Değiniler- 86

Değiniler- 86

BİR SİSTEM İŞLEVİ; ALGI OPERASYONU

“Algı Operasyonu” son dönemde gündeme gelse de mazisi insanlık tarihi kadar eskidir. Güçlü Beyinler zayıf beyinlere bunu hep yapa gelmiştir.

“Kulumun zannı üzereyim” ifadesi bir sistem gerçeğidir ve algı operasyonu ile güdülen çoğunluğun bilgisi bu kapsamda anlatılmıştır.

Tarih boyunca en büyük algı operasyonları din ve kutsallar üzerinden yürütülmüştür. Kutsal; güdeni cilalar, güdüleni sarhoş eder çünkü.

“Görmediğim Allah’a inanmam” şeklindeki Hz. Ali çıkışını “Algı Operasyonlarını yutmayacak kadar uyandım” beyanı diye de anlayabilirsiniz.

En trajikomik olanı mı? Yerleşik algılardan kurtuldum, uyandım derken de bir başka algı operasyonu ağına düşmektir. Genelde de böyle olur.

Bütün algı operasyonlarının üstüne çıktığınız gün toplumda saftrik, deli, zındık etiketlerine; kendi âleminizde boşluk hissine hazır olun.

İddialı ve ukalaca bulabilirsiniz ama insanlık tarihinde hiçbir algı operasyonunu yutmayan (buna din de dâhil) tek kişi; Hz. Ali (kv) dir…

“Yakiyn neredeyse küfür ola yazdı” {Hz. Muhammed as} Yakiyn; algı operasyonundan kurtulma halidir. Bu hal, küfür gibi algılanmaya müsaittir.

“Dinin terk edenin küfürdür işi/ Bu ne küfürdür imandan içeri” {Yunus} Öyle bir küfür ki imandan içeri dediği algı operasyonları üstünden seyirdir.

Behey yunus sana söyleme derler/ Ya ben öleyim mi söylemeyince! {Yunus}

Algılar üstü gerçeği fark edince örtünmek kolay olsa böyle mi derdi?

“Dinci” ve “Laikçi” kesim yaklaşımları ötesinde objektif bakışla Gazi Mustafa Kemal’i tanımak; üstümüzdeki algı operasyonlarını kırmaktır…

İnsanlık, tarih boyunca ve halen en güçlü algı operasyonuna en kutsal üzerinden maruz kalıyor. O ne midir? ‘Allah’ sana fark ettirsin! ÂMİN.

BİLGİ ve BİLİŞ FARKI

Seslenişler; iç seslerine kulak vermeyi akıl edemeyenler içindir.

Eğitim; bireyin yaşama uyumunu sağlasa da onu fıtratından uzaklaştırma gibi bir işleve de sahiptir.

Doğayı iyi gözleyen ve doğallığını yaşamaktan çekinmeyen Biliş ehlidir. Biliş ehli için kitabi bilgi ayak bağıdır.

İlkokuldan sonra babasının kamyonunda muavinlikle trafiğe ve hayata girene; sürücü kursu hocasının vereceği hiçbir şey yoktur.

Yumurtadan çıkan ördek suyu gördü mü dalar. Bana yüzme öğretin dediği görülmemiştir. Hayata doğan insan da öyledir de bırakmazlar ki…

İçinden geldiği gibi davranmaman, kalıp tutumlar geliştirmen içindir eğitimler. Kavrayıp ustalaştığında hakikatine münafık olmuşsun kime ne?

Ana dili konuşmak kelime ezberi, gramer bilgisi gerektirmez. Hakikat; ana dilimizdir. Sen öğretene saygılı ol, çaktırma, bu aramızda kalsın.

Kur’an ÜMMİ NEBİ diyor Resulullah’a (as). ÜMMİ; ANAÇ demektir bi manada. Anaç; doğallığını yaşatacak olan. Onu öyle mi tanıttılar peki bize?

Hz. Ali’ye “Kur’an mushaf yapılacak ne dersin?” denince “Gerek yok ama siz bilirsiniz” demiş. Kitabî Bilgiye ihtiyaç duymayan Biliş .!?

Kur’an; kendini okuma rehberi. Doğallığını, öz güven ve kudretle yaşa diye. Kur’an okuyan çok da kendini okuyan? Cesareti olana selam olsun.

İNANÇ VE HAYAT

Laboratuar araştırmalarına yoğunlaşan her bilim insanı; Allah Esmasını açığa çıkarma ve Kulların hizmetine sunma çalışması yapmaktadır.

Bilim ve teknoloji eserleriyle insan hayatını kolaylaştıranlar, sorun çözenler, dinleri ve inançları ne olursa olsun çok özel kullardır…

Allah kime âşık oğul demişti Meczup Ceyhan dede. Sonra kendi cevapladı; “Camide yatıp kalkana değil, laboratuarda geceleyene âşıktır Allah”

Çok acımasız olmadı mı dedem dedim. “Seni buraya otomobil getirdi. Onu yapan gavur. Tahta kaşıktan başka ne yaptı Müslüman?” demez mi?

Hastalar için elbet dua edelim. Şunu da bilelim ki onlara fiili duayı, duanın hasını aşı ve ilaç bulan, tıbbi teknolojiyi geliştiren yaptı.

Edison ve Tesla’nın çalışmalarıyla dünya Allah Nuruna gark olurken Müslümanlar, bunların imanı ve ahiretini tartışıyor. Züğürt tesellisi mi?

Yahudiler, hiç bir şeyi ötelemeden, her şeyi bu boyutta çözme azmi ve kararlılığı ile başarıya erişti. Hiçbir şeyi ahirete bırakmayarak…

Hristiyanlar; kurumsal dinden çok çektikler, bedelini ödediler. Bedel ödeme onları uyandırdı da ötelere ve hayale prim vermeden çalıştılar.

Müslümanlar? Ne tam dünyaya ne tam ahirete dönebildiler. İki cami arasında beynamaz kaldı garipler. Tesellileri? En üstün din onlarınki…

“Zatiyyunun ibadeti Allah’ı unutmuşluğudur” diye bi söylem var tasavvufta. Bu Zirve Kulluğu, şu an dünyada kimler yaşıyor? Hele bir düşün.

HANGİ DİN? HANGİ İSLAM?

Açım diyene yedirmek, susadım diyene içirmektir Allah Kulluğu. Yedirme, içirme imkânı varken zikir, dua önermek; Allah’la alay etmektir…

İnsan kardeşiniz için yapabileceğinizi yapmaktan geri durup işi inanca, dine, manevi değerlere bağlayarak maval okumak; Münafıklıktır.

Nasihat; insan kardeşiniz için yapacağınız en son şeydir. Hatta hiç yapmayın. Elinizden geldiğince talep ne ise karşılamaya bakın öncelikle.

“Bana dua eder misin?” diyene ezber dualar mı yolluyorsun, yoksa “Hayrola kardeş, sıkıntı ne?” diye sorma cesaret ve bilincine erdin mi?

“Senin için ne yapabilirim?” diye dil ucuyla soranlardan mısın yoksa kardeşinin halini gizlice soruşturup sessizce gereğini yapanlardan mı?

“Memleketin ne fakiri biter ne işsizi. Onlarda bunu dileyen de Allah” deyip -güya- Tasavvuf bilgisiyle cimriliği cilalayan da duyduk. Yazık!

Fabrika personeliniz ekonomik sıkıntılarla debelenirken yüzlerce öğrenciyi bursa bağlamak öyle mi? Hangi din sizinki? İslam olmadığı kesin!

Çevrenizdeki buhrana sırt dönüp kaçışınıza İnziva adı veriyorsanız; gözün gördüğünden kulağın duyduğundan hesaba çekileceğini hatırlatırım.

“Benden sonra Hira’ya çekilme yoktur” Hadisini bilir misin? Oldukça anlamlıdır. Bu hadise rağmen kutlu bir inzivadasın öyle mi? Sevsinler…

Din; Bireye hitap eder. Bunu, insanı yok sayarak bireysel yaşam sürmek diye anlıyorsan dinin senin olsun. İslam nedir, biliyoruz çok şükür.

FARKINDA MISIN?

Hangi dua ile ferahlarım dedi, dua önerildi. Hangi zikirle selamete ererim dedi, zikir önerildi. Kilidim ne, demeyi bir türlü akıl edemedi.

Hangi eseri okudun, kime yolun uğradı, ne tefekkür ettin diye ince ince sordu. Ki yol yordam öğrenecekti. Yol yola, usul usule benzer miydi?

Gönül okşayanı, ruhu saranı, muhabbet saçanı pek sevdi. Ya perdesini yırtanı? Bir daha görmek bile istemedi.

Soru cevaplayanı göklere çıkardı. Derin kişiydi, sualler cevapsız kalmazdı. Sorgulamayı öğretene hiç yaklaşmadı. Pek bi iticiydi nedense?

Zor ulaşılanı saygıyla, ulaşılmaz olanı övgüyle anlattı. Kapısı hep açık olanı sevse de tutmadı. Beşer kolayı sever, zora saygı duyardı…

İdol edindiği zata benzemek için kılıktan kılığa girdi kendine yabancılaşarak. Yorma kendini, esas olan kendin olmak diyen? O mu? Mutlaka Şeytandı (!)

Sıkıntı savma bela def etme için kullandı bildiğini. Sıkıntıda selameti, belada nimeti göremedi. Bastırıp def etti ama Kendine hiç gelemedi.

Reçeteye uyarcasına zikir çekti. İyileşti çok şükür. Hasta eden düşünceler? Kasan bakış açıları? İyileşti ya, kurcalamaya ne gerek vardı?!

Yutmuştu kitapları. Klasikler ondan sorulurdu. Kendini bir kaç kelimeyle anlat dediler günün birinde. Yutkundu yutkundu kalakaldı. Okumuştu!

Kabarık faturalar, kesintiler, bulanık akışlar bezdirmişti. Bahçeye artezyen vurup çıkardı kendi suyunu. An o andı. Hepimize nasip ola. ÂMİN

ANLADIM

Işık tutanı, aydınlatma görevlisi bilirdim. Nice sonra anladım ki Mutlak Karanlığı görmemem, Onu hiç tanımamam için görev almış…

Bütün değerleri, bütün kalıpları, bütün gelenekleri yıkmak kulağa hoş geliyordu. Yıkıcılık da bir gelenek ve kalıba dönüşene kadar…

Bir grup veya bir ekol haline dönüşen her fikir, her düşünce; ideolojik kalıba dönüşmekten kendini kurtaramaz! Ana mesajı değişim olsa da…

Elimden tutan, kalkmaya yeltenince koltuğuma giren yardımseverdi. Desteksiz yürüyemez olduğumu anlayana kadar. Nasıl da kötülük etmişti…

Aynı camide buluşmaya, aynı sohbet halkasında bulunmaya özen gösterdiler. Grup değildiler tabii ki, özgür bireyler olarak yaptılar bunu…

“Herkes hata yapar kuluz” dedi. Rehberini eleştirmeye başladım. Canhıraş bi savunmaya geçip “Anlamamışsın” dedi. Anlamıştım, o hatasızdı (?)

Özgürlük diye ortaya çıkanın, özgürlükleri nasıl çaldığını, zihinleri nasıl kelepçelediğini görmek çok trajik. Kapılan da görür mü bir gün?

Rehber, yolcu için selametle menzile götürendir. Uyanan için? Sadece belli güzergahı gösterip koca bir çevreden mahrum eden, hiç göstermeyen!

Ne zaman mı gerçek manada uyandım? Veritabanımın küfür ve isyan, alıştığım yolun çöp bilgi ve boş dediği eserleri okumaya başladığım zaman!

Kötü diye öğretilenin iyi, İyi diye öğretilenin kötü yönlerini fark ettiğinde dünyan başına yıkılacak! Korkma yıkılan Benliğindir. Ne mutlu!

VEBAL

Düşünce ve Fiillerinizden sorumlu olduğunuz gibi söylem ve eylemlerinizle açtığınız çığırdan, oluşturduğunuz anlayışlardan da sorumlusunuz.

Milyarlarca hücreden bir veya birkaçının pervasızca “Dilediğini yaşama” moduna geçmesi; Kanser. Kanser hücresi vücudu da kendini de bitirir.

Uyanık bilinç, her konuda sağlam delil ve manipülasyonla kendini savunabilir. Birilerini inandırabilir. Peki, Allah kanar mı? Sistem yutar mı?

Gaz verip tahrik ettiğinin yaptığı kazada, Haz verip sarhoş ettiğinin açtığı hasarda payın vardır. Negatif dönüşleri olur sana. Kaçış yok…

Kim bir hayra (iyiliğe) kılavuzluk ederse onu yapan gibidir. Kim bir şerre (kötülüğe) kılavuzluk ederse onu yapan gibidir. {Hz. Muhammed as}

İşlenen her kötülükte Kabil’in hissesi vardır. Yapılan her iyilikte Habil’in hissesi vardır. Açılan her yol ebedi olarak açana veri yollar.

“Kişi sadece söylem- eyleminden sorumlu, sebep olduğundan, yön verdiğinden değil” mi dedin? Dini terminolojide VEBAL kelimesi niye var peki?

Uygulama, söylem ve düşüncemizle beraber önerdiğimiz, önemsediğimiz, önemsemediğimiz ve görmezden geldiğimiz her şeyin getirisi bize döner.

Görmezden geldiğinin gözüne sokulması, önemsemediğinin canını sıkması, itibara almadığının önüne konması da Allah Sistemi işlevlerindendir.

Hakiki manada Tekliği özümseyen işine gelmeyen konuda “Beni bağlamaz” diye sıyrılamaz. Tekse kim ayrı görebilir ki? Allah basiret vere! ÂMİN

DERİNLEMESİNE DÜŞÜNÜRSEN

“Ben yanlış yaptım, hata ettim” demek, arınma sürecini hem kolaylaştırır, hem de hızlandırır. Ne ki beşere en ağır gelen itiraf da budur.

İlim sizde “Hata ettim” itirafı yerine “Allah böyle diledi” veya “Bu imtihan” demeyi getirmişse ilminiz Firavununuz olmuştur. Allah korusun!

“Anlam Yükleme” ye sınır yok. Şeytani zekâ, buna bir alışırsa günahı normalleştirmek hatta sevap diye sunmak bile mümkündür. Allah korusun!

“Gözyaşı üzerine saadet olmaz” Anadolu İrfanının anlamlı bir sistem okuması. Dilediğinizi yapma hakkınızın olması; sizi bu işlevden korumaz!

Bir ömür hatta ebediyen üstüne negatif enerji salınsın, bütün pozitifini sömürsün istersen arkanda “Kırık Kalp”,”Mahzun Gönül” bırak…

Tercihiniz, hayata yeni atılan minik bir kulda ömürlük boşluk hissi doğuracaksa -ki doğurur- tercihinizi tekrar tekrar gözden geçirmelisiniz.

“Boşanmak; Allah’ın sevmediği bir Helaldir” {Hz. Muhammed as} Hem Helal hem de Helal kılan onu sevmiyor. Çok düşün. Derin düşün bu Hadisi.

Sorumluluk; etki ve tanınırlığa göre de artar, azalır. Bu nedenle vatandaşın hatası ile devlet adamının hatası aynı görünse de bir değildir.

Hiç bir şekilde kimse kimseyi kınamamalıdır. Çünkü kınama farkında olmadan “Allah’ım bunu bana da yaşat” duası etmektir. İster misin olsun?

Hak Görmek, Yorumsuz Seyir dut yemiş bülbül olmak değildir. Samimiyetle Sabrı-Hakkı tavsiye; Kardeşlik görevimizdir. Allah şaşırtmasın. ÂMİN

ESER VE SAHİBİ

Çiftçinin ektiği tohumun kalitesi, yaptığı ziraatın ciddiyeti hasat zamanı üründen bellidir. Havalar iyi gitmişken verim düşük ürün çürükse?

Her eser, sahibini yansıtır kaçınılmaz olarak. Resim ressamın, çiçek bahçıvanın, kitap yazarın, öğrenci öğretmenin aynasıdır. Kabul etseler de etmeseler de.

En leziz, en hafif, en hazımlı yemek; sahibinin içine gönlünü, kalbini, ruhunu katarak pişirdiği yemektir. Tatsız tuzsuzsa, pişiren bundan hariç tutulabilir mi?

İşine, sanatına, yayınına gönlünü katanın bulduğu karşılık; işini hesap- kitap ve menfaat gözeterek yapandan daima daha etkin ve ileride olacaktır.

Para ve reklamla çok satabilir, düşük kaliteyi bile pazarlayabilirsiniz. Zaman, kaliteleri çırılçıplak ortaya dökmekte pek bir hünerlidir…

Gayretine aşkını katanın ortaya koyduğu eser; sanat değeri taşısın taşımasın gönüllerde karşılık bulur. Çünkü gönülleri titreten en yüksek frekans Samimiyettir.

Yenilen yemek sonrası konukların bir kısmı mide fesadına uğramışsa bünyeleri zayıfmış demek yerine yenileni, içileni tahlil ettirmek en sağlıklı yoldur.

Hep aynı virajda, aynı kavşakta, aynı sıklıkta kazalar oluyorsa sadece uyarı levhası koymak yetmez; yolu mühendis nazarıyla yeniden ele almak lazımdır.

Giydiğin her pantolon hep aynı yerden sökülüyor ve patlıyorsa, kumaş kalitesi ve terziye bağlama işi. Az da dönüp kendine bak be güzelim…

Deprem korkunç görünse de hayatiyet enerjisinin depremle yeryüzüne çıktığı bilimsel gerçektir. Oturtamadığın olaylara böyle de bak olur mu?

BİR BEYİN İŞLEVİ

Her Beyin tanınırlığı, bilinirliği ölçüsünde diğer beyinlerle negatif- pozitif veri alış verişi içindedir, sistemin ve beynin doğası gereği.

Kitleleri; beyinleri dönüştürme gücüne sahip olanlar o beyinlerin hem destek hem de itiraz enerjilerine muhataptırlar. Çırılçıplak olarak…

Eskilerin “ŞÖHRET AFETTİR” sözü; ne adına olursa olsun şöhrete mesafe koymaları, beynin ve sistemin önemli bir işlevini fark etmelerindedir.

Beyin, birinin adı anıldığı anda onun beyniyle veri alışverişi kapılarını sonuna kadar açar. Bunu sınırlamak, durdurmak mı? Size sormaz ki beyin…

Siyasetçilerin yüz hatları kısa sürede çökme görüntüsü verir, dikkat ettin mi? Devlet işinden? Hayır, beyinlerin yıkıcı tepki enerjisinden!

Sevilen, gönle giren, samimiyet saçan için tanınırlık; diğer beyinlerden pozitif veri çekme sebebidir. Onların güvenini sarsmadığı sürece…

İnsanlardan size doğru negatif akım başladığında “Beni yanlış anladınız” demek sizi tatmin etse de insanları tatmin etmez, kötü akışı kesmez.

Üzerinize yoğunlaşan yıkıcı tepki enerjisini durdurma yolu “Bu benim tercihim, size ne?” demek değildir. Meydan okumak; meydanı okuyamamaktır!

Samimiyetle Özür Dileme, Helallik Alma; hayret verici biçimde akışı dönüştürür. Buna siz bile şaşarsınız. Kahrolası egonuz bırakırsa tabii.

Nefes alıyorsanız, henüz ecel gelmemişse hiçbir şey için geç değildir. Özür ve Helallik; yaşananın, yaşamın her aşamasında mümkündür.

İnsanlar sizi yanlış anlasa bile beklentiler doğrultusunda samimi beyan akışı değiştirir. Kamuoyunu yanlış anladığına ikna mı? Hiç deneme!

Sebep ne olursa olsun, hakkına girilen biri veya birileri varsa bilin ki kitlelerin tepki enerjisi de vicdanınızın iç kemirmesi de yakanızı bırakmaz!

Kitleyi yanlış anladıklarına ikna çabası; rüzgâra karşı tükürmektir. Yüzünün kirlenmesini istemeyen bunu yapmaz. Akışın tersine yüzülmez…

Her birim, tetiklediklerinden sorumludur. Dedikodu kadar dedikoduya sebep olmak da günahtır. İftira kadar iftirayı tetiklemek de günahtır…

En büyük korunma ve güven; beynin işleyiş biçimini bilmek, bildiğinin gereğince yaşamaktır. Korunanlardan olmak niyazı ile…