Değiniler- 95

Değiniler- 95

İMAN ve ŞAHADET

İnandığınız gerçek; kendi inceleme ve araştırmanız sonucu eriştiğiniz bir gerçek mi, yoksa bir grubun, bir ekolün, bir kişinin gerçeği mi?

Genele açık hazır yollar kolaylıktır. Onlara iman; avantajdır. Gerçeğin herkese açılmayan boyutunu görmek isteyense kendi yoluna çıkmalıdır.

İman; Şahadettir. Şahadet; ben buna bizzat tanığım, bütün benliğimle eminim, kavradım demektir. Şu an inandıklarında gerçekten öyle misin?!

Güvendiğin zatın bildirdiği hakikate iman; benlikten geçme, ufuklara açılmada hayli önemlidir. Ancak gerçeği kavramak için bu yeter diyemem.

Meyve pazardan, marketten alınabilir. Adrese teslim yollayan da çok. Ne ki kendi bahçesinde kendi meyvesini yetiştirip yemek gibisi hiç yok!

Kitaplar, kendi kitabımızı okumak içindir. Yıllarca okumuş da sorunlarımızı çözememişsek; kendi kitabımızın kapağını hiç açmamışız demektir.

Yol gösterene hürmetin kendi yolunu, fıtratınca yürümene engel olmuşsa, kendi kitabınla tanışamadan göçüp gitmen işten bile değildir.

Dergâhtan dağa çıkma cesareti gösteren Yunus 7 den 70 e gönüllerde. Başkası var mı o dergâhtan gönle giren? Vakti gelmişse dağa çıkabilmeli.

Dergâhta Taptuk kitabı okuyan Yunus, dağa çıktınca Kendi Kitabını okumaya başladı. Taptuka hürmeti de elden bırakmadı. Çıkmasa okur muydu?!

Şahadet getiren; bildirilene imanla bilenen yolu izledi.
Şahit olan; kendini bildi, kendi yolunu çizdi, kendine erdi.
Nasipse kolaylaşsın.

DOĞAL AFETLER ve İNSAN

Doğal afetlerin bir işlevi de hakikatini unutarak kibre kapılan ademoğluna acziyet uyarısıdır. Uyarı; bölgesel değil insanlığa, hepimizedir.

Deprem, Japonya’da hayat akışını etkilemiyorsa bunda onların “Sistemi Okuyarak” zemin uyumlu inşa geliştirmelerinin payı çok büyüktür.

Doğal afeti günaha, yanlışa bağlamak ne kadar cehaletse; bütünüyle yer hareketine bağlamak da o kadar cehalettir. Sistem; Tek Bir Bütündür.

Dere yatağına bina yaptıktan sonra depremden korunma duası etmek Allah’la alay etmektir! Deprem duası; imar planı- inşa tekniğine uymaktır.

Sünnetullaha meydan okunmaz! Doğaya da meydan okunmaz! Sadece uyumlanabilir uyumlandığınız kadar korunabilirsiniz. Nihai Takdir Allah’ındır.

Tedbir almalı, Kulluk Edebi gereği. Tedbir aldım, bir şey olmaz dememeli, yine Kulluk Edebi gereği. Gayret etmeli; Takdire İman ederek…

KADER’i ancak DUA değiştirir. Ömrü ise ancak İYİLİK uzatır. {Hz. Muhammed sav}

DUA, inen belâya ve inmeyen belâya karşı faydalıdır. Ey Allâh’ın kulları, DUAYA SIMSIKI SARILINIZ!..” {Hz. Muhammed sav}

Kader; Gayrete Âşıktır. {İbni Arabi ks}

ÖZGÜRLÜK

İnsanı beden ve ruh, Hayatı dünya ve ahiret, Gerçeği hak ve batıl, Varlığı iç ve dış diye ikiye böldük. Şirkten sakınmak; Teke ermek için…

Yaşamak için hava, toprak, su ve ateşe muhtaçtık. Huzur için Sevilmeye, Sevmeye. Çılgınca attık Özgürlük narasını kahrolası muhtaçlığa inat.

Annenin bölünmüş uykusu, babanın boşalmış cüzdanıydı büyümemiz. Fedakârlık eseriydik. Fedakârlıklara pranga dedik dönüp kendimize bakmadan.

Engelli kardeşe adanarak evliliği unutan abla; yetim kardeş okusun diye dökümhanede terleyen abi beyinsiz miydi ki? Düşünemediler Özgürlüğü!

Bağlarından kurtul, kimseyi sallama çılgınlık yap. Güzel söylem. İyi ki ana-baban böyle düşünmedi. Ki seni tanıdık. Selam sana Özgür İnsan.

İTİLME VEHMİ, SEÇİLME KİBRİ

“Seçilmişlik” özlemi “İtilmişlik” ezikliğinden doğar. Kendini itilmiş hissetmeyenin Seçilmişlik ve Sıradanlık umurunda bile değildir…

Hangi noktada Eziklik hissediyorsan Şeytan, onun zıddı bir noktadan Üstünlük ikramında bulunur. Kabul ettiğinde Mekrin start almıştır.

Kurtarılmaktan münezzeh hakikatini sezecek basiretten yoksun olanlar; Kurtarıcı icat ederler. Binlerce yıldır kronikleşmiş bir illettir bu.

FETÖ ye iman edenler zindan ve kaçak hayatı yaşarken aklı olan, ne Kurtarıcılık iddiasıyla ortaya çıkar, ne de Kurtulma derdine düşer…

Her grup- ekolün önderini Mehdi sayma ve gösterme eğiliminde olduğu ortamda “Resulullah Varisi”ni tanımak zor olacak. Tanıyana selam olsun.

“Kızım Fatıma ahiret azığını hazırla! Seni ben kurtaramam!” buyurmuşken Evrenin Kalbi, binlerce yıllık takıntı ve hastalıklarla işim olmaz.

İtilme derdi, Seçilme kibrinden uzak sağlam, samimi İman Yaşamı süren korunur. Kurtarıcı bekleme vehmi olmaksızın. Hazmıyla kolaylaşsın. ÂMİN

ALLAH İÇİN Mİ? BİLİNÇALTI VEHMİ Mİ?

Herhangi biri hakkında içinize düşen şüphe; gerçekte onun hali midir yoksa bilinçaltınızdaki bir duygunun kendini o surete bürümesi mi?

Görünen ne olursa olsun İslam’ın Hüsnü zanda bulunma tavsiyesi sadece iyi niyet teşviki mi, yoksa bizi bilinçaltı oyunlarına karşı koruma kalkanı mı?

Birini eleştirirken, Hak- Hakikat adına mı tutumumuz, yoksa isteyip de yapamadıklarımızı yapana duyduğumuz derin hasede, hak kılıfı mı geçiriyoruz?

Ahlak, Namus, Adalet, Hak çığırtkanlığı yapanlar üzerinde, bastırılmış güdü görüntüleme tekniği gelişse, uygulansa çıkacak sonuca hiç şaşırmam.

Tepkilerimiz hangi bastırılmış dürtü eseri görebilseydik; Namus diyende Şehvet, Hak diyende Maddiyat, Adalet diyende Güç özlemi çıkar mıydı karşımıza?

Rakı içeni şikâyet eden müridine “Ayrandır ayran” demiş Bandırmalı Ali Efendi (ks). Gördüm ama efendim rakıydı diye üstelemiş mürit. “Ayran evladım ayran” demiş. Niye ki?

Devlet soyuluyor diye bağıranları özel odaya alıp pastadan pay verelim deseniz, kaçı reddedebilir? Öyleyse? Tepki Allah için mi, Nefsanî mi?

Toplumsal kabul zincirlerini kırarak yaşam tarzı değiştireni Allah için mi eleştirdin? Yoksa zincir kıramayışının ezikliğini Allah’la mı perdeledin?

Bilinçaltımızda kodlu yaşam senaryomuzu, ömür sahnesinde canlı canlı izletmek üzere gönüllü rol aldı insanlar. Bi de kızıyor muyuz onlara?

Kimin, hangi işlevle hayat filminde rol aldığını okuyana, oyuncu değiştirme şansı verilir. Bizzat şahidim. Senaryoyu okuyan, seti yönetir!

Usta sanatçı, senaryoya kendi cümlelerini de bir güzel yedirirmiş yönetmenle elele. Kader değişir mi, diye gıcıklaşma da ustalaşmaya bak!
Hangi takıntımın sureti olduğunu sezdiklerime öfkem kalmadı. Hangi okumamın lütfu olduğunu sezdiklerime şükranım arttı. Daha ne istenir ki?

Baştaki soruyu yaşama uygulayan kimse için dil oynatamaz olur. Kendine sor: Tepkim cidden yanlışa mı yoksa bilinçaltımın bana oyunu mu bu?

Takıntılarla yüzleşme cesareti göstermek, kurban rolü oynamamak, nefsine karşı objektif olmak; hayat yolunu mayınlardan temizlemek demektir.

“Nefs Psikolojisi ve Rüyaların Dili” Hacimli bi eser. Tıbbi Psikoloji ile Tasavvufî İrfanı birleştirmiş. Okuyorum. Sen de okusan kıyamet mi kopar? 

http://www.idefix.com/Kitap/Nefs-Psikolojisi/Mustafa-Merter/Egitim-Basvuru/Psikoloji-Bilimi/urunno=0000000680968

“BEN”İM “KADER”İM

O kadar Benliğine düşkündü ki milyarlarca insan içinde sırf kendine özel bir Kader vehmetti.

Mevsiminde yeşillenir, mevsiminde çiçeklenir, mevsiminde meyve verirdi ağaçlar. Dilediğimce programlıyorum diyen ağaç hiç görülmedi nedense?

Koyunlarda bi muhabbet ki gırla; şöyle yaparsak kazanır, yapmazsak harcanırız. Çoban mı? Kasapla pazarlıkta; zayıflar kalmasın hepsini al…

Sohbetin orta yerinde “Baba Kalemiyle Anne sayfasına yazılmış kompozisyonum” demez mi? Alçak, sapık diye saldırdılar. Canını zor kurtardı…

“Kimse kimsenin günahını çekmez” e öyle kilitlenmişti ki, öteden beriye getirip, sülalesince kodlanan bi hayat yaşadığını hiç anlatamadım…

Anne-Babamın çocukluktan ilk gençliğe tüm hayatlarını; duygu- düşünceleriyle beraber öğrendiğim gün bana açılan “Rıza”nın tadına doyamadım.

Akraba meclisinde sohbet ediyorum. Herkesin ağzı açık. İçimdeki his “Süperim, iyi anlatıyorum” O an fısıltısını duydum ninemin “Aynı dedesi”

Ağaçlardan bi ağaç olmayı sorun etmedi akasya. Hayvanattan bi hayvan olmaya üzülmedi kokarca. İnsanlardan bi insan olmayı hazmemedim BEN !

Köklerle yerin dibine indikçe indi ağaç, besin için. Dallarla göğün maviliğine uzandıkça uzandı, enerji için. Ben niye Kader deyip bekledim?

Yüksekten düşmek, vadide sürünmek sorun değildi Irmak için. Yol kesen kayalarla hiç didişmeden dolandı etrafını. Bir BEN yediremedim bunları.

Genetiği oynanmış gıdalara gösterdiğimiz hassasiyeti, genetiği oynanmış din anlayışılarına da gösterilmedikçe uyanamayacağız. Doğal, Samimi Kalplere Selam olsun.

ALLAH İÇİN YAŞAMAK

Allah için yaşamak bi manada; kişinin taklit, özenti, benzeşmeden uzak olarak fark ettiği öz potansiyelini açığa çıkarmak üzere yaşamasıdır.

Benliğin egosal takıntılarına düşülmediği sürece Yaratılış Gayesini Fark Edenin o amaca dönük her hali doğal bir İnsanlığa Hizmet işlevidir.

Sana yapabileceğim en büyük hizmet; sadece kendi potansiyelimi açığa çıkaracak çalışmalara odaklanmamdır. Bu sana bencilce mi göründü yoksa?

Kendi Potansiyelini tanımaksızın her yere koşturan, insanlık ve mahlukata dönük her tür hizmeti veren; Allah için yaşamıştır denebilir mi?!

Bugün Allah için ne yaptın? Bugün yerleşik kayıtlar, benimsenmiş takıntılar ve genetik kilitlerini açmaya dönük ne gibi çalışmalar yaptın?!

Sadece içselliğe veya sadece dışsallığa dönük yaşam Allah için yaşamak olmadığı gibi şirkin, parçalanmışlığın, bölünmüşlüğün ta kendisidir.

Düşünce planında fark ettiklerinin bilincine yerleşip kökleşmesi ancak dış dünyada bir fiil ortaya koymana bağlıdır. İman; Amelle pekişir…

- Kilitleri fark ettim. Açmak?
- Kilidini kabul ettin. Gerisini Beynine bırak. O sana ufuk açıcı bilgiyi de arındırıcı sahneyi de hazırlar.

Huzur; kişinin kendi hakikatiyle uyumluluk oranıdır. Uyumluluğu arttırmak ise Korku, Vehim ve Takıntıları tanımak ve yüzleşmekten geçer.

Hayatı iç dış, gece gündüz, düşünce fiil diye ikiye bölmeme bilincine erenler bazı korku, vehim, takıntıları acı bedel olmaksızın aşarlar…

Bir Allah Dostun duası: ALLAH’IM BENİ, KADERİNİN KAZA OKLARINI RÜYASINDA ATLATMA BEREKETİNE NAİL ETTİKLERİNDEN EYLE! (Âmin) Neden olmasın?

Çalışma= Fiil ortaya koyma, diye inandıysan tövbe etmeni öneririm. Dua, Zikir ve Tefekkür de birer çalışmadır. Hem de ne kıymetli çalışma!

“Kaderin kaza oklarını rüyada atlatma” “İmtihansız imtihan olma” gibi Ehlullah beyanları Dua, Zikir ve Tefekkürü çalışma bilene açılacaktır.

Bilgi değiştikçe inanç, inanç değiştikçe bakış, bakış değiştikçe yaşam değişir. Ben bilgiye açık olmaya odaklandım. Kader mi dedin?

Kaderimde değişim olmasa değişim twitleri atamazdım. Kaderinde değişim olmasa değişim twitleri okuyamazdın. Hala Kader mi diyorsun? Pes!

ACELE CEVAP PERDESİ

Sözü işittiğimiz anda, yazıyı okur okumaz hemen anlama, anlamlandırma çabamız da hakikati kavrama ve sindirme noktasında engel ve perdedir.

Aceleciyiz. Ne dedin açıkla! Yazının gayesi ne, söyle diyecek kadar aceleci. Veya başkasına soracak kadar tez canlı! Doğrusu bu mu acaba?

Söylediğin, yazdığının doğruluğunu kabul ediyorum. Şimdi oturtamadım ama vakti gelince sindireceğime inanıyorum duruşudur İMAN! Duydun mu?!

Aceleciliğimizle yenildik Benliğe. Azıcık beklesek, tefekkür etsek, zamana bıraksak ölür müyüz? Kafada soru işaretleriyle gezmek korkunç mu?

Çok soru sorduğum dönemde bi gönül ehli dedi ki; “Benim cevabım benimdir. Senin idrakin olmaz o. Sorularla gez ki özünden çıksın cevap” !!!

Sorularla gezmenin, soruların beynimi kemirmesinin, uykularımı kaçırmasının ve beni kitaplara saldırtmasının tadını alınca değişti dünyam!..

Sorularla sancılandım, kıvrandım, sorularla safralar çıkardım. Güzel idraklere aşerdiğim de oldu. Nur topu gibi cevaplara hamile kalmıştım.

Sözle döllenmek istemiyor okur. Kim çeker ki hamileliği? Anında doğsun idrak bebesi istiyor. Sonuç? Ortalık “Prematüre ve Gayrimeşru İdrak”lerden geçilmiyor!

Sorularla gez, kulak kesil hayata. Bazen iş arkadaşından, bazen sokak kedisinden, bazen seyyar satıcıdan gelecek cevap! Leziz ve tertemiz…

“Derviş kulaktan döllenir” derdi merhum Osman Ceyhan. “Bi kulağım kalmıştı, o da senindir hocam” derdim espriyle. Kazancımı bir ben bilirim!

“Veliler Allah’ın Gelinleridir”sırlı ve bazısını isyan ettiren bi söz. Anlamı? Allah İlminin bilincini döllemesine izin veren… Sustum…

KORKUSUZLUK BALONU

Uçuruma koşan çocuk; arkasından yakalayan babaya kızgındır. Onu fazla tedbirli ve korkak bulur. Büyüyüp uçurum gerçeğini görene kadar…

Sarhoş, üst baş yırtacak kadar dirense de zorla toplayıp evine götürmek görevinizdir. Ayılınca teşekkür edip etmemesinin ne önemi var?!

Sarhoş, Deli, Âşık ve Meczup için Korku da Akıl da rafa kalkmıştır. Din, Aklı muhatap alır. “Allah, kendisinden hakkıyla korkanları sever”…

Kırıp dökmenin kural tanımazlığın dayanılmaz hafifliği hiç bi şeyde yoktur. Bi de Korkusuzluk etiketi vurmuşsan tadından yenmez. Ya sonrası?

Uçmak zevk, iniş yapabilene. Sürat keyif, eve dönebilene. İnmeyi ve dönmeyi umursamadan bunları yapmak? Allah akıl, fikir ve basiret versin!

Deli, Sarhoş, Âşık ve Meczubun Korkusuzluğuyla Allah Dostunun Korkusuzluğu aynı mı sandın? İmitasyon takının havası kuyumcu görene kadardır.

Çılgınlık, Hafiflik, Kayıtsızlığın görünmeyen bedelleri vardır. Hayat “Taş yerinde ağırdır”ı destekler. “Teenni; Rahmandandır” Hadistir bu Hadis.

“ALLAH SADECE ŞİRKİ AFFETMEZ”

Beyin, neye inanmak isterse o yönde bilgi çekme, ona uygun mantık geliştirme, diğerlerine kendini kapatma eğilimindedir. İyi bi özellik mi?

Yönelişin güçlendirilmesi, perçinlenmesi açısından beynin bu özelliği iyidir. Arama, bulma kolaylığı sağlar. Öte yandan, en kalın perde budur.

“İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” {İsmet Özel} Şairin söylediği tam da beynin bu özelliğidir. Hepimizde işler bu…

Bir kere bir bilgi, bir yol, bir görüşe bağlanan beyni kolay kolay başka yol, görüş ve bilgiye açamazsınız. Kilitlenmiş, bağlanmıştır artık.

Bağını bağ, kilidini kilit saymama beynin bi başka oyunu. Hepsine mantıklı gerekçeler bulur. Kutsal kilitler (!) Özgür bağlar (!) icat eder.

Kilidini kilit, bağını bağ olarak görebilmek, sindirmek her beynin nasibi değildir. Kutlu, süslü, afili, çağdaş etiketleri pek sever beyin.

Beynin bilgi çekme, inanç ve mantık geliştirme şeklindeki “Tarafgirlik Oyunu”nu birey kendi başına fark edebilir mi? Kendisi bozabilir mi?

Allah günahları affedebilir, Şirki Affetmez (Nisa-48) Farklı açılardan düşündün mü? Allah’ın seyri beyninden ise? Hakikati ne ki bu ayetin?

Kişi küçük yanlışlarını fark edebilir. Beyninin Tarafgirlik Oyununu ise kesinlikle kendisi fark edemez, diyor olmasın Nisa-48? Hele düşün!

“Allah şirki affetmez” bi manada “Hiç kimse kendi beyninin kendisine oynadığı ikilik oyununu tek başına göremez, o oyunu bozamaz” demektir.

Benimsediği bakışın, tuttuğu yolun yanlışlığını kişi kendi başına fark edip değiştirebilecek olsa Resul, Nebi, Uyarıcıya hacet kalır mıydı?!

Söyler misin hayatını 180° değiştiren etki neydi? Bir bilge, bir gönül dostu, bir üst bilinç değil mi? Niye kendin kaldıramadın şirkini?!

Bir bilge, bir üst bilinç, bir gönül dostu tanımak, değerlendirmek nasip olmazsa şirkimi fark etme şansım hiç mi yok? Olmaz mı var tabii…

“Trafik kazasından sonra Hakk’a döndüm” “İflas ve bağlı acılarla olgunlaştım” “Sevdiğim ölünce yöneldim özüme” vb. Bunlar var, ister misin?!

Nasibinde varsa Şirkten kurtulmak; seve seve yönelmek de mümkün zorluklar sonucu mecburen yönelmek de. Kolayı varken zoru istemek niye?

Kendi Beyninin kendisine oynadığı oyunu fark etmek; Din- Bilim eksenini beraberce değerlendirmekten geçer. Hazmıyla kolaylaşması niyazıyla.