Cennettedir! Var mı ötesi?

Neden mahlûkatın ve de insanların yönelişi, dönüşü Allah’a? Çünkü O yarattığını çok seviyor. Sevginin Kudreti hakkında daha ne diyeyim sana?

Annesi gibi sevseydin yavrun gibi koşar gelirdi! Emin ol gelirdi. Annesi gibi sevdin mi ki gelsin? Dene! Sevmeyi dene, haydi, geç kalma ama!

SEVMEK HADDİ AŞMA HAKKI VERİR Mİ?

Sevginin sınırsıza açık bir duygu olması; sizin bunu sınırsız ve sorumsuz kullanabileceğiniz anlamına gelmez. Her taşkınlığın bedeli vardır.

Sevginiz; oluşmuş hakları çiğneme hakkı vermez size. Hak çiğneme ve tanımamaya sevgi hiç bir zaman mazeret olamaz. Hak, Hakka aitse? Ölçü?

“Gözyaşı üzerine saadet olmaz!”, “Yuva yıkanın yuvası olmaz!” şeklindeki halk deyişleri; sevgiyi sınırsız yaşamak isteyenlere ciddi ikazdır.

Şer’i ve İnsani ölçüleri taşan sevgilere de düşebilirsiniz. Mümkün. Fakat bu, ölçüyü değiştirmez! Allah Sistemi, sevene ayrı muamele yapmaz.

“Sevgi ayaklarımı yerden kesti” Güzel de sevgi ayaklarını yerden kesince yer çekimi kanunu değişti mi? Allah Sistemi sana göre işlemez, bilesin.

Çiçek dalında güzeldir. Sahiplenen, dalından koparır hoyratça.. Seven mi? Dalında seyretmeyi de sevmiştir o. Anladın sen. Hadi selametle…

ÖMÜRLÜK ADANMIŞLIKLAR VE KANMAK

Uyuyan uyanabilir. Gaflette olan da uyanabilir. En zoru Hipnotize olanın uyanması. Hipnozcu insafına veya kendi sorgulama kudretine kalmış.

Kabulü en güç gerçek; yıllarını, ömrünü adadığın yolun sakat çıkışıdır. Bunu reddetmek isteyen benlik “Aklileştirme” masalına gönüllü kanar.

Benliğe çok ağır gelse de, yılların heba oldu gibi görünse de gerçeği ecelden önce fark etmek çok büyük nimettir. Ya bu hal üzere ölseydin?

Gerçeği gafletin geç fark ettirdi diye düşünme. Gafletin bu farkındalığa bir zemindi. Güçlü İdrakler; büyük gaflet tarlalarında filizlenir.

Din ve dince kutsal değerler adına hipnoz bütün beyin yıkama usullerinin fevkindedir. Kişiye sadece dünyasını değil ukbasını da yaktırır…

Sevginiz, İtimadınız tuttuğuz yol hakkında içinize düşen kurtları bastırıyorsa akıbetiniz risk altındadır. Şüpheleri ciddiyetle araştırınız.

Başka konuda şüpheyi örtmen zarar açmayabilir. Söz konusu Din ve İnançsa toz zerresini bile gözden kaçırma! Allah Basiretten ayırmasın! ÂMİN

HİPNOTİZE OLMAK

Alttakiler “Adanmışlık” Ortadakiler “Arınmışlık” Üsttekiler “Atanmışlık” telkiniyle hipnoz edilir. Bu bi kere tuttu mu gerisi çorap söküğü.

Korkak olduğuna inandır; öne atılsın. Kirli olduğuna inandır; hamam arasın. Farklılığına inandır; farklı olanı parlatsın. Nasıl metot ama?

Özgürlük; dayanılmaz bir beşeri tutku. Kayıtsızlık, Sınırsızlık telkini neler yaptırmaz insana? Kitleler; özgürlüğe âşık çobanlarla güdülür.

Birini sürekli kontrolün altında tutmak ister misin? Ona “Önemli” olduğunu hissettir! Rast gele değil ama onun dünyasını okşayan örneklerle.

Seni yerin dibine sokan da göğe uçuran da bil ki güdümüne almak istemekte. Seni seninle sana iade edecek olanı gördün mü? Dile ki göresin.

Kurtulma isteği kurtarıcı, arınma isteği arıtıcı, sevilme isteği sevici kemirgenler yaratıp çeker hayatına. İsteksiz olsan kıyamet mi kopar?

Ne tür telkinlerle hipnotize edildiğini sorgulamaya başladığında yer sarsılır, gök yıkılır. Korkma, çok gürültülü ve sancılı olsa da Deprem ve Yağmur hayattır.

GÖNÜL VER, GÖNÜL AL

Anne- Baba Duası; zikirler ve nafilelerden daha az etkin değildir. Hayatında blokaj hissedersen onların dualarını al. Açılımı göreceksin.

Gönlün mü daraldı? Canın mı sıkkın? Birinin gönlünü al, mini ikramlarla. Birinin sıkıntısını dinle. Dökülsün sana. Sonuca hayret edeceksin.

Teklikten anladığın kimsenin halini umursama kendini kurtarma ve kendin için yaşamaksa sana geçmiş olsun. Firavunluğun tedavisi çok güçtür.

Varlık Tek demek; mahlûkat ve insanlar tek bir bütün demektir. Varlığın Tekliğini kendini herkesten özel ve ayrı saymak diye anlamak mı?

Sevgi Şifa ve Sağlık; Nefret Bela ve Hastalıktır. Düşünsel- Bedensel yaşamını cennet kılmak isteyen, karşılık beklemeden koşulsuz sevsin…

Gönül verdiğin kadar arınır; gönül aldığın kadar açılırsın. İkisi de bedava. Ne para ister ne emek. Bu kadar kolayken nedendir stres çekmek?

Kayıtsız Şartsız sevebilenden daha özgür kimse yoktur. Kırıklık, nefret ve uzaklık zincirlemektir gönlü. Seven; kilidi açar, zinciri kırar.

ÖNÜNDE OT, ARKASINDA SOPA

Korku ve Korkutma Sistemde çok fazla kullanılır. Çünkü çoğunluk İnsansıdır, Beşerdir ve onlar ancak Korkutma ögesiyle zaptedilebilirler.

Buluğa ermemiş her çocuk anne- baba, öğretmen güdümüne ve korumasına muhtaçtır. Güdenler, güdülenlerin selameti için Korkutmak zorundadır…

Buluğa ermemiş bilinçler için Korku, Galeyan ve Heyecan ögelerini ustaca kullanan Liderler, Rehberler, Mürşitler ve Uyarıcılar da elzemdir.

Doğduğuna inanmışsan Öleceğine de inandırılır ve ölüm sonrasıyla korkutulursun! Doğmamış olduğunu fark etmişsen seni ne ile korkutabilirler?

“Nem alacak felek benim” demiş fakirin biri. Sahipleneceği bi şeyi kalmayanın eşkiya, korkusu olmadığı gibi otorite korkusu da yoktur.

Yol yürüsün, yük taşısın diye hayvanın önünden otu arkasından kırbacı eksik etmezler. Hayvan; Otla ileri gider Sopayla geri kalmaktan ürker.

Ödül bekleyeni Cennetle avutur, Ödü kopanı Cehennemle korkutursun Allahım. İkisine de tokum desem isyankâr mı sayarsın a Kudretine yandığım?

SIR ÇOK BASİT ASLINDA

“İyiyim” dediğinde iyi olurdu insan. Bu kadar basit olduğuna inanmak istemedi de doktorlara, şifacılara, enerjicilere ekmek kapısı açıldı…

“Korkmuyorum” diye kendini bi kodlasa korkmazdı insan. Diyemediği, kodlayamadığı için telkin edenler, dua önerenler, terapi yapanlar çıktı.

“Mutluyum” dese mutlu olurdu insan. Acıyı, derdi, öfkeyi, nefreti sevdi nedense? Mutluluk formülü aramak mutluyum demekten daha zevkli geldi.

“Biliyorum” dese bilirdi insan. Özü bilgiydi zaten. Öğrenciliği sevdi de öğretin dedi. “Biliyorum; Şeytanlık” diye de inandırılmıştı çünkü.

“İhtiyaçsızım” diyebilse ihtiyaç duymazdı insan. Ne istese hazır bulurdu. Diyemediği için imtihan adıyla bir hayatın içinde buldu kendini…

En komiği, en hazini ne bilir misin dostum? “Şah damarından daha yakın” olanı bulmaya ve ermeye çalışması.. Hay Allah’ım Hay! Sussak mı gayrı?

Kendi kendine sorunlar icat edip kendi kendini üzebilen tek canlı insandır. Başka hiçbir canlı böylesi bir saçmalık ve aptallığı iş edinmez.

Kendi kendine sorunsuz, ihtiyaçsız, dertsiz olduğu telkiniyle, kendi kendini iyileştirebilen tek canlı da insandır. İş ki aslını unutmasa.

ANLAMSIZ

Hakikat; anlamsızdır…

Bir kere uyanan; bir daha uyuyamaz…

Unutanadır hatırlatmalar. Hiç aklından çıkaramayana değil…

Hissediyorum ama adını koyamıyorum. Koyamazsın; adsız, tanımsız, bağlantısız, alakasızdır O…

Hem hiç bir şeyim değil, hem her şeyim gibi. Anlatabildim mi? Anlatamadın. Çünkü bu anlama sığmaz…

Gemiye binen kurtuldu ve kazandı. Denize düşen boğuldu ve kaybetti. Kime ve neye göre bu değerlendirme?

Seyirci için kötü roldeki yerin dibine, başroldeki göklere… Yapımcı için? Senarist için? Set ekibi için? Tamam, sus da filme bakalım…

CEPHE AÇMAK MI, KENDİNLE BARIŞMAK MI?

Kurtulmak ve değiştirmek istediğiniz konuya çok yoğunlaşmanız, onu güçlendirmek ve azdırmaktır aynı zamanda.

Kurtulma arzusu, bir arzudur ve kaçıştır. Her kaçan kovalanır, her arzu kişiyi beşeri- egosal seviyeye indirir.

Kurtulmak ve dönüştürmek istedikleriniz varsa önce onlara Razı olmalı, Hak görmeli sonra değiştirme işlemine girişmelisiniz.

“Sigara bırakmak için neler yapmadım. Yaptıkça azdı isteğim” dedi. “Yapma güzelce iç bi süre” dedim. “Olur mu kötü bir şey bu” dedi. Anlasa!

Önce düşman ilan eder, cephe açar. Sonra savaşır. Sonra yorgun düşer, olmuyor diye sitem eder. Kim dedi sana düşman icat et, cephe aç diye?

“Hayata, işe güce yetişemiyorum” dedi. “Vitesi boşa al, sal bir süre” dedim. Boş vermişlik önermişim sandı da tuhaf tuhaf yüzüme baktı…

Dünyasından razı olmayan; ne onu güzelleştirebilir ne de değiştirebilir. Yaşam koşullarını başka yaşamlara kıyaslayan, ateşe âşık olmuştur.

BİR SORGULAMA

Filler yürüdükleri zaman ayakları altında ezilecek çimleri, karıncaları düşünmezler. Çimlerle karıncalar Fillerden hakkını alır mı bir gün?

Fillerin normal hayatını yaşaması çimler, karıncalar boyutuna zulüm olarak yansımışsa fıtratını yaşamak suç mudur? Bedel, neyin bedeli?

Evcilleştirme adına doğal hayattan koparıp kendimize bağladığımız inekler, koyunlar, kediler, köpekler, tavuklar da bedel ödetir mi bize?

Sebze ve meyveleri koparıp dişlerimizle ezme hakkını nereden ve kimden alıyoruz? Avladığımız, kestiğimiz hayvanları kebap etmemiz?

Bahçeyi kazıyorum. Kazma ucuna gelen solucanın gövdesi kopacak muhtemelen. Solucan ölmesin desem kazamam. Toprak altındaki solucanı da göremem. Katil? Maktul? Solucan?

Yediğin ekmeğe karışan bir tel parçası boğazını yırtsa, üzülür, fırına, uncuya sitem edersin. Aynı şeyi oltayla balıklara yapmıyor musun?

Meyve, sebze, hayvan, nehir, deniz vs insan emrine verildi, insan için yaratıldı demek kolay. İnsandan milyonlarca yıl önce niye vardılar?

Otoyol, ezilip kâğıda dönmüş kedi, köpek, tavşan dolu. Ani fren yapsan risk, zincirleme kazada ne çok insan ölür. İyisi mi hayvan ölsün. (?)

Hiç kimseye, hiçbir mahlûka zulmetmeden yaşamak mümkün mü? Yoksa bizim zulüm dediğimiz hayatın, sistemin, akışın normal doğası mı?!

“Bugün hiçbir mahlûkun hakkına girmedim” diyebilmek kolay mıdır? Geniş düşünürsen buna imkân var mıdır? Allah için Yaşamak nasıl bir şey?

Filin çimi, arabanın karıncayı ezmesi doğal. Güçlü insanın zayıfı emri altına alması,dilediğince yönetmesi doğal değil mi? Adalet ne ola ki?

Otobüste yer verdiğim bayana “Yaratılışça zayıfsın, erkek güçlü, bak yer verdim” desem hakaret mi olur? Realite buysa söylemek niye ayıp?

Kadın, araç park edemez. Erkek, apartman penceresinde dengeli durup cam silemez. Beyin özelliği… Bu gerçeği söylemek niye nezaketsizlik?

Realiteyi bazen nezaket, bazen maneviyat, bazen sevgi adına örtmekle iyi mi ediyoruz? Derin Sorgulamalar korkutuyor, canımızı mı sıkıyor?

“Bile bile lades” diyerek “Mış gibi” yaşamlar sürdüğümüzün farkında mıyız? Böyle iyi mi sizce? Ya gerçek çok farklıysa? Allah basiret versin. (ÂMİN)

ALLAH SANA DOĞALLIĞINI YAŞATSIN

Hayat olağan, doğal bir akış. Ne var ki bize eğitim ve çevre “Olması gerekenler”, “Olmaması gerekenler”, “Olmazsa olmazlar” empoze etmiştir.

Farkında mısınız anne- baba, çevre, öğretmenler ve önderler bizi hiçbir zaman kendimize, kendi doğallığımıza bırakmamak için çabalamakta.

Bazen hayat şartları ve mesleklerimiz de bizi doğallığımızın dışında davranmaya sevk eder. Asıl münafıklık; asıl sahtelik bu değil midir?

Esnaf dostuma “Herkese güler yüz, yormuyor mu?” dedim. “Sorma, içimden geldiği gibi sövemiyorum” demez mi? Ne yorucu, olduğu gibi olamamak!

Ne çok kastık kendimizi farkında mısın? Eğitim, kültür hep bunu perçinlendi. “Şöyle bi dağıtmak” kim istemez ki? Gönüllü esaret değil mi bu?

İnanç disiplinleri, bilgelik öğretileri dahi doğal olanı biçimlendirmeyi amaçlamıyor mu? “Bırakın da yaşayalım” desek Dinden çıkar mıyız?

Dinin, Bilgeliğin özü; doğal olanı desteklemek, doğallığını yaşamasına yardımcı olmaktı. Tarih boyunca öyle mi oldu? Ya şimdi ki anlatımlar?

Sistem seni sana bırakmamak üzere işliyor biliyor musun? Kendini onlardan çekip almadıkça bırakacaklarını sanma! Kendimizi almaya var mısın?

Tam kendimle barışayım dedim, Allaaaahhh şeytanlaştı diyen, raydan çıktı diyen, uçtu diyen gırla! Üzerime vehim boca ettiler. Çok da tın !..

Sana en öz, en hoş duayı edeyim mi? “Bu Ramazanı Şerif, Kendi Doğallığımızı vehimsiz yaşayacağımız huzurlu bir sürecin miladı olsun!” ÂMİN de ÂMİN…