Hayatın İçinden Kadir Okumaları

Hayatın İçinden Kadir Okumaları

(Kadir ANının ne olduğuna dair hayatın içinden gerçek sahnelerle bir yaklaşım denemesi)

Kimya Öğretmeni idi. Ülkede ihtilal olmuş, cunta yönetime postal -pardon- el koymuştu netekim! Milli Eğitim Bakanlığı tüm okullara bir yazı yollayarak Projeler istemişti bir kaç ay önce. Hazırladığı proje ile sağdan sola yazmanın insan doğasına daha uygun olduğunu iddia ediyor, tezini türlü bilimsel verilerle de destekliyordu. “Osmanlıca Yeniden Okutulmalı, Kur’an Alfabesine ağırlık verilmeli” diyordu.

İhtilalden önce istenen projeler ihtilal sonrası Bakanlığa yollanacaktı. Müdür çağırdı:
- Gel hocam, lütfen şu projeni geri çek. Sıcak günler, başımıza iş gelmesin!…
- Gelirse bana gelsin, çekmiyorum, yollayın, dedi.

Israrlar sökmedi. Ve proje Bakanlığa yollandı. Bir ay sonra hakkında soruşturma açılıyor, ama daha soruşturma bitmeden unvanı “Öğretmen” olmasına rağmen Konya’dan Kayseri’ye İl Halk Kütüphanesine “Hizmetli” olarak tayın ediliyordu.

Gitti. Kütüphane müdürü eski öğrencisi idi. “Hocam şurada otur, bana sohbet et” dedi. Birkaç ay çalıştı ama olacak gibi değildi. Bu arada hiç kimselerin açmadıklarını anlatırdı hep…

Bir seminerde “Hepimizin alnından soba borusu kalınlığında ışık çıkıyor, her an… Alnında çekip götüren Odur; ayeti bunu işaret eder, buradan çekiliyoruz evrensel frekansa ve birbirimize” diyordu… Cin ve Melek kavramlarına dair özgün görüşleri, hayretler salıyordu…

Bir kaç ay sonra döndü memleketi Konya’ya. Arkadaşları üniversite hazırlık dershanesi açmışlardı. Öğretmen olarak çalışmaya başladı. Sonra ortak oldu dershaneye. Daha sonra girişimci yönü ile çok ortaklı şirket modelini geliştirdi…

Evet, Hizmetli tayin edildiği Kadir ANında o, grişimci yönünü tetikleyecek ciddi tazyikler yaşamıştı…

Kadir Öncesi: Kimya Öğretmeni idi.
Kadir Sürecinde: Proje Geliştirici.
Kadir Anında: Sürgün.
Kadir Sonrası mı?…
Şimdi mi?…
Büyük bir holdingin yönetim kurulu başkanı.

***
1528739_685535851502295_1537566283219300025_n
İmamdı. Hem İlahiyat hem Tıp okumuştu. Kürsüyü dolduruyor ve oldukça da seviliyordu. Bir gün bir zatın kitabını hediye ettiler. Seçme sözler vardı. O sözleri çok sevdi. “Bunların her biri bir vaaz konusu” diyor, vaazlarını o sözlerden ilhamla dizayn ediyordu! Sonra henüz 3-5 adet olan diğer eserler.

Bir gün dediler; “Zat çok yakına gelmiş, seni çağırıyor.”
Abdest aldı. Zatlara öyle gidilirdi.
Hazırlandı, cemaatinden birinin aracı ile adresin yolunu tuttu.

Kapıdan girdiğinde “OKU” dedi zat. Bir imama, bir ilahiyatçıya “oku” denmişse ya Amenerrasülü ya Yasin okunurdu. Durdu, yutkundu, “Efendim, Ne Okuyayım?” dedi…

Zat; “Hz. Muhammed Mustafa (Sav) Senin Gibi Demedi Cebraile. Önce Ben Okuma Bilmem Dedi Değil Mi?” dedi gülümseyerek.

İşte an, o andı! Dem, o demdi. Diz çöktü ve başladı dinlemeye. Yolda arabası ile bekleyen hacı abiye “20 dakikaya gelirim” demiş ama tam 3 saat çıkamamıştı!

Ayrılıken “Bu Başka, Bu Başka, Bu Hepsinden Başka, Ötekiler Gibi Değil Çok Özel” diye geçiriyordu içinden.”Bu başka ” dediği an bir milattı! Milattan Öncesi ile Milattan Sonrası nasıl farklı ise; Kadirden Öncesi de Sonrası da farklı idi artık…

Kadirden Önceki hoca; cahil konumundaydı artık. Kadirden Sonra ki ise bir tefsire imza atacak donanımı açıyordu kendinde, Ehlinden açığa çıkan Cebrailî Kuvve ile!…. (Pardon çok mu ileri gittim ne?)

Siz hala KADİR ANI nedir, CEBRAİLİ KUVVE nedir, bunlar bizde nasıl yaşanır diye soracak mısınız?….
O güzel hocalara selam olsun. Ehlinin himmeti daim olsun….

***

10492252_685535938168953_7698022705535218540_n

Çobandı. Sabahın seherinde kasabanın ana caddelerinden ve sokaklardan koyunları toplar akşama kadar kırda bayırda hayvanları yayar, akşam sahiplerine teslim ederdi. Sırtındaki kepeneği, elindeki değneği ve kavalından başka sermayesi yoktu.

Koyunları köye getirdiği bir akşamüstü, köyün çıkışında yer alan okul bahçesinde salına salına gezinen bir güzel gördü. Yeni öğretmendi bu bayan. Görüş, o görüştü. Yandı yüreği… Aşka sınır mı vardı?.. Aşk; çoban- öğretmen farkı mı dinlerdi?…

Aylar sonra cesaretini toplayıp konuşmayı seçti. “Ben seni seviyom hocanım, bana varır mısın?” deyiverdi.

Hocahanım, önce bir boyuna posuna baktı, sonra dudaklarını büktü ve ciğerine hançer gibi saplanan o sözü bir çırpıda tokat gibi savurdu yüzüne:
- Sen Kimmmm Ben Kiiiimmm?… Hıh, Çobannnn… Okuman Yazman Bile Yok Senin … Ben Senin Gibilere Değil Varmak, Mendilimi Bile Atmam…


Dünya başına yıkıldı. Demek okuma- yazma ha?…
Tası tarağı topladı. Çobanlığı bırakıp derhal kasabanın yolunu tuttu.

Dayısına yalvardı: “Ne iş olursa yaparım, ben dışarıdan okuyacam…”
Dayısı inşaat kalfası idi. Onunla gündeliğe gidiyor, bir yandan da dışarıdan ilkokulu veriyordu.
İlk, orta lise derken Üniversite sınavlarına kadar gelmişti..

Öğretmene takmıştı ya, öğretmenlik okuyacaktı. Okudu da. Başarısından dolayı asistanlık teklif etmişlerdi ama o MEB bursu ile Amerika’ya gitmeyi seçti. Yıllar yılları kovalamış Eğitim Felsefesi Doçentliğine kadar gelmişti…

Yaşının 50’ye merdiven dayadığı günlerde unuttuğu bir şeyi hatırlamak istercesine zorladı kendisini: “Ben bir şey yapacaktım… Ben bir amaç için okumuştum ama neydi?” dedi kendi kendine…

Bulduğunda derûnî bir gülümseme yayıldı yüzüne: “Ya ben o öğretmenle evlenecektim! Ona denk olmak için okumaya çıktım köyden! Ben evlenmeyi unutmuşum iyi mi?…”
….
Kadirden Önce: Çoban…
Kadir Sürecinde: Aşık
Kadir ANı : Öğretmenin Sözleri
Kadir Sonrasında: PEDOGOJI DOÇENTİ.

***

earth__fire__water__air_by_joffi-680x365
Kadr Anı büyük bir dönüşüm ve açılım anıdır diye bu canlı ve yaşanmış misalleri serdik basiretlerinize.

Umarım “Kutlu Kadr Anını kişisel başarıya indirgedi” demez aranızdan birileri…