Değiniler- 97

Değiniler- 97

NELERDEN SORUMLUYUZ?

İnsan sadece söylediklerinden değil, söylemleriyle diğer insanları teşvik ettiği hallerden de sorumludur. Farkında olsun ya da olmasın.

İnsan sadece yaptıklarından değil; yaptıklarıyla, örtülü veya açıktan insanları özendirdiği hallerden de sorumludur. Farkında olsun olmasın.

Önerilerimden cesaret bulup gaza gelmiş, bir anda uçuruma sürmüşse aracını, çektiği acıda, uğradığı zararda payım vardır. Etki bana da döner.

Teşvikimle bir işe girişmiş de kaybetmişse, sen yanlış anlamışın demem beni kurtarır mı? Beyin, etki alış-verişinde bizden izin alıyor muydu?

Yayın ulaştırdığın beyinler adedince sorumluluğun var. “Anlatır geçerim ötesi beni bağlamaz” Allah Sistemini bilenin edeceği laf değildir!

Hayra (İyiye, Güzele) kılavuzluk eden onu yapan gibidir. Şerre (Kötüye, Çirkine) kılavuzluk eden onu yapan gibidir. {Hadis} Var mı ötesi?!

Dileyen dilediğinde serbest.Sistem gayet açık ve net.

 1

DUANIN PÜF NOKTASI

Dua ederken, o duayı aklına getireni, bu yönelişe izin vereni unutmayan kişi için duanın kabulü veya reddi gibi beklentiler sıfırlanmıştır.

Kültüründe “Aklıma gelen başıma geldi” diye basit ama derin hikmet okuması olacak da sen hala duanın kabulü ve reddine takılacaksın öyle mi?

“BENim dualarım kabul olmuyor.” Senin duaların olamaz ki kabul olsun. Sende dua edenin duası vardır sadece. Onun duasına katılmayı dene!

Önemsediğim istekler peşine düştüm, yetişemedim. Önemsemez olduğumda istediklerim önüme düştü, reddetmedim.

Zihin, beden, düşünce, bilgi, ilgi, sevgi vb ile Beynimin kesintisiz duasını fark edince “Benim duam” diyebileceğim hiçbir şey kalmadı!

“İstersem dilimi, almazsam elimi kessinler” diye bir söz var Anadolu İrfanında. Biraz tefekkür et. Neler göreceksin neler…

“İstemenin hası istememek, Söylemenin hası söylememek” sırrı verdi Yunus. Ne gevezeliğim bitti, ne de isteğim. Bi sus artık nefsim bi sus!

SU GİBİ AZİZ OL

Her insan kendine layık gördüğü hayatı yaşar. Kimi ben başardım diyerek, kimi takdir bu imiş diyerek.

İnsanlar, olaylar, oluşlar ve gelişmelerle Allah’ın her an seslenişte olduğunu unutmayan; su gibi akışkan, kolay ve dingin bir yaşam sürer.

Kararsızlıkta ilk akla gelen Rahmanidir; berrak ve saftır. Sonra benlik, vehim ve vesveseyle onu başka başka yönlere çeker, bulandırır.

Birine öneri getirirken “Bunu senin iyiliğin için istiyorum” demek “Fıtratına uymaz biliyorum da dayatıyorum” demektir. İşte bu zulümdür…

İyi dinleyen, muhatabının fıtratına uygun çözümü zaten onun açığa vurduğunu hisseder, ona o yönde konuşur. Akıl verme ukalalığına düşmez.

“Sen bilirsin dersen kavga çıkmaz” der büyükler. İkili ilişkilerde huzur şifresidir bu. Ne var ki hepimiz çok biliyoruz. Gerilmek pahasına.

Vermek, ikram etmek, yardım etmek gönle coşku verir. Almak ve yardım görmek biraz gönlü sıkar değil mi? Sıkılan ego mu, şuur mu?

Alan olmasa Verenin ne hükmü var? Almaktan sıkılan egodur, benliktir. Veren de Alan da Allah’sa alma konumundan sıkılmak da isyan değil mi?

“Diş Kirası” duydun? Osmanlı ecdadımın eve davet ettiklerine küçük hediyeleridir. Niye? İyi ki geldiniz zahmet edip yemeğimizi yediniz diye!

Bir gün almak, yardım görmek, desteklenmek durumuna düşersen sıkılma dostum. Mülk Allah’ın. Veren O. Afiyetle al kabul et Rabbin ihsanını…

Ortak karar almam gerekenlere ne önersem itiraz yükselirdi. “Size uyan bana uyar” demeye başladım “Yok sen söyle” der oldular. Anladın?!

“Kocasının istediği kadın” “Karısının istediği koca” olan eşler mutluluğa imza attı. Kafasına göre eş olanlarda sorunlar ikiye katlandı…

Evrensel, İnsani, İslami ölçüde iyi bir eşim ama yaranamıyorum, dedi. Evrene, İslam’a yaslama kahrolası egonu! Eşinin istediği kişi ol, dedim.

Kocanın istediği kadın, karının istediği koca ol dedim ikisine. Biri hangimiz önce başlayacak demez mi? Ya sabır, ya sabır. Hasbunallah!

Su, her kabın şekline, her yerin biçimine uyar. Su, hayattır. Susuz yaşanmaz. Su misali yaşam, benliksiz yaşamdır.

BİR KÖRLÜK ÇEŞİDİ

İnsanoğlu, aşağıladıklarının üstünlük ve güzelliklerine; yücelttiklerinin eksiklik ve kusurlarına karşı kördür.

Yücelttiğinin muhaliflerine tavır ve uzaklığı çokları sadakat zannetmiştir. Yorumsuz Seyir ve Hakkaniyet onlar için sözden öteye gitmez.

Aşağılama ve Yüceltme eğilimi var olduğu sürece muhatabı gereği gibi değerlendirmek ve hakikatini layıkıyla seyretmek mümkün olmayacaktır.

KORKU VE ARZU GİRDABI

Kaçmak istediklerimizi yaklaştırmak; Tutmak istediklerimizi uzaklaştırmak bir beyin işlevidir. Kimi buna Kahır der, kimi de Lütuf.

Bir şeylerden kaçınma korkusu veya bir şeylere tutunma arzusu sizden düştüğünde bunlara vurulan kahır veya lütuf etiketleri de kalkar.

Bütün oluşların yerli yerince geliştiği, istisnasız tüm insanların Allah Fıtratı yaşadığı unutulmazsa çekince ve özenti girdabına düşülmez.

“Dualarımı kabul etmemesinden bildim Allah’ı” diyen Hz Ali (kv) “Arzularımı bana yaşatmayan bir beyne sahibim” diyerek şükrediyordu. Ya biz?

Kaçındıklarımıza yaklaşmayı, Tutunduklarımızdan uzaklaşmayı bir an göze alsak fark edeceğiz ki Böyle de yaşanırmış! Hem de ne hoş yaşanırmış.

Hayattan şikayet edene, aslında veritabanından beslenen bireysel benin oluşturduğu bakış açısının ıstırabını çekiyorsun, desem inanır mı?

Yaşadığın azabı veya seni kasan tutkuyu dönüştürmek o kadar kolay ki. Tek yapman gereken sahneye verdiğin ismi değiştirmek. Bu kadar basit.

Bay Stres, diyorduk ona. Süper geriyordu. İş azmi- hassasiyetini iyice gözleyince “Sağlam Eleman” diye değiştirdik kodu. Muhabbet patladı gitti.

Birilerinden rahatsız olmanın asıl nedeni ne biliyor musunuz? Yüzleşmek istemediğimiz Hakikatimizi Göstermeleri! Egomuz niye çöksün di mi?

Kocasından- Karısından şikayet eden aslında “Bana BENi göstermesini sindiremiyorum, kendimi okumak istemiyorum” dediğini bir bilse! Ah bilse!

Sizi en çok yorana karşı hislerinizi nötrleyecek 2 basit formül: 1- Ölüm haberini aldığınızı düşünün 2- Annesi olsanız böyle kızar mıydınız?

Hoşlanmadıkların kadar Allah’la kavgalı; Hoş görebildiklerin kadar Allah’a Sevdalısın. Kavga mı, Sevda mı tercihin? Aşk olsun Ya Huuu! AMİN

CİHAD

İçinde “CİHAD” kavramı geçen tüm ayetler Mekke’de inzal olmuştur. Mekke döneminde Resulullah (sav) hiç savaş etmedi ise bundan ne çıkar?

“Cihad ediniz” ayetlerinin inzali hiç savaş edilmeyen süreçteyse, savaşlar Medine döneminde olmuşsa Cihad’a Savaş anlamı vermek nedir?!

Ayetlerin inzal oluş süreci- nedenini, Hadislerin vürud (söylenme) sebebini bilmek bizi yanlış algılardan korur, İslam’ın Gerçeğine götürür.

Cihad tek ibadetin adı değil, tüm ibadetlerde olması gereken kulluk şuurudur. Rabbimizin bizden istediği kemâlâtın zirvesidir Cihad.

İnce ince, ilmek ilmek, kilim dokurcasına Cihadı ve ruhunu işlediğim yazım; Haydi Cihada!

https://www.facebook.com/notes/mehmet-do%C4%9Framac%C4%B1/haydi-cihada/770471303008749/

Cihadın en üstünü; zalim sultana karşı hakkı söylemektir! {Hz. Muhammed sav} Kim bu zalim sultan? Hakkı söylemek ne?

Sana zulmetmede egodan, benlikten daha büyük zalim var mı? Sen hiç egona, benliğine Hakkı haykıracak kadar cesur oldun mu? İşte Cihad odur.

KURBAN

Kevser Suresi Mekke’de inzal olmuş. Mekke’de ne Hac ne de Kurban kesme önerilmemiş de hepsi Medine döneminde olmuşsa bundan ne çıkar?

Müfessirler geleneği tekrar etmiş “VENHAR”a “KURBAN KES” anlamı vermişse, bu surenin inzalini, ruhunu araştırmayacak mıyız? Kör mü olalım?!

VENHAR ı kurban kes diye çeviriyorsun, surenin inzal olduğu dönemde Kurban uygulaması yok! Bile bile lades demek gerçeğe hakaret değil mi?

“VENHAR kurban kes demek değil” diye açıklayana “Vay kurbanı inkar etti” diye saldırmak cehaletin, edepsizliğin, aymazlığın ta kendisidir…

VENHAR Kurban Kes değil, Kurban İbrahim (as) den Resululllaha (as) a uzanan sünnet açıklaması takıntılı beyni rahatsız eder. Samimiyi değil.

Merakını gidereyim; Evet ben kurban kestiriyorum. İmkanım oldukça her sene. Ama farz, vacip demiyor, Resulullah (sav) uygulaması diyorum…

Asgari ücretle geçinmeye çalışan borçla kurban kesme eğiliminde. İşte bunu yapmayın. Kesemeyen üzülmesin. “Hac Sevdası”nı diri tutsun yeter.

Şu mübarek günlerde dua edelim: Size de bana da Hac nasip olsun. Umre nasip eden Rabbim bana, aileme ve hepimize hac nasip etsin. AMİN

İNSAN KURBAN ETME RİTÜELİ VE ŞİMDİKİ KURBAN

Amerika’dan Uzak Asyaya; Eski Yunandan Ortadoğu’ya pek çok uygarlıkta asırlarca süren bir ritüel: “İnsan Kurban Etme” http://mehmetdogramaci.com/2017/01/insan-kurban-etme-ritueli/

İbrahim (as) Sümer’e mensuptu. Sümer Medeniyetinde de İnsan Kurban Etme vardı. İbrahim (as) bu uygulamanın yönünü değiştirmiş olmasın?

Kur’an’daki Kurban Kıssası “İnsan Kurbanı Ritüeli”ni Hayvan Kurbanına dönüştürmede milat ise İnsanlık Ailesi İbrahim (as) in hakkını ödeyemez!

Resulullahın (as) İbrahim’e (as) özel Salavatta bulunması [Salli- Barik] ve bunu namaz için önermesi, çok değişik açılardan düşünülesidir.

Mısır, Sümer, Hitit’teki İnsan Kurban etme devam etseydi insanlığın hali nice olurdu!? Birine “Olmasaydın olmazdık” demek gerekse, bu en çok İbrahim’e (as) yakışır değil mi?

Tarih, İbrahim (as) misyonunu belgeler mi bilinmez ama ben Salli Barikleri artık bir başka aşkla okuyacağım. Selam olsun İbrahim ve Ehline.

DEĞİŞTİK DERKEN…

Her beyin; kendi veritabanına uygun bilgi arıyor, bulunca da o bilgiye gerçek diyorsa salt, orijin bilgiye ulaştık dememiz ne kadar doğru?

Kalıplarımı kırdım, benlik birikiminden arındım dediğim noktada bile veritabanım kendine en çok uyanı seçmişse, bu nasıl arınma?

Beynimin veya yerleşik bilincimin beni kandırıp kandırmadığından nasıl emin olacağım? Her şeyi veritabanına uygunluk ölçüsüne vuruyorsa?

Değiştim, yenilendim dediğimde veritabanıma dayalı birimselliği tümden değiştirmiş mi oldum? Yoksa benlik içinde bir üst levele mi sıçradım?

Vehmi Benlikten kurtulmaktan bahsediliyor. O dahi Fıtratın gölgesi ise, Fatırın Fıtratı da değişmez ise kim ne kadar kurtulabilir BENden?!

Yerel, görece kayıtları aştığı iddiasındaki dostum. Fırınlanmış Köpek kaburgası, Böcek salatası, Solucanlı Salyangoz çorbası var. Yer miyiz?

Benlik tümden yok edilecek bi şey olsaydı “Şeytanımı Müslüman ettim (Teslim aldım, Kontrol edebiliyorum) buyurmaz, Mümin ettim buyururdu.

Nefsinizle mülâyemet ediniz {Hz. Muhammed sav} Benliğinizle hoş geçininiz buyurmuş. Öldürün, yok sayın buyurmamış ne hikmetse?

Ne kadar arınırsan arın, ne kadar bilirsen bil, ne tür ibadet edersen et erişeceğin gerçek kesinlikle Fıtratından bağımsız olmayacak!

Hepimiz hayatı bir Beyinden seyretmeye mecburuz. Gerçeği de öyle izliyorsak salt, bağımsız, özgün gerçeğe ulaşma iddiası? İyi düşün…

“Allah Allah’lığını kimseye vermez” derdi Melami büyüğüm. Hiç bir kul, salt gerçeği özgün haliyle göremez! Kul kuldur, Allah da Allah.

“Allah’ın mülkü dışına çıkmak mümkün değildir.” derler. Beynin yapısal programı dışında bir bilgiye, idrake, bakışa ulaşmak mümkün değildir.

Kulluk Edebini aşmadan, Muhammedi Ölçüde Kendini, Sistemi tanımaya çalışan; ayakları yere basan sağlam bir yaşam sürer. Bu da sırf Huzurdur.

ZİHİN VE BİZ

Kendisine başkalarının nazarıyla da bakmayı göze alamayan insan; zihninin kendisine oynadığı oyunları hiç bir zaman göremeyecektir.

“Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil” sözünün asıl işareti olayları da kişileri de kendimize ayna bilerek hayata bakmaktır.

Tasavvuf Sembolizminde “Ayna” metaforunun öne çıkması; kendimizi tanımada mahlûkat- tabiata böyle bakmanın getirilerine açık bir delildir.

Aidiyet duyulan grup, ekol, akımın gerçeği dışına çıkılmadan görülmez. Sudan çıkmayı göze alan balık kıyametini koparmıştır. Öldü sanılsa da.

Zihninin kendisine oynadığı oyunu fark edecek kadar kendine objektif ve samimi olabilen; benlik perdesini zahmetsizce aralayacak olandır…

Her şeyin oyundan ibaret olduğunu gören için zevkin, acının etkisi tükenmiştir. “Tatsız- tuzsuz, kof gibi” hissiyatını yenebilirse ne âlâ.

Bir hobisi olan, bir sanatla meşgul olan, insanlık yararına bir işleve adanan boşluk hissiyatına teslim olmaz.

Günlük Beş Vakit Namazı vaktinde eda etmek ve Esma Zikrini birakmamak boşluk hissinden korunmada en güçlü faktörlerdir.

Filmin film olduğunu, baştan sona unutmadan izlemek de eğlenceyi bozardı. Unutma Nimeti var ki gülebiliyor, ağlayabiliyoruz yerine göre…

İnsanın kelime anlamı Unutandır. Zikrin kök anlamı da Hatırlama.

Filminde iyiyi oynayan; kimliğini okşar. Kötüyü oynayan benliğini yoklar. İkincileri sever olduğunda filmin anlamı kökten değişecektir…

Zincirleri koparma, Temelleri sarsma işleviyle hayatınıza girenler; size çürük zemini fark ettirip yeniden inşa olmanıza imkân verenlerdir. Sistemin bu işlevini okuyan halkımız “Kötü komşu insanı ev sahibi yapar” demiştir.

Yeşilçam yazılı senaryolardan perdeye yansırdı. Şimdiki dizilerin her bölümü gündeme göre güncelleniyor. Senaryo güncelleniyorsa bizim film?

Sürüm Yükseltme, Program Güncelleme sadece bilgisayarlar için değil Beyinler için de geçerli bir imkândır. Kadere geniş açıyla bakabilirsen.

BEYİNSEL BİR RAHATSIZLIK; AŞK

Aşk öyle bir ateş ki hangi beyinde neyi tetikleyeceği hiç bilinmez. Hiç kimse aşkı zaptedebilirim demesin! Çünkü sen değil o sana hâkimdir…

Hayvandan İnsanı çıkaran aşk; melek yüzlüden şeytanı, şeytan suretinden meleği çıkarmaya da kadirdir. Sanıldığı gibi Oyun- oyuncak değildir.

“Aşıka ta’n eylemek olmaz; Müpteladır neylesin” diyen Fuzuli aşkın bağımlılık ve bela potansiyeline dokunmuştur “Müptela” kelimesiyle…

Saplantı, Takıntı dahi beyinlerde Allah Takdiri. Tasavvufun yüce anlam yüklediği Aşkın, bir “Beyin Hastalığı” olduğu da Bilimsel bir Gerçek!

Aşığın elinden tutulmalı, şifasına yardımcı olunmalıdır. Delice alkışlayarak kutlayan; aşkın olası sonuçlarından vebal üstlenmeye hazır mı?

Müminin dostluğu mümine şifadır. Dostlara duygularla değil akıl ve imanla yrd etmeli. Dost; seni dengeye davet edendir. Çılgınlığa değil…

Sarhoş olduğunuzda salâta yaklaşmayınız. (Nisa- 43) “Aşk Sarhoşluğu” da bu kapsamda mıdır? Yoksa sadece bilinen içki sarhoşluğu mu?

- Tutuklu olmak hakkında ne dersin?
- Kötü. Allah kurtarsın.
- Âşık, ben sende tutuklu kaldım diyor maşuka?
- O başkaaa! Karıştırma!
- .!?.

Normalde aşırılık, hiçbir konuda önerilmez. Çünkü insanda denge bırakmaz. Sevgide aşırılığa gelince. İşte onu tartışmak bile istemeyiz…

Körlük, kötüdür. Sevgiden gözleri hiçbir şey görmemek? Daha ne isterim diyecek kadar çok isteriz bunu. Bu da körlük değil midir aslında?

Denge, tutarlılık, belli bir doğrultu takibini önersek rutin ve tek düzelik diye burun kıvırma eğilimindeyiz. Peki Sıratı Müstakim? O neydi?

- Bağımlılık değil mi Aşk? Uyuşturucu gibi.
- Zinciri çözen bağlılık; gafleti açan sarhoşluktur Aşk. Karıştırma!
- Özür. Tamam, öyle bileyim.

Aşkın kralını yaşadım. Aşk 3.000 tane şiir yazdırdı bana. Aşk; dokunamamaktır. Aşk; ulaşamamaktır…  

https://www.youtube.com/watch?v=RKnj1CGtM44

HAC; İNSANLAR ÜZERİNDE ALLAH HAKKI

Dünyada alışık olduğumuz dönüş mekanizmaları genelde saat yönünde olduğu halde Tavaf, tam aksi istikamettedir. Nedenini biraz düşünsek mi?!

Dünyanın iç çekirdek dönüşü dış çekirdeğin aksine. Dünyanın kendi dönüşü de dış çekirdek aksine. Elektrik de içiçe zıt dönen türbin eseri.

İmamdı babam. Zili kuvvetli çalan masa saatimizi kurardı uyanmak için. Kurma kolu da saat yönü tersineydi. Saatin hüneri o kurguya bağlıydı.

Çocukluğumun dini sohbet ortamlarında büyüklerden kulağımda kalan bir cümle: “Kâbede tavaf durduğu gün Dünyanın kıyameti kopar!”

Tavaf edenler; dünyanın enerjisini besliyor; saatte olduğu gibi kurgu tazeliyor, türbinde olduğu gibi dinamik enerji üretiyor olabilir mi?

Kâbe; göğün sonsuzluğuna dek Kâbe! Kâbe; yerin derinliklerine kadar Kâbe! Yoksa tavaf; dünyadan öte Galaktik enerji üretimi, beslemesi mi?

Ali İmran 97 “Beyti Hac Allah’ın tüm insanlar üzerindeki hakkıdır.” Allah hakkı? Tüm insanlar? Tavaf? Kurgu, türbin, enerji?! https://www.youtube.com/watch?v=nB4OA8PLGmI

1941 ilkbaharı. Kâbeyi sel basmış. Yüzerek tavaf etmiş birileri. Sırf o akış durmasın diye! Neden tavafa bu kadar hassasiyet?

DIigIuNWsAAMs0d

Kâbe’de zikir mi, namaz mı daha faziletli diye sordum zata. Hadisle cevap verdi: “Kâbe’nin nafilesi; Tavaftır.”{Hz. Muhammed sav}

Neden illa tavaf ey sevgili dedim. Şöyle dedi: Namazı her yerde kılabilirsin. Zikri de her yerde yapabilirsin. Her yerde Tavaf edilir mi?

Hacılar ve Umreciler! Tabanlarınız sızlayana dek tavaf ediniz. Baygın düşene dek Tavaf ediniz. Kâbe için hepsine değer…

ENERJİ EMİCİDEN KORUNMAK

Bir ilim yayınını takip ettiği halde sürekli yıkıcı- olumsuz yorum yapanlar; şuurlarının çağrısını duyan ama bunu egosuna yediremeyenlerdir.

Sürekli didişmek, çarpışmak için takipte kalmak; ruhsal rahatsızlık değilse de içsel çatışmanın açık zuhurudur. Dengeli insan işi değildir.

Aylarca, yıllarca birini takip ettiği halde tek olumlu söz edemeyenin benliği vicdanına set çekecek kadar betonlaşmıştır. Beton zor kırılır.

Mademki vicdanının sesini duyarak buradadır, hoş görmek gerektir. Haddi aşana, edebi elden bırakana, aşağılık sözler edene kadar…

Sabır, Hoşgörü güzeldir. Ne ki kendisiyle kavgalı olan enerji vampiri iflah olmuyorsa Engelleme butonu ne güzel korunma yoludur. Kullanınız.

Birinde Hakkı görmek= Her şeyi hoş görmek sanırsan yanar, enerji kaybedersin. Hakkı gördüğün için uzak durdukların olmalıdır. Hakları odur.

Fırıncı, hamura zehir katılmasına; Çiftçi tarlaya çöp atılmasına izin verir mi? Yorum yapabilirsin ama pişmiş aşa su katma hakkın yoktur.

BEDELSİZ ENERJİ TRANSFERİ

- Saf, temiz, masum enerjiyle bilincimi şarj etmek istesem?
- Çocuk sevindir.
- Âleme benliksiz bakmak istesem?
- Çocukla sohbet et.

- Hayatın yükü belimi büküyor. Patlama noktasına geliyorum.
- Yaşıtı, anlayanı kalmamış; gözünü ahirete dikmiş yaşlıyı dinle. Gör ne olacak?

Ufak bi harçlıkla havaya zıplayan, beş dakika dinleyince meleksi dünyalar çizen çocuğu izleyince; işte benim özüm demekten kendimi alamadım.

Hürmet görünce, yaşanmışlıkları acıya da sevince de prim vermeden özetleyen büyüğümü dinlerken hayat denen oyuna biçtiğim değerden utandım.

Değerlendirebilen için ziyaretler ve ikili görüşmeler; Allah Esmalarını bütün renkleriyle bir arada seyretme; bilinç tazeleme ve yenilenme fırsatıdır…