Değiniler- 90

Değiniler- 90

SEN Mİ BEDENE HÂKİMSİN, O MU SANA HÂKİM?

Oruç süresince kanda glikoz ve insulin değerleri düşer. Bir ay böyle yaşayan bilinç/ beden bayramda şekere ve şekerlilere adeta saldırır.

Beden; kişide ne eksikse “Canım çekti” koduyla onu alıyor değil mi? Şimdi söyle; Bayramda baklava- şekerleme tüketmek senin bilinçli seçimin mi?

Bayrama baklava açarak giren ecdadı gelenekle perdeli (?) diye kınayacak mısın? Perdeli mi? Yoksa bedensel ihtiyacı Şenliğe mi çevirdi?

Söyle, tasavvuf sevdalısı ezberci dostum; beden hayvanını emrimiz altına alacaktık değil mi? Kim kimi emrine alıyor anladın mı bayramda?

Her ihtiyacımda bi şekilde bana içimden seslenen harika mekanizma bedenim; bi dönem kalabalığa uyup sana Hayvan dedim. Lütfen beni affet.

Bedenin, bilincin istek- ihtiyaçlarını eziyet yerine şenliğe dönüştüren Müslüman Ecdadım; bir dönem geleneği aşağıladım. Lütfen beni affedin.

Bedeni hayvan (?) diye aşağılayan dostum; hayvan bize ne lazımsa canımızı çektirmese bitiktik! Ezber Ukalalıklardan Uzak, bayram tadında nice anlara…

AİLE; EN SAĞLAM LİMAN, EN AÇIK UFUK

Her şeye rağmen sizi her halinizle benimseyip sevecek tek insan grubu; ailenizdir. Aile Yaşamını korumak; Cennetinizdir.

Saygınlık mı arıyorsun, ailenin küçüklerinin saygısı yetmez mi sana? Sevgi mi arıyorsun, çocukları, torunları sevmek yetmez mi sana?!

Aile Yaşamınıza taarruz ederek size mutluluk vaat edenlere aldandığınız gün; kendi aleyhinize bir saatli bombanın pimini çektiğiniz gündür.

Düzgün, istikrarlı, verimli, dengeli insanların yetişme sırrı mı? İyi tetkik ederseniz ardında mutlaka sağlam bir aile hayatı vardır.

“Boşanmak helaldir. Ama biliniz ki bu Allah’ın sevmediği bir helaldir.” {Hadis} Ayrılık kararı vermeden önce bu hadisi çok derin düşün çok…

Teklik- Özgürlük yayını gazıyla aileye rest çekerek teklik- özgürlük deneyimlemek istiyorsanız; Dini, Tasavvufu hiç anlamamışsınız demektir.

Teklik, Özgürlük, Yalnızlık, Dervişlik ve Farkındalığın en huzurlu, en güzel yaşanacağı yer ailedir. 25 yıl evlilik ve 50 yaşın idraki bu!

Bakış açıları değişince evlilik bitermiş, bitmeliymiş… Büyüdükçe anne- babanla nice bakış açısı değişiklikleri yaşadın. Attılar mı seni?

Bakış açısı değişik eş- çocuklardan daha fazla hiç kimse sana idrak sıçraması yaşatamaz! Bunu yaz bir kenara. Kimse duymasın, tecrübemdir.

Aile Hayatının kıymeti hakkında bir şeyler yazdım. Değerlendirmek size kalmış. Ailesiyle Tekliğin tadını çıkaranlara selam olsun…

GÖNÜL, DOSTUNA KÜSER

İnsan değer vermediğine küsmez. Değer vermediğine kırılmaz hatta. Küsme ve kalp kırıklığı, muhataba yüksek değer verme eseridir.

“Gönül, Dostuna küser” atasözü anlamlıdır. Küsmüşse sana değer verdiğindendir. Bunu ancak seven, kalpler arası yollar olduğunu sezen anlar.

Ne kadar sevmiş, ne kadar saygı duymuş, ne kadar seni yücelere oturtmuşsa; kalbini kırdığında o kadar çok alınır, yıkılır, içe doğru çöker.

İstediğin kadar “Tavşan dağa küsmüş dağın haberi yokmuş” takıl, sevdiğine kırılan kalp, senin de yandığını bilir ve tıpkı sen gibi hisseder.

Seni sen olduğun için sevip de sana kırılan bir kişinin sitemi; seni kimliğin için seven binlercesinin desteğinden daha güçlüdür. Sarsar!

“Abese” yi hatırla! Yüzünü ekşitti elit kişi ile görüşürken sıradan biri geldi diye. Sıradan (?) kalp için inzal oldu sure! Elit ve avam (.)

Samimiyetine rağmen incittiğin kalp bir ömür ayağında zincir gibi bilincine köstek olur. Ne yap et, çöz. Gururu yere serme pahasına olsa da.

Hoşnut kalpler çoğalınca nurlanır arınır insan. Kırgın kalpler çoğalınca kararır yıkılır insan. Kalbi kalp vezir eder, kalbi kalp rezil eder.

Maç boyu çılgınca destekleyen binlercesi son düdükle gider. Skor kötüyse hakaret de cabası. “Malzemeci” gider mi? Öyleyse, kimi hoş tutmalı?

“Seni; küsecek, kırılacak ve bir daha yüzüne bakmayacak kadar çok seviyorum” dedi. Saçma, dediği bu sözü sahte yığınlar dağılınca anladı…

İşitirsen tersine bir hakikat; kırıldığında, alındığında, uzaklaştığında bile zarar verme yerine gizliden dua edecek dost iste Allah’tan…

İnsanları doğal idrakleri ve yaşam çevreleri içinde değerlendirdiğimizde yadırganacak hiç bir durum kalmadığı gibi uyumlanma da tavan yapar.

HAKİKAT TAMAM DA NERDE KALDI ŞERİAT?

Senin, benim dünyama düşen görüntü ve halinin benim beynimin içinde bir suret olması; senin yok olduğun, hiç var olmadığın anlamına gelmez.

Senin, benim dünyama düşen görüntü ve halinin benim beynimin içinde bir suret olması; senin yok olduğun, hiç var olmadığın anlamına gelmez.

Benim, her ne yaşarsam yaşayayım kendi dünyamda, beynimde yaşıyor olmam; dış dünyada birilerinin var olmadığı anlamına hiç gelmez.

“Ne yaşarsan yaşa kendi dünyanda yaşıyorsun” mesajı; kendi hayatının sorumluluğunu tamamen alman içindir. Dışarıyı inkâr- çizmek için değil.

Sen bana dilediğin aşağılamayı yap, dilediğin hakareti et, dilediğin saçmalığı dayat; ben hepsi benden deyip kabulleneyim? Yok öyle bi Din!

“Yaşadığın bütünüyle senin hayatın” demek sana Denge çağrısıdır. Yoksa reelde işleyen sistemi çizme çağrısı değil. İnceliği lütfen iyi anla.

Saçmalayandan uzaklaşma; zulmedene karşı durma; haksızlık edene mani olma hakkım hep var. “Kendinden Kendine”lik koyunluk demek değil !!!

Şayet kendinden kendineliği uysal koyunluk anlar, reel hayatı da öyle sanırsan seni Ruh ve Sinir Hst. Hastanesinden toplarız. Öyle değil !!

Her şeyi kendimden bilmem,sen yumruk atınca öbür tarafı uzatmam anlamına gelmiyor. Dene bakalım, nasıl çakıyorum gözünün ortasına! Yok öyle!

“Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın!” diyor Allah Resulü (sav) Ne ezilirim, ne de beni ezmene müsaade ederim. Aha da sistem budur. Anladın mı?

Filan zulmetti diye acıyla yanma! Filan iyilik etti diye minnetle ezilme diyedir Kendinden Kendine mesajı. Etkisiz Eleman ol diye değil !!!

“İmanın 7.şartı Haddini bilmek, 8.si de Haddini bilmeyene Haddini bildirmek” demiş büyükler. Etkisiz Elemanlık, Uysal Koyunluk yok azizim…

Hüseyin (as) zulme başkaldırıp Şehit düştü. Hep savaştılar zalime karşı. Can verdiler. “Kendimizden Kendimize” diyecek ilimleri yok muydu?!.

Bütün mesele iç dünyanda yanmamandır. Hadsizlik edersen seni engellerim ama öfkelemem. Zulmedersen direnirim ama sövmem. Olay budur!..

Sağa vurana solu uzatmak İsevi felsefesidir. Biz Muhammediyiz. Muhammed (sav) açığa çıktıktan sonra ne İsa’sı ne Musa’sı? Uyanık ol uyanık!

Hakikati idrak, Şeriati; kurallar sistemini inkar anlamına gelmez. Reel Hayat kurallarla işler. Denge esas. Dengeli yaşam niyaz ederim. ÂMİN

SANA ÖZEL SALÂTIN VAR MI?

Bilinen Salâtları uygulamakla birlikte kendine özel salâtı da olmalı insanın. Kendiyle kaldığı, bazen deruna, bazen ötelere daldığı salâtı.

Sırf huzur, sırf dinginlik, sırf sükût, sırf enginlik hissedilen; bilinen usuller haricinde bi salâtımız olmalı. Sadece biz sadece Rabbimiz.

Dinin teklif ve ikazları dışında da kendi kendine teklifleri ve ikazları olmalı insanın. Ki özel salâtını, özel alanında yaşasın diye…

Allah’ın farz dediklerine ilave olarak ben kendime günde 50 sayfa kitap okumayı farz kıldım. Yapmadığımda cezasını bile belirledim.

Günde 50 sayfa okumak farz bana. İhmalin cezası; ertesi günün sayfasını ikiye katlamak. İster yap ister yapma. Fatura katlanıyor nasılsa…

Okumanın zekatı sadece kitap vermek değil elbet. Okuduklarımdan hazmedebildiklerimi gönül teknemde yoğurarak size yansıttığımı biliyorsunuz.

Para verme kitaba, e-book ve pdf oku dediler. Cepten okurken sayfa çevirmek, satır çizmek bile mümkünmüş. Kusura bakma dostum sarmadı beni.

Parkta farklı kişileri dinlemeyi, dolmuş- otobüsteki gündeme katılmayı da seviyorum. Düşük Frekanstan (!) virüs kapma (?) korkum olmaksızın.

Metropol dışına, ışık kirliliği olmayan alana yolum düşünce yıldızları seyri seviyorum. Bu da özel salâtım. Doğayı gözle demiyor mu Kur’an?!

Sana özel salâtın var mı dedim. “İcat çıkarma, salât da ibadet de belli” dedi. Takvasına gıpta ettim. Samimi idi. Diğer diyeceklerimi biçti.

Sana özel idrakler, orijinal tespitler açılsın ister misin? Sana özel salât veya salâtların olmalı. Sır budur.

ALIŞKANLIKLARIN EN GÜZELİ

Beynin hem nimet hem de bela olan özelliği; Alışmak. Zor gelen şeyi birkaç kez zorlayarak yapmayı deneyin. Beyin alışacak, kolaylaşacaktır…

Gözlerimizi cepler ve ekranlardan alamadığımız süreçte Kitap Oku hitabının çoğuna ağır geldiğinin farkındayım. Kendiniz için zorlayın bunu…

Birkaç zorlu okuma gayretinden sonra Beyniniz işi ele alır ve alışkanlık gelişir. Okuma twitlerim güzel çığır açma çabasıdır. Anlıyorsunuz.

Düzenli Okuyanların ortak özelliği; Baş olup koyun gibi insan gütmüyorlar. Hiç bir çobanın sürüsüne girmiyorlar. Bu ikisi için bile değmez mi okuma alışkanlığı kazanmaya?

CENNETLİKLER

“Cennet ehli dilediği surete bürünür” sözünde mucizevi anlamlar arama! Halkımızın “Çocukla çocuk, büyükle büyük” dediği gönüllerdir onlar.

Fikir, görüş, ilke ve doğrular dayatmadan “Onunla o” olabilenler için her insan huri, her mekân cennet, her an ve her saat huzurdur.

Görüş- bilgi dikte edene saygı duyulabilir. Resmi, tedbirli bir yakınlıktır bu. İçten yakınlık ise muhatabına bir şey dayatmayanla kurulur.

Daha ilk görüşmede her şeyini açtığın sonra da niye bunu yaptım ki dediklerin de olur. Samimiler; verdikleri güvenle Cennete çeker insanı…

Cennet ehli, her durumda kendinden önce muhatabının halini hisseder, hissedişinin gereği olarak kendi istekleri yerine muhatabını önceler…

Yarası sarılırken, yakalanıp getirilen suikastçısı için ne dedi Hz. Ali? “Ona su verin yemek yedirin. Çok korkmuştur o.” İşte Cennetlik!

Bilgi, makam, yayın veya etki gücü sebebiyle kimseye cennetlik anlamı yükleme. Cennetin anahtarı ne bilgi, ne makam, ne etki. Sadece İman…

Cennetin anahtarı İman; İmanın alameti birbirini sevmek Hadise göre. Neyin makamı, neyin heybeti, neyin ağırlığı? Geçiniz! Ve Aldanmayınız!

Kibre Kibriya, Donukluğa Heybet, Soğukluğa Celal, Ayrımcılığa Seçicilik anlamı yüklemek mümkün. Kim yutar? Cennet Ehli bunlardan beridir…

Cennet İlimle değil İmanla yaşanır. İman; Sevgi- Güven veren Samimiyettir. Yapabilene ne mutlu. Yapamayan ilme yaslanmasın. Gerçek çok açık.

Cennet, burada ve insanla yaşanır. Cennetini şimdi yaşamak isteyen birinin cenneti olsun. Sor bakalım kendine; kimler seninle huzur buluyor?

Kimler senin için “O benim cennetim” diyor? Ölçü mü? Basbayağı ölçü. Otorite, bilgiçlik, konum vs bunu duymana izin vermedi değil mi? Geçmiş olsun.

Kendine cennet oluşturmak isteyen insanların cenneti olsun! Onları onlar gibi dinleyip onları onlar gibi anlayarak. Çok kolay. Hadi başla.

SARHOŞ, ÇOCUK VE SORUMLULUĞUMUZ

Sarhoşun söz-fiiline kızılmaz. Aklı gitmiştir. Yapılması gereken kendine-çevreye zarar vermesini önlemektir. Zor kullanarak da olsa önlemek.

Çocuk, her şeyi çok iyi bildiğini sanıyorsa büyük ona alkışla gaz mı vermeli? Hayır. Büyük, onu kırma pahasına ona gerçeği göstermelidir.

Çocuk yüzünü tırmaladı, kırılmalı mısın? Sarhoş üstüne kustu, küsmeli misin? Aklı yok aklı! Aklı olmayana gösterilecek şey sadece Şefkattir.

Hiç bir çocuk tecrübesizliğini, hiçbir sarhoş aklının örtüldüğünü kabul etmez!.. Bunu bilerek yaklaşan; felaketleri önler ve onları kazanır.

Âşıklar hem çocuk hem sarhoştur. Âşıkları seyreden; ne mutlu en üst frekans aşka sıçradılar diye alkışlamalı mı? Aklın, Dinin gereği bu mu?!

Kibritle oynayan çocuk yüzünü yakmış. Büyüdüğünde yüzünde iğrenç bir iz. Annesi, pek neşeliydin alamadım kibriti demiş. Anne mi şimdi bu?!

Kusura bakma çocuk, beni ebedi düşman bellemen pahasına alacağım o kibriti. O jiletle kendini çizmene mani olacağım. Dinimin gereği olarak.

Aşk naralarıyla gözünüzün önünde yuvalar yıkılıyor, kalpler yaralanıyor, gönüller tahrip ediliyorsa sorumluyuz âşık adlı sarhoş çocuklardan!

Sarhoşlara, çocuklara, aklı gidenlere merhametin, şefkatin, insanlığın gereğidir akıllıların onları koruması. Kimden? Kendilerinden.

Geçtiğim ateş vadisini, cennet havzası sanan çocuk! Ateşe koşmanı alkışlamayacağım. Yanındayım, seni senden korumak için. Dinim gereğince…

KESİNLİK VE NETLİK ARAMA PERDEMİZ

Bireysel Benlik; her konuda kesin inançlara sahip olmayı, orada karar kılmayı seviyor. Değişken fikir dünyasında gezinti benliği korkutuyor!

Her konuda kesin yargılarla güçlenmiş net sonuçlar elde etmek istiyor benlik. Ucu açık kalsa konuların ne olur ki? Boşluğa mı düşer o vakit?

“Anlat, anlat ki olay netleşsin, sağlam basayım, ne nedir bileyim” Masum bi istek? Benliğin isteği bu. Bir noktaya kilitlenmek ve yapışmak!

Şimdilik durum bu yarın ne olur bilmem demek gerçeğe erişimi ucu açık bırakmak niye ürkütür BENi? Güven arayışı? Kayıtlanma arzusu olmasın?!

Ne zaman yeni bilgiyi hevesle paylaşsam “BU DA DEĞİŞECEK” diye biçerdi BENi merhum Osman Hocam. İçerlerdim. Ne büyük iyilik etmiş aslında…

Fikir değiştireni “Dönek”, İdeolojiden döneni “Hain” diye etiketleyen toplumlarda fikir- inançla kayıtlanmak; kutlu putlara dönüşmüştür…

İnsanlar bağlılık ve tutuculuklarına İman, Vefa, Sadakat anlamı yüklüyorlar. İman; sonsuz- sınırsız olana her daim açık olmak değil miydi?!

“Sağ ayağım İslam’a çivili, sol ayağımla âlemleri gezerim” mi demiş Sema eden? Sema övülür de fırıldak, vantilatör denmeyi kim göze alabilir?

“Kalpleri evirip çeviren Allah’ım kalbimizi İslam üzere sabit kıl” duasını nasıl anlıyorsun? Kalp sabitlenir mi? Sürekli atmada değil mi?

Kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi İslam üzere sabitle; Sürekli devinim, dönüşüm,yenilenme modunda sonsuz- sınırsızı yaşat bize! ÂMİN