Değiniler- 87

Değiniler- 87

YAŞAMCA DUA

Peşine düştün de yetişemedin mi? Koştukça hırs yaptın, yoruldun di mi?  Bırak, dur öylece. Ters yöne koş hatta. Peşine düşecek göreceksin!

İlgini, sevgini boca ettin. Hürmette kusur etmedin; duvardan ses geldi ondan gelmedi mi? Ona “Sensizligi yaşat” bir süre. Korkma kaçmaz. Dene!

İstemek güzel de ego burnunu sokmasa. İstemeyi bırak desem, dua bırakılmaz mı dersin? Yoksa “İsteksizliğin de bir tür dua olduğunu” fark eder misin?

Allah için yaşayana; insanlığa koşturana Allah, istemeyi unuttuklarını da verirmiş. “Kendini verene; kendini verir” de derler ne demekse?!

“Ben Allah değilim ama Allah benim” demişti meczup Ceyhan Dede. Sonra da eklemişti: “Benimsedim Ya Hu, Onu benimsedim. Onun için benim O”

Allah’ı benimsedik mi? Kategorize etmeden sevebildik mi kulları? Fark gözetmeden koşabildik mi mahlûkata? “Fiili Dua” ne mi demiştin sen?

“Duan yaşamın; yaşamın duan olsun” demişti Vahdet Bey. Bu ne sırlı bir dua ah bilsen. Dilce dualar ettik, “Yaşamca Dua” da kolaylaşsın bize.

Oldurmaya çalışmayı dua mı sandın? Durdurmaya çabalamayı dua mı sandın? “Duası ile küfre, şirke düşenler de vardır” demişlerdi…

Bana düşen sadece dua etmektir. Söz, fiil, hal ve duruşla. Olur mu Durur mu umurum olmaz! Onun işine burnumu sokacak kadar cesur değilim…

Yunus, sırrı açık etmiş. Anlayanın duası yaşamı, yaşamı duası olur. Oku ve zevk et: “İstemenin hası istememek; Söylemenin hası söylememek”

ALLAH’I GÖRÜRCESİNE YAŞAM

“Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir” ayeti bir manada, “Gizlediğiniz her şey er geç açığa çıkar, önünüze ve ortalığa serilir” uyarısıdır.

Müslümanlar, bazı hesapların ahirete kalacağını düşünse de ben kendi adıma, yaşamımda hiçbir hesabın ahirete kalmadığına bizzat şahidim…

“İhsan; Allah’ı görürcesine yaşamak” diye tanımlanır. Hakikati mi? Açığa çıkınca utanacağın saklı şeylerin olmayacak şekilde yaşamaktır…

İtiraf; en hızlı dönüştürücüdür. Kime, kimlere yanlışın olmuşsa eğip bükmeden itiraf et. Ebediyen seni silseler de kazanan sen olursun…

İsevilerin günah çıkarmasını çok aşağıladık. Bir hakikati vardı aslında. Saygın bulduğun üst bilince yanlışını itiraf etmeyi denedin mi hiç?

İlim ve Hal olarak üstün bulduğun dosta yanlışını itiraf et. Rahatlayacaksın. Bu da bir af mekanizması da önyargılılara nasıl anlatırsın ki?

Duyulmasını istemediklerin, aynı zamanda vicdanından kaçırmaya çalıştıklarındır. Hesap sorucu vicdansa kaçırmak mümkün mü? Kandırma kendini!

İnsanı mahlûkata üstün kılan aklı, düşünmesi derler. Değildir. İnsanı üstün kılan hata yapabilmesi, günah işleyebilmesidir. Aramızda kalsın.

Büyük yanlış büyük yanışı, büyük yanış büyük pişmanlığı, büyük pişmanlık büyük farkındalığı getirir. Kınama, kardeşine dua et. Çabuk uyansın.

Hiç hata yapmayan insan; hiç gelişmemiş insandır. Hayatı, sistemi en çok hatalarımız öğretir. Umarım hatayı teşvik ediyor demez de anlarsın.

Sandığı kadar Allahı tanıyan; Andığı kadar Allahı tanıyan; Yandığı kadar Allahı tanıyan. Sananı, ananı dememişler de “Yananı, Görür Allah” demişler.

Arınmak da var; birilerini arındıran olmak da. İbret almak da var; aleme ibret olmak da. Hüküm hep Onunsa? Susup dua edelim kardeşlerimize.

MUCİZE, KERAMET

“Benim babam bi tane! Hele annem, melek melek” dedi çocuk. Çocuk için babanın her hali “Mucize” annenin her hali “Keramet” ti. Çocuk işte…

Ortaokul çocuklarını matematik profesörünün seminerine götürdüler. Önce bir şey anlamasalar da sonra bir fısıltıdır gitti: “İnsanüstü bir adam bu!”

Profesörün seminerinden çıkan muzip bir çocuk işi daha ileri götürdü; “Formüller ona yüce katlardan ilham olunuyor!” Dalga dalga yayıldı bu inanç.

Annede Keramet, babada Mucize gören evlenince anlayacaktı gerçeği! Ne ki büyüdüğü halde ana babasını öyle gören de vardı ve hep olacaktı…

Çocuk, mühendislik fakültesini kazanınca anladı matematik profesörüne formül ilham eden olmadığını. Bütün iş akıl ve çabadaydı. Semineri gülerek anımsadı.

Anne babayı insanüstü anlatanlar arasında biri “Abartmayın insandılar, görevlerini yaptılar” dedi. Ona vefasız, nankör vb neler demediler neler…

Gazi Paşaya dönemin yalakalarından biri “Atam siz bir dahisiniz” dedi. Paşa “Ben sadece fırsatları değerlendirdim” dedi. Deha işte o demekti.

Günün birinde İsa’nın gerçek bir babası olduğu, Musa ve kavminin denizi gemilerle geçtiği ortaya çıkarsa İseviler ve Museviler ne yapar bilmem. Ben sadece gülerim…

“Şeyh uçmaz mürit uçurur” avama etkin bi sistem kuralıdır. Mucize, Keramet, İnsan ve Doğaüstü görünen her yerde bu işlevdedir. Anladın sen!

Beşer “İçinden geçeni okuyan” a kendi gerçeğini tanıtandan daha düşkündür. İçini oku, parmağında oynat. Oynatan oynatana! Bu da bir sistem gerçeği.

Zenginler servetini “Akıl, çaba, gayret” diye açıklar. “Babamdan miras” diyeni hiç görmedim. Hazıra kondum dese ölür mü? Evet, egosu ölür…

Müslümanlara Miracın hakikati anlatılabilir mi bir gün? Kudüs üzerinden umre turları pek revaçtaymış. Ahhh Kudüs ahhh. Bir göremedim gitti.

Beni tanıyıp konuşunca hayalindeki yazar yıkılmış. Özür dileyerek “Vahdet Beyi yazan bu mu?” dedi. Evet dedim. “Oysa ben…” dedi. Anladım, hayalle gerçeği oturtamamıştı.

İyi ki bazı yöneldiklerimizin öz gerçeğini bilmiyoruz. Bilsek yönelebilir miydik? Hayalimizdeki suretleri yıkıldıktan sonra da sever miydik?

Çocukluktan olgunluğa ilerledikçe ne masal kaldı, ne efsane, ne de hayaller. Tatsız tuzsuz bir şey mi şu Hakikat dediğin? Sen de tat dilerim.

ANLAYIŞIM

Felsefe ve hayattan kopuk anlatımlarla işim yok. Tasavvuf anlayışım; yaşanabilir, anlaşılır bir tasavvuftur. Uçanın, kaçanın yolu açık olsun.

Sabrı ve Hakkı tavsiye esastır. Kimsenin hatasını örtme, süsleme veya ifşa derdim yoktur. Dilim döndüğünce Hakkı söylemeye çalışıyorum…

Öğretileni, bildirileni en aykırı kaynaktan da okuyacak cesaret ve gönül genişliğine sahip değilsek birbirimizi yorarız. Yormayalım olur mu?

Aklı mantığı birine teslim etmeye razı olmadığım gibi üst bilinç sahiplerini çizmeye de razı değilim. Düşünürüz, düşündüreni sever, sayarız.

Çağdaş insanın en büyük yanlışı “Biliyorsam hallederim” yaklaşımıdır. Bu iş sadece bilgi değil olgunluk, tecrübe, basiret ve firaset işidir.

Annelik hakkında tonla kitap oku. Doğurmadığın sürece cahilsin. Nefs Terbiyesi hakkında binlerce fikir al. Terbiye edilmedikçe gafilsin.

Niyazım o ki; birbirimizi İman Samimiyeti ve İnsan Sevgisi ekseninde anlayıp değerlendireceğimiz huzurlu bi hayat nasip olsun hepimize. ÂMİN

EMPATİ

Derdi olana, sıkılana, bunalana empati kurmak pek zor değil. Peki, taşlanana, insanlar huzurunda yerin dibine geçirilene empati kurmak?

Hayatının en ağır sınavını yaşayanın tüm çevresi bir anda etrafını boşaltıp uzaklaştığında yanında durabilecek empati anlayışı kaçımızda var?

İbret olan, dile düşen kendi cihetinden elbet sorgulayacak. Peki biz sorduk mu kendimize, bu sahne bize niye gösterildi? Murad-ı İlahi ne?

Grup aidiyetin veya benimsediğin anlayış sebebiyle yan yana gelmek bile istemediklerin hala var değil mi? Onlarda kendini seyreden kim sahi?

Maktule empati kolay peki ya katile? Tecavüze uğramışa empati kolay peki ya tecavüz edene? “Allah belalarını versin” mi dedin? Maşallah…

Özgecan’ın ailesi kızlarının katili hapiste öldürülünce “Allah ana-babasına sabır versin” diye dua etmişti. Şaşırmıştık. Gördün mü empatiyi?

Pik noktada cesur hakikat açıklamamı sindiremeyip Şeytan diyen, aynısını benden sonra söyleyeni rt ederken ne hissediyorsun? Ne değişti ki?

Geçen yıl sırf birine uyma adına takibi bırakan dostum için rahat mı? Vicdanın? Grup aidiyetinle tatmin oldun mu? İlimmiş! Sevsinler ilmini.

Grup aidiyetini mi korudun, emre mi uydun, yoksa farkında bile olmadığın egonu mu tatmin ettin? Münker- Nekir grup sorar? Grup kurtarır? Ha?

“Allah İlmi” veya “İlim öncüsüne uyma” adına ego tatmin ederek insan dışlayan! Sana hakkımı helal etmiyorum! Vicdanî sancın seni bırakmasın!

Bir grup kafasına göre konforunu zedelemeyecek din veya tasavvuf uydurabilir. Resulullah’ın (sav) dini de yolu da bellidir. Biz onu biliriz.

Empati, sözde. İlim, sözde. Benliği aşmak, sözde. Fiil? Yaşam? Uygulama? Örtü altı gerçek? Vicdanın? Kandırma kendini de yol yakınken uyan!

Dışladığın kadar dışlanmadan, aşağıladığın kadar aşağılanmadan, sırt döndüğün kadar sırt dönülmeden ölmeyeceksin! İşte acı sistem gerçeği!

Tarih boyunca dünyada en aşağılanan millet Yahudiler. Kendilerini özel ve herkesten üstün saymalarının rolü var mı? Sende bu huy yok di mi?

Empati ve İlmi yaşamanın gerçeği? Etraf ve grup kaygısı olmadan Vicdanının sesine uymak! Yapabilene aşk olsun. Yapanın aşkı daim olsun. ÂMİN

İNANÇ VE REALİTE

Komşuluk ve Komşu Hakkı kavramı fiilen hayatımızdan çekildiği halde dini, milli değerler adına bunu niçin sık sık konuşur, gündem ederiz?

Modern yerleşim biçimi, hayatın doğal akışı komşuluğu bitirmiş, ilişkileri farklı mecraya çekmişse komşudan sorumluluk nasıl yorumlanmalı?

Alt kattan her gece kavga, gürültü taşıyorsa, ben de duyuyorsam onların huzurundan da sorumlu muyum? Sana ne, hane hürriyeti var derlerse haddi aşmış mı olurum?

Komşuluk hadisleri beyan edildiğinde apartman yaşamı yoktu. Kent gelişimi de yoktu. Buna göre hüküm yeniden ele alınıp revize edilmeli mi?

Apartman önüne ambulans gelmedikçe hangi dairede hasta var bilmiyorum. Sanırım sen de aynısın. Modernite içinde komşuluk nasıl canlandırılır?

Hayatın doğal akışı bazı hükümleri uygulanır olmaktan çıkarmışsa, bu inanç ve insanlık adına eksiklik midir? Normal mi görülmelidir?

“Şapka Kanunu” hala yürürlükte biliyor musun? Memur, Milletvekili, Yargı mensubu takmak zorunda. Takan var mı? Hayat akışı kanunu yok etti ama metni hala duruyor.

Tıpkı şapka vb bazı yasalarda olduğu gibi hayat akışının kaldırdığı veya yönünü değiştirdiği bazı hükümler, inanç alanında da olabilir mi?

Komşu hakkı deyip hükümler sıralayabilirsin. Apartmanında uyguluyorsan ne âlâ. Yok, sen de bu konuda benle aynıysan gerçekçi mi bu yaptığın?

Dini bazı hükümlerini biraz edebiyat biraz nostalji adına dilimize dolamıyor muyuz? Yaşanmayanı dillendirmesek kim söyler, kim yazardı acep?

Son zamanlarda beni fazlaca realist bulan dostum “Maddeci bir yaklaşıma kayıyorsun” dedi. Sağ olsun kibardı. Raydan çıkıyor gibisin demedi.

Birleştirilmesi emredileni ayırdılar. (Bakara 27) Kimler, neyi ayırdı? Madde-Mana? Hayat-İnanç? Birleştirebilir miyiz? Kolaylaşsın dilerim…

SÜNNETULLAHI OKUMAK MI?

Sol yaka cebindeki mendil erkek şıklığına zarafet katar. Ceket değişene kadardır hükmü. Gardıroba girdiğinde ne ışıltı, ne ilgi, ne zarafet.

Batağa saplanan mümkünse kıpırdamadan dursun bir süre. Çırpındıkça batma girdabından korunmak için. Genellikle de duramaz ve çekilir diplere…

Bir numaraya yakınlık caziptir. Etraf halef görmeye başladı mı değişir işin rengi. Bir ortak kabul etmez. Yeltenen harcanır bozuk para gibi.

Fırına ekmek süren işçi cehennem yaşar her an. Fırıncı para, müşteri taze ekmek peşinde. Hamurla kavrulan ezik buğdayı, yanan suyu kim duyar?

Kış günü vadiden haykırarak geçmeye kalkanların üstüne kopar çığ… Yuvarlandıkça büyüyen kar öbeklerini kim durdurabilmiş?

Birinin ümüğüne çökmüşsen can havliyle yapacakları hiç belli olmaz. Yüzüme tükürdü, tırmaladı mı dedin? Ümüğüne çöküp bi de şikâyet mi?

Hazmı bozulan, bir süre çıkarır içinde ne varsa. Bu kaçınılmaz. Ortalık kötü koktu diye telaşlanma bekle, hepsi boşalınca zaten tükenecek…

Türklerin değişmez savaş taktiği Hilal. Geri çekil, içeri al ve gelsin zafer. Dedikodu ve iftiraya uğrayan bunu uygulasa kıyamet mi kopar?

Mevsimle, iklimle itişilmez. Sadece uyum ve korunma önlemleri alabilirsin. Soğuğa, sıcağa lanet okumakla dönüştüklerini kim görmüş?

Kurutma makinen yok da balkona çamaşır asıyorsan, sapık bakış ve tuhaf fısıltılarda olacaktır. Rahatsız olacaksan az ye de kurutma makinesi al…

Merkeple yük taşınan köye jiple girmişsen, peşine takılan çocuklara kızma. Hatta gece atılan çiziklere, yarılan lastiklere de. Sen yaptın!

“Sünnetullahı Okumak” ne süslü laf di mi? “Beyin İşlevlerini Kavramak” daha da fiyakalı… Ya uygulamak? Hazmıyla kolaylaşsın hepimize. ÂMİN

BİLGİ VEYA SAHİBİNİN SESİ

Size ulaşan her bilgi, sahibinin asıl niyet ve yaşam enerjisini de beraberinde getirir. Bundan korunmanız neredeyse mümkün değil gibidir.

Salt bilgi, orijin tespit, bağımsız teşhis, objektif yaklaşım etiketleri koyun gütme araçlarıdır. Sahibinin niyetinden arınmış bilgi yoktur.

İnsanlar yalan yanlış bilgiyle değil doğru, güvenilir, delile dayalı, kaynaklı bilgiyle kandırılır ve saptırılırlar. Ruhları bile duymadan.

“Söylediği sırf ayet. Anlattığı sırf Hadis. Ne yani, ona da güvenemeyecek miyim?” Ne niyetle anlattığını sezecek basiretin var mı?

“Bana lazım olan ilmi. Alır değerlendiririm, yaşamı, niyeti beni bağlamaz!” Bağımsız, Özgür ve Çağdaş Safım benim, saflığın ne güzel senin!

Bilgi kaynaklarınızın doğru söylemeleri kadar Hakkı söylemeleri, Hakkın Kulluğu niyetiyle, Hakça Yaşam içinde söylemeleri de önemlidir…

Her su, doğduğu mağaradan izler, çıktığı topraktan mineraller taşır içinde. Bilgi de öyle. İnan öyle. Kafan karışmasın. Bir sistem realitesi bu…

Ve şunu hiç unutma! Hiç kimse salt “Hakkın” sesi değildir. Herkes ya “Kendinin” ya da “Sahibinin” sesidir. Hakkın sesi sadece Vicdanındır…

Yayılan her bilgi, muhatapta belli bir algı oluşturma amacı taşır. Kimse babasının hayrına bilgi yaymaz. İşte o amaç; bilginin enerjisidir.

“Bilimsel bilgi objektiftir.” Sen öyle san! Umuyorum ki hangi mutfakta hangi algıyı oluşturmak üzere pişirildikleri de yakında ifşa olacak!

Kur’an’la bayılan var, uyanan var, sarhoş olan var hatta Allah için (?) adam vuran var! Kur’an tamam. Okunma niyeti? Anladın mı şimdi beni?!

“Bilgilendikçe uyandım.” Hayır, daha uyanmadın. Esas uyanışın; sana ulaşan bilginin hangi algının eseri olduğunu anlayınca olacak. Selam ile.

GÖRDÜKLERİM

Otobüs kaptanı ve muavinlere mola yerinde donatılan mükellef masa ücretsizdir. Yolcu getirdiler diye. Yolcularsa her şeye para öder. (…)

Toplumun gözü önünde dolanan bazı tipler bedava giyindirilir mağazalar tarafından. Nasılsa onlara odaklı kitle mağazaya gelecektir. (…)

İlaç mümessili ile doktor kar payında anlaşmışsa işlem tamamdır. Hastaya ne bundan? Reçete istedi de yazmadılar mı? Daha ne? (…)

Fakirin çocuğu bahçeden incir çalmışsa ayıp, günah, yazıktır. Bak sen terbiyesize! Ağanın oğlu çalmışsa? Canım çocuktur, durma üstünde (…)

Hoca merhuma kadınların ortalıkta sakız çiğnemesini sormuşlar. Ayıptır demiş. Senin hanım da çiğniyor denince Ona yakışıyor demez mi? (…)

AMAÇ NEYDİ BİZ NE YAPTIK?

Kendi kitabını okuma rehberi Kur’an verdiler eline. Daldı mı içine! Mana kuyularında kaybetti kendini. Hani Kendi Kitabını okuyacaktı?

Resulullah (sav) Özün, tanı dediler. Bi tutuldu mu! Muhammedi övmekten beri gelemedi. Asıl Resulü; Vicdanı ne zaman tanıyıp değerlendirecek?

Asrı Saadet demişler Seyir Deşifresine. Izleyip kendi gidişatını deşifre edecekti. Sahabe hayatına kapılmaz mı? Hani kendi seyrini deşifre?

Hakikatini hatırlamaktı Zikir. Tefekkürü açardı. Parmak zikrine bi sardı mı! Oldu sana makine! Nere gitti tefekkür? Nerede kaldı hatırlama?

Yol selameti içindi Tasavvuf Kavramları. Trafik levhası gibi. Büyüsüne kapılınca kavramların, yol gitmeyi unuttu. Molada uyuyan şoför gibi.

Gönle Ayna olarak çıkmıştı Üst Bilinçler ve Ehlullah. Ayna cilalamaktan bakamadı hiç Gönlüne. Ehlullahı anlamak, sözler kopyalamak mıydı ki?

Ezber Duaları, teheccüt- tesbih namazları vardı. “Onlar herkesin salâtı. Sana özel salâtın hani” dedim. Sapık gözüyle bakıp hızla uzaklaştı.

Orucu sadece yeme- içmeden kesilmek; Salâtı sadece bilinen vakit ve uygulamadan ibaret anladık ya! İşte biz o gün intihar ettik dostum.

Hakikati, ezeli- ebedi gerçek akışını 571 ile 632 arasına kilitledik ya! İşte biz o gün topluca gözlerimizi yumduk, dünyaya kör olduk dostum.

Çok şey söylemek var da merhum Osman hocam “Çadırın Direğini yıkma!” dedi. Fincancı Katırlarını ürkütmemeli. Kendini Oku, kendini!

KORKU BALONU; ÖDÜL HAVUCU

“Yemeğini bitirmezsen büyuyemezsin” dedi anne. Gerçekten büyüyemez miydi, yoksa tabağı bitirtmeyi amaçladı da korkuyu mu kullandı?

Anneler neden çocuklarına tabağını bitirmeni istiyorum demez de büyüyememe sopasını gösterir? Neden bi tabak yemek için yalan söylerler?

Eğitim subayı erleri gevşek görünce hafta sonu iznini iptal tehdidi savurdu. İptalden kârı mı var? Amaç izin iptali mi eğitim kalitesi mi?

“Fesat çıkarana can yakıcı azabı müjdele!” Cibilliyeti bozuk zaten fesat çıkaracak. Hitap ona mı, fıtratı sağlam olana mı? Ve niye korkutma?

“İyi işler yapanlara gelince… Bahçeler, köşkler, şaraplar vs” Amaç yaşarken iyi iş yaptırtmak mı, öldükten sonra hediyelere boğmak mı?

Seçilmişlerden bahsedilir inanç metinlerinde. Maksat; öne çıkanları parlatmak mı, bilinç gruplarını idol etrafında tutup çarkı işletmek mi?

Sırat kıldan incedir, hem dahi keskincedir/ Varıp onun üstüne evler kurasım gelir. {Yunus} Şatahat mı, korku balonlarını patlattım ilanı mı?

“Dünyâ diyerek geçme sakın, burdadır her şey/ Mîzân ü sırât’ı mutlaka orda mı sandın” Koca Kenan Rifai hepsi burda diyor. Ahiret yok mu ne?

Dünya vü ahiret perdesin,ardına atar cümlesin/Kor masiva eğlencesin,eğlencesi tevhid olur {Mısri} Dünya ahiret perde,iş yırtınca mı başlıyor?

Korku balonu, Ödül havucu güzeldi. Balon patladı, havuç çürüdü, boşluk ki sorma. Yalanına kurban olduğum anam tabak bitmedi ama büyüdüm bak!

Keşke korkutsan beni yine. Keşke ödüller sıralasan. Ne çok isterdim. Ninnilerle uyumak güzeldi annem. Bi kere uyanana geceler haram dediler.

NE VERDİN Kİ NE ALASIN?

Kayıtsız şartsız sevgi ve teslimiyetle yaklaşamadıklarınızdan size karşı kayıtsız şartsız samimiyet ortaya koymalarını beklemeyiniz.

“Niye ondan yeterli ilgiyi göremiyorum?” der Cahiller. “Ona ilgimde nereyi boş bıraktım ki yansıması bu oldu” diye sorgular Fark edenler…

Müşteriyi velinimet bilen esnaf; imamla asrı saadet, akşamcıyla şarap sohbeti yapabilendir. Kısa metrajlı düşünen bunu münafıklık sansa da.

Yanında insan bırakmak istemiyorsan herkese doğrularını dayat. Hızla yalnızlaşırsın. Şeytanın da “Allah yalnızları sever” diye alkış tutar.

Sana kendini vermesini istiyorsan ona kendini ver. Onu kendine göre biçimlendirme isteği ve kendini versin beklentisi mi? Kesinlikle olmaz!

Sevdiğin zaman içinde senden aşama aşama uzaklaşsın istersen ona prensipler, kurallar ve ilkeler dayat. Köle- Efendi ilişkisine sevgi mi diyorsun?

En aksi insanı bile hamur gibi yoğurup mum edenin formulü nedir bilir misin? Hiç hayır dememeleri ve hep sen bilirsin modunda yaşamaları…

“Hep ‘Sen Bilirsin’ dersem kendimi köle gibi hissederim. O da başıma kral kesilmez mi?” İşte bu kafa, sırrı anlamamış kafadır. Sır ne mi?

Samimiyetle “Sen bilirsin” diyene “Emret Sultanım” derler. Hayır, demeyene “Lütfen söyle sana uyalım” derler. Anlayabilsen cennetti hayatın!

Hiçbir şeye itiraz etmeden ne önerilirse uyan bi yaşam sürmüştür merhum Osman hocam. Nihayetinde hep ona uymuşuzdur. Sezdin mi sırrı?

Başı dik, meyvesiz ağaçlar şehirden uzak mezarlıklarda. Meyvelerle eğilmiş ağaçlar, özenle korunmuş bahçelerde; evlere ve insanlara yakın.

Deniz ölüyü üstünde taşır, diriyi boğmak ister. Nefs sıfatlarını öldür ki hakikât sırları denizi seni üstünde taşısın {Mevlana} İşte budur.

Cenaze, beni omzunuzda taşıyın dedi mi? En başa konmayı, önünde hürmetle durulmasını istedi mi? Niye ona azami özen gösterilir o vakit?

Teslim olan, teslim alır. Sır budur. Teslim alayım diye teslim olan değil beklentisiz teslim olan teslim alır. Ona “Selam” açılmıştır çünkü.

Yumak’ın mama kargosu gecikti diye öte mahalleye koştum bu akşam. Mecbur muydum? Bacağıma dolanması, kucağımda uyuması mecbur olmama yetti.

“Aranızda selamı yayın” {Hz. Muhammed sav} Sadece selamlaşın mı buyurdu? Teslimiyeti hal edinip yaşayın mı dedi? Hazmıyla Kolaylaşsın. ÂMİN