Değiniler- 89

Değiniler- 89

SINAV VE KARDEŞLİK HUKUKU

Sizin daha önce geçtiğiniz ateş vadisine dostunuz bilmeden koşuyorsa önüne çıkıp onu durdurmak vazifenizdir. Bu onun, sizdeki hakkıdır…

Çocuk uçuruma koşsa “Yorumsuz izle” denir mi? Yaşı ne olursa olsun, tecrübe etmediği konuda insan, tecrübeliye nispetle daima çocuktur.

Kibriti, bıçağı ele geçirip oynamaya başlayan çocuğun nazına da zırlamasına da bakılmaz. Kalbini kırma pahasına onlar elinden alınmalıdır…

Sınav süreçlerinde yananlar sonradan şunu itiraf etmişlerdir: “Rabbim bana kullarından seslendi ama ben duymak istemedim.” Sarhoş duymaz ki.

Gidişatınızın benzerini yaşamış insanın önerilerine kulak vermelisiniz. Aklınıza yatmasa da. Çünkü bu sizin için köprüden önce son çıkıştır.

Dostumun ateşe düşüp gözümün önünde yanıp tükenmesindense; onu kırma pahasına yolunu keserim. Ömür boyu bana küsmesi pahasına olsa da!

Tecrübe; tünele tutulan projektördür. Ne var ki insanoğlu; gözlerini yumar ve illa kendisi deneyimlemek ister. Bile bile lades denir mi?

Ocak söndüren, insanı yakan süreçler, tarafların “İyi Niyet” ve “Sevgi” si ile start alır. Şeytan kancasıdır İyi Niyet ve Sevgi. Duydun mu?

Bilinçaltı kayıtlar, bastırılmış duygular, kemikleşmiş algılar, doymamış arzularını tanıyamayanı şeytan “Hak Yoldasın” diyerek gaza getirir.

Aklı örten süreçlerde insan, mıknatıs önündeki demir tozu gibidir. Çekimden kurtulmak zordur. Çekim bittiğinde ne mi olur? Elde var Hüzün…

“İnsan insanın zehrini alır.” Aklı, duygularıyla örtüleni yalnız bırakmayınız. Uyandıran samimi dostun desteği Allah’ın Kudret eli gibidir.

“Allah’ım, göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa beni benliğime bırakma” duasının canlı numunesidir Samimi Dost. Değerlendirene selam olsun.

YOLCULAR

Yolcular, hostes, muavin ve şoför kavramları otobüstekiler için geçerlidir. Özel aracı ile seyahat eden için değil…

“Canım sıkıldı sağa çek hava alıcam” deme hakkı yoktur otobüsle gidenin. Özel araçtaki öyle mi? Dilediğince yol alır, dilediğince dinlenir.

Tarifeli seferlerden seçmeye, bilet almaya, terminale gitmeye mecburdur otobüs yolcusu. Özel aracı olansa aklına esti mi çevirir anahtarı.

Şehirlerarası seyahat acenteleri konforlu, güvenli, kaliteli yolculuğun kendilerinde olduğunu reklam eder. Özel Uçağı olan işitir mi bunu?

Yolcu, bütçesine göre vasıtasını en iyi görme eğilimindedir. Trendekine göre en iyisi tren, otobüstekine göre en iyisi otobüs. Yoksa yolculuk azap olur…

Kara, deniz, hava yolculuğu imkânlar- tercihler sunar insana. “Herkes seçmekte serbest” dense de seçimin bütçeye göre olduğu bir realitedir.

Kimileri uçarken çoğunluk niye otobüse, trene mahkûm sorusu duyguları okşasa da reel dünyada hiç bir geçerliliği yoktur. Kuru avuntu sadece.

Sabahları aynı duraktan otobüse bindiklerine bir gün “Şükür araç aldım, sevincimi paylaşıyorum” deme sakın. Kıskançlığı uyandırmış olursun!

“Bindin mi usta şoförün aracına binecek, köklü firma seçeceksin” modunda konuşana “Aracımı kullanıyorum” deme, bunu kavramak istemeyecektir.

“Dünyada bir garip veya yolcu gibi ol.” “Allah’a giden yollar nefisler adedince” buyurmuş Evrenin Kalbi. Hepinize iyi yolculuklar dilerim.

İKİ BİLİNÇ GRUBU

Âdemoğulları; İşleri Allah’a bırakan bilinç grubu.
İsrailoğulları; Hiçbir işi Allah’a bırakmayan bilinç grubu.

“Besmele” nin ilk kez Hz. Süleyman tarafından telaffuz edilmesi; İsrailoğullarından Süleyman’ın çağının en güçlü Kralı olması nedense tefekkür edilmemiştir.

Süleyman’ın mektubunun başında Besmele gören Belkıs “Buna savaş açılmaz, helak oluruz” deyip teslim bayrağı çekmişti. Nasıl bir etkidir ki Besmele?

Besmele çeker Âdemoğulları.
Besmele yaşar İsrailoğulları.

Salgın Hastalıklar için mabetlere kapanıp dua eder Âdemoğulları.
Salgın Hastalıklar için laboratuara kapanır aşı icat eder İsrailoğulları.

Âdemoğulları kavramını ezberimizdeki Âdem’den; İsrailoğulları kavramını ezberimizdeki Yahudi’den bağımsız okuyabilsek neler açılırdı neler…

BENİ ÂDEM- BENİ İSRAİL geçen ayetleri inceleyiniz. İki bilinç grubudur insanlık içinde. Yahudilere olayı kilitlemeden inceleyen çok şey görür.

İSRAİL kavramının “TANRI İLE GÜREŞİP ONUN YENEN”, ÂDEM kavramının bir manada “AN’I KAÇIRAN” anlamına geldiğini hatırlatmakla yetiniyorum…

Besmelenin Ruhu: http://mehmetdogramaci.com/2016/10/insan-besmelenin-ruhu/

GERÇEĞİN PEŞİNDE

Düşünürler kitlesel tepkiye rağmen niye görüşlerinde ısrar eder? Keşfedilen hakikat su yüzüne çıkarılmalıdır. Hazine için dip, göze alınır.

Yüzlercesine ders vermiş hocaya sordu “Ömrünü verdin, geçip gittiler. Kaçı değerlendirdi ki?” Hoca “Bir tane çıkacaksa binlercesine değer!”

“Görüşlerin o konuda bilinenlere ters. Niye ısrar?” diye sordular. “Şimdikiler reddetse de gelecektekiler değerlendirir. Tohum ekmeyelim mi?” dedi.

- Bildiğinden aşırı eminsin. Gücü nereden alıyorsun?
- Özümden. Hakikat açılınca böyle oluyor.
- Ya, yanılıyorsan?
- Yanılmadığımdan eminim.

- Yanılmadığından bu kadar emin olmak? Fazla özgüven değil mi?
- Değil. Uğruna yıllarını vermiş, beynini zonklatırcasına düşünmüşsen hiç değil.

- Aramak ve bulduğundan emin olmak? Ya değilse?
- Kan ter içinde derin kazılar yaparak maden arayan, damarı bulduğunda acaba der mi?

En özel, en nadide, en orijinal gerçekler; en zıt, en ters, en uç noktadan konuya bakabilene açılır. Ana yoldan çıkma cesareti ister sadece.

İman paketli Küfrü; Küfür paketli İmanı, Dalalet giyinen Hidayeti; Hidayete bürünen Dalaleti sezecek basiretin yoksa sakın anayoldan çıkma!

Düşman gösterilende Dost; Dost gösterilende Düşman potansiyeli görmek seni sarsacak ve üzecekse sakın kervandan ayrılma. Kervan emniyettir.

“Bak” denene baktık “Bakma” denenden sakındık hep. Esas Resim, tam aksini yapınca çıktı tüm berraklığıyla. Nasiplisine kolaylaşsın dilerim…

EN BÜYÜK HİZMET

Bir insanın insanlığa yapabileceği en büyük hizmet kendini yetiştirmesi, geliştirmesi, dönüştürmesidir. Bu, kendiliğinden insanlığı etkiler.

Ağaç, kuşlar yuva yapsın, birileri gölgelensin, tabiata oksijen saçılsın diye büyümez. Ağaç büyüdükçe bunların hepsi kendiliğinden oluşur…

Yakınlarımızı dönüştürme çabalarımızla ne çok zulmettik kendimize! Dönüp kendimizi dönüştürsek zorladıklarımız zaten olacaktı kendiliğinden.

Görüş alanıma giren her sahtekârlık, umursamazlık, yalan, haksızlık ve zulüm titretir içimi. Bunlar bende olmasa görüş alanıma girer miydi?

Birine “Giydiğin çok yakışmış, enerjin çok güzel” demenin etkisini gördünüz mü? Onun hoşnutluğu bir yana, bana kattığı enerji? Muhteşemdi…

Çilesi altında ezik karamsar bir ruhu dinlediniz mi? Hele bir de size açılırken ağlamışsa. Kendi rahatladı. Ya beni rahatlatışı? Muhteşemdi.

Yüze karşı övmekle yalakalık, ego beslemekle iltifat karıştırılıyor. Güzel iş yapanı taltif edin. Gülümsemesini izleyin. Muhteşem oluyor.

Günümüzde insanların en çok ihtiyaç duyduğu; Sırrını saçmayacak, kınamayacak, sonuna kadar dinleyecek samimi bir gönül. Niye sen olmayasın?

İnsanlara, kusurlarını kınayarak baktığım dönemde bana hep negatif saçtılar. Bariz güzelliklerini takdir ettiğimde pozitif beslediler beni.

Hayra, İyiye, Güzele teşvik ve taltif öncüleri olmaya var mıyız? İnsanlar için mi? Kendimiz için. İnsanlar zaten sebeplenecek kendiliğinden.

Sizlerden iyiliğe çağıran, doğruyu emreden, kötülükten alıkoyan önde gider bir topluluk bulunsun! İşte arzularına erecek olan onlardır.(3/104)

Kim Duasının kabul olmasını istiyorsa zorda olan bi kardeşinin sıkıntısını gidersin. {Evrenin Kalbi sav} Bunu yaşamak kolaylaşsın hepimize.

VERMEK, PAYLAŞMAK VE İNFAK

“Paylaşıyorum” Benim olanı (?) bölüp sana veriyorum diyorsun. Hem de “Karşılıksız” öyle mi? Karşılık bekleyebilirdim ama beklemiyor, bak lütfediyorum (?) mu demek istedin?

“Veriyorum” Verdiğinin farkındasın epeyce maşallah. Senin (?) olmasa verdiğini de fark etmezdin. Demek senin (?) ki Veriyor lütfediyorsun…

Vermek de Paylaşmak da “Ben”den “Öteki” ne doğrudur. Hani benlikten geçecektik? Hani Öteki hiç yoktu? Ne iş?!

Vermenin asil bir ruhla olanı nasıl mıdır? Annece vermek. Anne, süt verirken, uykusunu bölerken ne paylaşma ne de verme hissinde.

Kusura bakma dostum. Paylaşma veya Verme hissiyle verdiklerinin hiçbiri İnfak değil. Kendimizi kandırmayalım. İnfak başka bir şey…

- İyilik ettiğinden nankörlük görsen bozulur musun?
- Evet, nankörlük kötüdür.
- “Ben”siz verseydin nankörlük edilse de görmezdin.

Hiç, bir ağacın üzerindeki kuşlara “Size dallarımı paylaştım, üstüme yuva yapmanıza izin verdim” dediği duyulmuş mudur?

Irmaklar akar akar akar. Hangi ırmak suladığı tarlaları, yeşerttiği bahçeleri hesap etmiştir? Irmaklar akar akar akar…

Çiçekten öz alan arı eziklik hisseder mi? Nehirden su içen hayvan borçluluk duyar mı? Yardım edilen kardeşim, sakın ezilme. Senden sanadır. Ye, iç gözün aydın olsun.

Muhtaca yolladığı paraya not eklemiş: “İyi ki varsın, iyi ki kabul ettin kardeşim. Yükümü aldığın için teşekkür ederim. Hakkını ödeyemem!”

İftara misafir almış. Giderlerken hediye paketi verip “Ecdat, diş kirası der. İyi ki geldiniz” demiş. Hem yedir, hem yedi diye hediye ver!

“Verme” hissinin gizli benliği ve “Paylaşma” fiilinin örtülü kibrinden uzak İnfaklar, İkramlar, Bağışlar nasip olsun hepimize en güzelinden.

Bak Dostum, Veren nasıl vermiş https://www.youtube.com/watch?v=ZDWihAO1loI

ANLADIM

Anladım; kafa karışıklığı istemiyor Ademoğlu. Benimsediği yoldan yürümek, alıştığı kulvarda dolaşmak en büyük zevki. Dışına hiç çıkmadan…

Anladım, direksiyona geçmek istemiyor Ademoğlu. Otobüsle seyahati; arada uyumayı, camdan etrafı seyri güvenli buluyor. Sorumluluk almadan…

Anladım, derin sorgu istemiyor Âdemoğlu. Acabadan, öyle değilseden korkuyor. Hayal kırıklığındansa hayale razı. Gündüz rüyasından uyanmadan.

Anladım, askeri eğitim istiyor Âdemoğlu. Ritüeli, tekrarları olsun da gerçek açılsın diye. Serbestliği risk görüyor. Dairesinden çıkmadan.

Anladım, benimsediğini seviyor ,benimsemediğini çiziyor Âdemoğlu. Sevdiğinde negatif, Çizdiğinde pozitif görmemesiye… İnsafa kapı açmadan.

Anladım, farklılığı küfür, bilineni şükür sayıyor Âdemoğlu. Farklılığı Şeytanî, aynılığı Rahmanî bilerek. “Ezber Kavram Putu” nu sarsmadan.

Anladım, pahası olan özgürlüğü, bedelsiz güdülmeye satıyor Âdemoğlu. Sürüye özgürlük, çobana kahramanlık yükleyerek. Güzergahtan sapmadan.

Anladım, çoğunluğa yapışmayı, güce yaslanmayı seviyor Âdemoğlu. Azınlığa düşmeyi, muhalefeti kayıp sayarak. Tutunduğunu hiç bırakmadan.

Anladım; tersine hakikat söyleminden ürküyor Âdemoğlu. Firavunda Musayı Musada Firavunu görmektense efsaneye razı. Kıssalardan hiç kopmadan.

Anladım; yıkımsız hafriyat, tapusuz inşaat istiyor Âdemoğlu. Kıldan kolanlar, çöpten kirişler üstüne. Örümcek misali. Yerinden kımıldamadan.

Anladım; suyuna gidilsin, tasdiklensin, taltif edilsin istiyor Âdemoğlu. Aşk mumlarında sevda kadehleri patlatarak. Güneşe gözü kısılmadan.

Anladım; anlam yüklemeyi, anlam üretmeyi seviyor Âdemoğlu. Anlamsız bir hayatı alabildiğince süsleyerek. Varlık elbisesinden hiç soyunmadan.

Anladım; bildirilene inat bildiğinden şaşmaz Âdemoğlu. Bildiğince okur hayatı. Zaten bilene bildirme gafletine düştüğüm için özür dilerim.

ALLAH’IN BENİ AFFETİĞİNİ NASIL ANLARIM?

- İşlediğim kusur, yaptığım hata veya günah hususunda Allah’ın beni affettiğini anlayabilme imkânım var mı?
- Tabii ki. Kolay bir gözlemle.

- İçsel olarak hisseder, affını anlarsın demedin. Gözlemle dedin?
- Evet, gözlemle, iyi bir gözlemle o konuda affedildiğini anlayabilirsin.

- Affedildiğimi anlama ve gözlem. Biraz açsan!
- “Sanık” konumundan “Tanık” konumuna geçmişsen affedilmişsindir. İşte bunu gözle.

- Örnekle açsan. Sanıklığın Tanıklığa dönüşür?
- Vaktiyle adam yaralamış biri. Tövbe etmiş. Şimdi kavga sahneleri karşısına çıkıyormuş.

Önceleri anlayamamış. “Tövbe ettiğim sahne niye ikide bir önüme niçin çıkar? Niye bitmez bu sahne demiş. Sonra şıp diye çözmüş olayı.

Önüne çıkan kavga- tartışmalarda ona “Barış Elçiliği” düşmüş. Yaralama- darpların önüne geçmiş. Hepsini bir bir kucaklaştırmış.

Vaktiyle adam döven, darp eden, bunları önleyen konumuna geçmiş. Nerede bir tartışma varsa aranan iyi niyet elçisi haline gelmiş.

- Eeee? Sanığın Tanığa dönüşmesini tam anlamadım.
- Kafan kalın veya jeton kaç köşeli desem kızar mısın?
- Ne dersen de de iyi izah et!

- Yaralayan, döven kişi vicdanında sanıktı?
- Evet.
- Kavga önleyen, barıştıran olunca?
- Olayın Tanığı ve Çözüm Odağı oldu.
- Anladın?

- Süper anladım. İşlediğin hata- günahta, önleyici ve dönüştürücü olabiliyorsan affedilmişsindir.
- Aynen.
- İyi de bu dışşal değil mi?

- Hayatı ve hakikati iç dış diye bölmek nasıl bir hastalık?
- Kızma tamam, sadece sordum.
- İçi dışı yok dostum, Hayat da Hakikat de TEK!

- Anladın?
- Yanlış, kusur, günah konusunda önleyici- dönüştürücü olmuşsam, affedildim.
- İşte bu.
- Böyle düşün, böyle bak, böyle yaşa!

- Bir şey takıldı. Bu nerede yazıyor? Delil?
- Delil; Kalbim, Yaşamım, 20 yılı bulan gözlem- tefekkürlerim. Kitap oku ama “Kitap Kafa” olma güzel dostum.

TOPLUMSAL VİCDANIN SESİ

“Dinsizin hakkından imansız gelir.” Sistemin genel geçer kurallarını benliği istikametinde çiğneyen; insafsız kişi ve sahnelerle karşılaşır.

“40 ından sonra azanı teneşir paklar.” Olgunluk çağına ermesine rağmen lakayt davranan, keşke ölseydim diye yalvaracağı ağır bedeller öder.

“Zırva tevil götürmez.” Herkesin gözü önündeki yanlışı anlam yükleyerek savunmak; kişiyi komik duruma düşürür. Çünkü kimse o yorumu yutmaz!

“Havlamasını bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.” Beceriksiz, yetersiz ve ham kişinin hakikat çağrısı, hem onu hem çevresini yakar!

“Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.” Beklediğine erişemeyen aciz ve zavallının sitemi; kudretli kişinin gündemine bile girmez…

“Sakınan göze çöp batar.” İnsan korku, kaygı, evham ve tedirginlikleri ile kendi aleyhine bir sistem işleyişini tetikler.

“Sarımsağı gelin etmişler kırk gün kokusu çıkmamış.” İnsan tanımada acele etme. Fıtrat tanımak zordur. Dışıyla karar verme. Unutma ki yanma!

“İnsan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.” Veritabanı kayıtları kolay kolay değişmez. Çalış, oku, arın ama bunu da hatırdan çıkarma.

“Büyük balık küçük balığı yutar.” Sindir veya sindirme, sistemde Güç esastır. Hak, hukuk, adalet diye çırpınsan da Realite; Sünnetullah bu!

“Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.” Tamah ve aç gözlülükle yaşanan bir hayat, daima büyük risk ve tehlikelere gebedir.

Atasözleri ve Deyimler; ma’şeri vicdan denilen toplumsal hayat tecrübelerinden süzülmüş “Sünnetullah Okumaları”dır. Dikkate almak gerek.

YOL YORDAM VE USUL

Matematik öğretmenine Şiir Tahlili; Edebiyat öğretmenine Diferansiyel Denklem sorulmaz. Soran değerlendirememiş, nasibini elleriyle itmiştir.

Her yayın önce iyice gözlenip içeriği, tarzı, akışı çözümlendikten sonra değerlendirilmelidir. Sanat Musikisi korosundan rap parça istenmez.

Martılar yakındaki denizin; Ördekler yakındaki gölün işaret levhasıdır. İşaretleri okuyamayan sulu dereden susuz döner.

Başında hiç saç kalmamış olana “Taraklarım var, bakmaz mısınız?” demek nezaket değil, hakaretin ve aşağılamanın ta kendisidir.

İnekten yumurta, tavuktan süt alınmaz. Halis sütü ineği sağan; organik yumurtayı kümese bakan yer. Gerisi market mahkûmu bir yığın zavallı.

UYANIŞ ÇAĞRISI

Müslümanların başına ne gelmişse; Müslümanlığı anlatan kişilere insanüstülük ve kutsal anlam yüklemelerinden gelmiştir.

Din anlatanı sever önce “Güzel İnsan” dersiniz. Sonra “Rehber” sonra “Önder” sonra “Üst Bilinç” sonra “Evliya” vb. Ucu nereye kadar gider?

Bu işin ucu herifi hâşâ Resulullah yerine koymaya kadar gider. Orada durur mu? Hayır. Gelsin Müceddit, gelsin Mehdi. Ötesi de var. Bitmedi.

Daha ötesi Allah saymaya kadar çıkar. Hazin bir tespit: Müslümanlar putlarını kendileri yapar kendileri tapar. Din adına, Tasavvuf adına (?)

Sonra yıkım, acı, ihanet gelmeye başlamışsa dövünür Müslüman. Kim yaptı? Kim taptı? Taparsan başına Tanrı kesilmesi normal değil mi?

Hz. Aişe ne diyor biliyor musun? “Resulullah Gaybı bilmezdi” Duy duy! Bizim efendiler her şeyden haberdar. Keşifleri kıyamete kadar uzanır.

İnsandı Resulullah. Toplum içinde yaşadı, fildişi kulede oturmadı. Peki, o zaman ona insanüstülük yükleyenin amacı ne? Dur, söyleyeceğim…

Resulullahı insanüstü tanıtanın gayesi Resulullahı övmek değil. Ona yaslanıp kendi insanüstülüğüne yer açmak! Anladın mı? Umarım uyanırsın!

Kamuoyu önünde merhum Yaşar Nuri Öztürk’ten özür diliyorum. Canhıraş gayretlerle kendini adadığı “ALLAH İLE ALDATANLAR”ı geç tanıdığım için…

Kamuoyu önünde Gazi M. Kemal Paşadan da özür diliyorum. Modern Cumhuriyetle bizi hangi algı tuzaklarından korumak istediğini geç gördüğüm için.

Uyku tutmamasıya uyandım çok şükür. Sizlere uyanış diler Uyutanların maskelerini tez zamanda düşürmesini Rabbül Âleminden niyaz ederim. ÂMİN

BAYRAMLARI DEĞERLENDİRMEK

Bayramlar, insanların büyük çoğunluğunun sürekli pozitif enerji yaydığı süreçlerdir. O yüzden oluşan enerji alanı değerlendirilmelidir.

Negatif yayının yok denecek kadar azaldığı Bayram Günlerinde Dua, Niyet ve Sorgulamalar diğer anlara nispetlere daha hızlı gerçekleşebilir.

Genel çoğunluğun yumuşak ve pozitif hisler yaydığı Bayram Süreci; gecikmiş Özür, Helallik, Barışma ve İtiraflar için bulunmaz bir dönemdir.

Buluğa ermemiş çocuk enerjisi; tertemiz bir yayındır. Gerçekleşmesini istediğiniz dualar için önemli bir yol da Çocuk Sevindirmektir.

Çocukluğumda büyükler ceplerinde şekersiz sokağa çıkmaz, çocuk gördü mü verirlerdi. Onlar, çocuk memnuniyetinin ruha katkısını sezmişlerdi.

Arife günü (bugün) 1.000 İHLÂS okumak milletimizin benimsediği bir uygulamadır. Neden biz de bu sinerjiye katılmayalım? Güzel olmaz mı?

Büyükler ve eş- dost ziyaretini ihmal etmiyoruz. Sokak Hayvanlarıyla Bayramlaşmak aklımıza geliyor mu? Onlara hediye mamalar alamaz mıyız?

Yeni kuşaklar eski tecrübeye genellikle burun kıvırıyor. Bayramda bunu yapmayınız. Büyüklerinizin hatıralarını can u gönülden dinleyiniz.

Yaşlıların çocukluk, gençlik, askerlik veya düğün hatıralarını dinlerken; yüzlerine yayılan memnuniyete dikkat edin. O ışık size katkıdır…

Ölmüş baba veya annesiyle konuşmak isteyen onların hayattaki yaşıtları- dostlarını ziyaret etsin. Neredeyse aynı şeydir. Deneyen görecektir.

Anne- babaya küs olup bu bayramı da öyle geçirecekler bilsin ki enerjileri boşa gider. Anne- baba karşısında haklı olunmaz. Küs hiç olunmaz!

İNANÇLA, BAKIŞ AÇISIYLA OYNAMA, YANARSIN

Kayıtsız, Özgür ve Bağsız düşünebilir hatta yaşayabilirsiniz. Ama bilin ki bu kayıtlıların dünyasını sarsma, kınama, yıkma hakkı vermez size!

Allah Sisteminde vebali en ağır, pahası en acı, bedeli en ıstıraplı şeylerden biri Hayatın Temel Dinamikleri ile oynamanızdır. Bu ne cür’et?

Şahsi görüşlerinizi; Din ve Hayat anlayışınızı genele açarken, kamuoyu bundan etkilenirken “Aklı var uymasaydı bana” demek sizi kurtarır mı?

12 Kitabım var. Sistemin Temel Dinamiklerine uymayan uç görüşler yazmışsam, birileri de onlara uymuşsa beni bağlamaz mı? Öyle bir bağlar ki!

İyiye kılavuzluk eden onu yapan gibidir. Kötüye kılavuzluk eden onu yapan gibidir. {Hz. Muhammed as} Saçtığım görüşler beni bağlamaz öyle mi?

Özel Jetimle uçmam, yerdekilerin üstüne pike yapma, korkutma şeklinde bir eğlence hakkı verir mi bana? Vebal diye bir kavram var Vebal.

İnsandır hata eder mi? Eder. Yazar, düşünür, filozof da yanlışa düşer mi? Düşer eyvallah. Var mı tövbesi? Var mı helalleşmesi? Var elbet.

Yanılttığın, şaşırttığın, aşağıladığın kitle önüne çıkar “Şu konularda yanıldım, sizi de yanılttım, bağışlanma dilerim” dersin. İşte Tövbe!

Kişiler; fikir- yaşam olarak benim düşüncelerine uymakla mağdur olmuşsa, bağışlanmamın tek yolu Helalleşmedir. Allah’a atmak? Tanrı var mıydı ki?

E. Hamdi Yazır ölmeden önce “Abdülhamdi indiren fetvayı imzalamak hatamdı” dedi. Said Nursi: “Evlenmemek benim eksiğim” dedi. İtiraf esastır.

Hayatı boyunca Ateizmi savunan filozof ölmeden evvel “Yanıldım, tanrı varmış” diye kitap yazmakla büyük bir istiğfar yapmıştır. Usul budur.

http://www.idefix.com/Kitap/Yanilmisim-Tanri-Varmis/Antony-Flew/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Dunya-Politika-/urunno=0000000279653

İnsan hata eder. Vicdan söyler onu. Yeter ki Hataya Erdem, Kibre Hizmet kılıfı geçirmesin. Ölmeden itiraf ve helallik nasibimiz olsun. ÂMİN