Bir Gönül Haccı

Bir Gönül Haccı

Gittiğiniz her yerden sılaya, evinize dönerken sevinir, huzur dolarsınız. Hac farklı ama… Hacdan dönerken gözünüz hep geridedir. Kâbe gözden kaybolana kadar otobüste geriye bakar hacılar, umreciler… Hac sıladır. Gurbet değildir. Onun için gözler hep arkada kalır. Hacdan eve dönmek sıladan gurbete gelmektir.

Haccın ilk şartı ihramdır. Normal insana helal olan çok şey ihramlıya haramdır.

Gönül Kabesini tavaf etmek; benliğinden arınmak için halka helal olan bazı nimetleri kendine haram kılmadıkça esma turuna çıkamazsın!

İhramlıya kara avı haram, deniz avı helaldir.

Hakikatine yönelene kara/ arz/ bedensellik ürünü duygu ve düşünceler de, beşeriyeti besleyen bilgi de haramdır. İlim denizinden balık misali tefekkürler, inci mercan misali doğuş ve ilhamlar yakalaması helaldir.

İhramlı sinek ve böcek öldüremez, koluna konsa da ayağında gezse de.

Hakikatine adanan ayakları yere basmayan uçan kaçan düşüncelere de, yerde sürünen; dünyaya dönük düşüncelere de talip olamaz. Nostalji, romantizm, idealizm sinektir. İdeolojiler, siyasal görüşler, aşiret ve sürüleşme getiren algılar böcektir.

İhramlı yeşil ot koparamaz. Hatta kendi saçını da koparamaz. İhramından bir ip dahi çekemez. Bunların kurban kesmek şeklinde belirlenmiş çeşitli cezaları vardır.

Hakikatine adanan kişi, ne dış dünyasından, ne iç dünyasından ne de kuşandığı unvan ve etiketlerden hiçbiri üzerine tasarruf ve sahiplik iddiasında bulunamaz! Bulunursa olayın ruhundan koptuğu için tövbe- istiğfar etmesi, bedel ödeyerek o noktadaki tıkanmadan arınması gerekir.

Vakfe; duruştur. Hacılar vakfedeyken değişir, yenilenir Kâbe örtüsü…

Duruş gösterebilmek; kendinden, ilminden, yönelişinden emin olana hastır. Hayatının ne kadarında ilmince duruş gösterebiliyor ve o duruşu içten ve dıştan gelen etkiler ne olursa olsun yamulmadan koruyabiliyorsun?!

Zihnini sustur ve bekle… Vehmini durdur ve izle… Kalbini coştur ve gözle… Yapabilirsen bunları, haberin bile olmadan gül sularıyla gönlünü yıkarlar da eskiyen beşer elbisesi yerine İnsan gömleği giydiriverirler!.. Değiştiğinden haberin olmaksızın değişirsin! Bütün mesele o duruştadır.

Hac; Arafattır!

Yenilenme ve değişim; istikrarlı duruşta, duruşu korumadadır! Durabilenlere mübarek olsun!

Vakfe yapılmadan şeytan taşlanmaz!

İlimde ve o ilmi yaşamada duruş sahibi olamayan şeytanını alt edemez. Nasıl alt etsin ki, alt etmek için önce görmesi lazım. Duruş sahibi olmayan şeytanını da göremez.

Şeytan taşlanmadan kurban kesilmez. Şeytan taşlandıktan sonra kurban kesilir.

Egosunu ve egosundan beslenen bireysel bilincinde tıkanan, taşlaşan, betonlaşan, dogma- takıntı ve hırs haline gelen noktaları göremeyen; benliğini kurban edemez. Benlik kurban edilmeden bunlar görülürse kurban etmek kolaylaşır.

Tavaf; merkeze odaklanmaktır!

Kelebek, tavaf ederken ateşten yayılan nurdan başkasını göremez! Aşık, gözün nerede? Gözün dışarıda mı tavaf ediyorsun maşukunu? İlme Talip olan sen, başka ilimleri ve ilim sahiplerini izleyerek mi yöneliyorsun ilme ve ilmine gönül verdiğine? İnsan; tavaf ettiğine odaklanabilseydi, hayatı bütünüyle huzur olurdu.

Hacda hanımların ihramı; günlük kıyafetleridir.

Rahman adı ile kendinde yüklü esmaları Rahiym olarak açabilen ve yaşayabilenler; ilmi günlük yaşama geçirdikleri ve müşahedeleri açıldığı için oldukları gibi, öylece katılırlar hiçlik kervanına. Ölenler kefenlendiği halde şehitlerin kefeni elbiseleridir. Rahman olarak kendinden mevcut İlim potansiyelini Rahiym gereği hayata geçirebilenlere ne mutlu!

Erkek ihramı iki parçadır. Sağ kol omuzdan açık bırakılır. İhram içine çamaşır dahi giyilmez.

Rahman potansiyelini Rahiym olarak açığa çıkarmakla kalmayıp alemde Kudretle iş görmek isteyen için kuşanılacak elbise iki parça olup Şeriat ve Hakikat dengesini korumakla ancak kudret açılacağının işaretidir. Şeriat ve Hakikati kuşananın gerek mahremlik olarak içinde gerekse gündelik olarak dışında, şeriat ve hakikatine uymayacak düşünceler taşıması, kendi gerçeğine uymayan fiiller deneyimlemesi yasaktır. Sağ el kudrettir. Evrenin pozitif enerjisi sağdan akar. Hiçlik kervanına katılan o kervanın enerjisini sağdan alan ve sağdan aktarandır. Pozitif, olumlu ve iyimser bakanlara Kudret açılacaktır bi iznillah.

İhramdan saç kesilerek çıkılır. Bazıları saçının tamamını kazıtır bazıları ucundan kestirir. Her ikisi de uygundur.

Ölmeden evvel ölmeyi deneyimleyen Allah Kulu, miracını yaptıktan sonra hayatın içine, kesrete dönerken saç keserek şu mesajı verir âleme:

“Kesrete, aranıza dönüyorum ama kesret algısı kayıtları benden düştü. Kökünden kestim onları… Dünyevi emeller düştü benden, sadece yaşamsal gereklilikler kaldı yoksa ben emellerimi de kısalttım. Çokluk beni meşgul etmeyecek artık. Çoktan Teke değil, Tekten Çoka bakışla aranızdayım.”

Ölmeden evvel ölenler kesreti bütünüyle bitirerek (saçları kazıtarak) toplumda görev yapabileceği gibi, bütünüyle bu algıyı bitirmeden (ucundan saç keserek) de görev icra edebilir. Ama her halükarda haccını yapandan (miracını tamamlayandan) kesret- çokluk kaydı bir şekilde düşmüştür.

Tavafını tamamlayan zemzem içer.

Esma Seyrine yargısız ve kimliksiz olarak katılan; içine hiç bir beşeriyet virüsü karışmamış ilahi sezgi, ilham ve doğuşlar kanalından akan Risalet ilmini yudumlar, tadını bir kere alınca da kana kana içer, hiç bırakamaz.

Gönülce Hac

Arafat’ta vakfe yaptıktan sonra kişide günah kalmadığına dair hadisi biliyorsun. Rasülullah (sav) “Vakfeden sonra kendinde günah kaldığını düşünene o günah yeter” buyuruyor değil mi? Günahım kaldı mı acaba demek bile günah o noktada. Arafat; Arifliğin, Hakkı Bilmenin, Hakkı Tanımanın sembolü. Bu durumu şöyle de düşünsen fena olmaz. Bir Arifin, bir Hak Ehlinin gönlüne girmiş ve orada karar kılıp istikrarla hakikatini keşfe devam ediyorsan, bu da bir nevi vakfedir. Vakfe günahtan arıtıyordu değil mi?! Uzun söze gerek yok, anladın sen.

Tavaf; Kâbe’yi merkez alarak dönmek değil mi? Bir Hak Ehlini hayatının merkezine alıp ilim ve gönül turuna çıkmanın da tavaf olduğunu fark edebiliyor musun?

“İhramlıya karada avlanmak yasak, deniz avı serbest” der ilmihal kitapları. Kendi hakikatine yönelen ihram giymiştir. Ona kara avı; bedenden ve bedensellikten beslenen duygular, egoya dönük arzular, dünyaya dönük zevkler yasaktır. Ona deniz avı; ilimden beslenen sohbetler, ilimle gelişen sorgulama ve tefekkürler, gönülden doğan sevgiler, kalbî hissedişler, şuursal sezgiler sonuna kadar serbesttir. Avlasın avlayabildiği kadar.

Uzaydan gelen taş

Sevdiklerimiz; bizim dünyamızın dışından bize yeni algılamalar, yeni bilgiler, yeni yaklaşımlar getirirler. Sevdiğimizi kendimize benzetmeye çalışmamız; yeniyi eski malzeme rafları içine koymamızdır ki, eskiye karışan yeni, heba olmaya mahkûmdur.

Sevgi, uzaydan gelen taşa benzer. Onu kendi dünyanın algı araçlarına göre ele alırsan kıymetini takdir edemezsin. Uzaydan gelen taşı gönlünün ortasına koyarsan beşerden insana, dünyadan uzaya, sınırlı- sonludan sınırsız sonsuza bakışın geniş penceresini açmış olursun. Turunun başlangıcı, Allahu Ekber seyrinin işaret noktası da o taş olur. Seni arıtan da o taş olur. Hacerul esved öyle değil mi?

Sevmek; Hacerul Esvedi öpmektir ki bizi eski alışkanlıklarımızdan bir anda arındırır. Sevmek; Hacerul Esvedden tura başlamaktır ki bizi evrendeki ilahi devrana katarak Allahu Ekber nidası ile yok eder.

Sevmek; Hacerül Esvedi göğsüne almaktır ki bizi Kâbe gibi mekândan lâmekâna bakışın kıblesi eyler. Sevgi, uzaydan gelen taşa benzer. Kıymetini değerlendirebilecek misin?

(SULARI YIKAMAK tan) http://www.kitsan.com/SULARI-YIKAMAK,PR-6154.html