Değiniler- 96

Değiniler- 96

ŞİRK KOŞTUK DOĞAMIZA

Gökten düşen yağmur damlasının naifliği, ağaca düştükten sonra yere damlayanda yoktur.

Saksılarla donatılmış salon göz zevkini okşayabilirse de kır çiçeklerinin çayır çimenle demlendiği yamaç esintilerini asla getiremeyecektir.

Musikişinasların besteleri belli kesimlerce sevilirken, nota kaygısı duymaksızın doğaçlama çalıp söyleyenler nice gönlün tellerini titretir.

İster bilgi ister inanç isterse etik adına olsun; kendi doğallığınızı olanca içtenliğinizle yaşamanıza set çeken her şey put kapsamındadır.

Sevilmek her bireyin arzu ve beklentisidir. Sevilmeyi beklemeksizin sevme erdemi gösterebilenler, beklenti cehenneminden azat olmuşlardır…

İnsanları hiç ummadıkları ikram ve hediyelerle sevindirenler; hiç ummadıkları yerden, beklemedikleri ikram ve hediyelerle sevindirilirler…

ÇÖZÜLME ANLARI

Çözülme anlarımızı değerlendirebilsek, duam kabul olmuyor demezdik. Benliğin ezildiği, gözlerin nemlendiği an; kapılar ardına kadar açıktır.

Gözler ve dudakların titrediği o an Beyti Rahman olan Kalbin titreşimlerine uyumlandığınız, Arşı Rahmana konumlandığınız andır. İlla Huuu!

Namazların secdesinde uzun dualar etti. “Kulun Allah’a en yakın anı secde anıdır” diye biliyordu. Bir başka secde halini nedense göremedi…

Çaresizlik, çözümsüzlük, tıkanıklık, dışlanmışlık, yalnızlık anlarının “Benlik Secdesi” olduğu bilinciyle Dua edebilse mucizeler görecekti.

“Mazlumun ahı indirir şahı” dediler, hırs körükleyen ideoloji ateşiyle alev saçtı ağzından. Kafa hep dışarıda olunca ne beklenirdi ki zaten.

Mazlumun= Benliği altında ezildiğini fark eden bilincin
Ahı= Benliksiz Gönülce yönelişi
İndirir şahı= Hilafet tahtını gasp eden Egoyu yıkar!

Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz? (Necm-60)
Kazanır oldukları yüzünden artık az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe-82)

http://mehmetdogramaci.com/2017/08/biraz-gozyasi-alir-miydiniz/

NEBİYE SESLERİNİZİ YÜKSELTMEYİN

Ey iman edenler! Seslerinizi O Nebi’nin sesinin üstüne yükseltmeyin! {Hücürat-2} Niye “NEBİ” de “RESUL” değil? Fark ne ola ki?

Ses; düşünce, gaye, bakış ve yaşam anlayışının dillenerek açığa çıkmasının ifadesidir. Konuşan; kendi dünyasını, kendi algısını seslendirir.

Nebi; evrensel insani normlar çerçevesinde, vicdan ölçeğinde ebediyeti kazanacak bi yaşamın nicelik-niteliğini çizen ve bizzat uygulayandır.

Nübüvvet; dünya yaşamında huzuru, ebedi yaşamda cenneti kazandıracak uygulamalar bütünüdür. Ölçüleri belirlenmiş, ruhu çerçevelenmiştir.

Nebi; sadece dış dünyada size evrensel gerçeği dillendiren değil; kulak kesilebildiğinizde Vicdan olarak ta özünüzden gelen hakkın sesidir.

İman; evrensel değişmez gerçek ölçülerine göre düşünme ve yaşama sözü ve azmidir. Kime karşı söz? Kendimize. Niçin azim? Kendimiz için…

İçimiz her saat ve her an bir “Sesler Savaşı” arenasıdır. Ne fırtınalar kopar içeride an be an! Ego, Bireysel Akıl ve Vicdanın Savaşıdır bu!

Bunları kavradıktan sonra Hücürat-2 yi nasıl anlasak? “Nebiye sesini yükseltme” nedir?
Niye “Yükseltmeyin” dendi? “Amelin boşa gitmesi”?

(Seslerinizi) Yaşam Anlayışınızı (Nebiye) Açıklanmış Evrensel Gerçeğe; İçinizden Konuşan Vicdana (Yükseltmeyin) Aykırı olarak inşa etmeyin!

(Seslerinizi) Egosal, Birimsel Duygu, Akıl ve Mantık Yaklaşımlarınızı (Nebiye) Evrensel İnsani Vicdanın Önüne (Yükseltmeyin) Geçirmeyin!

(Seslerinizi) Toplumsal- Çevresel Kabul ve Anlayışlarınızı (Nebiye) Evrensel İnsani Normlar ve Vicdanın Üzerine (Yükseltmeyin) Çıkarmayın!

(Seslerinizi) Şartlanma, Alışkanlık ve Duygusallığınızı (Nebiye) Ebediyete Dönük Uygulama Normları Yerine (Yükseltmeyin) Tercih Etmeyin!

Birbirinize hitap ettiğiniz gibi Ona (Nebiye) hitap etmeyin! {Hucurat-2} Birbirimize hitap eder gibi Nebiye hitap etmemek ne ola ki?

Size açıklanan İslam Gerçeğini ve onun gereği uygulamalar bütününü; sıradan bir felsefe, düşünce, bilgi veya gelişim disiplini gibi görmeyin.

Birbirinize hitap ettiğiniz gibi Nebiye hitap etmeyin! Namaz, Oruç, Hac, Zekat ve Zikri; Meditasyon, Yoga, Reiki vb düzeyine indirgemeyin!
Birbirinize hitap ettiğiniz gibi Nebiye hitap etmeyin! Hakikati hatırlatan Allah Ehli hitabını, beşerî davranıyor zannıyla hafife almayın!

(Yoksa) siz farkında olmadan yaptıklarınız boşa gider! {Hucurat- 2} Bu nasıl bir yanlış ki tüm amelimizi, tüm çabamızı boşa çıkarıyor?

“İflas Etmek” nedir, bilirsin? “Dosya Yakmak” diye bir kavram da duymuşsundur. “Çöken Bilgisayar” lar olduğuna zaten şahitsin…

Anlık duygusal tepki; Öfkeli çıkış veya Bencilce bir davranışla tüm emekleri bir anda boşa gidenler yok mu? Hayatı kayanlar? Toparlayalım…

Hayat Anlayışınızı açıklanmış Evrensel Gerçek- İnsani Vicdan Ölçüsüyle inşa etmez ve uygulamazsanız; hem hayatınız hem ahiretiniz kararır!

Hücurat-2’den gönlüme doğanlardı. Şüphesiz Doğrusunu Allah ve Resulü bilir. Seslerin en güzelini tercih etme niyazımla. 

https://www.youtube.com/watch?v=MJktq4HUZnU

MAHARET ÇILGINLIK MI?

Başarı ve zafer istikrar, azim, sebat ve tutarlılık eseri olduğu halde kalıplardan çıkma etiketiyle çılgınlık ve yıkım neden teşvik edilir?

Korkuları aşma adına önerilen çılgınlık ve sözde cesareti sevimli bulan tarafımız Hayvan yanımız mı, İnsan hakikatimiz mi? Bir düşünür müsün?

Hayatlarında çeşitli vebal- bedel üstlenerek devrim yapanlar model diye sunulurken istikrar- tutarlılık erdemini koruyanlar beyinsiz midir?

“Korkuyorsun?” şeklinde tahrik edici soruya hemen hepimiz “Korkmuyorum” tepkisi veririz? Etki nereyedir? Tepki hangi boyutumuzdan çıkar?

Korunması gerekeni korumak Sahiplik midir? Uzak durulması gerekenden geri durmak Korkaklık mıdır? İstikrarlı bir hayat Monotonlaşmak mıdır?

İnandığı yolda ölümüne adanmak ile kapıldığı tufanda çılgınca savrulmak aynı şeyler midir? Farkı kim görebilir, kim gösterebilir?

“En büyük Keramet; İstikamettir” tespiti Ehlullaha ait. Korkusuzluk, Özgürlük, Değişim adına nefsin oyunlarına gelmekten Allah’a sığınırız.

ESKİ HİNDU KUTSAL METİNLERİNDEN

Cennette korku yoktur, çünkü orada ne sen varsın ne de yaşlılık düşüncesi.

Bilge, güzeli değil iyiyi tercih eder; bedenî tutkuları tarafından yönetilen ahmak ise, iyi yerine güzeli tercih eder.

Zevkleri terk edebilen Bilginin ötesine geçer.

«ÖzBen» ile yüce Tanrının aynı varlık olduğunu bilen birinden öğrenim gören, anlamsız doktrinleri terk ederek Hakikate ulaşır.

Kalbin derinliklerine gizlenmiş Nurlu Varlığı tanımak zordur. Ancak Tefekkür yolunu tutan Onu düşüncenin derinliklerinde bulur.

Şeklin içindeki şekilsizi, hareketlinin içindeki hareketsizi görebilen, Öz Varlığı görmüştür ki o her engeli aşar.

En içte olan Varlık ne kutsal metinlerle ne de akılla da bulunabilir. O varlık sadece kendi istediğine kendisini açar.

Beden bir araba, ÖzBen bu arabanın yolcusu, Akıl sürücüsü, bilinç dizginleridir.

İçte olan dışta; dışta olan içtedir. Dışta olanla içteki arasında fark gören, ilelebet ölümden ölüme gider!

Kişi aldığı soluk sayesinde değil, solunum yaptıran Varlık sayesinde yaşar. O, kalbin derinliklerine gizlenmiş olan kudrettir.

Kalbindeki Cehalet Düğümü çözülmüş ve Arzu Ateşi sönmüş olan ölümlü kişi, ölümsüz olur.

Kendinde bütün varlıkları ve bütün varlıklarda kendini gören kişi, hiç kimseden nefret etmez.

Dünyevi işleri tutkusuz yapabilen ve işlerin sonucunda ortaya çıkan eseri sevme, bağlanma ihtiyacı duymayan ölümsüzlüğe açılır.

Upanişadlar (Kadim Hindu Kutsal Metinleri) 

http://www.idefix.com/Kitap/Upanisadlar/Felsefe/Felsefe-Bilimi/urunno=0000000366445

REZONANS

Fizikteki Rezonans Kanunu, insan ilişkileri, eğitimde de geçerlidir. Uyumlanma moduna girdiklerimizle aynı frekans aralığını yaşarız.

Beni dönüştürecek olan benimle aynı telden çalandır. Sonra farklı çalsa da beni alır götürür. Bana beste dayatan? Sadece direncimi körükler!

Muhatabına ne kadar uyumlanabilirsen onu o kadar dönüştürme gücü elde edersin. Sevmeden, benimsemeden, kabullenmeden dönüştürmek? Ham hayal.

“Yanlış” gören “Doğru” ya davet hakkını kaybetmiştir. “Doğru” görenin hatırına nice “Yanlış”tan geçilir.

Hiç kimse bir “Başkası”nı dönüştüremez! Herkesin “Kendisi”ni dönüştürme kudreti sınırsızdır.

“Kaynana”m eziyet ediyor dedi. Hiç bir “Anne” “Kızı”na zulmetmez dedim. Ne yani yalancı mıyım ben diye isyan etmese mesajı alacaktı. Nasip…

Karşılıklı konumlanan iki aynada bakış sonsuzdur. (Fizik kuralı)
Karşılıklı uyumlanan iki kalpte akış sonsuzdur. (Gönül kuralı)

DEĞİŞİK BAKIŞLAR, FARKLI AKIŞLAR

Benzine zam geldi dediler. Bizimki “İlgilenmiyorum ben hep 100 TL lik alırım” dedi. Kahkaha koptu. Söylediği inceliği hiç kimse fark etmedi.

“Yağmur geliyor, sel sele karışacak, çıkmayın” yayını vardı. Yağmurluk ve çizmeleri aldı, uygun yoldan yürüdü gitti. Herkes eve kapanmıştı.

“Astrolojik etkiler çok sert, aman dikkat” dedi genç. Babası, önündekileri aletle kırıp eline verdi: “Al evlat ceviz, afiyet olsun!”

Doktor ve Mühendis evlatlar babaya başarı anlatıyordu. Adam 30 yıl önceye ait ajandayı uzattı. Okudular: “Rabbim, onları saygın yetkin insanlar eyle!”

“Çölde hiçbir şey yeşermez” diye inanmış kabul etmişti Ortadoğu halkları. İsrail dünya tahıl, sebze-meyve tohum pazarını ele geçirene kadar.

“İnsanlara yardım edene Allah yardım eder” dedim. “Allah’a rüşvet vermek bu dediğin, ben onu yapmam” dedi. Kafa nasipsizse ilim ne yapsın?

“Kaynananı Annen gör, sana Kızım diye yansır, dönüşür” dedim. “O ne cadıdır siz bilmezsiniz” dedi. Anladım, çok bilene bildirilmez imiş.

Her bilgiye itiraz, her düşünceye muhalefet. Paylaşımı kestim, beni bırakma feryadı. Hiç yemek beğenmeyene kaç kere sofra açarsın sen?!

- Ekmediğin tohum yeşerir mi?
- Hayır
- Veritabanında karşılığı olmayan hayatına girer mi?
- Alçak namussuz dolu her yer.
- Peki, selametle.

İmanı dine, dini maneviyata, maneviyatı duyguya bağlamaz da derin tefekkür edersen Hayat ve Huzur Formülü bu ayettedir. “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin; siz en üstün olanlarsınız, eğer iman edenlerseniz.” (3-139)

KALBİN DİLİ

Alfabeler olmadan okuyamayacağımıza öylesine inandık ki Kalbin alfabe, harf, kelime, sese ihtiyaç duymayan iletişimine yabancılar kesildik.

Gerçeğe ancak buradan bu usulle gidilir dediler. Ezberledik, çabaladık, tırmaladık. Kalbin yoluydu söylenen. Yani içimdekine gidiş yolu (?!)

Önündeki kitabı açmak için yardıma ihtiyaç duyar mısın? Hayır mı? Şahdamarından yakın olana ulaşmak için çekmediğin kalmadı. Garip değil mi?

Hiç kitap okumadığı, hiç eğitim almadığı, hiç rahleye diz çökmediği halde dilinden hikmet dökülen bilgeler nasıl öğrendiler gerçeği? İzahı?

Salâvatta “ÜMMİ NEBİ” deriz Resulullaha (sav). Ümmî, kelimesine bile o biçim anlamlar yüklemişizdir. O kadar karmaşık mıdır acep Ümmilik?

Tohum, yeşermeyi kimseden öğrenmeden ağaç oldu. Su, akmayı kimseye sormadan ırmak oldu. Biz İnsandık, farklıydık değil mi? Öyle ya, pardon.

Tarih boyunca çeşitli düşünce akımları parlar, yıldızlaşır ve söner. Kitlesel dinler, inançlar, arınma- aydınlanma yolları niye hep ayakta?

Hiç düşündün mü? Yıllarca unutamadıkların Aklına dokunanlar mı Kalbine dokunanlar mı? İsimleri asırları aşanlar kimler peki? Sebebi ne ki?

İmparator, kral ve bilim insanlarının seveni de var sevmeyeni de. Leyla- Mecnun, Ferhat- Şirin, Mem u Zine karşı olan duyulmuş mudur hiç?

ÖNEMLİYİZ

“Gidişattan korunma” adına tesir savuşturma; “Gidişatı yönlendirme” adına etki oluşturma çabamla ne kadar da önemli bir varlıkmışım Ben!?

İmtihanım kendimi önemli ve farklı saymamla başladı. Yaratılmışlardan biri olmak neyime yetmezdi? Öylece dünyadan geçip gitmeyi niye hazmedemedim Ben?

“Mahlûkat insan emrine verildi” diyorlardı kırda dolaşırken. Çığlık attı kadın. Tarla faresi geçmiş. Ürperdi adam. Uzaklarda çoban köpeği hırıltılarından.

Akışı okuma sohbetinde iki arkadaş. Etki, tepki, oluş, korunma hakkında. Bi de ne görelim? Biri yaprak diğeri saman çöpü denize akan ırmakta.

Ekolojik döngüde yerimiz tartışılmaz. Yeşili süte çevirir, toprağı gübreyle besleriz diyordu büyük başlar. Kurban pazarı iyice kızışırken…

Kendine önem atfettiği yıllarda az mı didişti insanlarla, hayatla! Şimdilerde tatlı bi dinginlik saçıyordu. Önemsizliğin doyumsuz huzuruyla.

Mezar taşları dikkatinizi çeker mi hiç? Filan şehrin eşrafından… Falan birliğin komutanı… Falan filanın bilmem nesi… Etiketli Ölüler!..

Mahlûkatı insana benzeterek düşünmek, resimlemek normal mi? Ağaç, araba, dağ, eşya çizerken göz kulak burun takmak? Merkez Modeliz öyle mi?!

Köpek sadık- yalaka, Kedi nankör- sevimli, Tilki kurnaz- sinsi, Kelebek özgür- naif, Karınca cimri- stokçu. Bu etiketleme hakkını kim verdi bize?

İnsan? Kendini sadece dünyanın değil evrenin merkezi görecek kadar ukala, kör, cahil ve zalim! Allah basiret, firaset nasip etsin bize. ÂMİN

KUM VE KÖPÜK

Bir insanın değeri yaptıklarında değil yapmak istediklerine duyduğu güçlü istekte saklıdır.

Bazımız Mürekkep bazımız Kalem. Bazımızın karalığı olmasa diğeri dilsiz kalırdı. Bazımızın beyazlığı olmasa öteki kör kalırdı.

Akıl sünger, Kalp ırmak. Akıp gitmek yerine sünger gibi tutmayı sevmemiz garip değil mi?

Birinin gerçeği sana söyledikleri değil açılamadıklarıdır. Dinlerken söyleyemediklerini duymaya çalışmadıkça anlayamazsın.

Kış, ilkbahar yüreğimin ta içinde dese inanabilecek kaç kişi çıkar?

Ağaçlar, toprağın göğe aşkını yazdığı şiirler. Biz onları kesip kağıt yaptık. Hiçliğimizi gevezece yazmak için.

Bir anne, istediği kadar şarkısını yüreğinde saklasın. Çocuğu onu mutlaka haykıracaktır.

Âşıklar birbirlerine âşık olduklarını sanırlar. Oysa onlar beraber olmanın kendilerine hissettirdiklerine âşıktırlar.

Varsa bir günah; ataların izinden gidip geçmişe doğru işleriz. Bazılarımız ise çocuğunu hiçe sayıp geleceğe doğru günah işler.

Kalbindeki gerçeğe ulaştığında bil ki bir suçludan daha yukarıda veya bir ermişten daha aşağıda olmayacaksın!
İnsanların içindeki en acınası zavallılar hayallerini gümüş ve altına çevirip donduranlardır.

Sevinçlerimizi de Üzüntülerimizi de onları yaşamadan çok önce biz kendimiz seçtik.

Bilmeniz gerekenlerin sonuna vardığınızda hissetmeniz gerekenlerin başına gelmişsinizdir.

KUM VE KÖPÜK (Halil Cibran) Kütüphanemi karıştırırken elime geldi bu kitap. İşaretlediğim cümlelerdi paylaştıklarım.